Forumuz.Net Sitesine Hoşgeldiniz.
+ Konu Cevaplama Paneli + Yeni Konu aç
1 den 5´e kadar. Toplam 5 Sayfa bulundu
  1. #1
    jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka

    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Bulunduğu yer
    ßuLutLαя∂α:)
    Mesajlar
    767
    ilişki durumu
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Ruh Halim
    beser
    Tecrübe Puanı
    246

    Standart Hammurabi Kanunları ve Marduk

    Hammurabi Kanunları ve Marduk


    Hammurabi Kanunları ve Marduk


    Codex of Hammurabi and Marduk

    Erken Sümer dönemlerinden itibaren bir kutsiyet simgesi olarak kullanılan ve "Yıldız" (diye yorumlanan + haç biçimli ) işaretin eski toplumda zamanla "kutsal" "tanrısal" "tanrı" kavrayışını ifade etmek için kullanılıyor olduğunu biliyoruz.

    Gökyüzündeki bir "yıldız" tanımı olarak ortaya çıkmayan ve fakat giderek "yıldız" simgesi olarak yorumlanan bu erken dönem çiziminin başlangıçta kutsal olan bütün varlıkları öncelikle de "An-umu" anlatıyor olduğunu görüyoruz.

    Kendini ötekinin zıddı kılarak ittifak kurabilen eski toplumda bu işaret koruyucu ve kahredici olanı; tanrı cin şeytan melek ve kahramanı kısacası insanüstü-doğaüstü olduğu varsayılan bütün varlıkların genel bir ifadesi olmalıydı. İttifak ilişkisinin bu yanındaki topluluk kendi kutsal varlık simgesinin yanına eklediği "yıldız" işaretiyle "koruyucu tanrı"sını anlatmış ise öte yandan karşıt topluluk bunu yine kutsal olan "yıkıcı şeytan ejderha" vb. olarak anlıyordu. İslam"da şeytanın "melek"lerden birisi olmaya devam etmesi de bu yüzdendir.

    Alfabe yazımına doğru ilerlendikçe şekle verilen anlam biraz daha somutlaşıyor. Sümerler bu "yıldız" (olduğu varsayılan) çizimi "an(anum)" olarak yorumluyorlardı. Demek ki Sümerler "yıldız" olduğu sanılan bu çizimle başlangıçta genel anlamıyla göksel bir "yıldız"ı değil çok somut olarak "An-um"u kastediyorlardı. An-um çift dilli tabletlerde de görüldüğü gibi Akadça "sema şama" karşılığıdır. "Sema Şama" kavramı ise Gök"ler ve Güneş ile bağıntılıydı.

    İncelemelerimiz bize Güneş"e atfedilen bu kutsiyetin Sümer-Akad ittifak ilişkileri döneminde sadece "Tatlı Su ve Tuzlu Su" kültünün var olduğu dönemin hemen ardından itibaren geliştiğini gösteriyor. Bu toplum birimlerin ittifak törenlerinde kullanılan ve kurbanların yakıldığı pişirildiği gerçek yakıcı kavurucu arındırıcı kutsal "ateş" ile bağıntılıydı. Soyutlama toplumun herhangi bir olgu kurum veya aracı gerçek yaşam koşulları içinden çekip çıkarma dışlama metotlarından birisidir. Sümer-Akad geleneğinde "ateş" ve onunla bağıntılı "kutsal nefes" "kutsal yelüfürükçü" kültünün ne denli etkili olduğunu biliyoruz. Tabletlerde yer alan "Doğu rüzgârı" "kuzey güney batı rüzgârı" "yel" nefes kutsal ruh Enlil Elli"ler kavramlarının anlattığı kült ateş-nefes kültü idi. Musa tanrıyı çölde sönmeyen bir ateş olarak görmüştü. Yahya peygamber İsa"yı Ürdün nehrinde kutsarken İsa"nın “insanlar”ı (yeniden) ateş"le kutsayacağını ilan etmişti. İslam"da cehennem yakıcı ateş ve kaynar sulardan ibaretti. Ateş kültü sadece Mezopotamya"da değil eski Yunan ve Roma"da da çok etkilidir. Hem arınmanın hem cezalandırmanın aracı olan kutsal ve kahreden ateş kutsal sunu ortak ziyafetin hazırlık aracı olarak aynı zamanda kardeşliğin ittifakın da simgesiydi.

