Şimdiki bizler gibiuzak Sümer torunları da
"Gök" ve "Yer"in
günümüzdeki anlamlarıyla "Yer
Gök" olduklarını sanmış olsalar da
Sümer anlatımlarında yer alan "gök-yer" kavramlarıyla nitelenenler
iki farklı topluluğun tanımlarıydı.
"Yer"in Gök"ten ayrılması"ndan sonraki dönemdeAnnunaki'ler "yer tanrıları"
"toprak"
"kara" topluluk yöneticileri halinde yorumlanmaya başlanmaktadır. Buna karşılık İgigi olarak okunan kutsal varlıklar ise Gök'ün
Semitik topluluk atalarının yönetici
kutsal varlıkları olarak yorumlanmaya başlanmış görünüyor. İgigi olarak okunan kelime "Gigi –(salmu
Akadça)" siyah
kara
gece anlamlarındadır da.
"İnsanoğlu" ile "tanrı-gök'sel oğullar" ayırımıSümer-Akad toplulukları arasındaki ayrımının da bir ifadesidir.
İnsan ile şeytan; toprak (veya sudan) yaratılan insan ile gök'sel melek (veya ateşten ) yaratılmış şeytan biçimleriyle de tanıdığımız bu ikili ayrımiki ana çizgi
bizi
eski Sümer-Akad topluluklarına kadar
kaybolmadan taşıyabilecek kadar derin izlere sahiptir.
Eski Ahit ve Enoş'un kitabı"Tanrı oğulları
melekler"in
"insanoğlu kızları'yla" evlendiklerini anlatır. Bunun karşılığında
İnsanoğlu erkekleri de Tanrısal meleklerle evlenmiş olmalıydı. Bu karşılıklı evlilik düzeni anlatımlarını
Gılgamış'ın Dummuzi'nin kız kardeşi ile ve Dummuzi'nin de Gılgamış'ın kız kardeşi ile evliliklerinde buluruz. Bu ana çizgileri izlediğimizde
örneğin İslam'da
Dumuzi
Hz. Adem; Gılgamış ise ateşten yaratılan şeytan
Âdem ile Havva'yı cennetten kovduran yılan vb. olarak karsımıza çıkar.
Eski toplumun Toprak ve Su kültü ile Ateş ve Gök kültüana çizgilerini kaybetmeden sürüp gitmiş olsa da
toplulukların birbirlerine karışması
kültlerin de birbirine karışmasına yol açmıştı. Öte yandan
topluluklar arası kaynaşma
gelişen ticaret
daha geniş ölçekler içinde yeni toplulukların oluşma süreci
tek tanrıya ulaşma gereksinimini de doğurur. Bu aşama
yaklaşık – 2000"li yıllarda iyice olgunlaşmış durumdaydı. Askeri olarak Sargon tarafından merkezi bir yapıda toparlanmış olan toplulukların ardından
ortak bir yasa (belki Anayasa da diyebiliriz) altında
Hammurabi döneminde tam olarak yeniden sağlanan bu toparlanma dönemi
tek tanrıcılığa geçiş sürecinde belki bir dönüm noktası olarak ele alınabilir. Bu aşamadan itibaren
eskiden ayrıcalıkları
farkları vurgulanmaya özen gösterilen tanrıların
giderek tek bir kutsiyet kavramı içinde toparlanmaya başladığını görürüz.
Marduk okunuşlu bir kavramatoplumsal gelişmenin tamamen doğal gelişimi içinde kalarak
işte bu donemde rastlıyoruz. Hammurabi Yasasının giriş bölümünde şöyle deniliyordu:
"Ne zaman ki
Anunnaki'lerin efendisi (lugal)
göklerin ve yerin efendisi
Ulu (Tanrı) Anum( AN)
ve
Memleketin kaderini tayin eden
Enlil
Ea'nın(enki) büyük oğlu
Marduk(AMAR.UTU) "u
Bütün insanlık üzerine
Enlil'liğe
tayin ettiler (ve)
İgigi'ler
(arasından) onu yücelttiler
Babil (ka. dıngır. ra) şehrini üstün adıyla andı;
Onu cihanda üstün yaptılar…"
Burada "Marduk" okunuşlu kavramSümer tarihinin en eski dönemlerine bağlı olarak ele alınmaktadır
böylece "yeni" bir olgu imiş gibi değerlendirilmediğini görüyoruz.
Hem deMarduk'un Sümer karşılığı "amar-utu" biçimindedir ki
kelime kelime yaklaşık anlamlarıyla "güneşin oğlu"
"güneşin dana'sı"
"adanmış oğul" gibi yorumlara ulaşabiliriz ki
bunların tümü eski toplumda kullanılan kutsal kavramlardı.





LinkBack URL
About LinkBacks




+



"
Alıntı ile Cevapla


Bookmarks