Forumuz.Net sitesine hoş geldiniz.
1 den 8´e kadar. Toplam 8 Sayfa bulundu
  1. #1

    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Tecrübe Puanı
    6688
    Mesajlar
    7,086

    Thumbs up Bilim Adamları ve Buluşları Kısaca Bilgiler

    Bilim Adamları ve Buluşları Kısaca Bilgiler

    Bilim Adamlarının Hayatı Bilim Adamları ve İcatları Bilim Adamları ve Hayatları Bilim Adamları İsimleri Bilim Adamları Yaptıkları Buluşlar Biyografileri

    Özellikleri İcatları Adları Sözleri ve Hakkındaki Bilgiler.

    ALİ KUŞÇU


    15 yy da yaşamış olan önemli bi astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur’un (1369-1405) torunu olan Uluğ Bey’in (1394-1449) doğancı başısı idi. “ Kuşçu” lakabı buradan gelmektedir. Ali Kuşçu Semerkand’da doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda Uluğ Bey de dahil olmak üzere Kadızad-i Rumi (1337-1420) ve Gıyaseddin Cemşid el- Kaşi (?-1429) gibi dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri almıştır. Ali Kuşçu bir aralık öğrenimini tamamlamak amacı ile Uluğ Bey’den habersiz Kirman’a gitmiş ve orada yazdığı Hall el-Eşkal el-Kamer adlı risalesi ile geri dönmüştür. Dönüşünde risaleyi Uluğ Bey’e armağan etmiş ve Ali Kuşçu’nun kendisinden izin almadan Kirman’a gitmesine kızan Uluğ Bey risaleyi okuduktan sonra onu takdir etmiştir.

    Ali Kuşçu Semerkand’a dönüşünden sonra Semerkand Gözlemevi’nin müdürü olan Kadızade_i Runi’nin ölümü üzerine göslemevinin başına gezmiş ve Uluğ Bey’in ölümü üzerine Ali Kuşçu Semerkand’dan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın yanına gitmiştir. Daha sonra Uzun Hasan tarafından Osmanlılar ile Akkoyunlular arasında barışı sağlamak amacı ile Fatih’e elçi olarak gönderilmiştir. Bir kültür merkezi oluşturmanın şartlarından birinin de bilim adamlarını bir araya toplamak olduğunu bilen Fatih Ali Kuşçu’ya İstanbul da kalmasını ve medresede ders vermesini teklif eder. Ali Kuşçu bunun üzerine Tebriz’e dönerek elçilik görevini tamamlar ve tekrar İstanbul a geri döner. İstanbul a dönüşünde Ali Kuşçu Fatih tarafından görevlendirilen bir heyet tarafından sınırda karşılanır. Kendisi için ayrıca karşılama töreni yapılır. Onu karşılayanlar arasında zamanın uleması İstanbul kadısı Hocazade Müslihü’d- Din Mustafa ve diğer bilim adamları da vardır. İstanbul a gelen Ali Kuşçu’ya 200 altın maaş bağlanır ve Ayasofya ya müderris olarak atanır. O burada Fatih Külliyesi’nin programlarını hazırlamış astronomi ve matematik dersleri vermiştir. Ayrıca İstanbul un enlem ve boylamını ölçmüş ve çeşitli Güneş saatleri de yapmıştır. Ali Kuşçu’nun medreselerde matematik derslerinin okutulmasında önemli rolü olmuştur. Verdiği dersler çok rağbet görmüş ve önemli bilim adamları tarafından izlenmiştir. Ayrıca dönemin matematikçilerinden Sinan Paşa’da öğrencilerinden Molla Lütfi aracılığı ile Ali Kuşçu’nun derslerini takip etmiştir. Nitekim etkisi 16yy da ürünlerini verecektir.

    Ali Kuşçu’nun astronomi ve matematik alanında yazdığı iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih’e sunulduğu için Fethiye adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilir. İkinci bölümde Yerin Şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu yere ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir. Döneminde hayli etkili olan bu astronomi eseri küçük bir el kitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok medreselerde astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu’nun diğer önemli eseri ise Fatih’in adına atfen Muhammediye adını verdiği matematik kitabıdır.

    ALBERT ABRAHAM MİCHELSON

    19 Aralık 1852’de doğdu. Orta öğrenimini San Francisco’da yaptı1896’da Başkan Grant’ın özel adayı olarak Deniz Akademisi’ne girdi. 1873’te oraya fizik-kimya öğretmeni oldu. Bilimsel araştırmaya yöneldi.

    Duragan esirin maddi bir şey olması ve yeri okyanus gibi kuşatması durumunda ışığın aktarılmasına engel biçimleyeceğini düşündü. Eğer esir yoksa her iki yöndeki hız arasında bir aryam olmayacaktı.

    Enterferometre denen bir aygıtla ışık ışınını ikiye ayırdı Michelson. Yar saydam bir aynaya uzanan ışından bir bölüğü onun ardında bulunan ve saydam olmayan bir başka aynaya gidiyordu. Bir bölüğü de yine saydam olmayan başka bir aynaya uzanıyordu. Birbirine dikti saydam olmayan aynalar. Ana ışının bu iki bölüğü gözlemcinin gözünde birleşiyordu.

    Michelsen Amerika’da Claveland’da (Ohio) fizik profesörü oldu. Ve deneylerini profesör Morley’le yaptı. Bu deneyler bilim tarihinde “Michelson-Morley Esir Saptama Deneyleri” adıyla anılırlar.

    -1887’de Belmour dizisi tayfında ışınların çok sık adeta “çeft katlı” olduğunu gördü. Sapma H alfa için yaklaşık olarak 0.12 Avogadroydu.

    -1887’de ışık dalgasının uzunluk ölçüsü olarak ileri sürdü. 1893’te ayar metresinin uzunluğunun Cadmium tayfındaki çeşitli dalga uzunluklarını fonksiyonu olduğunu Paris ‘teki Uluslar arası Ağırlıklar ve ölçüler Bürosu’na kabul ettirdi.

    -1889-91 arasında Jüpiter uydularının çapını ölçtü. Sonra Mont Wilson Gözlemevi’nin 2 metre 54 santimlik teleskopunda dev kırmızı yıldızların çapını ölçme denemelrin yaptı.

    Bunlar gibi çok önemli çalışmalara imza atan Michelson Amerikan Fizik Derneği Başkanlığı’na seçilir ve 1907 yılında Nobel ödülü alır.

    ALBERT EİNSTEİN

    Albert Einstein modern zamanların en ünlü bilim insanı… Uzay mekân ve zaman kavramlarını değiştiren bir fizikçi. Dağınık saçları ve çorapsız giydiği ayakkabılarıyla hep göze batan bu çok yönlü bilim insanının gizli kalmış dünyasında yolculuğa başlıyoruz…


    Einstein 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise klasik müziğe meraklı eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması ailesini tedirginliğe düşürmüşse de sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu.

    Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri kendisinin de sonradan belirttiği gibi okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklit geometrisi.Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!” 1955′te hayata gözlerini yumana kadar bilim dünyasına çok şey kattı. 1916′da yayımladığı “Genel Görelilik Kuramı” 1921′de “fotoelektrik etki ve kuramsal fizik alanında çalışmalarıyla aldığı Nobel Fizik Ödülü dahinin en önemli başarılarından sadece ikisi ya bilinmeyen dünyası.

    Einstein ve X-files. Öteki bilim insanlarının aksine X-files adı verilen normal üstü konulara çok meraklıydı. 1920′li yıllarda fizik üzerine amatör araştırmalar yapan Amerikalı yazar Upton Sinclair’ın telepatiyi konu alan “Zihinsel Radyo” (Mental Radio) adlı kitabına önsöz yazmıştı. Einstein Sinclair’ın “altıncı his” ile ilgili kanıtlarının göz ardı edilemeyeceğine inanıyordu. Hatta insanların telepatik yollarla iletişim kurabileceklerini de açıklamıştı. Bu savlarını zihinsel yeteneklerini geliştirmek için katıldığı seanslara yani kişisel deneyimlerine dayandırıyordu. 1930′da Alman Otto Reiman’ın düzenlediği ruhsal testlere katıldı. Reiman insanların yazı örnekleri üzerinde parmaklarını gezdirerek onların kişiliklerini analiz edebileceğini ileri sürüyordu. Sürekli tekrar-lanan başarısına rağmen Einstein “soğuk okuma” denilen bu yönteme sıcak bakmadı. Bunun yanı sıra ruhlarla ilişkiye girdiklerini belirten medyumlara hiçbir zaman inanmadı.

    Einstein’ın ününü kurtaran kötü hava koşulunun öyküsü satır aralarından kalma. Görelilik teorisinin en dramatik öngörülerinden biri de geniş bir plastik tabakanın gülleyle kıvrılması gibi uzay-zaman madde adacıklarının bulunduğu çevrede uzayın eğriselleşmesi (veya kıvrılması) ilkesiydi. Einstein 1912′de bu görüşünü kanıtlamak için bir deney yapmaya karar verdi.

    Gökyüzünün aynı bölümündeki yıldızların Güneş gibi az da olsa yer değiştirdiğini ve yıldızların yaydığı ışıkların Güneş’in büyük hacmiyle eğriselleşmiş uzay-zamanın dış hattını izlediğini kanıtlamak istiyordu. Bu yer değiştirme Ay’ın Güneş’i kapattığı Güneş tutulması sırasında ölçülebilirdi. Yer değiştirmenin boyunu ölçtü çok küçük bir açıyla gerçekleşiyordu. Einstein’ın deneyinin doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen bilim adamları Güneş tutulması sırasında yıldızları gözlemlemeye koyuldular. Ancak tüm çabalarına rağmen kötü hava koşulları ve savaş nedeniyle bunu gerçekleştiremediler. Aslında bu durum Einstein için şans sayılabilir. Çünkü 1915′te ilk hesaplamasının yanlış olduğunu fark etti.

    Yer değiştirme düşündüğünden ve hesapladığından iki kat fazla oranda gerçekleşiyordu. 1919′da bilim adamları Brezilya’dan ve Afrika sahillerinden tam Güneş tutulmasını izleme fırsatı buldular. Ve ileri sürdüklerinin tamamen doğru olduğunu gördüler.

    O ve evrensel hatasıEinstein’ın “Hayatımın en büyük hatası” şeklinde tanımladığı olaylar zincirinin kökeni 1917′ye Görelilik Kuramı üzerine çalıştığı yıla uzanıyor. O dönemde bilim insanları evrenin sonsuz ve değişmez olduğunu kabul etmişlerdi. Einstein’ı yılgınlığa düşüren ise yeni bulduğu denklemlerin hep hareketli bir evreni desteklemesiydi. Dolayısıyla kendisini pek çok öğrencinin yaptığı gibi davranmak zorunda hissetti ve evrenin sabitliğini korumak için denklemlerine “lambda faktörü”nü kattı. Her şeye rağmen 1927′de ABD’li astronom Edwin Hubble evrenin gerçekte genişlediğini ilan etmişti.


    Hemen Paylaş!


  2. #2

    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Tecrübe Puanı
    6688
    Mesajlar
    7,086

    Thumbs up Cevap: Bilim Adamları ve Buluşları Kısaca Bilgiler

    ARCHİMEDES(ARŞİMET)(M.Ö. 287-212)

    Grek kökenli bir aileden gelen ArchimedesSicilya’nın Siraküz kentinde doğdu.Babası tanınmış bir astronomdu.Öğreniminidönemin bilim merkezi olan İskenderiye’de tamamladı;Euclid geometrisi onu nerdeyse büyülemişti.Siraküz’e döndükten sonra tüm yaşamını matematik ve bilisel çalışmalara verdi.

    Archimedes’in dikkat çeken bir özelliği çok yanlı bir araştırmacı olmasıydı:ilgi alanı kuramsal matematikten uygulamalı fizik ve savaş mühendisliğine uzanan çeşitli alanları kapsıyordu.Bilimsel kişiliğinde göz alıcı teknisyen becerisiyle üstün matematik yeteneğinin birleştiği görmekteyiz.Ama ilgi odağında öncelikle koni kesitlerihidrostatik ve dengeye ilişkin kuramsal sorunlar yer alıyordu.Problem çözme büyük tutkusuydu.Söylentiye görekumsalda bir geometri problemi üzerinde uğraşırken kendisine yaklaşan Romalı askerlerin farkına varmazsaldırıya uğrayarak yaşamını yitirir.

    Fizikte şimdi ‘Archimedes ilkesi’ diye bilinen bir doğa yasasını bulmanın heyecenıyla banyodan kendini sokağa atıp ‘Buldumbuldum!’ diyerek sokakta çıplak koşmuştu.

    Sudan daha yoğun bir nesnesuya daldırıldığındataşırdığı suyun ağırlığınca ağırlığından yitirir.Archimedes ilkesi denen bu ilişki hidrostatik diye bilinen fizik dalının temel taşıdır.İş bu kadarla kalmaz.Archimedes hidrostatiğin temelini attığı gibi fiziğin ana dalı mekaniğin de temelini atar.

    Kaldıraçpratik yararı çok eskiden bilinençeşitli uygulama alanları olan bir ilkeye dayanır.Helenist dönemden 2000 yıl öncesine uzanan Asur ve Mısır uygarlıklarına ait pek çok yapı ve yontularda ilkenin örneklendiği görülmektedir.Archimedes’in yaptığı ilkeyi teorik yönden temellendirmek olmuştur.Geçmişten gelen uygulama ve gözlem birikimi ilkeyi doğrulayıcı nitelikteydi kuşkusuz;ama bu Archimedes için yeterli değildi.Archimedes”Eşit olmayan iki ağırlıkdestek noktasından bu ağırlıklarla ters orantılı mesafelerde dengelenir”diye dile getirdiği ilkeyi bir yasa olarak ispatlama yoluna gider.Bilindiği gibi o çağda bir bilimin yetkinlik ölçütü önermelerinin aksiyom ve teorem olarak dedüktif bir dizgede düzenlenebilmesiydi.Bunun bilinen en çarpıcı örneğini Euclid geometrisi ortaya koymuştu.Euclid’i örnek alan Archimedes benzer başarıyı önce hidrostatiktesonra mekanikte gösterir.

    Archimedes kuşkusuz antik dünyanın ilk ve en büyük bilim adamıydı.Bugün dünyamıza gözlerini açsane bilimimizne de bilime dayalı teknolojimiz onu fazla şaşırtmayacaktırherhalde!Onun çoğu kez gözden kaçan ama belkide en büyük başarısı araştırma etkinliğinde gözlem ile ussal çıkarımı birleştirmesimodern anlamda bilimsel yöntemin ilk özgün örneğini ortaya koymuş olmasıdır.