    Kutsal dinlerin olumlu veya olumsuz yönüyle çok ilgilendiği "ateş" günümüzdeki olimpiyatların sönmez meşalesinde kilise ve ziyaret"lerde yakılan mumlarda nevruz ateşlerinde… yaşamaya devam etmektedir. Ateş ve onun gökteki karşılığı olarak Güneş kültünün derin ve belirgin izleri bizi eski toplumun yarı-yamyam dönemine değin taşır. Ateş-güneş tapınmasının derinliği öteki yönüyle eski toplumun yamyamlıktan kurtulma çabasının büyüklüğünü de gösterir. Ateşe tapmakla nevruz ateşinin üzerinden atlamakla ateş yiyip ağzından ateş çıkarmakla ateşle arınmakla eski toplum insanın ateşe atılarak ateşte yakılarak kurban edilme geleneğini sembolik bir edime dönüştürebilmiş oluyordu. Bu bakımlardan Sümer ve Akadların en eski kutsal varlıklarının başında "An Anum Samu Şamaş" kültünün geliyor olması ne tesadüfîdir ve ne de bir "cehalet" ürünü…

    Sümer –Akad "yaratılış" anlatımlarında “yoktan bir var ediliş”in bulunmadığından bahsetmiştik. Sümer-Babil "yaratılış" anlatımları toplum birimler arasında ittifak düzeninin karşılıklı kurbanlar verilerek sağlanmasının o günkü kavrayış düzeyi bakımından aktarılan bir tarihçesidir. Kurbanlar üstelik tıpkı İsa gibi ölmeden önce ve ölerek tanrı veya tanrısal olan varlıklardı. Veya hatta başlangıç dönemi bakımından diyebiliriz ki kurban edilen insan kurban edilerek tanrı veya tanrısal kılınıyordu.

    Bu yaklaşımı İsa anlatımında da görürüz: İsa "İnsan"lığın günahları" namına kendini feda etmişti. Buradaki "İnsan" sonraki soyut genel insan halini almadan önce eski toplumda çok somut bir topluluğun kendini tanımlama kavramıydı; "günah" ise eski toplumun "yükümlülük" kavramına karşılık düşer.

    Eski tabletlerde bir “çocuğun günahsız doğamayacağı” biçimindeki ifadeler bu çocuğun yaşayabilmesi için yaşamı karşılığı olan totemi adakları sunması gerektiğine anımsatmadır. Bebeğin doğumuyla başlayan geçiş törenleri sunular ziyafetler geleneğine bugün de sahip olmamız bundan ötürüdür. Günümüzde bir malın-eşyanın fiyatının "günah" kavramıyla da ifade edilebiliyor olması günah kavramının eski toplumda "yükümlülük" ile anlamdaş olarak kullanılmış olduğunun bir diğer göstergesidir.

    Annunaki okunuşlu kavram "Yer tanrıları" anlamına kavuşmadan önce Yer ve Göğün kutsal varlıklarını (tanrılarını) birlikte anlatıyor gibidir. Bu doğaldı da. Çünkü Sümer-Akıt "yaratılış" anlatımında gördüğümüz gibi "Yer ve Gök" bir süre "birlik"te var olmuşlardı.

    Tarihte birçok kez gerçekleşen "Yaratılış"lardan birisinden sonra; kutsal yöneticilere "tanrı" olarak ad verilmesi ve ayrıştırılmalarından ve böylece "var edilmeleri"nden daha sonraki yüzyıllarda Enlil büyük bir öngörü ile artık "Yer"in Gök'ten ayrılması Gök'ün de Yer'den ayrılması'nın gerekli olduğunu görmüştü:

    "Efendi gerekli olanları meydana getirmek için Kararları değişmeyen bey Yer"den "ülke"nin tohumunu çıkaran Enlil Yer"den Gök"ü ayırmayı düşündü Gök"ten Yer"i ayırmayı düşündü"

    Kutsal kitaplarımızın "yaratılış" olarak aktardıkları olay tarihin hayli ilerlemiş olduğu bir noktada Sümer-Akad topluluklarının birbirinin zıddı kılınarak aralarındaki ilişkilerin yeniden düzenlendiği işte bu anın anlatımıdır.

    Burada dikkat edilmelidir ki bu topluluklar bu aşamada yamyamlığı hala sürdürüyorlardı. Bu nedenle de kutsal varlıklar bu dönemin yaratılış anlatımında henüz hayvan ve bitki özelliği göstermezler. Hayvan veya bitki totemlere geçiş insanin kendi yerine hayvan veya bitki sunabilmesini sağlayarak yamyamlığa son verebilmenin yolunu açmıştır. Tanıdığımız haliyle "yaratılış" döneminde toplum birimler arasındaki ayraç olarak daha sonra "yer" "gök" "su" "ağaç" vb. olarak değerlendirilecek olan kara beyaz kırmızı yeşil mavi gibi renkler kullanılmış gibi görünüyor.

