Sullivan`a göre
şizofreni parçalanma ve karmaşadan kaçınmak için kullanılan adaptif bir stratejidir. Şizofren birey için güvenlik ve anlam arayışı

doyum ve gerçeklik gibi gereksinmelerden daha önemlidir. Varoluşa anlam arayan kişi olarak şair de

hafif bir şizofrendir. Sanatçılarda böyle bir durumun olması onların yaratıcılıklarını artırabilir. Nitekim Jung Paris’te Picosso’nun sergisini gezdikten sonra “bu adam tam bir şizofren” der. Ancak Garaudy’nin de dediği gibi “Picasso şizofren olsa da

her şizofren Picasso değildir”. İşte burada şizofren bile olsa yaratıcı düşünce ve bunun dışa vurumu olarak sanat eserini değerlendirirken aceleci olmamak gerekir. Zira yaratıcılık

belki de

“psikopatoloji”den ziyade “normal psikodinamik”le daha yakından ilişkili olarak izaha çalışılmalıdır.
O halde yaratıcılık nedir sorusuna cevap aramak durumundayız. Zira buna cevap bulmadan sanatçı/şair ile psikopatoloji arasında nasıl bir ilişki olduğunu anlayabilmek çok zordur.
Yaratıcılık
varoluşa yeni şeylerin katıldığı bir zihinsel süreçtir. Konuyu özelleştirerek şiir bağlamında düşünecek olursak şair; bakir
otantik ve yaratıcı imge
sembol ve ifadeleri kah düşünerek kah aniden gelen bir fırtınayla dile getiren
ama bunu şiirin olmazsa olmazları içerisinde yapmaya çalışan/yapan bir sanatçıdır. Bu sebeple yaratıcı söylem aynı zamanda yaratıcı bir hayal gücünü gerektirmektedir. Ancak bu da yeterli değildir. Çünkü hayalin kelimelerle resmi yapılırken şiir dili ve şiir sesi dikkate alınmalıdır.
Acaba şair neden şuur altıyla teması kuvvetli olmak zorunda olan kişidir? Bu soru şiirle nesrin arasındaki farkı da ortaya koymaktadır. Gerçi nesirde de şuur altı önemlidir

ancak nesirde şiir dilinde olması gereken özellikleri aramamak gerekir.
Şair iç dünyasının
yani şuur altı ve hatta şuur dışının engin zenginliğinden ilham alır. Söylemin şiir dilinde ve sesinde olması işin teknik tarafıdır. Ancak bu teknik taraf gerçekleşebilmek için önce şuurun yarılarak aradaki çatlaktan öte tarafın

yani ırmağın karşı tarafının rengini ve kokusunu hissetmek

duyumsamak önemlidir.
Buna “ne demek yani… şair şaman gibi bir şey midir?” diye itiraz edilebilir.
“Evet. Şair orijinal
otantik ve yaratıcı bir ürün ortaya koymak istiyorsa raks eden şaman gibi kendisinden geçerek görüntü aleminin kapısını kapatmalı ve hayal aleminin kapısını aralamalıdır”. Buna ırmağın diğer kenarına geçme de diyebiliriz. Mevcut kıyı nesir alanına aittir

ötelerdeki kıyı ise şiire. İşte iyi şairler “hep öte taraftan yazarlar”. Lakin öte taraftan yazmak pek çok sağlıklı insan için çok zordur.
Özel bir konsantrasyon gerektirir bu. Ancak ruhsal olarak hafif bir şizofreni

hafif bir nevroz yaşayanlar şuur dışıyla teması daha fazla kurma şansına sahiptirler. Şuur dışı şuurlu hayata göre anlamsızlık alanı olduğu için şizofrenin anlamsız konuşmaları normal insanlara garip gelebilir. Çünkü şuur dışı semboller alanıdır. Sembollerin zamana

mekana ve dünyevi anlamda mantıksal kurallara tabii olmaması ise yaratıcılığın başladığı yerdir.
Şair şuur altından ve hatta şuur dışından ne kadar çok beslenirse

söylediği şiir iyi şiir haline gelebilir. Şizofrenik söylemler ne kadar çok olursa sembolik ve imgesel söylemler de o nispette kaliteli bir yapı kazanacaktır.
Sahi şairler gerçekten şizofren midir?
Bookmarks