    Ayrıca Archimedesbilimde atılım gücünü”Bana bir dayanak gösterintüm dünyayı yerinden oynatayım!”çağrısında dile getirmişti.

    BENJAMİN FRANKLİN

    Diplomatbilim adamı yazar yayımcı ve basımcı olarak çok değişik alanlardaki önemli katkılarıyla tanınan Franklin’in ABD tarihinde saygın bir yeri vardır. İngiliz kökenli ve 17 çocuklu bir ailenin 10. oğlu olarak Massachusetts’in Boston kentinde doğdu. Yalnızca iki yıl okula gidebildi. Bir süre babasının sabun ve mum imalathanesinde çalıştıktan sonra ağabeylerinden birinin basımevinde çıraklığa başladı. El yazısını değiştirerek yazdığı birtakım yazıları basılması için gizliğe ağabeyinin oda kapısının altından atıyordu. Ağabeyi bunları kimin yazdığını anladığında aralarında kavga çıktı. Kendine iş aramak zorunda kalan17 yaşındaki Franklin philadelphia ‘da bir basım evine girdi. İyi bir usta olduğunda Pennsylvania valisi ona kendi basım evini kurma olanağını sağladı. Franklin baskı makinesi ve hurufat almak için İngiltere ye gitti. Ne var ki vali sözünde durmayınca Londra da parasız kaldı. Ama çok geçmeden bir basın evinde iş bularak iki yıla yakın İngiltere de kaldı. Philadelphia ya döndüğünde basın işini sürdürdü. 1729 da sıkıcı ve az sayıda okuyucusu olan bir gazeteyi satın alarak kısa zamanda bunu canlı eğlendirici ve çok satılan bir yayına dönüştürdü. 1732-1757 yılları arasında çalışkanlığı dürüstlüğü ve sağduyuyu öven özdeyişlerin yer aldığı bir almanak yayımladı.

    Franklin in ilgi alanı çok genişti. Bir kitaplık hastane gönüllü itfaiye örgütü kent temizliği ekibi sigorta şirketi daha sonra Pennsylvania üniversitesine dönüşen Philadelphia akademisini kurdu. Geliştirdiği odun sobası 200 yıl kullanıldı. Bu arada birkaç yabancı dil ile birkaç müzik aleti çalmayı öğrenmek içinde zaman buldu. Bilime büyük ilgi duyan Franklin fırtınalı bir havada gökyüzünde şimşekler çakarken uçurtma uçurarak yaptığı deneyde şimşeğin aslında bir elektrik akımı olduğunu kanıtladı. Bu deneyden sonra da paratoneri buldu. Pozitif negatif elektrik pili gibi elektrikle ilgili terimleri de ilk kez o kullanmıştır. 1753 de kuzey Amerika daki İngiliz kolonilerinin posta müdürü yardımcılığına atandıktan sonra hem etkin hem de karlı bir posta hizmetleri servisi kurdu. 1755 de Fransızlara ve yerlilere karşı kuzeybatı cephesinin savunulmasında önemli bir görev üstlendi. 1757 de Pennsylvania halkı ile Pennsylvania topraklarının en büyük bölümüne sahip Penn ailesi arasındaki çatışmayı çözümlemek için İngiltere ye gönderildi. Bu görevi başarıyla yerine getirdi ve 1762 de philadelphia ya geri döndü. 2 yıl sonra Amerikan kolonilerinden istenen vergiler konusunda İngiliz bakanlarla görüşmek üzere bir kez daha İngiltere ye gitti. Savaşın kaçınılmaz olduğunu anlayınca kolonilerdeki halka yardım etmek amacıyla Amerika’ya döndü. 1776 da koloniler İngiliz yönetiminden bağımsız yaşamaya karar verdiklerinde Bağımsızlık Bildirgesinin yazılmasına yardım eden ve imzalayanlardan biri de Franklin di. Sonra ki yıl Fransa dan ekonomik ve askeri yardım isteyen delegeler arasında bulunan Franklin Fransızların kolonilerinin müttefiki olmalarını sağladı. Amerikan bağımsızlık savaşının sonunda İngiltere ile barış görüşmelerine katıldı ve barış antlaşmasının hazırlanmasına katkıda bulundu. ABD ‘nin yönetim biçimini belirlemek üzere 1787 de toplanan Philadelphia anayasa kurultayının üyelerinden biriydi.

    BLAİSE PASCAL

    Pascal (1623-1662) küçük yaşta kendini gösteren dehalardandır. Henüz 12 yaşında iken hiç geometri bilgisine sahip olmadığı halde daireler ve eşkenar üçgenler çizmeye başlamış bir üçgenin içi açılarının toplamının iki dik açıya eşit olduğunu kendi kendisine bulmuştur. Avukat olan ve matematik ile çok ilgilenen babası onun Latince ve Yunanca’yı iyice öğrenmeden matematiğe yönelmesini istemediğinden bütün matematik kitaplarını saklayarak Pascal’ın bu konu ile ilgilenmesini yasaklamıştır. Pascal çocukluğunda “ Geometri neyi inceler?” sorusunu babasına sormuş o da “ Doğru biçimde şekiller çizmeyi ve şekillerin kısımları arasındaki ilişkileri inceler” demiştir. İşte bu cevaba dayanarak gizli gizli geometri teoremleri kurmaya ve kanıtlamaya başlamıştır. Sorunda babası onun yeteneğini anlamış ve ona Eukleides’in Elementler’ini ve Apollonius’un Konikler’ini vermiştir. Dil derslerinden arta kalan boş zamanını bu kitapları okuyarak değerlendiren Paskal 16 yaşında konikler üzerine bir eser yazdı. Bu eserin mükemmelliği karşısında Descartes bunun Pascal kadar genç bir kimsenin eseri olduğuna inanmakta çok güçlük çekmişti. 19 yaşında aritmetik işlemlerin mekanik olarak yapan bir hesap makinesi icat etti. Pascal yalnızca teorik bilimlerde değil pratik ve deneysel bilimlerde de yetenekli ve özgün bir araştırmacıydı. 23 yaşında Torriçelli’nin (1608-1647) atmosfer basıncı ile ilgili çalışmasını incelemiş ve bir dağa çıkartılan barometredeki civa sütununun düştüğünü yani yükseklerde hava basıncının azaldığını civa sütununu hava basıncının tutuğunu yoksa Aristotelesçilerin söylediği gibi tabiatın boşluktan nefret etmesinin rolü olmadığını göstermiştir. Diş ağrısından uyuyamadığı bir gece de rulet oyunu ve sikloid ile ilgili düşünceler üzerinde durmuş ve sikloid eğrisinin özelliklerini keşfetmiştir. Pascal Fermat ile yazışarak olasılık teorisini kurmuş ve bir binom açılımında katsayılar ıvermiştir. “ Pascal Üçgeni” nin keşfi de ona aittir. 25 yaşında iken kendisini felsefi ve dini düşüncelere adamıştır. Sağlığı çok bozuktu ve 39 yaşında iken Paris’de öldü.




  3. #3

    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Tecrübe Puanı
    6688
    Mesajlar
    7,086

    Thumbs up Cevap: Bilim Adamları ve Buluşları Kısaca Bilgiler

    CHARLES DARWİN (1809-1882)


    Düşünce tarihinde pek az bilim adamı Darwin ölçüsünde tepki çekmiştir.Evrim kuramını içine sindiremeyenler onu hiçbir zaman bağışlamamışlardır.Yaşadığı dönemde”Maymunla akrabalık bağın annen tarafından mı.baban tarafından mı?”diye alaya alınmıştı.Günümüzde ise daha ileri gidenonu bir ”şarlatan”dahası bir ”şeytan”diye karalamak isteyen çevreler vardı.

    Bir bilim adamına gösterilen bu tepkinin nedeni neydi?Darwin kimdirne yapmıştı?

    Darwin küçük yaşlarında ikende horlanmıştıhem de babası tarafından:”Seni anlaşılanava çıkmaköpeklerle eğlenme ve fare yakalama dışında hiçbir şey ilgilendirmiyor.Geleceğin kendin ve ailen için yüz karası olacaktır!”

    Geleceğin yüz karası olacağı söylenen çocukbiyolojinin anıt yapıtı ‘Türlerin Kökeni’nin yazarıtüm çağların sayılı bilim adamlarından biri olur.

    Varlıklı bir aileninçocuğu olarak dünyaya gelen Charles Darwinsekiz yaşına geldiğinde annesini yitirir.Çocuğunun iyi yetişmesi yolunda hiçbir şey esirgemeyen babası başarılı ve saygın bir hekimdi.Dedesi Erasmus Darwinevrim konusuyla ilgilenen tanınmış bir doğa bilginiydi.Entellektüel bir çevrede büyüyen Charles okulda parlak bir öğrenci değildi.Öğretmenleri arasında ona ”aptal” gözüyle bakanlar bile vardı.Oysa bu bakışyüzeysel bir izlenimi yansıtmaktaydı;sıkıntı Charles’ın okul programıyla bağdaşmayan kendine özgü ilgilerinden kaynaklanıyordu.Daha küçük yaşında onu saran bu ilgiilerde belirginlik kazanan üstün gözlemleme yeteneğinin itici gücüydü.

    Üniversiteninilk iki yılında aldığı tıp örenimi başarısız geçer.Dönemin tartışmalı konuları arasında onu yalnızca canlıların kökeni sorunu ilgilendirmekteydi.Ama babası umudunu tümüyle yitirmek istemiyordu;hekim olmak istemeyen oğlunu hiç değilse din adamı olmaya ikna eder.Edinburg’dan Cambridge Üniversitesi’ne geçen delikanlı burada dateoloji öğreniminin yanı sıra böcek toplama etkinliğini sürdürür;oluşturduğu zengin koleksiyonla bilim çevrelerinin beğenisini kazanır.Bu arada botanik ve jeoloji derslerini de izlemekten geri kalmaz.Yirmi iki yaşında üniversiteyi bitirir.ama kilisede görev almaya yönelik değildir.Bir rastlantıaradığı olanak kapısını ona açar.Güney Amerika kıyılarından başlayarak uzun süreli bir araştırma gezisine çıkmaya hazırlanan kraliyet gemisi Beagle’e doğa araştırmacısı aranmaktaydı.Botanik profesörünün tavsiyesi üzerine Darwin’emasrflarını kendisinin karşılaması koşuluylabu görev verilir.Ancak genç bilim adamının babasının desteğini sağlaması kolay olmaz.1831′de başlayan bu geziye Darwin beş yıl süren yoğun ve çetin bir uğraşladünyanın henüz bilinmeyen pek çok kıyı ve adalarında türlere ilişkin fosil ve örnekler toplar;gözlemsel bilgiler edinirnotlar alır.Doğa onun için tükenmez bir labaratuvardı.Özellikle Gallapagus adalarındaki dev kaplumbağalar ile kuşlar üzerindeki gözlemlerideğişik çevre koşullarında türlerin nasıl oluştuğu konusunda ona önemli ipuçları sağlamıştı.Kimi türlerin çevreyle uyum kurarak yaşamlarını sürdürdüğükimi türlerin ise değişen koşullarda uyumsuzluğa düşerek yok olduğu izlenimi kaçınılmazdı.Ülkesine döndüğünde Darwin’in yapması gereken şeytopladığı bilgileri işlemekevrim olgusuna kanıtlara dayalı açıklık getirmekti.Ne var kibu kolay olmayacaktı.Bir kez toplanan gözlem verilerinin düzenlenmesi bile yıllar alacak bir işti.Sonraevrim konusu dikenli bir sorundu;yerleşik önyargılara ters düşmek kolayca göze alınamazdı.

    Darwin incelemelerinden türlerin sabit olmadığınıuzun süreli de olsaçevre koşullarına göre değiştiğini öğrenmişti.Ama ”evrim” denen bu değişimin düzeneği neydi?Bu soruya yanıt arayışı içinde olan Darwin’e 1838′de okuduğu bir kitap ışık tutar.Thomas Malthus’un yazdığı ‘Nüfus Üzerine Deneme’ adlı bu kitap ilginç bir tez ortaya koyuyordu:canlılar için yaşam bir var olma ya da yok olma savaşımıdır;çünkühemen her çevredenüfus artışı beslenme olanaklarını kat kat aşmaktadır.Bu savaşımda güçlüler karşısında zayıf kalanlar yok olup gider;çevresiyle uyumsuzluğa düşenler elenirkenuyum kuranlar çoğalır.19.yüzyılın acımasız kapitalizminin”laissez faire et laissez passer”(bırakınız yapsınlarbırakınız geçsinler)sloganında da yansıyan bu düşünceDarwin’in yirmi yıl sonra açıkladığı evrim kuramının özünü oluşturur:doğal seleksiyon evrimin itici gücüilerlemenin dayandığı düzenekti.

    Evrim düşüncesiinsanın kendi varlık kökenini bilme merakınıda içermektedir.İlkel topluluklarda bile kendini açığa vuran bu merakın özellikle mitoloji ve dinlerin oluşumundaki rolü yadsınamaz.Ancak bilim öncesi açıklamalar masalımsı birer öğreti niteliğindedir.Her şey gibi insanda Tanrısal gücün ürünüdür.Gelişmiş dinlerde bile evrim düşüncesi yer almamıştır.

    Evrimden ilk söz edenlerM.ö.6.yüzyılda yaşayan İyonyalı filozoflar olmuştur.Thales tüm nesneler gibi canlıların da sudan oluştuğu savındaydı.Daha çarpıcı görüşü onu izleyen Anaximander’de bulmaktayız:”Canlıların kaynağı denizdir.Başlangıçta balık olan atalarımızdan bugünkü formumuza evrimleşerek ulaştık.”Gene o dönemin bir başka filozofuHerakleituscanlıların gelişmesinde aralarındaki çatışmanın rolüne değinir.Bunlardan iki yüzyıl sonra gelen antik çağın ünlü filozofu Aristoteles’te evrim düşüncesi daha belirgindir.Onun görüşünde aşağıdaki ilginç noktaları bulmaktayız:

    (1)Canlıların en ilkel düzeyde kendiliğinden oluştuğu

    (2)Organizmaların basitten daha karmaşık formlara doğru geliştiği

    (3)Canlıda organların ihtiyaca göre oluştuğu.

    Ancak ortaçağ teolojisinde bu tür düşüncelere yer yoktu.Gerçek kutsal kitaplarda açıklanmıştı.Evrim düşüncesi bir sapkınlıktı.