    "Karabaşlı" "kızıl başlı" kavramlarının kaynakları bu döneme dayanıyor olmalıdır. En azından Sümerlerin kendi topluluklarını "karabaşlı"lar olarak tanımladıkları kesin olarak biliyoruz.









    Hemen Paylaş!
    Share

    "Adının ilk harfi haylazdır bilir misin?
    Son verir alfabemin anlamsızlığına "













    * FCK *



    UyGaR'm




  2. #2
    jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka

    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Bulunduğu yer
    ßuLutLαя∂α:)
    Mesajlar
    767
    ilişki durumu
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Ruh Halim
    beser
    Tecrübe Puanı
    246

    Standart Cevap: Hammurabi Kanunları ve Marduk

    Şimdiki bizler gibi uzak Sümer torunları da "Gök" ve "Yer"in günümüzdeki anlamlarıyla "Yer Gök" olduklarını sanmış olsalar da Sümer anlatımlarında yer alan "gök-yer" kavramlarıyla nitelenenler iki farklı topluluğun tanımlarıydı.

    "Yer"in Gök"ten ayrılması"ndan sonraki dönemde Annunaki'ler "yer tanrıları" "toprak" "kara" topluluk yöneticileri halinde yorumlanmaya başlanmaktadır. Buna karşılık İgigi olarak okunan kutsal varlıklar ise Gök'ün Semitik topluluk atalarının yönetici kutsal varlıkları olarak yorumlanmaya başlanmış görünüyor. İgigi olarak okunan kelime "Gigi –(salmu Akadça)" siyah kara gece anlamlarındadır da.

    "İnsanoğlu" ile "tanrı-gök'sel oğullar" ayırımı Sümer-Akad toplulukları arasındaki ayrımının da bir ifadesidir.

    İnsan ile şeytan; toprak (veya sudan) yaratılan insan ile gök'sel melek (veya ateşten ) yaratılmış şeytan biçimleriyle de tanıdığımız bu ikili ayrım iki ana çizgi bizi eski Sümer-Akad topluluklarına kadar kaybolmadan taşıyabilecek kadar derin izlere sahiptir.

    Eski Ahit ve Enoş'un kitabı "Tanrı oğulları melekler"in "insanoğlu kızları'yla" evlendiklerini anlatır. Bunun karşılığında İnsanoğlu erkekleri de Tanrısal meleklerle evlenmiş olmalıydı. Bu karşılıklı evlilik düzeni anlatımlarını Gılgamış'ın Dummuzi'nin kız kardeşi ile ve Dummuzi'nin de Gılgamış'ın kız kardeşi ile evliliklerinde buluruz. Bu ana çizgileri izlediğimizde örneğin İslam'da Dumuzi Hz. Adem; Gılgamış ise ateşten yaratılan şeytan Âdem ile Havva'yı cennetten kovduran yılan vb. olarak karsımıza çıkar.

    Eski toplumun Toprak ve Su kültü ile Ateş ve Gök kültü ana çizgilerini kaybetmeden sürüp gitmiş olsa da toplulukların birbirlerine karışması kültlerin de birbirine karışmasına yol açmıştı. Öte yandan topluluklar arası kaynaşma gelişen ticaret daha geniş ölçekler içinde yeni toplulukların oluşma süreci tek tanrıya ulaşma gereksinimini de doğurur. Bu aşama yaklaşık – 2000"li yıllarda iyice olgunlaşmış durumdaydı. Askeri olarak Sargon tarafından merkezi bir yapıda toparlanmış olan toplulukların ardından ortak bir yasa (belki Anayasa da diyebiliriz) altında Hammurabi döneminde tam olarak yeniden sağlanan bu toparlanma dönemi tek tanrıcılığa geçiş sürecinde belki bir dönüm noktası olarak ele alınabilir. Bu aşamadan itibaren eskiden ayrıcalıkları farkları vurgulanmaya özen gösterilen tanrıların giderek tek bir kutsiyet kavramı içinde toparlanmaya başladığını görürüz.

    Marduk okunuşlu bir kavrama toplumsal gelişmenin tamamen doğal gelişimi içinde kalarak işte bu donemde rastlıyoruz. Hammurabi Yasasının giriş bölümünde şöyle deniliyordu:
    "Ne zaman ki
    Anunnaki'lerin efendisi (lugal)
    göklerin ve yerin efendisi
    Ulu (Tanrı) Anum( AN)
    ve
    Memleketin kaderini tayin eden
    Enlil
    Ea'nın(enki) büyük oğlu
    Marduk(AMAR.UTU) "u
    Bütün insanlık üzerine
    Enlil'liğe
    tayin ettiler (ve)
    İgigi'ler
    (arasından) onu yücelttiler
    Babil (ka. dıngır. ra) şehrini üstün adıyla andı;
    Onu cihanda üstün yaptılar…"

    Burada "Marduk" okunuşlu kavram Sümer tarihinin en eski dönemlerine bağlı olarak ele alınmaktadır böylece "yeni" bir olgu imiş gibi değerlendirilmediğini görüyoruz.