    Evrime bilimsel yaklaşımAydınlık Çağı’nın sağladığı göreceli özgür düşünme ortamını bekler.Bu alanda ilk adımı Fransız doğa bilimcisi Buffon’un attığı söylenebilir.Buffoncanlıların sınıflanmasına ilişkin Aristoteles sistemini düzeltme ve geliştirme amacıyla çalışmaya koyulur.İlgilendii konuların başında evrim geliyordu.Fosil ve diğer kaynaklara dayanarak canlı türlerin evrimle oluştuğu görüşüne ulaşmıştı.Ama kilisenin sert tepkisiyle karşılaşıncaBuffon”kutsal kitapta bildirilenlere ters düşen sözlerimi geri alıyorum”diyerek sessizliğe gömülür.

    Ünlü İsveç botanikçisi Linnaeus’un modern sınıflandırma yöntemine ilişkin çalışması evrim düşüncesine destek sağlayan başka bir girişimdir.Darwin’in dedesi Erasmus Darwin deBuffon gibicanlıların yaşam dönemlerinde edindikleri beceri veya özelliklerin yeni kuşaklara geçmesiyle evrimleştiği görüşündeydi.Bu görüşü geliştiren Fransız doğa bilgini Lamarck ise evrim konusunda oldukça tutarlı ilk kuramı oluşturur.Kısaca”canlılrın yaşam dönemlerinde kazandıkları özelliklerin ya da uğradıkları değişikliklerin(bunlar çevre koşullarının etkisinde ortaya çıkabileceği gibiorganların kullanılış veya kullanışsızlık nedeniyle olabilir)kalıtsal yoldan yeni kuşaklara geçtiği ”diye özetleyebileceğimiz bu kuramsağduyuya yatkın görünmesine karşınbilim dünyasında beklenen ilgiyi bulamaz.Kuramın olgusal içerik yönünden yetersizliği bir yanabilinen kimi gözlemsel verilere ters düşmesi benimsenmesine olanak vermiyordu.Açıklama gücünü bugün de koruyandaha kapsamlı ve tutarlı evrim kuramını Darwin’e borçluyuz.1859′da yayımlanan ‘Türlerin Kökeni’adlı yapıtta ortaya konan bu kuramın benimsenmesine ortam hazırdı.Kısa sürede birkaç yeni basım yapan kitapinsanlığın dünya anlayışında eşine pek rastlanmayan köklü bir devrime kapı açmaktaydı.Dönemin seçkin bilginlerinden T.H.Huxley’in şu sözlerinin çağdaşı pek çok bilim adamının duygularını dile getirdiği söylenebilir:Biz türlerin oluşumuna ilişkin doğruluğu olgusal olarak yoklanabilir bir açıklama arayışı içindeydik.Aradığımızı Türlerin Kökeni’nde bulduk.Kutsal kitabın masalımsı açıklaması geçerli olamazdı.Bilimsel görünen diğer açıklamarı da yeterli bulamıyorduk.Darwin kuramı her yönüyle bilimsel yeterlikte idi.

    Kuramın dayandığı iki temel nokta vardır1)Canlı dünyadayeni türlerin oluşumuna yol açan sürekli ama yavaş giden değişim;(2)’Doğal Seleksiyon’ dediğimiz evrim sürecini işler kılan düzenek.Birinci noktatürlerin sabitliği varsayımını içeren yerleşik öğretiye ters düşmekteydi.İkinci noktaevrimin tüm ereksel görünümüne karşın salt mekanik terimlerle açıklanabileceğini göstermekteydi.

    Darwin kuramının özünü oluşturan doğal seleksiyonbaşlangıçtan günümüze değindeğişik eleştirilere uğramıştır.Bu nedenleilkenin öncelikle açıklığa kavuşturulması gerekir.

    Darwin’in evrim kuramıgözlenebilir üç olgu ve iki ilke içerir.İlk olguüreme biçimleri ne olursa olsuncanlıların geometrik diziyle çoğalma eğilimidir.İkinci olgubu eğilime karşın türlerde nüfusun aşağı yukarı sabit kaldığıdır.Bu iki olgudanDarwin ‘yaşam savaşımı’ilkesine ulaşır.Üçüncü olgucanlıların(bir türü hatta bir aileyi oluşturan bireylerin bile)az ya da çok belirgin farklılıklar sergilemesidir.Yaşam savaşımı ilkesiyle birleşen bu olgu Darwin’i temel ilkesi olan doğal seleksiyon düşüncesine götürür.Belli bir çevrede farklı özellikler taşıyan bireyler arasında yaşam savaşımı varsadoğal koşullara uyum bakımındanözellikleri üstünlük sağlayan bireylerin(veya türlerin)egemenlik kurmasıdiğerlerinin elenmesi kaçınılmazdır.Evrim sürecinin dayandığı bu düzeneğetüm eleştiri ve uğraşlara karşındaha geçerli diyebileceğimiz bir alternatif bulunamamıştır.Ayrıntılarda kimi değişikliklere uğramakla birliktekuramın sürgit Darwinci kalmayacağını gösreren herhangi bir belirti yoktur ortada!

    Newtonyerçekimi ilkesiyle devinim yasalarınınyersel ya da gökseltüm nesneler için geçerli genellemeler olduğunu göstermişti.Darwin de yaşam savaşımıdoğal seleksiyonçevreye uyum gibi birkaç ilke içeren kuramıyla evrim olgusuna bilimsel açıklama getirdi;insanın ottan çiçeğeamipten maymuna uzanan canlı dünyanın bir parçası olduğunu gösterdi.




  4. #4

    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Tecrübe Puanı
    6688
    Mesajlar
    7,086

    Thumbs up Cevap: Bilim Adamları ve Buluşları Kısaca Bilgiler

    ENRiCO FERMi


    Enrico Fermi İtalyan fizikçi. 1901 yılında Roma’da Dünya’ya geldi. 1926’da Roma Üniversitesi’nde kuramsal fizikçi profesörü olan Enrico Fermi 1938’de çekirdek fiziği üzerine yapmış olduğu araştırmalarıyla Nobel ödülünü kazandı. İkinci Dünya savaşı’nın başlarında ABD’ye göç edip atom bombası yapmayı amaç alan Manhattan tasarısına katıldı. Bu arada Nükleer reaktörü gerçekleştirdi.1945’te Chicago Üniversitesi’nde ders vermeye başladı. Atom fiziğiyle ilgili çalışmalarıyla ve yapay radyoaktiflik incelemeleriyle ün yaptı; ayrıca parçacıkların istatistik mekaniği üstüne önemli bir kuram ortaya attı: Fermi Dirac İstatistiği Aslında elektronlara uygulanan sonuçlar n değişik durumda bulunabilen N taneciklerin dağılım yasasının bulunmasına olanak verir.

    Enrico Fermi 29 Eylül 1901′de Roma’da doğdu. Babası polis şefi Alberto Fermidir. Ilk olarak dilbilgisi okuluna kaydoldu.Onun ilk matematik ve fiziğe olan yeteneğini keşfeden ve destekleyen babasının arkadaşlarından A. Amidei olmuştur. 1918′de Pisa Üniversitesinin bursunu kazandı. Pisa Universite’sinde 4 yıl kaldıktan sonra 1922′ de professör Puccianti’den doktorasını aldı.

    Bir yıl sonra 1923′de Italyan hükümetinden burs kazandı. Ve Göttingen’de professör Max Born’la birkaç ay birlikte çalıştı. Rockefeller bursuyla 1924′de Leyden’e P. Ehrenfest’le birlikte çalışmaya gitti. Aynı yıl Florence üniversite’ sinde matematiksel fizik dersleri vermek için Italya’ya gitti.

    1926′da Fermi günümüzde Fermi istatistiği olarak bilinen Pauli parçaçıklarının istatistiğini keşfetti.Bose-Einstein istatistiğine göre hareket eden bosonların tersine bu parcacıklar fermion olarak bilinir. 1927′de Fermi Roma üniversite’sinde teorik fizik profesörü oldu.Bu görevini 1938′ de Mussolini’ nin faşist diktatörlüğünden kaçıp Amerika’ya göç edinceye kadar sürdürdü(Nobel ödülünü aldıktan hemen sonra).

    Roma’daki ilk yıllarında kendini elektromanyetik problemlerin çözümüne ve bazı spectroskopik olayların teorik olarak açıklamasına verdi.Fakat asıl ilerlemesini çalışmalarını elektron ve atom çekirdeği üzerine yaptığı zaman gerçekleştirdi.1934′de Beta bozumu Teorisini geliştirerek Pauli’nin radyasyon Teorisi ile birleştirdi. Curie ve joliot’ un yapay radyasyonu keşfinden sonra notron bombardımanına tutulan aşağı yukarı her elementin nükleer dönüşüme tabi olduğunu keşfetti. Bu araştırma yavaş notronların ve Nükleer Fission’un keşfine ayrıca o zamana kadar periyodik tabloda bilinen elementlerden farklı elementlerin bulunmasına yol açtı.

    1938′de Fermi tartışmasız notronlar konusunda en iyiydi. Bu çalışmalarına Amerika’da da devam etti.Amerika’ya varışından hemen sonra Columbia Universite’ sine fizik profesörü olarak atandı.Hahn ve Strassmann’nin 1939′un başlarında fission’u keşfinden sonra ikincil notronların yayılma ve zincirleme reaksiyon olasılığını hesapladı.Bu çalışmalarına büyük bir istekle devam etti ve birçok deneyden sonra kontrol altındaki ilk zincirleme reaksiyonu gerçekleştirdi. Bundan sonra atom bombası yapımındaki sorunların aşılmasında önemli rol oynadı Manhattan Projesi liderlerinden biriydi.

    1944′de Fermi Amerikan vatandaşı oldu. II. dünya savaşından sonra 1954′ de ölümüne kadar sürecek olan nükleer çalışmaları için Chicago Universite ’sinden profesörlük teklifini kabul etti. Burada yoğunluğunu yüksek enerji fiziğine verdi ve pion-nucleon etkileşimi çalışmalarına öncülük etti. Yaşamının son yıllarında Fermi kozmik ışınların kaynağını araştırmakla geçirdi.Sonunda kozmik ışınların çok büyük enerji kaynakları olduğunu gösteren bir teori geliştirdi.

    Fermi’nin teorik ve deneysel fiziği konu alan bir çok yayımı vardır. Bunlardan bazıları elektronik gazların istatistiğinin hesabı ve Paul’i parçacıklarından oluşan gazları konu alan “Sulla quantizzazione del gas perfetto monoatomico” Rend. Accad. Naz. Lincei 1935 Atomun istatistiksel modelini(Thomas-Fermi atom modeli) ve atomik özelliklerin hesaplanmasında yeni bir yaklaşımı (semiquantitative method) inceleyen Quantentheorie und Chemie Leipzig 1928 “Uber die magnetischen Momente der AtomKerne” Z. Phys. 1930 “Tentativo di una teoria dei raggi ߔ Ricerca Scientifica 1933 sayılabilir.

    Söz konusu tertip nötronları termik hızlarla yavaşlatan grafit blokları ile bir araya getirilmiş uranyum içerecek şekilde Chicago Üniversitesinin bahçesinde kurulmuştur. Nötronları soğurmak ve böylece reaksiyonun hızını kontrol etmek amacıyla atom piline kadmiyum çubuklar yerleştirildi. Kadmiyum çubuklar yavaş yavaş çekildi ve kendi kendine devam eden zincir reaksiyon gözlendi. Ferminin bu başarısı dünyada ilk nükleer reaktörün imali ve atom çağının başlangıcı olmuştur. Fermi 53 yaşında iken kanserden öldü.Bir yıl sonra yüzüncü element keşfedildi ve kendisinin onuruna bu element fermium olarak adlandırıldı.

    Ona Nobel ödülü yavaş notronların yarattığı radyasyon ve nükleer enerji alanındaki çalışmalarından dolayı verildi. Profesör Fermi Laura Capon ile 1928′de evlendi.Giulio adında bir oğlu Nella adında bir kızı vardır. Boş zamanlarında yürümeyitırmanmayı ve kış sporlarını severdi. 29 kasım 1954′de Chicago’da öldü.

    Ernest Rutherford (1871-1937)

    Thomson’un öyküsüne ara verelim ve Atlantik ötesinde Kanada’ya gidelim. Çünkü oraya çok büyük araştırmacı gidiyor. Rutherford’dan söz ediyorum. İngiltere’de Cambridge’in Cavendish laboratuvarında ünlü fizikçi J.J. Thomson’la çalışmakta olan 27 yaşındaki Yeni Zelandalı genç fizikçi Ernest Rutherford1898 yılında o sırada İngiliz dominyonu olan Kanada’nın Montreal McGill Üniveristesi’ne profesör olarak gelmeyi kabul etti. Onu çeken şey kendine sağlanan alçakgönüllü olanaklar değil radyoaktiflikle ilgili arşatırmalarına cömertçe yardım yapılacağıydı. İngiltere’den ayırılmadan önce de Kanada’ya uranyum ve toryum tuzları gönderdi. Toryum ve türevlerinin radyoaktifliğinin üzerinde duruyordu. Toryumgümüş beyazlığındaama görece yumşak bir metaldi ve adını İskandinav mitolojisindeki Tanrı Tor’dan alıyordu. Genç araştırmacırekabet duygusuna sahipti. Ona göre bu bilimsel yarıştaki en iyiler Becquerel ve Curie’lerdi. 1901’de J.J. Thomson’a yazdığı bir mektupta “yalnızlık duygusu” çektiğinin altını çizmektedir. Kendini fizik dünyasınınAvrupa laboratuvarlarının çok uzağında hissetmektedir. Bununla birlikte bir yıl geçmeden her şey değişiverdi. Avrupa’nın en dinamik genç bilim adamları Montreal’a Rutherford’un yanına gelmeye can atıyordu. İyi de o arada ne olmuştu?