    Hem de Marduk'un Sümer karşılığı "amar-utu" biçimindedir ki kelime kelime yaklaşık anlamlarıyla "güneşin oğlu" "güneşin dana'sı" "adanmış oğul" gibi yorumlara ulaşabiliriz ki bunların tümü eski toplumda kullanılan kutsal kavramlardı.











    "Adının ilk harfi haylazdır bilir misin?
    Son verir alfabemin anlamsızlığına "













    * FCK *



    UyGaR'm




  3. #3
    jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka

    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Bulunduğu yer
    ßuLutLαя∂α:)
    Mesajlar
    767
    ilişki durumu
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Ruh Halim
    beser
    Tecrübe Puanı
    246

    Standart Cevap: Hammurabi Kanunları ve Marduk

    Marduk bir isim olarak değil; Gılgamış geleneğinin canlandırılması; Eski Ahit"te tanıdığımız şekliyle Nemrut; Âdem karşılığındaki Şeytan ateş ve yılan sembolünün yeniden yüceltilişi olarak görünüyor.
    Hammurabi döneminde "Marduk" olarak okunan (Sümerce: amar-utu) Babil'in baş tanrısına bu ses değerleriyle Sümer kayıtlarında rastlanmaması öteden beri konuyu ilginç kılmıştır.

    Ortalama tarih değerleriyle (-1792/ -1750) arasında yaşadığı kabul edilen Hammurabi'nin kanun metninde karşılaştığımız "Marduk" okunuşlu tanrı daha sonra yaklaşık -1200"lere doğru bütünlüklü hali verilmiş gibi görünen Enuma Eliş'te asıl yaratıcı kahraman Ea-Enki'nin büyük oğlu Enlil sıfatlarıyla karşımıza çıkıyor.

    Bir olgu olarak saptayalım ki Babil kraliyet listesinde Marduk'la ilişkili kral isimleri Hammurabi döneminden çok sonra -1200'lerden itibaren yani bir bakıma Enuma Eliş'le birlikte ve giderek artan bir şekilde kullanılmaktadır.

    Babil kralları listesinde Marduk-Apal-idina (-1174/-1157) Marduk-kabit-ahhesu (-1156/-1139) Itti-Marduk-balatu (-1339/-1331) Marduk-nadin-ahhe (-1098/-1081) Marduk-sapik-zeri (-1080/-1068) Marduk-zeri (-1046/-1033) gibi kral isimlerine rastlıyoruz.

    Sümer-Babil tarihinin incelenmesi sırasında sadece "kavram kelime" ses değerlerine ("okunuş") bağlı kalmanın ve bu çerçeve içinde yorum geliştirmenin zayıf temeller taşıyacağına çok kez değindik. Yazının kullanımından bu yana geçirdiği evreler farklı dillerin ortak resim değerlerini kendi sesleriyle aktarmaları alfabeye geçildiğinde sesli harflerin kaydedilmemesi yazının sağdan veya soldan başlanarak okunabilmesi kavram anlamlarının sonraki yazıcılar tarafından farklı yorumlanabilmesi gibi niyete bağlı olmayan etmenler aynı özellikteki tanrı isimlerinin çeşitlenmesinin de nedenlerini oluşturmuşlardı.

    Enki-Apsu tanrının özelliklerini hesaba kattığımızda Efes Okenaos Poseidon… Kavramlarının aslında farklı alfabe ve okuyuş türleri etrafında aynı tanrının tanımı olduğunu görürüz. Kavram anlamları bakımından da durum böyledir. Örneğin güzeller güzeli İnanna başlangıçta Nippur'un genç alımlı kutsal suda arınmış henüz çiftleşmemiş ("bakire") bir genç kızıydı ve ilk cinsel ilişkisini Enlil ile (ama eğer tablet kayıtlarındaki ifadeye güvenirsek.) bir "kayık"ta gerçekleştirmişti. Bay Kramer Enlil'in Ninlil'e kesinlikle bir "kayıkta" tecavüz etmiş olduğundan neredeyse emindir.