    Tartışmadan Doğan Büyük Dostluk

    Rutherford yukarıda anılan mektubunda(1901) şöyle yazıyordu: “ Yarın bizim yerel Fizik Cemiyeti’nde büyük bir tartışmalı toplantımız olacak ve bu vesileyle kimyacıları alaşağı etmeyi umuyoruz” .Genç fizikçikılıç çektiği kimyacılaratıpkı dört yıldan az bir süre önce hocası J.J.Thomson’un keşfettiği elektron gibiatomun da daha küçük parçaları bulunduğunu ve bir kimyasal elementinkimyasal yöntemleriyle değil kendi ışımasıyla “bölündüğünü” göstermek istemekteydi. Karşısında kendine yaraşır bir rakip vardı: Bu Mc Gill’de asistanlığa yükselmişgenç ve yetenekli bir kimyacı olan Frederic Soddy idi.Frederic Soddy (1871-1937) Oxford’dan gelmişti;çelişkileri yakalamada usta tartışmalara tutkun ve konuşma yeteneğiyle karşısındakileri etkileyen bir kişiydi. Soddydeğişmez ve bölünemez olan atomun kimyanın temelini oluşturduğunu anımsatarakışınımların kendi başına alındığında tartılabilir nitelikteki bir kimyasal tözle aynı maddi dayanıklılığa sahip olmadıklarını savundu. Elbette bu savunma doğru değildi. Bununla birlikte bu unutulmaz tartışmanın ardındanRutherford Soddy’e kendisiyle birlikte çalışmasını önerdi. Toryumun ışımasının yapısını çözebilmek için bir kimyacıyla çalışması gerektiğini görmüştü Rutherford.Rutherfordcoşkulu büyük bir enerjiye sahipani öfke krizlerine girebilen bir kişiydi; kanıtlamaların gücüyle ikna etmeyi başarırdı. Kavrayış gücü ünlüydü:bir sürü çelişik olgunun ortasındaanlamlı olanı görebilir ve dirençle ipucunun peşinden koşabilirdi. Çözümü sezebilme gücü vardı onda. Deneyleri her zaman için basitti ve gereksiz zorlamalardan arınmıştı. Deneyin önceliği mutlak bir buyruk niteliğindeydi; gözlemlere dayanmayan bir kuramsal varsayımın onun gözünde hiçbir değeri yoktu. Üniversitedeki meslektaşlarından bir edebiyat profesörüonun karşısındakilerde bıraktığı izlenimin bir tek terimle betimlenebileceğini söylemiştir : Rutherford “radyoakitf”ti. Frederick Soddy’ye gelinceo keskin bir zekalı bir insandı. Kültürlüydü. Akıl yürütmeleri hızlı ve parlaktı. Tartışmayı da seviyordu.Bu iki kişilik uzlaştı ve son derece verimli bir18 ay geçti. Soddykimyasal araştırmaları Rutherford da fiziksel ölçümleri üstlenmişti. Dönüşümü hemen kabullenen kimdi biliyor musunuz? Soddy idi. Katı bir madde olan toryumun sürekli olarak bir gaz oluşturmasını yorumlayan Soddy Rutherford’a “Bu bir transmutasyon. Toryum parçalanıyor ve bir başka element dönüşüyor” dediğinde Rutherford ona şöyle karşılık veriyor: “ Tanrı aşkına Soddyçeneni kapatbizi simyacı sanacaklar”.Atomun değişmezliğine ve bölünmezliğine ilişkin düşünceler altüst oluyordu. Rutherford ve Soddy’nin açıklamaları Mc Gill Ünvisersitesi’nin tutucu profesörlerini dehşete düşürmüştü. Bunlar Rutherford ve Soddy’nin üniversitenin saygınlığına gölge düşürecekleri vaazlarını verdiler. Bereket kıdemliyaşlı ama ileri görüşlü fizik profesörleri de vardı. Bunlardan John Cox Rutherford ve Soddy’nin çalışmaları için “bu yeni kavrayış Üniversite’nin ününe katkıda bulunacaktır” diye savundu.Aslında yeni kuram bilimsel topluluk tarfından hemen benimsendi. Yaşlı Lord Kelvin’in bazı itirazları olduysa dabunlar uzun sürmedi. Bu buluş Rutherford’a ve Soddy’ye dünya çapında bir saygınlık kazandırdı.Radyoaktiflikle ilgi çalışmaları ona daha 1908′de Nobel Kimya Ödülü’nü getirmişti. Rutherford ve Soddy daha önce değişmez olarak düşünülen kimyasal elementlerin radyoaktiflik sürecinde başka elementlere dönüştüğünü bulmuşlardı. Soddy yeni olayı “radyoatif dönüşüm” olarak adlandırmayı önerdi. Kurşunun altına dönüşümü gibi elementlerin dönüşümü19. yy kimyacılarının ve fizikçilerinin reddettiği bir eski simya düşüydü. Soddy’nin önerisine Rutherford’un yanıtı “Zeus aşkına Soddy bizi simyacı sanacaklar” demek olmuştu.

    Rutherford 1908 yılında Nobel Ödülü’nü aldı. Hangi branştan mı ? Kimyadan. Nobel Komitesi gerekçeyi şöyle anlatıyordu:“Parçalanma kuramı ve üzerinde temellendiği deneysel sonuçlar kimyanın temel kavramlarının yeni ve çok daha geniş bir şekilde yorumlanmasına yol açmıştır. 19. Yy boyunca atom ve kimyasal elementkimyasaal ayrıştırma yoluyla ulaşılabilen nihai birimleri göstermekle ve böylece deneysel araştırmanın sınırını oluşturmaktaydılar. Bu sınırın ötesinde neyin varolabileceğinin bilinmesişu ya da bu ölçüde belirsiz ve kısır spekülasyonların konusundan ibaretti. Uzun süre anlaşılamayan bu sınırşimdi artık ortadan kalkmıştır… Elementlerin değişmezliği yasası artık savunulamaz ve atomların yapısı ile bu yapıyı yöneten yasalar tıpkı onlardan önce moleküller için olduğu gibibundan böyle kesin ölçümlere dayanan bilimsel yöntemlerle araştırılabilecektir.”Aslında bilim dünyası Rutherford’u Nobel Komitesinin ödüllendirdiği radyoaktif dönüşüm yasasından çok birkaç yıl sonra Manchester’de yaptığı iki keşif nedeniyle daha çok tanır. Bunlardan birincisi 1911 yılında “atomun çekirdeği”nin varlığını kanıtlaması ikincisi de 1919’da ilk yapay çekirdek dönüşümünü azot atomunun oksijen atomuna dönüşümünü gerçekleştirmesidir.

    Alfa ışınları ile atom incelemeleri ve radyoaktivite ile ilgili çalışmaları nedeniyle 1908′de Nobel Ödülü’nü aldı. kendisi alfa saçılma olayını şöyle yorumlamıştır: “ Alfaların geri saçılmasının tek bir çarpışma sonucunda meydana geldiğini düşündüm. Hesapları yaptığımda elde ettiğim sonuç şaşırtıcıydı. Alfa parçacığının yaklaşma uzaklığı çok küçük bir değere sahipti. Bu ancak atom kütlesinin büyük bir kısmının çok ufak bir hacimde çekirdekte yoğunlaşmış olması halinde mümkün olabilirdi Böylece bir atomun merkezinde ufak bir hacimde yoğun kütle ve yük içeren bir yapıda olduğu sonucuna vardım”




  5. #5

    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Tecrübe Puanı
    6688
    Mesajlar
    7,086

    Thumbs up Cevap: Bilim Adamları ve Buluşları Kısaca Bilgiler

    FARABİ


    Farabi 873(H.259) senesinde Türkistan’ın Farab şehrinde doğdu. İlk tahsilini Farab’da gördü. Arapça Farsça Grekçe ve Latince’yi çok iyi öğrenerek Aristo ve Eflatun’un eserlerini defalarca okudu. Ebu Bekr Serrac’dan gramer ve mantık okudu. Daha sonra kendini tamamen felsefeye verdi ve Yuhanna bin Haylan’la birlikte çalıştı. Vaktini felsefi düşüncelerini kaleme almakla geçirdi. Kitaplarını Arapça yazdı. Bir musiki üstadıydı. Kanun adındaki çalığı aletini o buldu. Ayrıca rübab denilen çağlıyı da o geliştirip bu günkü şekle soktu. Bir çok bestesi vardır Matematikle de uğraştı

    Farabai ilimleri sınıflandırdı. Ona gelinceye kadar ilimler trivium(üçüzlü) ve huatrivium(dördüzlü) diye iki kısımda toplanıyordu. Nahiv mantık beyan üçüzlü ilimlere; matematik geometri musiki ve astronomi ise dördüzlü ilimler kısmına dahildi. Farabi ise ilimleri; fizik matematik ve metafizik ilimler diye üçe ayırdı. Onun bu metodu Avrupalı bilginler tarafından ancak on üçüncü asırda kabul edildi.

    Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıki izahını Farabi yaptı. O titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını deneyler yaparak tespit etti. Bu keşfiyle musiki aletlerinin yapımında gerekli olan kaideleri de buldu. Aynı zamanda tıp alanında çalışmalar yapan Farabi bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili eser yazdı.

    Aristo’dan sonra gelen bir felsefeci olarak kabul edildi. Eskiyi yeni felsefeye ustalıkla aktardı. Montesgieu Spinoza gibi batılı filozoflar Farabi’nin eserlerinin tesirinde kaldılar.

    Farabi; mantık felsefe matematik tıp ve musiki sahalarında bir çok kitap yazmıştır ondan fazla eseri olduğu bilinmektedir. Başlıcaları şunlardır: Ta’lim-üs-sani iksa-ül-ulum vet-ta’rif bi ağradiha Kitabu Füsusu-il-hikem vs.

    FRANCİS BACON(1561-1626)

    Bacondar anlamda bir bilim adamı olmaktan çokkendisine özgü yaklaşımıyla bir bilim yorumcusuöngördüğü bilgi dünyasını kurma misyonuyla tabuları kırma savaşımı veren bir düşünürdü.İçine doğduğu dünyaçelişkilerle dolu bir dönemden geçmekteydi:bir yanda insanoğlunun yeni keşiflerle bilinmeyene açıldığıbilgi arayışına girdiği;öte yanda büyüfal türünden aldatıcı uygulamaların yaygınlık kazandığıkilise buyruğuna ters düşünenlerin yakıldığı bir dönem

    Baconİngiliz Kraliyet Sarayı çevresinde üst düzey yönetici bir ailenin çocuğu olarak büyümüştü.Daha küçük yaşlarındayken Francisgüzel ve ciddi konuşmalarıyla Kraliçi Elizabeth’in ilgisini çekti.Çok yönlü bir eğitimle yetişen delikanlı18 yaşına geldiğinde diplomatlar arasına katılmayaelçilerle birlikte Avrupa başkentlerine gidip gelmeye başladı.Ne var ki bu parlak başlangıç uzun sürmedi.Babasının erken ölümüyarattığı politik skandal nedeniyle ağabeyinin ölüm cezasına çarptırılması aileyi çökertti.Annesinin geçim sorumluluğunu üstlenen Francisbir yandan aile borçlarını ödeme uğraşı verirkenbir yandan da kendi geleceğini kurma çabasını elden bırakmıyordu.Başta Kraliçe olmak üzere hiç kimse yüzüne bakmıyordu artık!!Ama hüsrana dönüşen yaşamında onu ayakta tutan ve yaşam boyu sürecek bir inancı vardı:Uygar geleceğe giden yolda aydın kesime bilimin önemini kavratmakbilimsel araştırmaya kurumsal bir kimlik kazandırmak.”İlgi alanımda yalnızca bilgibilgiye yönelik araştırma vardır”diyordu Bacon.

    Deneyimci(ampirik) felsefenin öncüsü olan Bacontemelde somut sorunlara ağırlık veren pragmatist bir düşünürdü.İnsanlığın mutlu ve aydınlık geleceğine ilişkinbiraz ütopik ve iyimser bir beklentisi vardı.Ona göre bu geleceğin başlıca güç kaynağı güvenilir bilgiydi.Baconmilitan bir tutum içindeydi;yaşamınıtasımsal argümanlarını laf cambazlığı saydığı skolastik bilginlerin yetkisini kırmaya adamıştı

    Baconyöntem anlayışını ilginç bir benzetmeyle ortaya şu şekilde koymuştur:”Bilim adamı ne ağıı içinden çekerek ören örümcek gibine de çevreden topladığıyla yetinen karınca gibi davranmalıdır.Bilimadamı topladığını işleyendüzenleyen bal arısı gibi yapıcı bir etkinlik içinde olmalıdır.”

    Bacondeneysel bilimin inançlı bir savunucusubilimsel yöntem bilincini ön plana çıkaran bir öncüydü.Ne var kionun kendi yaşam dönemindeki bilimsel çalışmalarını yeterince izlediği söylenemez.Kepler’in ortaya koyduğu doğrulayıcı sonuçlara karşınKopernik dizgesini içine sindirememesiüzerinde durulacak bir noktadır.Çağdaşı Galile’nindeneyle matematiği birleştirerek bilimsel yönteme kazandırdığı yeni kimliğin farkına varmamış olması da ilginçtir

    Değindiğimiz tüm yetersizliklerine karşınBacon’un bilimsel gelişme için gerkli ortamın hazırlanmasında oynadığı büyük rolün önemi tartışılmaz.Unutmamak gerekir kiBacon bir bilimadamı olmaktan çokbilimi bağnazlığın tekelinden kurtarma savaşı veren bir düşünürdü.

    Galileo Galilei(1564-1642)

    Tanınmış müzikçi Vincenzo Galilei’nin oğlu olan Galileo ilk eğitimini ailesinin 1574 de taşındığı Floransa yakınlarındaki Vallombrosa Manastırında aldı. 1581′de tıp öğrenimi görmek üzere Pisa üniversite’sine girdi. Raslantı sonucu bir geometri dersinin de etkisiyle Toscana sarayında öğretmenlik yapan Ostilio Ricci’den matematik ve fizik dersleri almaya başladı.

    Mali durumunun elvermemesi nedeniyle 1585′de üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı. Floransa’ya dönerek akademide ders vermeye başladı. 1586′da hidrostatik teraziyi bulan ve bu buluşunu bir makaleyle açıklayan Galilei’nin ünü bütün Italya’ya yayıldı. 1589′da yazdığı katı cisimlerin ağırlık merkezlerine ilişkin inceleme Pisaa Universite’sinde matematik dalında öğretim üyeliğine getirilmesini sağladı. Burada hareket üzerine araştırmalara başlayan Galilei ilk olarak ağırlıkları farklı cisimlerin farklı hızlarda düşeceklerine ilişkin Aristoteles’ci görüşü çürüttü.