    Bununla birlikte saptamalıyız ki Bay Kramer gibi uzmanlarımız konuların daha çok spekülatif yanlarıyla ilgileniyor oldukları için bu tür "kayık" gibi kavramlar etrafında dolaşıp kalırlar. Onlar bu çiftleşmede ("ırza geçmenin" !) neden bir dağ başında ovada elma ağacı dibinde değil de mutlaka "kayık"ta gerçekleşmiş olarak aktarılmış olabileceği ile pek ilgilen(e)mezler.

    Tabletlerin bu "kayık" kavramına güvenirsek bir başka büyük Sümer tanrısı Enki de bir başka genç kızla yine "kayık"ta çiftleşmişti. "Kayık" "gemi" gibi motifler ünlü Nuh Tufanı'nın da temel aracı olduğuna göre bu kavramın belki bir başka mekân tanımı olarak kullanılmış olabileceği üzerinde durmak gerekli idi. "Tecavüz" sahnesine odaklanan ve "gemi-kayık" kavramının geçmişteki anlamını sorgulamayan yaklaşım ister istemez Eski Ahit"in "3 katlı Nuh gemisine" inanmaya da devam etmek zorunda kalır.

    Tanrıların hayvan ve bitki dünyası ile Ay Güneş yıldız ve gezegenlerle iç içe geçen yapısı insanın toprak şeytanın ateşten yaratılması inancı; güzeller güzeli İnanna'nın "göğün kutsal ineği" olması Musa döneminde "altın kutsal dana"ya tapılması… vb. motifler bizlere olağanüstü karmaşa içinde ruhlar yıldızlar kurgular dünyası gibi görünse de bütün bunlar insan toplumunun en gerçek ilişkilerinin farklı tarihsel dönemlerdeki yansıtıcılarından başka bir şey değildirler; kültür birikimlerini sonraki nesillere devreden eski toplum şimdiki toplumun bütün değerlerinin başlangıçtaki yaratıcısıdır.

    İstanbul medyasının "Kanarya Aslan'ı yuttu." türü başlıklarını çok doğal bir şekilde algılayan bizlerin eski toplumun "Aslan Kuzuyu; kuşlar tahıl'ı yemiyorlardı." türünden ifadelerinde "mitoloji" "hayaller" vb. arama tavrını bir türlü anlayamamışımdır.

    Eski topluma onun kavramlarına eski bir toplumun yaşam koşullarını hesaba katarak; modern ayinleri tanıyarak anane ve öteki kurumların gelişim çizgisini yakalayarak toplumsal mantığın bireylerce belirlenemeyen değerleri bakımından yaklaşılırsa eski toplumun kutsal peçesinin ardında bulunan doğal saf ve en az şimdiki toplum kadar zeki yüzünde bulunan pırıltılarla karşılaşırız. Bütün bir insanlık kültür birikimini bu insanlığa değil Ay'dan yıldızlardan gelmiş yabancı varlıklara ait kılma çabasında hiç olmazsa bir parça Batı'nın Mezopotamya topraklarında fışkıran kültürü bu kültürü yaratanlara layık görmeyen; bunu onların atalarının yaratmış olabileceğine inanmayan tutumu yatar.

    Aslında eski toplum ona o nasıl ise olduğu haliyle yaklaşanlara kapısını sonuna değin açan şarklı bir misafirperver gibi davranır. Buna karşılık ona düşmanca yaklaşanlar bir "şarklı" düşmanla bir "şark kurnazı" ile baş edemezler ve tarihi insan toplumunun elle tutulan gerçek yaşamında değil ya "Tanrıların araba" tekerlerinin izlerinde ya da "gizemli" (!) uygarlıkların yıldız esintilerinde aramak zorunda kalırlar.

    Hammurabi yasalarında ve Enuma Eliş'te anlatılan biçimiyle tarihçesi erken Sümer dönemlerine değin uzanmasına karşın "Marduk" okunuşlu tanrıyı eski Sümer-Akad tabletlerinde şu andaki bilgiler ölçüsünde "Marduk" ses değerleriyle bulamıyoruz. Bu durumda önce Marduk'un ona atfedilen özellikler bakımından kökeninin eski kaynaklarda aranmaya çalışılması gerekiyordu.

    Marduk okunuşlu tanrıyı tanrısal büyük oğlu ilk kez Hammurabi kanun metinleri üzerinden tanıdığımıza göre Hammurabi"nin bu Marduk okunuşlu tanrı ile bir ilişkisi olması gerektiğinden yola çıkabiliriz.