    1592′de Padova’da matematik profesörü olarak çalışmaya başlıyan Galilei bu görevi 18 yıl sürdürdü ve buluşlarının önemli bir bölümünü burada gerçekleştirdi. 1604 sıralarında düşen cisimlerin düzgün hızlanan hareket yaptığını kuramsal olarak kanıtladı. Yaptığı teleskoplar mercek yüzeylerinin eğrilik derecesini denetlemek amacıyla geliştirdiği yöntem sayesinde astronomi gözlemlerinde kullanılabilecek ilk teleskoplar olarak kısa sürede avrupa’nın her yanında aranmaya başladı. Astronomi alanındaki bulgularını Sidereus Nuncius (yıldızların habercisi) adıyla yayımladı. Teleskopla gerçekleştirdiği gözlemlerden etkilenen Venedik senatosu Galilei’ nin Padova üniversitesinde yaşam boyu profesör olarak kalmasına karar verdi. Ama Galilei Toscana grandükünün sarayın baş felsefecisi ve matematikcisi olma önerisini kabul ederek 1610 yazında Padova’dan ayrıldı. Teleskopla yaptığı gözlemlerin Copernik’i doğrulaması Aristoteles’ci profesörlerin ona karşı cephe almasına yol açtı. Ve Galileo’yu kilise yetkililerinin gözünde karalamaya çalıştılar. Bir yandanda dine karşı ve uydurma olduğunu iddia ettikleri sözlerini gerekçe göstererek Galilei ‘yi Enkizisyon ‘a gizlice ihbar ettiler. Kardinal Bellarmine konuya özel bir önem verek Galilei’yi 26 şubat 1616′ da huzuruna kabul etmiş bundan böyle bu öğretiye bağlı kalmasının ve onu savunmasının yasaklanmış olduğu konusunda onu uyarmış ama konunun salt matematiksel bir varsayım olarak tartışılabileceğini bildirmişti.
    Bu olayı izleyen yedi yıl boyunca Floransa yakınlarındaki Bellosguardo’daki evine çekilmiş olarak yaşadı. Galilei 1616 kararını yürürlükten kaldırabilmek umuduyla 1624 ‘de Roma’ya gitti. Bunu başaramadıysada papadan dünya sistemleri üzerine yazı yazma izni aldı. Floransa’ya dönen Galilei büyük yapıtı Dialogo sopra i due massimi sistemi del mondo ptolemaico e copernicano(iki büyük yer sistemi Ptolemaios ve kopernik sistemleri üzerine konuşmalar) üzerinde yıllar sürecek çalışmasına başladı. kitap 1632′de yayımlandı. Papaya kitabın tarafsız görünen başlığına karşın aslında Copernik sisteminin güçlü ve pervasız bir savunusu olduğu belirtildi. Tam bu sırada Galilei’nin dosyasında bir belgenin varlığı keşfedildi. 26 şubat 1616′da Bellarmine’nin huzurunda Galilei’nin ne biçimde olursa olsun Copernikciliği anlatması yada tartışması Enkizisyon’un ceza yaptırımına bağlanarak özellikle yasaklanmıştı. Böylece kitap için elde edilmiş olan iznin sahtecilikle ve usülsüz biçimde alındığına karar verildi. 16 haziran da mahkum oldu.Hüküm hapis cezasını içeriyordu. Ama papa bu cezayı ev hapsine çevirdi. Ve Galilei yaşamının son sekiz yılını Floransa yakınlarında Arcetri’deki evinde geçirdi.

    İBN-İ SİNA

    İslam aleminde yetişen meşhur felsefe ve tıp alimi 980(H.370) senesinde Buhara yakınlarındaki Afşan’da doğdu. 1037(H.428) senesinde elli yedi yaşında iken öldü. Fevkalade bir zeka hareketli ve çok kuvvetli bir hafızaya sahip olan İbn-i Sina on yaşına kadar Kur’an-ı kerimi ezberledi. 18 yaşına kadar devrinin bütün ilimlerini öğrendi. Buhara prensi Nuh bin Nasr Samani’yi tehlikeli bir hastalıktan kurtardığı için Saray Kütüphanesi’nin müdürlüğüne getirildi. Genç yaşta; din edebiyat geometri matematik fizik mantık ve felsefe bilgilerine vakıf olmuştur. Abdullah Natili adında birinden mantık ve felsefe öğrendi. Bu arada tıp ilmini de öğrenmekteydi.

    - İbn-i Sina tıp matematik mantık felsefe astronomi fizik kimya formakoloji edebiyat ve arkeoloji ilimlerinde söz sahibi idi. En meşhur olduğu ilim sahası tıp idi tıp ilminde mütehassıs olarak önceki tıp ilmindeki pek çok metodu değiştirdi. İbn-i Sina: “ Tıp ilmi sıhhatte ve hastalıkta insan bünyesinin halini öğretir. Sıhhatte olanların sağlığını muhafaza ve hastaların sıhhatlerini geri getirmek bu ilim sayesinde kabildir.” Demiştir.

    - tıp alanında bir çok keşifler yapmıştır. Kanın gıdayı taşıyıcı bir sıvı olduğunu akciğer hareketlerinin pasif olarak göğüs hareketleri ile ilgili olduğunu diyabette idrardaki şekerin varlığını kızıl hastalığını keşfeden odur. Yine ameliyatlarda uyutucu ilaçları ilk defa kullana odur. Hastalıkların mikroplarda geldiğini ilk bulan yine odur. 900 sene evvel; Her hastalığı yapan bir kurttur. Yazık ki bunları görecek bir aletimiz yoktur” diyerek mikropların varlığından bahsetmiştir. İç hastalıkları bedeni parmaklarla sertçe yoklayarak tesbit etme metodu da ona aittir. İlk filtre kullanarak suyu mikroplardan arıtanda odur.

    - İbn-i Sina’ ya gelinceye kadar beyin gibi gevşek kemik gibi sert dokuların iltihaplanmayacağı iddiasını ilk defa o reddetmiş ve “ Kemikler de iltihaplanır” diyerek bu görüşü çürütmüştür enfeksiyonez beyin iltihabını diğer akut enfeksiyonlardan yine ilk defa o ayırmıştır. Aynı zamanda İran Humması adını verdiği şarbonu açık ve tam bir şekilde izah etti. Genetik yolla hastalıkların yaradılıştan olabileceğini bunun ise organ üzerinde şekil fonksiyon bozuklukları ile kendisini gösterebileceğini bildirdi. Karaciğer hastalıklarını ve sarılığı en iyi şekilde tarif etti. Karaciğer hastalığında sindirim bozuklukları kanamalar olabileceğini dalak ve mesanenin fizyolojisini bozacağını bildirdi. Sarılığın karaciğer dokusunun bozulmasından veya safra yollarındaki tıkanıklıktan ileri geldiğini açıkladı.

    - İbn-i Sina’nın tıp ilmi yanında diğer ilimlerde de bir çok başarıları vardır. Jeoloji ilmindeki keşifleri devrin çok ilerisindedir. Felsefi alanda da tanınmıştır. Ama onun felsefesi Eflatunculuk olarak tanınmıştır.

    – İbn-i Sina’ya tıp sahasında en büyük şöhreti te’min eden şüphesiz ki El- Kanun fit- tıp adlı eseridir. Beş ciltten meydana gelmektedir. Her bir cildinde tıp alanının farklı buluşları ve bilgileri bulunmaktadır ve eserler öğrencilerin anlayacakları şekilde kısa notlar ve özetler halinde yazılmıştır.

    JAMES WATT

    Bir söylentiye göre ünlü İskoçyalı mühendis watt buhar makinesini henüz küçük bir çocukken içine kaynar su bulunan bir çaydanlığın kapağının açılıp kapanmasını gözlemleyerek tasarlamıştır. Elbette bu söylenti doğru değildir. Ama onun buharın bir metal kaşık üzerinde su tanecikleri haline dönüşmesiyle ilgilendiğini biliyoruz. Gerçi Watt buhar makinesini bulmamıştır. Ama onu geliştirerek 19 yy sanayi devriminde çok önemli bir rol yüklenmesini sağlamıştır. Watt Clyde ırmağı yakınlarındaki Greenock da doğdu. Babası gemi yapımında çalışan bir marangozdu. Greenock lisesinde öğrenim gören Watt bir yandan da babasının atölyesinde ona yardım etti. Burada model yapımında büyük bir başarı gösterdi. 17 yaşındayken alet yapımcılığını öğrenmek amacıyla Londra ya gitti. Ama sağlığı bozulduğu için 1 yıl sonra kadar geri döndü. Daha sonra Glasgow Üniversitesinde alet yapımcısı olarak işe girdi. 1763 de Thomas Newcomen in buhar makinelerinden biri onarılmak üzere Watt’a getirildi. Aslında makine bozulmuş değildi; aksaklık makine kazanının yeterli buharı üretebilecek büyüklükte olmamasından kaynaklanıyordu. Watt matineyi dikkatlice inceledi ve Newcomen tipi bir makinenin bu kadar çok buhar kullanmak zorunda olmasının nedenlerini araştırdı. Aksaklıkları tam olarak ortaya çıkarmak için basınç yoğunluk ve buharın yoğunlaşması üzerine çalıştı. Newcomen’in makinesinde silindir içindeki buhar su püskürtülerek yoğunlaştırıldıktan sonra atmosfer basıncı pistonu aşağıya doğru itiyordu. Watt su püskürtüldüğünde silindirin kendisinin de soğuduğunu ve pistonun geri çekilebilmesi için silindire giren buharın önce silindiri tekrar ısıtması gerektiğini anladı. Isı kaybı yakıt kaybına neden oluyordu. Watt’ın buhar matinesine katkısı 1765 de ayrı bir yoğunlaştırıcı geliştirmesi oldu. Bu bir boruyla silindire bağlanmış boş bir kaptan oluşuyordu. Buhar bu kapta yoğunlaştırılıyor böylece silindir hep sıcak kalıyordu. Watt ayrıca silindiri “ buhar ceketi” denen bir metal kılıfla çevreleyerek silindirdeki ısı kaybını en aza indirdi. Bu buluşlar önemli ölçüde yakıt tasarrufu sağladı.

    Watt 1775 de Birmingamlı işadamı Matthew Boulton (1728-1809) ile ortaklık kurdu ve bu kentin yakınlarındaki Soho atölyelerinde geliştirilmiş buhar makinesinin üretimine girişti. Watt ile Boulton arasındaki ortaklık oldukça verimliydi. Watt yeni buluşlar yapıyor modern bir fabrikaya sahip olan Boulton ise işin ticari yanını yönlendiriyordu. Watt 1782 de çift etkili buhar makinesini geliştirdi. Bu makinede silindirin her iki ucu da kapatılmıştı ve buhar silindire önce bir uçtan sonra öbür uçtan besleniyor böylece makine atmosfer basıncına bağımlılıktan kurtulmuş oluyordu. Watt ayrıca piston belirli bir yok aldıktan sonra silindire buhar girişini kapatan bir vana geliştirdi; vana kapandığında silindir içindeki buhar genleşiyor ve pistonun geri kalan yolunda daha büyük bir güçle itiyordu. Watt pistonun ileri geri hareketini dönme hareketine dönüştüren çeşitli yöntemlerde uyguladı. Pistonlu makinelerin gücünü ölçmek için kullanılan bir basınç göstergesi de geliştiren Watt’ın adı daha sonraları elektrikte güç birimi olarak geliştirilmiştir. Watt’ın araştırmaları buhar makinesiyle sınırlı değildi. Suyun hidrojen ve oksijen gazlarının bir karşımı olduğunu başkalarının yanı sıra oda keşfetmişti. Watt yaşamının sonraki yıllarını Birmingham yakınlarındaki Heathfield Hall da geçirdi. Burada pek çok buluş yaptı. Bu arada heykellerin kopyasının çıkarmak için bir makine ve çoğaltıcı bir baskı makinesi geliştirdi.


    JOHANN GREGOR MENDEL(1822-1884)

    Genetik biliminin kurucusu Gregor MendelAvusturya imparatorluğuna dahil Çekoslavakya’da yoksul bir köylü çocuğu olarak dünyaya gelir.O zaman kırsal kesimde hala bir tür derebeylik egemendi. Topraksız köylüler için boğaz tokluğuna ırgatlık dışında fazla bir seçenek yoktu;tek kurtuluş yolu belki de eğitimdi.Ne var kieğitim de çoğunluk ilkokulla sınırlı kalmaktaydı; daha ilerisi için halkın parasal gücü yoktu. Herkes gibi Gregor’un da doğuştan alınyazısı babası gibi rençber olmaktı.Ama hayırbu çocuk düzenin koyduğu engeli aşacakkendine özgü kararlılık içinde yeteneğini ortaya koyacaktı.İlkokuldaki başarısı göz kamaştırıcıydı.Öğretmenlerinin ısrarı üzerine ailesonunda çocuğun orta öğrenimi için izin verir.Gregorevinden uzakta altı yıl bir yurtta yetersiz bir bakım ve beslenme koşullarına göğüs gererek okur;amaacısını uzun yıllar çekeceği yorguncılız ve sağlıksız bir bedenle mezun olur.

    Mendel daha öğrencilik yıllarında bilimin büyüsüne kendini kaptırmış;özellikle botanik yoğun ilgi alanı olmuştu.Fakat yüksek öğrenim onun için ulaşılması güç bir hayaldi.Burs olanağı yoktu;kız kardeşinin bağışladığı çeyizi de yeterli olmaktan uzaktı.Mendel için tek bir yol vardı:bir katolik manastırına girmek.Avusturya’da botanik müzesibahçe bitkileri ve zengin kitaplığıyla ünlü Brünn Manastırı Mendel için ”ideal”bir öğrenim merkeziydi.Yirmibeş yaşında papaz ünvanını alan Mendel’in asıl özlemi hiç değilse bir ortaokulda öğretmen olmakaraştırmaları için daha elverişli bir ortam bulmaktı.Bu amaçla girdiği sınavda yeterli görülmez.Genç papaz umudunu yitirmemiştir.Viyana Üniversitesi’nde dört sömestr fizik ve doğal tarih eğitimi gördükten sonra şansını yeniden dener.Ama yine başarılı görülmez.Sınav kurulu ön yargılıdır;kendine özgü değişik bir tutum sergileyen genci anlamaktan uzak kalır.Adayın özellikle evrim ve kalıtıma ilişkin görüşleri bağışlanır gibi değildi.Mendel için artık manastıra çekilip araştırmalarını bahçe bitkileri üzerinde sürdürmekten başka çare kalmamıştı.

    Canlılarda özelliklerin kuşaktan kuşağa geçişiMendel’in sürgit ilgi odağını oluşturan konuydu.Herkes yeni doğan bir yavrunun atalarının özelliklerini taşıdığını biliyordu.Dahasıkimi yavrunun daha çok anayakimi yavrunun da daha çok babaya çektiği gözden kaçmıyordu.Ancak bilinen bu olayların bilimsel diyebileceğimiz bir açıklaması yoktu ortada.Mendel bezelyeler üzerindeki deneylerine öyle bir açıklama bulmak için koyulmuştu.Çalışmasınıbu amaçla seçtiği 22 bezelyenin boylu-bodursarı-yeşilyuvarlak-buruşuk…gibi 7 çift karşıt özellikleri üzerinde yoğunlaştırır.Örneğinboylu ve bodur çeşitlerini çapraz döllendiğinde ilk kuşak melez ürünün tümüyle boylu olduğunu saptar.Melez ürünü kendi içinde dölleyerek elde ettiği ikinci kuşak ürünün büyük bir bölümünün boyluküçük bir bölümünün ise bodur olduğu görülür.Mendel iki çeşit arasındaki oranı hesaplar:1064 bitkinin yaklaşık 3/4′ü boylu1/4′ü bodurdur.Örneklem büyüklüğünden kaynaklanan olası hatayı göz önüne alan Mendeloranı 3:1 olarak belirler.

    Mendel başka bitkiler üzerinde yaptığı deneylerden de aynı sonucu almıştır.Daha sonrabiyologların böcekbalıkkuş ve memeliler üzerinde yürüttükleri deneylerde onun genetik teorisini doğrulamıştır.

    Mendel teorisievrim kuramının başlangıçta açıklamasız bıraktığı kimi önemli konulara da ışık tutmuştur.Evrimi doğal seleksiyonla açıklayan Darwin de herkes gibi ana-baba özelliklerinin yavruda bir tür kaynaştığını varsayıyordu.Oysa bu doğru olsaydıdoğal seleksiyonla üstünlük kazanan özelliklerin kuşaklar boyu zayıflama sürecine girmesi beklenirdi.Örneğinçok hızlı koşan bireyle koşma hızı normal bireyin çiftleşmesinden doğan bireyin koşma hızı ikisi arasında olacaksonraki kuşaklarda fark daha da azalarak kaybolmaya yüz tutacaktır.Darwin de bunun böyle olmadığının farkındaydı.Kaynaşma varsayımı ne kimi yavruların ana babadan yalnızca birine benzemesi olayıylane de arasıra görüldüğü gibibeklenmedik bir özellikle dünyaya gelme olayıyla bağdaşmaktaydı.Özelliklerin önceki kuşak veya kuşaklardan olduğu gibi ve ayrı birimler olarak yavruya geçtiği düşüncesiMendel kuramının getirdiği bir açıklamadır.

    Mendelkuramını 1865′te bilim çevrelerine sunmuştu.Ancak Mendel hayattayken ilgi çekmeyen kuramın önemiotuz beş yıl sonra kavranır.Hugo de Vries ve Weismann gibi bilim adamlarının çalışmaları olmasaydı Mendel’in devrimsel atılımı belkide daha uzun süre gün ışığına çıkamayacaktı.

    Genetik teorisievrim kuramına yeni bir boyut kazandırmakla kalmamışgünümüzde olumlu olumsuz çokça sözü edilen genetik mühendisliği denen bir çalışmaya da yol açmıştır.





  6. #6

    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Tecrübe Puanı
    6688
    Mesajlar
    7,086

    Thumbs up Cevap: Bilim Adamları ve Buluşları Kısaca Bilgiler

    JOHANNES KEPLER

    Johannes Kepler (1571-1630)’e “ astronominin prensi “ demek yeridir. Bilimsel gelişmeye katkısı kendini iki şekilde gösterir: ilki güneş sistemi ile ilgili bulguları ile kapsamlı Newton teorisinin ortaya çıkmasına zemin hazırlar. İkincisi hipotez veya teorilerin gözlemsel olgulara uygun düşmesi üzerindeki ısrarı ile bilimsel metot anlayışını yeni bir düzeye çıkarır. Tycho Brahe ile tanışır ve gözlemevinde asistan olarak çalışır Tycho’nun ölmesinden sonra ona kalan gözlemsel verileri layıkı ile değerlendirir ve 1609’ da Yeni Astronomi kitabını yayınlar. Gezegenlerle ilgili üç kanun bulunur.

    1-Bir gezegen odaklarından birinde güneş olan elips çizer

    2-Bir gezegenin güneşe birleştiren doğru parçası eşit sürelerde eşit alanlar kateder. (İkinci gezegenlerin yörüngelerindeki hareket hızlarıyla ilgilidir. Buna göre gezegenin güneşe yakın geçtiği yerde hızının arttığı uzak geçtiği yerlerde düştüğü anlaşılmaktadır.)

    3-Bir gezegenin yörüngesini tamamlamak için geçirdiği sürenin karesi onun güneşe olan ortalama uzaklığının küpü ile orantılıdır.

    Keplerin gerçek bilim adamı olarak büyüklüğünü en başta şu iki özelliği kanıtlamaktadır.

    1-Kaynağını antik otoritelerden alan bazı düşünce veya inançların yanlış olabileceğini görmek ve bunları ortaya koyabilecek kadar dürüst ve cesur olmak.

    2-Son tahlilde beğeni ve eğilimlerimize uyan birtakım düşünce veya teorilere değil fakat nesnel ve olgusal verilere bağlı kalmak teorilerimizi olgulara tam uyacak şekilde değiştirmekten ne pahasına olursa olsun kaçınmamak.

    JOHN DALTON(1766-1844)

    John Dalton ilk kez modern atom teorisine yol açan bir atılım içine girer.Atommolekülelement ve bileşiklere ilişkin kimya alanında günümüze değin süren başlıca gelişmelerin bu atılımdan kaynaklandığı söylenebilir.

    John Daltonİngiltere’de geçimini el dokumacılığıyla sağlayan yoksul bir köylünün çocuğu olarak dünyaya gelir.Küçük yaşında dinin yanı sıra matematikfen ve gramer derslerine de programında yer veren bir tarikat okulunda öğrenimine başlar.Özellikle matematikte sergilediği üstün yetenek ona yerel çevrede ün kazandırır.On iki yaşına geldiğindekendi okulunu açmak için yetkililerden izin alır.Aralıksız on beş yıl sürdürdüğü öğretmenliği döneminde genç adam yüzlerce köy çocuğunu eğitmekle kalmazmatematik ve bilime olan merak ve tutkusu doğrultusunda kendini de yetiştirir.Onun ömür boyu süren bir yan tutkusuda hava değişimleri üzerindeki gözlemleriydi.Çeşitli yörelerden topladığı hava örneklerini konu alan çözümlemelerihavanın hep aynı kompozisyonda olduğunu gösteriyordu.

    Dalton’un anlamadığı bir nokta vardı:Gazlar neden tekdüze bir karışım sergiliyordu?Karışımdaörneğinkarbondioksit gibi ağır bir gazın dibe çökmesi niçin gerçekleşmiyordu?Sonragazların karışımı yalnızca esinti veya termal akımlara mı bağlıydıyoksa başka etkenlerde var mıydı?

    Bu çalışmalarıyla bilim çevrelerinde adı duyulmaya başlayan Dalton1793′te Manchester Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak çağrılır.Üniversitede matematik ve fen dersleri veren genç bilim adamımeteorolojik gözlemlerini yayınlaması üzerineManchester Yazım ve Bilim Akademisi’ne üye seçilir.Elli yıl süren üyelik döneminde DaltonAkademiye yüzden fazla bildiri sunarbilimsel konferanslarda aktif rol alır.

    Dalton bir bakıma kimyayı ve kimyasal çözümlemeyi tanımlayan ilk kişidir.Ona görekimyanın başlıca işlevi maddesel parçacıkları birbirinden ayırmak ya da birbiriyle birleştirmektir.Bu parçacıklar maddenino zaman bölünmezparçalanmaz sayılan en ufak öğeleriyani atomlardı.

    Daltonkimi değişik atomların göreceli ağırlıklarını da belirler.En hafif madde olarak bilinen hidrojenin atomik ağırlığını ”1” diye belirler.Ardından suyun ayrıştırılmasıyla ortaya çıkan her parça hidrojene karşılık sekiz parça oksijen olacağını söyleyerekoksijen atomlarının hidrojen atomlarından sekiz kat daha ağır olduğunu ileri sürer.Bu yanlıştı kuşkusuz. Dalton suyun H2O değilHO olduğunu sanıyordu.Ama bu yanlışlık onun düşünce düzeyindeki büyük atılımın önemini azaltmaz elbette.Unutulmamalıdır kiatomların nasıl bir araya gelip şimdi ‘molekül’dediğimiz bileşik atomlar oluşturduğunu gösteren kimyasal simgeler dizgesinde de ilk adımı ona borçluyuz.

    Renk körlüğü de tıp diline ‘daltonizm’diye geçer.Dalton renk körüydüzamanının bir bölümünü bu hastalığı incelemekle geçirmişti.

    Dalton’un çalışmalarıyla kimyanın matematiksel bir nitelik kazandığıbir bakıma fizikle birleştiği söylenebilir.Maddenin elektriksel olduğu düşüncesini de ona borçluyuz.

    KOSLU HİPOKRATES

    Hipokrates M.Ö. 460 yıllar dolaylarında Kos’ta doğmuş ve Asklepiades’in soyundan gelmesi nedeniyle tıpla ilgili ilk bilgileri babasından almıştır. O da diğer birçok yunan bilgini gibi çok gezmiştir. Hipokrates “ Bir insanın beden ve ruh yapısının bilmek istersek öncelikle doğayı bilmemiz gerekir.” demiştir. Aristoteles de Politica’sında bir doktor olarak Hipokrates’in büyüklüğünden söz etmiştir.

    Hipokrates’in anatomiye ilişkin bilgileri oldukça ilkeldi; döneminin diğer doktorları gibi kemikleri hakkında oldukça geniş bir bilgiye sahip olmasına karşın iç organları fazla tanımıyordu. Damarlara sinirlere ve adalelere ilişkin bilgileri yüzeyseldi. Yunan düşünürleri ve hekimleri bu boşluğu kapatmak ve insan bedenini anlaşılır kılmak için fizyolojik kuramlar üretmişlerdi ve bunlar genellikle yüzyıllar önce gelişmiş olan dört sıvı kuramına dayanmaktaydı. Yapılan gözlemler insan bedeninin kan balgam sarı safra ve kara safra gibi bir takım sıvılar içerdiğini ve hastalık sırasında bu sıvıların görünür duruma geldiğini gösteriyordu; örneğin üşütmeden kaynaklanan hastalık sırasında burundan bir sıvı akıyordu. Pythagorascu Alkmeon hastalığı bedendeki dengenin bozulması olarak değerlendiriyordu ve sözünün etmiş olduğu dengesizlik sıvılardaki dengesizlikti. Empedokles’in dört öğe kuramına bağlı olarak geliştirilen dört sıvı kuramı beraberinde dört nitelik ( kuru yaş soğuk ve sıcak) kuramını da getirdi ve böylece yavaş yavaş cansız yapılarla birlikte çanlı yapılarda niteliklerin bireşimi ve kaynaşımı olara görülmeye başlandı

    Hipokrates’in yapıtları arasında en ünlü olanı Kutsal Hastalık adını taşı; kutsal hastalık olarak nitelendirilen dengesizlik durumu sara veya epilepsiden başka bir şey değildi. Hipokrates’e göre bu hastalık beyinden kaynaklanır ve beyinden gelen balgamın kandaki havayı durdurması sonucunda oluşur. Açıklama doğru değil; ama bilimsel denebilecek bir kurama dayandırıldın için değerlidir.

    Yunanlılar belirli bir hastalığı teşhiste genel patolojiden yararlanma yoluna gidiyorlardı. Bir doktor olara en önemli şey hastalığın gelişimini ve öldürücü olup olmadığını söylemekti. Hastalar rahiplere de danışıyorlar ve genellikle yaşayıp yaşamayacaklarını ve ne kadar sürede iyileşeceklerini soruyorlardı. Hastalıkların kritik günleri saptanmıştı. Doktorlar bu kritik günlerer yaklaşıldığında hastanın direncini arttırmaya çalışırlardı.

    Tedavide ilk önce bedendeki dengenin bozulmuş olduğunu gösteren belirtilere bakılırdı. Ateş en temel belirtilerden biriydi. Ateşi ölçmek için özel bir araç yoktu; ancak deriyi dili gözü terlemeyi ve üreyi kontrol ediyorlar ve bunlar arasındaki farklılıktan yararlanarak hastalığı teşhis etmeye çalışıyorlardı.

    Nabza bakmayı düşünmemişlerdi. Oysa Mısırlı hekimler nabzın işlevini biliyorlardı. Hip*****tes’in Corpus’unun bir yerinde nabızdan söz edilir ve “ Damarların atışı ve solunum ve yaşa bağlı olara düzenli ve düzensiz oluşlar sağlık ve hastalık işaretidir.” denir. Ve ayrıca ele alınan hastalıklar sıtmalar zatülcenp zatüriye ve verem ateşleridir.

    Ateşli hastalıklarla ilgili hipokrates şunları söyler: “ Bazı ateşler süreklidir; bazılar gündüz yükselir gece düşer ve bazıları ise gündüz düşer gece yükselir. Akut hastalıklarda ateş çok şiddetli ve öldürücüdür. Gece ateşleri uzun sürer; ancak öldürücü değildir. Gündüz olanlar da uzun sürer ve vereme eğilimi ortaya çıkarır.”

    Tedavide müshil kusturucu tenkiye kan alma bedeni boşaltmak için perhiz friksiyon masaj banyo şarap bal ve su karışımı bal ve sirke karışımı arpa suyu yulaf lapası uygulamaları yapılır. Hipokrates’in en önemli ilkesi doğanını iyileştirici gücünden yararlanmaktır. Hasta bedensel ve ruhsal olarak sükunet halinde bulunduğunda doğanın iyi edici gücü dengenin hızla kazanılmasını sağlayabilir. Hekimin görevi doğaya yardımcı olmaktır. Az ilaç ve iyi bir gıda rejimi sağlığın garantisidir. Hareketsiz kişiler için en uygun alıştırma uzun uzun yürümektir.

    Hipokrates doğanını iyileştirici etkisinden söz ederken bunun fiziksel olduğu kadar ruhsal olduğunu da kabul ediyordu. Yalnızca bedenin rahatlaması yeterli değildi; ruhunda sakinleştirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle hasta neşelendirilmeli ve iyileşeceği konusunda ümitlendirilmeliydi. Ona göre hekimin hastasına çok yumuşak bir biçimde yaklaşması gerekir. Geç bir dönemde yazılmış olmakla birlikte Hipokrates şöyle der:

    “ Hastanıza karşı katı olmamanızı ve ayrıca onun durumunun dikkate almanızı öneririm. Önceki kazançlarını ve içinde bulunduğu tatminkar durumu düşünerek bazen karşılıksız hizmet götür. Parasal sıkıntı içinde bulunan bir kişiye hizmet verme fırsatı çıkmışsa bu gibilere her türlü yardımı yap. İnsan sevgisinin bulunduğu yerde sanat aşkı da bulunur. Durumlarının öldürücü olduğunun bilincinde olan bazı hastalar yalnızca hekimlerinin iyi tutumlarından dolayı iyileşmişlerdir. Hastayı iyileştirmek ve şifa bulmuş olanın kendisini iyi hissetmesini sağlamak için gözetim altında bulundurmak isabetlidir. Ayrıca bir hekimin neyin uygun olduğunu belirleyebilmesi için kendisine de dikkat etmesi gerekir.”