    "Adının ilk harfi haylazdır bilir misin?
    Son verir alfabemin anlamsızlığına "













    * FCK *



    UyGaR'm




  4. #4
    jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka

    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Bulunduğu yer
    ßuLutLαя∂α:)
    Mesajlar
    767
    ilişki durumu
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Ruh Halim
    beser
    Tecrübe Puanı
    246

    Standart Cevap: Hammurabi Kanunları ve Marduk

    Hammurabi olarak tanıdığımız ve ortalama tarihsel dizine göre -1792/ -1750 yıllarında yaşamış olan bu şahıs tablet yazımlarında ha -( h)am -mu -ra -pi (bi) lu gal Gallugal Hahammuraba Kaammu-rapi Kammuraba gibi okunması mümkün bir şekilde ifade ediliyordu.

    Kanun'larının ön ve son söz içeriklerinde Hammurabi hem krallığını krallar kıralı oluşunu vurgular; hem de tanrılar tarafından çağırılmış olduğunu yani tanrısal elçiliğini. Bu durum Hammurabi döneminde iki erkin kraliyet ve dini yetkinin tek elde toplandığını gösteriyor.

    Öte yandan birçok kral isminin tekrarına karşın Babil kraliyet listesinde ikinci bir Hammurabi"ye de rastlamıyoruz. Museviliğin Haham ve Rabin gibi yaşayan dini kategorileri ile ve yine Museviliğin yola çıktığında Ab-ram iken tanrı tarafından "halkların babası" yapılması uygun bulununca "Ab-ra-ham" olarak "adı" düzeltilen "Hazreti İbrahim" arasında hiç olmazsa kavramsal düzeyde bir ilişki bulunuyor olabilir. Bu durum dini çevrelerde Abraham'ın Milattan önce 2000'lerde yaşadığı "rivayet"i ile de pek ters düşmüyor.

    Museviliği oluşturan Abram (Avram) (evre) (yevre) topluluğu da Hammurabi'nin soyu gibi semitik bir ortak geçmişe dayanmaktadır. Hammurabi bizim "Amorit"ler olarak da seslendirdiğimiz bir semitik kavimdi. Fransızlar'ın "Amorrhéens" diye yazdığı Eski Ahit'e "Amorlular" diye kaydedilmiş bu topluluk ve bu topluluğun tarihte bulundukları alanı Sümer tabletlerinde "Martu toprakları" olarak buluyoruz.

    Martular erken Sümer dönemlerinden itibaren Sümer tarihinde yer almış görünüyorlar. Bu bakımdan eğer Hammurabi Martu topluluğun tanrısı Martu"yu Sümer yazımıyla a-mar-utu'yu Marduk sesleriyle tanımış ve aktarmış ise bunu tamamen kişisel bir kurguyla yapmış olamazdı. O aidi olduğu topluluğun derinlerde kalan ve kulaktan kulağa aktarılan ilahilerinin tanrısından bahsediyor olabilirdi.

    Öte yandan Martu Maru Mari Amor Amorit biçimli okuma veya yazmaların anlattığı bu topluluk Sümer kaynaklarında daima “Batı” bölgesi ile bir ele alınıyordu.

    "Bir zamanlar
    Subur ve Hamazi ülkeleri
    Çok (?)-dilli Sümer
    Kraliyetin ilâhî yasalarının büyük ülkesi
    Gerekli her şeye sahip ülke Uri
    Güvenlik içinde (Batı'da) yaşayan Martu ülkesi
    Bütün evren
    İnsanlar tek yürekle
    Övüyordu Enlil'i tek bir ağızdan."

    Sümer tabletlerinde Martu veya Amurrûm kavramları Batı'da oturan toplulukların Batı yönünün de anlatımı idi. Kuşkusuz bu tabletler "bütün evren" dediği zaman yukarda da görüldüğü gibi Sümer ve en yakın ittifak topluluk topraklarını kastediyordu.

    Daha önceki dönemlerde bu "evren" kavramının sadece Sümer topraklarından ibaret görülmüş olduğu açıktır. Bu bakımdan Sümerler için yön tasnifi hiç olmazsa kendini merkez varsayarak yapılıyor olmalıydı. Öyle görünüyor ki”yevropa” terimine kaynaklık eden "yevre" –ibra'ni semitleri giderek Martu'ların yerine geçmiş ve Batı kavramı "ibra" türü bir yazımın yevre biçimli (Rus'lar Musevileri Abra yazımını kiril alfabesi yoluyla okudukları için günümüzde de "yevre" sesiyle nitelerler) okunmasıyla türetilmişti.

    Yukarıda aktarılan ilahi Martu ülkesinin erken Sümer döneminden itibaren bölgede kurulmuş olan ittifakın ve Enlil Yel-Ateş kültünün bir parçası olarak değerlendirildiğine kuşku bırakmıyor. Uruk kıralı Enmerkar'ın (bu kavramı Gılgamış veya Dumuzi olarak da anlayabiliriz) Martu'nun Uruk'a saldırısından bahsetmesi; çok daha önceki çağlarda Enki'nin "dünya düzeni"ni sağlarken Martuları gözeten onlara armağan veren tutumu bu bakımdan pek şaşırtıcı değildir. Anlaşılıyor ki Hammurabi"nin semitik Amorit topluluğunun ataları olan Martular çoktan Sümer'in Batı'sına gelmiş durumdaydılar.

    Marduk'un Sümer karşılığı a-mar-utu her hâlükârda bu kavramın Utu Güneş an Şamaş kavramı ile bu topluluk arasında var olan ilişkiye işaret ediyor. Bu nokta aynı zamanda benim Tufan yorumlarımda Güneş'i Bay Kramer gibi Doğu yönünde değil de neden Batı'da arıyor olduğumla da ilişkilidir.

    Sümerlerin Martu sesiyle tanımladıklarını düşündüğümüz bu topluluk ile ilgili bazı tabletler bize "Martu"ların özelliklerini de açıklamaktadır. Martu'ların kişiselleştirilmiş bir anlatım tarzı olarak bir "kişi" haliyle Martu bir gün evlenmeye karar vermişti.

    Bay Kramer bu konuyu söyle özetliyor: Martu Annesine kendisine bir eş almasını ister: Annesi ona bu konuda öğütler verir. Bu öğütler doğrultusunda Ninab"da büyük bir şölen kurulur ve şölene Kazal*lu'nun koruyucu tanrısı Numuşda karısı ve kızı ile birlikte katılır. Bu şölen sırasında Martu'nun yaptığı kahramanca gösteriler (bu bolümü içeren pasaj kısmen kırıktır ve büyük bö*lümü anlaşılmamaktadır) Kazallu'lu Numuşda'nın hoşuna gider. Ödül olarak Martu'ya gümüş ve lacivert taşı (lapis lazuli) verir; ama Martu kabul etmez; ödül olarak Numuşda'nın kızının elini ister. Numuşda bu teklifi sevinerek kabul eder; kızı da razı olur. Fakat kızın yakın akrabalarından birisi Martu'yu şöyle tanıtarak kızı evlilikten vazgeçirmeye çabalar:

    "Çadırda oturan rüzgârın ve yağmurun (tokadını yiyen ?) bu adam (Martu)
    bilmiyor (?)] dua nedir
    Silahla dağı yaşadığı yer [hâline getiriyor (?)]
    Aşırı kavgacı bu adam ülkelere düşman [oluyor (?)]
    Dizlerini bükmesini bilmiyor
    Pişmemiş (çiğ) et yiyor
    Ömründe evi olmamış
    Ölünce mezara konmuyor.
    Ey. nim niye Martu'yla evleniyorsun?"
    Numuşda'nın kızı Adnigkişar bu tartışmaya basitçe şöyle karşılık verir:
    "Martu ile evleneceğim "
    (Kramer. SümerlerSümer Mitolojisi vb.)









    "Adının ilk harfi haylazdır bilir misin?
    Son verir alfabemin anlamsızlığına "













    * FCK *



    UyGaR'm




  5. #5
    jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka jiм_jiмe Evreka

    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Bulunduğu yer
    ßuLutLαя∂α:)
    Mesajlar
    767
    ilişki durumu
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Ruh Halim
    beser
    Tecrübe Puanı
    246

    Standart Cevap: Hammurabi Kanunları ve Marduk

    Bu tablette yer alan bilgiler altın değerindedir ve bize "pişmemiş (çiğ) et yeme" "ölünce mezara konmama" gibi her göçer toplulukta mutlaka olması gerekmeyen özellikler hakkında bilgi vermektedir. "Pişmemiş et" yemeği daha sonra kutsal erkek et yiyecek türü halinde Arâmî ve Hitit kültü üzerinden "çiğ köfte" biçimiyle günümüze değin ulaşacaktır. Doğal olarak"çiğ köfte" geleneğinin şimdi yaşadığı alanlar ile bu Martu topluluğu arasında bir ilişki kurmak aykırı değildir.