    Hipokrates psikolojik tedavi ile de ilgilenmiştir e esasen asklepionlardaki tedavi yöntemlerini benimseyen bir hekim için bu çok doğaldır. Din adamlarından olağanüstü vakaların hikayelerinin dinlemiş olmalıdır. Bu yöntemin yararına inanmıştır. Ona göre ruh ve beden çok sıkı bir ilişki içindedir; bir hekim bunlardan birini göz ardı ederek diğerini iyileştiremez. Biri çok kötü iken diğerinin ili olması düşünülemez.

    Leonardo da Vinci

    1452- 1519 yılları arasında yaşamış eşsiz ressam ve filozof yaşadığı dönemin en büyük mucit ve deneyci bilimadamıdır. Leonardo da Vinci Rönesans’ın simgesidir.

    ” Mona Lisa” ve ” Son Yemek” tablolarının yaratıcısı Leonardo’nun sanat dünyasındaki yüce konumu hemen herkesçe bilinen bir gerçek. Ama bilimadamlığı kimliği için aynı şey söylenemez. Bir kez yüzyılımıza gelinceye dek bu kimlik sanatçı kişiliğinin gölgesinde ya gözden kaçmış ya da önemsenmediği için unutulmuştur. Sonra bu unutulmuşlukta Leonardo’nun kendi sıra dışı tutumunun da payı vardır.

    Bilimsel çalışmalarını yayımlamaktan özenle kaçındığı gibi tuttuğu notları düpedüz okumaya elvermeyen kendine özgü bir yöntemle kaleme almıştı (400 yıl mahzende kalan çizimleriyle birlikte yaklaşık 5000 sayfa tutan bu notlar sağdan sola doğru yazıldığı için ancak aynada yansıtılarak okunabilmiştir).

    Leonardo yaşam boyu biriken gözlemsel bulgularını; botanik jeoloji coğrafya anatomi ve fizyoloji alanlarındaki inceleme sonuçlarını; mimarlık şehir planlama su ve kanalizasyon projelerini; savaş teknolojisine ilişkin buluş ve icatlarım bu notlarda saklı tutmuştu. Notların yüzyılımızın başında gün ışığına çıkarılmasıyla dev sanatçının aynı zamanda ilgi alanı son derece geniş büyük bir bilimadamı olduğu kesinlik kazanır. Notlar sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan bilimsel buluş ve atılımların pek çoğunun ipuçlarını içermekteydi.

    Leonardo mesleğinde cerbezeliğiyle tanınan hukukçu bir baba ile köylü bir hizmetçi kızın evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Doğar doğmaz dede evine uzaklaştırılan bebek anasını hiç görmemenin acısıyla büyür. Babasının ilk yıllardan başlayarak eğitimiyle yakından ilgilenmesi çocuk için belki de tek teselli kaynağı olur. Okul yıllarında en çok matematik problemlerini çözmede gösterdiği üstün yetenekle dikkatleri çeken çocuk bir yandan da yaptığı güzel resimlerle çevresinden hayranlık topluyordu.

    Onaltı yaşına geldiğinde dönemin tanınmış artisti Andrea del Verrochio’nun yanma çırak olarak girer. Ustasının gözetiminde coşkuyla işe koyulan delikanlı çok geçmeden ağaç mermer kil ve metal işlemede büyük beceri kazanır. Olağanüstü yeteneklerini gören usta çırağının Latin ve Grek klasikleriyle felsefe matematik ve anatomi üzerinde öğrenimini sürdürmesine yardımcı olur. Öyle çok boyutlu bir öğrenim Verrochio’ya göre gerçek bir sanatçı için vazgeçilmez bir gereksinimdi.

    Çıraklık dönemini yirmialtı yaşında noktalayan Leonardo başvurusu üzerine Artistler Loncası’na kabul edilir. Artık kendi yönünü çizme geleceğini kurma özgürlüğüne kavuşmuş demekti. Büyüleyici resim ve yontularının yanı sıra ortaya koyduğu mühendislik projeleriyle Dük’lerin ilgisini kazanan genç adam yaşamını sırasıyla Floransa Milano Roma saraylarında sürdürme olanağı bulur; son üç yılını ise Fransa’da Kral Francois I’in koruyuculuğunda geçirir.

    Leonardo çok yönlü etkinlikler içinde sürekli uğraş veren bir kişiydi ancak yeterince dirençli değildi. Çoğu kez coşkuyla üstlendiği bir çalışmayı bitirmeden daha çekici bulduğu başka bir işe yönelir yeni serüvenler arkasında koşardı. Asıl tutkusu sanattı kuşkusuz. Sanat dışı çalışmalarında özellikle esemenli ve dağınıktı. Projelerinin pek çoğu kağıt üzerinde kalmış ya da tam sonuçlandırılmadan bir kenara itilmişti.

    Projeleri arasında çok önemsediği deneysel olarak gerçekleştirmeye çalıştığı uçak helikopter paraşüt türünden araçlar çeşitli silah modelleri vardı. Anatomi konusundaki incelemeleri hiç kuşkusuz dönemin en değerli bilimsel çalışması diye nitelenebilir. Hayvan ve insan cesetleri üzerindeki teşrih çalışmaları sayısı 750′yi bulan ayrıntılı çizimleri ona anatomi tarihinde üstün bir yer sağlamıştır.

    Fizyolojinin gelişmesine yaptığı katkıları arasında en başta kanın işlev ve devinimine ilişkin çalışması gelir. Kalbin kaslarını ayrıntılarıyla incelediği özellikle kapakçıkların işlevini iyi kavradığı çizimlerinden anlaşılmaktadır. Kanın tüm organizmaya yayılarak doku ve organları nasıl beslediğini çökeltileri nasıl temizlediğini açıklamaya çalışır. Organizmadaki kan devinimini suyun doğadaki devinimine benzetir: Bulutlardan yağışla inen su deniz ve göllerde toplanır sonra buharlaşarak yeniden bulutları oluşturur. Bu benzetişte Harvey’in 100 yıl sonra olgusal olarak doğruladığı “kan dolaşımı” hipotezini bulabiliriz.

    Astronomiye gelince Leonardo’nun bu alanda Kopernik’i öncelediği söylenebilir. Kilisenin o sıra gösterdiği hoş görüden de yararlanarak yerkürenin güneş çevresinde bir gezegen olduğunu ileri sürebilmişti. Oysa yerleşik öğretiye göre dünyamız evrenin merkezinde sabitti. Göksel nesneler ise kutsal nitelikleriyle apayrı bir ortamda devinmekteydiler.

    Leonardo’nun fizikte özellikle mekanik dalında ulaştığı bazı sonuçlarla Galileo ile Newton’u da öncelediği bilinmektedir. “Canlılar dışında algıladığımız hiç bir nesne kendiliğinden devinime geçmez” diyen Leonardo “her nesnenin devindiği yönde ağırlığı olduğunu serbest düşen bir cismin düşmede geçen zamanla orantılı olarak ivme kazandığını” ileri sürmekle de kalmaz; daha ileri giderek egemen Aristoteles öğrentisinin tam tersine kuvveti devinimin değil hız veya yön değiştirmenin nedeni olarak gösterir. Bu savın daha sonra mekaniğin devinim yasalarından biri olarak dile getirildiğini biliyoruz.

    Aristoteles’in öğretilerine uzak duran Leonardo’nun Arşimet’e çok yakın ilgi göstermesi ilginçtir. Arşimet’in yapıtları o sıra henüz basılmamıştı. Ellerde dolaşan bir kaç el yazması kopya da okunur gibi değildi. Bu kaynakları çok önemseyen Leonardo’nun okunaklı iyi nüsha elde etmek için başvurmadığı kimse çalmadığı kapı kalmaz. Amacı: klasik çağın öncü bilimadamının kaldıraç ve hidrostatik konularındaki buluşlarını bilim dünyasına tanıtmak “Arşimet” adını layık olduğu yere yükseltmekti.

    Su ve havada dalgasal devinim ses oluşumu vb. olgularla da ilgilenen Leonardo ışığın da dalgasal nitelikte devinme olasılığından söz etmişti. Onun ilginç bir gözlemi de yarım ay’ın karanlık bölümünün belirsiz de olsa görünmesine ilişkindir. “Eski ay yeni ay’ın kucağında” diye betimlediği bu olayı dünyamızın yansıttığı ışıkla açıklar

    .




  7. #7

    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Tecrübe Puanı
    6688
    Mesajlar
    7,086

    Thumbs up Cevap: Bilim Adamları ve Buluşları Kısaca Bilgiler

    Leonardo’ya jeolojinin öncüsü gözüyle de bakılabilir. Dağ yamaçlarında topladığı fosillerin bir bölümünün deniz yaratıklarına ait olduğunu söyler; yerküre kabuğunun zamanla değişikliklere uğradığı yeni tepe ve vadilerin oluştuğu gibi noktalara değinir. Üstelik bu tür oluşumların salt doğal nedenlere bağlı olduğunu vurgulamaktan da geri kalmaz.

    Simya astroloji ve büyü türünden uygalamaları aldatmaca bulduğunu açıkça söyleyen Leonardo doğayı neden-sonuç ilişkisi içinde düzenli nesnel bir gerçeklik olarak algılıyordu. Dinsel inançlara saygılıydı ama onun için bilim teolojik baskıdan uzak özgür bir arayış olduğu ölçüde amacına ulaşabilirdi. Leonardo’nun bilimsel yöntem anlayışı neredeyse çağdaş anlayışla eşdeğer düzeydedir. Bu anlayışta “olgusal veri – açıklayıcı kuram etkileşimi” temel öğedir.

    Leonardo’nun sezgisel de olsa bunun ayırdında olması oldukça şaşırtıcı; çünkü bu noktanın açıklık kazanması çağımız bilim felsefesini beklemiştir. Leonardo bilimde deney gibi matematiğin de önemini kavrayan bir düşünürdü. Ona göre insanoğlu sürgit kesinlik arayışı içinde olmuştur. Ancak kesinlik görecelidir; olduğu kadarıyla doğal bilimlerde değil soyut zihinsel kavramlarla sınırlı kalan matematikte bulunabilirdi. İşe gözlemle başlayan bilimadamı ise ulaştığı açıklamaları gözlem ya da deneye başvurarak doğrulamakla yetinmeliydi.

    Vurguladığı bir nokta da teori ile uygulamanın elele gitmesi gereğiydi: Uygulamaya elvermeyen teoriyi anlamsız teoriye dayanmayan uygulamayı kısır sayıyordu. Doğaya tüm saplantılardan arınmış bir kafayla bir çocuğun her şeyi kucaklayan açık yüreğiyle yaklaşmayı öğütlüyordu.

    Onun gözünde sanat felsefe ve bilim kültürün bütünlüğünde birleşen etkileşim içinde gelişen çalışmalardı. Sanatı salt yaratıcı imgelemin felsefeyi soyut düşüncenin bilimi deneyin ürünü sayıp birbirinden ayrı tutmak yanlıştı. Leonardo değişik ölçülerde de olsa hepsinde yaratıcı imgelemin soyut düşüncenin ve olgusal deneyimin payı var demekteydi.

    Tüm ilgi alanlarında evrensel bir deha yetkin bir örnek sergileyen Leonardo son günlerinde zengin yaşam öyküsünü basit bir tümcede dile getirmişti: “Nasıl yaşamam gerektiğini anlamaya başladığımda nasıl ölmekte olduğumu gördüm. ”

    Öldüğünde 67 yaşındaydı ama bedensel olarak tükenmişti. Güçlü bir beynin amansız sürükleyişi içinde durmadan bulmak ve yaratmak savaşımı veren bu insanın yaşamı acı dolu güzelliğiyle gerçek bir dramdı.

    LOUİS PASTEUR(1822-1895)


    Bilim tarihinde pek az bilim adamı Louis Pasteur ölçüsünde insan yaşamını doğrudan etkileyen buluşlar ortaya koymuştur.Günlük dilimize bile geçen ‘pastörizasyon’ terimi onun buluşlarından yalnızca biridir.Kristaller üzerindeki kuramsal çalışmalarının yanı sıra kimi hastalıklara bağışıklık sağlama yolundaki çalışmalarıbu arada özellikle ‘şarbon’(ya da antraks)denilen koyun ve sığırlarda görülen bulaşıcı hastalıkla kuduza karşı geliştirdiği aşı yöntemi ona dünya çapında ün kazandırmıştır.Bugün Fransa’da pek çok bulvar ve alan onun adını taşımaktadır.Kendi kurduğu ‘Pasteur Enstitüsü’dünyanın önde gelen araştırma merkezlerinden biridir.Fransızların gözünde Pasteur ulusal bir kahramansabunun nedeni onun yalnızca büyük bir bilim adamı olması değilaynı zamandayaşamı boyunca ortaya koyduğu özveri ve insanlığa hizmet tutkusuydu.

    LouisFransız Devrimiyle özgürlüğüne kavuşan bir kölenin torunuydu.BabasıNapolyon ordusunun üstün atılım gücüyle ”Legion de Honour” alan bir astsubaydı.Baba Pasteur’ünNapolyon’un düşmesiyle ordudan ayrılmasına karşın İmparator’un anısına beslediği derin bağlılık duygusuilerde oğlu Louis’in olağanüstü direnç ve yeteneklerini de yönlendiren katıksız yurtseverliğe dönüşmüştü.

    Geçimini dericilikle sağlayan Pasteur ailesi yoksulduama çocuklarının eğitimi için her türlü sıkıntıyı göze almıştı.Louis daha küçük yaşlarında güçlükleri göğüslemede sergilediği direnç ve istenç gücüyle dikkatleri çekiyorcoşkuyla başladığı okul öğreniminde kendisiyle birlikte kardeşlerininde başarılı olması için uğraş veriyordu.Gerçi okulda pek parlak bir öğrenci değildi; dahası.ilk gençlik yıllarında ilerde büyük bilim adamı olacağını gösteren bir belirtide yoktu ortada.Tam tersineLouis’in belirgin merakı portre çizmekti.Üstün bir yeteneği yansıtan tablolarıbugündePasteur Enstitüsünde asılı durmaktadır.