    Bay Kramer tarafından "Enki ve Dünya Düzeni" başlığı atılarak çevrilen bir tablette ise Hammurabi kanunlarının ve Enuma Eliş'in Marduk'u Enki-Ea'nın "büyük oğlu" olarak nitelemelerini hakli kılacak bir ilişkinin varlığını görürüz. Enki herhalde kendisine yardımcı olan kendine tapan bu topluluğu her seferinde ödüllendirmekten geri durmaz. Magan Dilmun Melam Marhaşi Meluhha Ur Uruk Nippur Dicle ve Fırat"ı dolaşarak oraları abad eden oralarda düzen kuran Enki Martu'lara da armağan olarak durmadan "sığır" verir:

    "Kent kurmayan [ev] kurmayan *Martulara Sığır verdi Enki armağan olarak"

    "Kenti olmayana atı olmayana Martulara sığır verdi Enki armağan olarak"

    Tabletin buradaki ifadeleri Martu'yla evlenen gelinin yakinen gözlemleriyle uyum içindedir: Martular kent kurmayan evi olmayan ölülerini gömmeyen gezgin avcı toplayıcı çoban bir topluluktu.

    Enki tanrı ile bunun Kenan okunuş biçimi arasındaki ilişkiye daha önce değinmiştik. Eski Ahit'in tanrısının Musevilere durmadan "Kenan topraklarını" vaat etmesinin gerisinde de böyle bir ilişki bulunuyor gibidir:

    “O gün Tanrı Abram(Avram)`la antlaşma yaparak ona şöyle dedi:

    “Mısır Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan bu toprakları -Ken Keniz Kadmon Hitit* Periz Refa Amor Kenan Girgaş ve Yevus topraklarını- senin soyuna vereceğim.” (Yaratılış)

    Tanrı daha sonra Musa döneminde bu vaadini yineler:

    “ Söz verdim sizi Mısır`da çektiğiniz sıkıntıdan kurtaracağım; Kenan Hitit Amor Periz Hiv ve Yevus topraklarına süt ve bal akan ülkeye götüreceğim.`“Amor Kenan Hitit Periz Hiv ve Yevus halklarını senin önünden kovacağım. (Daha sonra ) İsrailliler Heşbon ve çevresindeki köylerle birlikte Amorlular"ın bütün kentlerini ele geçirerek orada yaşamaya başladılar.”

    Bu durumda Eski Ahit'in Amorluların onların ataları Martu"ların gelenekleriyle karşılaşmasından daha doğal bir şey olmaz. Fakat ilginç bir şekilde Sümer-Akad tarihinin birçok temel izini bulduğumuz ve tıpkı Enuma Eliş gibi eski kaynaklardan beslenen Eski Ahit Hammurabi'nin tanımladığı ve erken Sümer dönemlerinden itibaren var görünen Marduk sesiyle aktarılan bir tanrıya yer vermez.(Sonraki Merodak isimli krallardan bahsetmiyoruz)

    Buna karşılık Eski Ahit secere sayımı sırasında Nemrut okunuşlu tanrıdan oldukça saygılı bir ifade tarzıyla ve soylarını saydığı öteki "kişi"lerde yapmadığı ölçüde geniş açıklamalarda bulunur:

    ".Ve Kuş Nimrod"un babası oldu; o yeryüzünde kudretli adam olmaya başladı. O Rabbin indinde kudretli bir aver idi; bundan dolayı "Rabbin indinde Nemrut gibi kudretli avcı" denilir. Ve onun krallığının başlangıcı Şinar diyarında Babil ve Erek ve Akkad ve Kalne idi. O diyardan Aşura çıktı ve Nineveyi ve Rehobot-iri Kalah"ı ve Nineve ile Kalah arasında Reseni inşa etti; büyük şehir budur" (Tevrat Tekvin 10/8-12).

    Eski Ahit'in Marduk'la eşitlendiği anlaşılan Nemrut okunuşuna nasıl ulaşmış olduğunu şu anda bilmiyoruz. Eski Ahit belki Nemrut okunuşuna Tufan döneminden beri Sümer-Akad kayıtlarında bilinen ve Marduk'un da bir özelliği olan Ninurta tanımından; belki Marduk'un "güneşin büyük oğul"u özelliğinin Sümer-akad karışımlı bir yazımı olan “en mar utu” / N M R T ( Eski Ahit yazarları sesli harfleri kaydetmiyordu.) yazımı sesli harf kullanımına geçildiğinde Nemrut Nimrut biçimini almıştı.

    Kesin olan şu ki bölge toplulukları Marduk olarak tanınan tanrının özelliklerini gökyüzündeki her hangi bir X gezegeninde değil; tanrılar henüz ay ve yıldız dünyasına ulaşmamış iken erken Sümer oluşumundan itibaren yaşanan gerçek ilişkilerde aramışlardır.








    "Adının ilk harfi haylazdır bilir misin?
    Son verir alfabemin anlamsızlığına "













    * FCK *



    UyGaR'm





 

Forum Bilgileri

Bu Konuyu Görüntüleyenler

Şu an 1 kişi bu konuyu görüntülüyor. (0 üye ve 1 misafir)

     

Konu Etiketleri

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542