    Louis 19 yaşına geldiğinde sanatı bırakırbilime yönelir.Başlangıçta öğretmenlerinin yönlendirmesiyle öğretmen olmaya karar verirünlü eğitim enstitüsü Ecole Normale Superieure’e başvurur.Giriş sınavını kazanmasına karşınmatematikfizik ve kimyada derslere daha hazırlıklı başlamak için öğrenimine bir yıl sonra başlar.Amacı iyi bir öğretmen olarak yetişmekti.Ne var kiöğrenimini tamamladığında tüm ilgi ve coşkusunun bilimsel araştırmaya yönelik olduğunu fark eder.Kristaller üzerindeki ilk çalışmaları onu adeta büyülemişti.Öğrencisinin özgün düşünme ve kavrayış gücünü sezen kimya profesörü onubasit araçlarla yeni kurduğu laboratuvarına araştırma asistanı olarak alır.Bu genç bilim adamının hayal bile edemediği bir fırsattı.Pasteur hemen çalışmaya koyulurilk aşamada tartarik asit kristalleri üzerindeki optik deneylerini yoğunlaştırır.Çok geçmeden bilim çevrelerinin dikkatini çeken buluşlarıkimi tanınmış bilim adamlarının teşvikiyle Fransız Bilimler Akademisine sunulur.Pasteur bilim dünyasınca tanınma yolundadırama Eğitim Bakanlığı onu bir ortaokula öğretmen olarak atamakta ısrarlıdır.Akademinin ve kimi bilim adamlarının giderek artan baskısına daha fazla karşı koyamayan Bakanlık bir yıl sonra Pasteur’ün Strasburg Üniversitesi’ne yardımcı profesör olarak dönmesine izin verir.

    Pasteur’ün bir özelliği de kararlı olmasıduraksamalarla vakit öldürmemesiydi.Üniversiteye gelişinin dha ilk haftasında Rektöre kızıyla evlenmek istediğini bildirir.Başvuru mektubu ilginçtiraklamama gerk yoktümüyle yoksul bir kimseyim.Tek varlığım sağlığımyürekliliğim ve üniversitedeki işimdir…Geleceğimşimdiki eğilimim değişmezsekiyasal araştırmalara adanmış olacaktır.Çalışmalarımdan beklediğim sonucu alırsamilerde Paris’e yerleşmeyi düşünüyorum.İsteğimi olumlu bulursanızresmi evlenme önerisi için babam Strasburg’a gelecektir.

    İstek olumlu karşılandı.Pasteur yaşamı boyunca tüm bilimsel çalışmalarında kendisine destek verentutku ve sorunlarını paylaşan Marie Laurent’le 1849′da yaşamını birleştirir.Bayan Pasteur gerçekten özveri ve sevgi bağlılığıyla olağanüstü bir eşti.Mutlu evlilijk ne yazıkkiyıllar sonra trajik bir dönemden geçer: Pasteurler dört çocuklarından üçünü küçük yaşlarında tifo ve benzer hastalıklar nedeniyle yitirirler.Geriye kalan oğulları yirmi yaşında iken 1871 savaşında Almanlara esir düşer.Pasteur bilimsel çalışmalarını bir yana iterek eşiyle birlikte oğlunun dönüşünü bekler;Fransa’nın yenilgisiyle birlikte cepheden kaçan binlerce genç arasında oğlunu aramaya koyulur.Sonunda bulunduğunda oğlan bitkin ve yaralıydı.Pasteur Almanları hiçbir zaman bağışlamadı;öyle kiyıllar sonra bilimsel başarıları için gittiği Alman hükümetinin önerdiği madalyayı kabul etmedi.

    Şimdi Pasteur’ü bilimin öncüleri arasına yükselten bilimsel çalışmalarına değinelim.

    Pasteur’ün yaşamımızı bugünde etkileyen buluşlarından biri fermentasyon(mayalanma) olgusuna ilişkindir.”Fermentasyon”terimi bilindiği gibi maddelerde oluşan bir değişiklik sürecini dile getirmektedir.Örneğin şarap üzümden bu işlemle elde edilir;istenirse gene bu işlemle sirkeye dönüştürülebilir.Aynı şekildesütün şekeri laktik aside dönüştüğünde süt ekşir.Yumurta ve et türünden maddelerde fermentasyonla bozularak yenmez hale gelebilir.

    Üretimi fermentasyona dayanan şarap Fransa’da çok önemli bir konuydu.Ne var kibu işlemin güvenilir teknolojisi henüz yeterince bilinmiyordu.Göreneklere bağlı yöntemler her zaman istenen sonucu vermiyorkimi zamam şarap yerine sirke ya da kullanıma elvermeyen bozuk bir sıvı elde ediliyordu.Sorunu ilk kez Pasteur bilimsel olarak incelemeye koyulur:sonunda ulaştığı açıklama(fermentasyonun mikrop teorisi)geçerliğini bugün de korumaktadır.Buna göredoğadaki organik maddelerdeki hemen tüm değişiklikler gözle görülemeyen birtakım küçük canlılar tarafından oluşturulmaktadır.Pasteur bu mikroorganizmaların ısıyla kontrol altına alınabileceğini göstererek şarap üretimini sağlam bir yöntemle güvenilir kılmakla kalmaz’pastörizasyon’dediğimiz işlemle modern süt endüstrisine de yol açar.

    Pasteur’ün önemli bir başka çalışmasıda ipekçiliği büyük bir sıkıntıdan kurtarmasıdır.Hastalıklı ipek böcekleriüreticileri sık sık büyük kayıplara uğratıyordu.Soruna çözüm bulması mikrop teorisiyle ünlenen Pasteur’den istenir.Bilim adamı her zamanki yoğun ve dikkatli yaklaşımıyla sorunu değişik boyutlarıyla inceler;sağlıklı ipek böceği yumurtalarını seçmede ”pratik” diyebileceğimiz bir yöntem oluşturarak ipekçiliği güvenilir bir üretim teknolojisine kavuşturur.

    Pasteur’ün başarıları bir tür zincirleme tepki içinde birbirine yol açmaktaydı.Kristaller üzerindeki çalışamaları onu onu canlı yaşamın gizemi sorununa götürmüştü.Canlılar üzerindeki incelemeleri ise onu fermentasyonu açıklayan mikrop teorisine ulaştırmıştı.Doğruluğundan artık kimsenin kuşku duymadığı bu teori başlangıçta tepkiyle karşılanmıştı:pek çok kimse için öyle bir düşünce uydurma bir açıklama olmaktan ileri geçemezdi.”Spontane üreme”diye bilinen yerleşik görüşe göre kurtçuktırtıltenyasinekfare vb.yaratıklar elverişli koşullarda kendiliğinden oluşmaktaydı.Oysa Pasteur ”kendiliğinden oluşumu”mikroskobik organizmalar için bile olanaksız görüyordu.

    Mikrop teorisinin özellikle bulaşıcı hastalıkların denetim altına alınması yolunda yeni araştırmalara yol açması kaçınılmazdı.Pasteur çok geçmeden şarbonun yanı sıra kangrenkan zehirlemesiloğusa humması vb.hastalıklar üzerinde de araştırmalarını yoğunlaştırır.Onun çarpıcı bir başarısı da kuduza karşı oluşturduğu aşıdır.Kuduz özellikle köpeklerin taşıdığı ölümcül bir hastalıktır.Pasteur’e gelinceye dek kuduza karşı bilinen tek çare ısırılan yerin kızgın bir demirle derinlemesine dağlanmasıydı.Kaldı kigecikme halinde bu yönteminhastanın canını yakma dışında bir etkisi olmadığı da biliniyordu.Pasteur hayvanlar üzerinde denediği ama insanlara henüz uygulamadığı aşısıyla dokuz yaşındaki bir çocuğun yaşamını kurtarır.Azgın bir köpeğin ondört yerinden ısırdığı çocuğa kızgın demir uygulaması yapılamazdı.Umutsuz annenin çırpınışınada dayanamayan Pasteur aşısını ilk kez bu çocukta denemekten kendini alamaz.Sonuç çocuk için kurtuluşgelecek kuşaklar için bir müjde olur.Büyük bilim adamı ölümünden önce yaşam felsefesini şöyle özetlemişti:Hiç kuşkum yok kiBilim ve Barış cehalet ve savaşı yok edecektir.Ulusların yıkmakyok etmek için değilyaşamı yüceltmek için birleşeceğinegeleceğimizi bu yoldauğraş verenlere borçlu olacağımıza inanıyorum.

    Pasteur’ün öyküsündeanlamlı bir yaşam arayışındaki her genç içinçarpıcı ve güzel bir örnek vardır.




  8. #8

    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Tecrübe Puanı
    6688
    Mesajlar
    7,086

    Thumbs up Cevap: Bilim Adamları ve Buluşları Kısaca Bilgiler

    ÖKLİD


    M.Ö.300 yıllarında yaşamış olan Öklid hakkında bilinenler çok azdır. Elementler adlı meşhur kitabını 40 yaşında yazdığı söylenmektedir. Gençliğinde Atina’da Platon’un Akademisinde eğitim görmüş astronomi aritmetik geometri ve müzik konularına burada ilgi duymaya başlar. Elementleri İskenderiye’ce yazmıştır. Öklid geometrisinin aksiyomları şunlardır:

    1- Aynı şeye eşit olan şeyler birbirlerine de eşittirler.
    2- Eğer eşit miktarlara eşit miktarlar eklenirse elde edilenler de eşit olur.
    3- Eğer eşit miktarlardan eşit miktarlar çıkartılırsa eşitlik bozulmaz.
    4- Birbirine çakışan şeyler birbirine eşittir.
    5- Bütün parçadan büyüktür.

    Öklid geometrisinin postülaları ise şunlardır.

    1- İki yol arasını birleştiren en kısa yol doğrudur
    2- Doğru doğru olarak sonsuza kadar uzatılabilir.
    3- Bir noktaya eşit uzaklıkta bulunan noktaların geometrik yeri çemberdir.
    4- Bütün dik açılar birbirine eşittir.
    5- İki doğru bir üçüncü doğru tarafından kesilirse içte meydana gelen açıların toplamının 180 dereceden küçük olduğu tarafta bu iki doğru kesişir.
    6- Bir üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir.
    7- Bir doğruya dışındaki bir noktadan yalnızca bir tek paralel çizilebilir.

    Öklid ‘in üç tane de uzay kabulü vardır.

    1- Uzay üç boyutludur.
    2- Uzay sonsuzdur.
    3- Uzay homojendir




 

 

Konu Etiketleri

Künye Uyarı
Powered by vBulletin® Version 4.1.12
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0
Extra Tabs by vBulletin Hispano
Sanal Dünyanın Gerçek Ailesi
Copyright ©2007-2014 Forumuz.Net

Sosyal paylaşım platformu olan Forumuz.Net sitemizde, kullanıcılar, 5651 sayılı kanunun ilgili maddesine ve TCK'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı kaynaklı herhangi bir durumdan Forumuz.Net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimleriniz/sorunlarınız/istekleriniz ve şikayetleriniz için İLETİŞİM panelinden bizlere ulaşabilirsiniz, Forumuz.Net yönetimi en geç "3" iş günü içerisinde dönüş yapacaktır. Platformumuz; kişilik ve telif hakları korunumu, illegal paylaşım ve korsanla mücadele konusunda yetkililere yardımcı olmayı ilke edinmiştir. aduket, film, dizi, müzik, fragman, video, aduket.net

sohbet

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848 849 850 851 852 853 854 855 856 857 858 859 860 861 862 863 864 865 866 867 868 869 870 871 872 873 874 875 876 877 878 879 880 881 882 883 884 885 886 887 888 889 890 891 892 893 894 895 896 897 898 899 900 901 902 903 904 905 906 907 908 909 910 911 912 913 914 915 916 917 918 919 920 921 922 923 924 925 926 927 928 929 930 931 932 933 934 935 936 937 938 939 940 941 942 943 944 945 946 947 948 949 950 951 952 953 954 955 956 957 958 959 960 961 962 963 964 965 966 967 968 969 970 971 972 973 974 975 976 977 978 979 980 981 982 983 984 985 986 987 988 989 990 991 992 993 994 995 996 997 998 999 1000 1001 1002 1003 1004 1005 1006 1007 1008 1009 1010 1011 1012 1013 1014 1015 1016 1017 1018 1019 1020 1021 1022 1023 1024 1025 1026 1027 1028 1029 1030 1031 1032 1033 1034 1035 1036 1037 1038 1039 1040 1041 1042 1043 1044 1045 1046 1047 1048 1049 1050 1051 1052 1053 1054 1055 1056 1057 1058 1059 1060 1061 1062 1063 1064 1065 1066 1067 1068 1069 1070 1071 1072 1073 1074 1075 1076 1077 1078 1079 1080 1081 1082 1083 1084 1085 1086 1087 1088 1089 1090 1091 1092 1093 1094 1095 1096 1097 1098 1099 1100 1101 1102 1103 1104 1105 1106 1107 1108 1109 1110 1111 1112 1113 1114 1115 1116 1117 1118 1119 1120 1121 1122 1123 1124 1125 1126 1127 1128 1129 1130 1131 1132 1133 1134 1135 1136 1137 1138 1139 1140 1141 1142 1143 1144 1145 1146 1147 1148 1149 1150 1151 1152 1153 1154 1155 1156 1157 1158 1159 1160 1161 1162 1163 1164 1165 1166 1167 1168 1169 1170 1171 1172 1173 1174 1175 1176 1177 1178 1179 1180 1181 1182 1183 1184 1185 1186 1187 1188 1189 1190 1191 1192 1193 1194 1195 1196 1197 1198 1199 1200 1201 1202 1203 1204 1205 1206 1207 1208 1209 1210 1211 1212 1213 1214 1215 1216 1217 1218 1219 1220 1221 1222 1223 1224 1225 1226 1227 1228 1229 1230 1231 1232 1233 1234 1235 1236 1237 1238 1239 1240 1241 1242 1243 1244 1245 1246 1247 1248 1249 1250 1251 1252 1253 1254 1255 1256 1257 1258 1259 1260 1261 1262 1263 1264 1265 1266 1267 1268 1269 1270 1271 1272 1273 1274 1275 1276 1277 1278 1279 1280 1281 1282 1283 1284 1285 1286 1287 1288 1289 1290 1291 1292 1293 1294 1295 1296 1297 1298 1299 1300 1301 1302 1303 1304 1305 1306 1307 1308 1309 1310 1311 1312 1313 1314 1315 1316 1317 1318 1319 1320 1321 1322 1323 1324 1325 1326 1327 1328 1329 1330 1331 1332 1333 1334 1335 1336 1337 1338 1339 1340 1341 1342 1343 1344 1345 1346 1347 1348 1349 1350 1351 1352