Forumuz.Net Sitesine Hoşgeldiniz.
+ Konu Cevaplama Paneli + Yeni Konu aç
1 den 4´e kadar. Toplam 4 Sayfa bulundu
  1. #1
    ^*Tuana*^ Evreka ^*Tuana*^ Evreka ^*Tuana*^ Evreka ^*Tuana*^ Evreka ^*Tuana*^ Evreka ^*Tuana*^ Evreka ^*Tuana*^ Evreka ^*Tuana*^ Evreka ^*Tuana*^ Evreka ^*Tuana*^ Evreka ^*Tuana*^ Evreka

    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Mesajlar
    551
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    705

    Standart Şiir nedir? Şiir Hakkında Herşeyyy...!!!

    Şiir nedir? Şiir Hakkında Herşeyyy...!!!

    Şiir nedir?

    Şiir neredeyse dilin doğuşuyla beraber ortaya çıkan bir yazın türüdür. Şiiri tanımlamak için binlerce ifade kullanılmışsa da doğru ve değişmeyecek bir tanıma ulaşmak olanaksız gibi görünmektedir.

    Ancak kendine ait bir dil ya da söylem kullanması müzik ve sesle yakın ilişki içinde bulunması ve estetik bir etkileme gücünün olması herkes tarafından kabul edilebilecek özelliklerdir.

    Şiirin ortaya çıkışı insanın sesini bulması ve özellikle konuşarak iletişim kurmasını sağlayan bir dil geliştirmesi ile yaşıttır. İnsan günlük konuşma dilinin yanı sıra özellikle değiştirebileceği ya da yansıtabileceğini düşündüğü doğayı etkilemek için bir büyü dili oluşturmuştu. Bu dilin ritmik özellikleri şiir dilinin öncülü olarak algılanabilir. Platon da şiiri tanımlarken "büyülü söz" ifadesini kullanmıştır.

    Çağlar boyunca türküler şiirsel metinler olarak sözlü yazın örnekleri olarak yaşamışlardır. Her kültürün günlük dil kadar sık kullandığı türkülerin sosyolojik boyutu yazınsal boyutundan daha önde görülmüştür. İşlerini yaparken türkü söyleyen insanlar bireysel ya da grupsal gereksinimlerinden dolayı farklı türlerde şiir geliştirmişlerdir. Bu gereksinim sonucu ortaya çıkan türler Yunan kültürü etkisi altında gelişmiştir. Bu bağlamda ilk gelişen türler lirik epik ve dramatik şiirdir. Bunların dışında pastoral didaktik ve satirik diye adlandırılan türler de şiirde iç farklılaşmanın diğer örnekleridir.

    Topluma ortak bir duyarlık ve bazen vicdan oluşturmak insan-doğa ilişkisini düzene koymak sıradan insanın gözlemleyebildiği halde ifade edemediği olayları ve olguları güzel ve farklı bir dil kullanarak gündeme getirmek ve böylece toplumun sözü olmak gibi işlevleri vardır şiirin. Şiirin işlevi yazıldığı ya da söylendiği döneme bağlı olarak farklılık göstermiştir. Topluma kazandırılmak istenen değerlerin sözcülüğünü yapmış yenilikleri tanıtmaya çalışmış demokrasi ve özgürlük kavramlarının kalıcı olmasında önemli pay sahibi olmuştur.

    Şair kimdir?

    Şair öncelikle bir yazın insanıdır. Şiir yazan ve söyleyen kişidir. İlkçağlardan günümüze kadar toplumun ileri gelenlerinden bilici ve sözcü olduğu için toplumun kutsadığı toplumun ortak duygu ve duyarlıklarının kaynağı olarak görülen ilerici ve dönüştürücü bir kişidir. Ortak duyarlıklar ve değerler toplumdan topluma değişeceği için şairlere evrensel özel değerler yüklemek doğru olmayabilir. Yine de şair kendi toplumunda düşünen güzel söz söyleyen ve sözü dinlenen bir kişi olarak kabul ve saygı görmüştür.

    Şairin toplumdaki işlevi ilkel çağlarda daha keskin çizgilerle belirlenmiş iken günümüzde belirli bir şair rolünden söz etmek daha zordur. Bunun nedeni düşüncenin ve sözün yerini alan yeni değerlerdir diyebiliriz.

    Şair yaşadığı dünyayı olayları ve insanları herkesten farklı algılayan bir kişidir ya da olmalıdır. İzlenimlerini halka aktarırken diğer sanatçılar kadar rahat değildir çünkü ne günlük konuşma dilini kullanabilir ne de düzyazı tekdüzeliğini. Şairin dili diğer tüm yazın türlerinin dilinden üstün ve zahmet vericidir.

    Şiir ve dil bilinci

    Şiir dili gündelik dilden birçok özelliğiyle ayrıldığı için dil merkezli her türlü yaklaşımın odağında yer almıştır. Sessel ve semantik (anlamsal) düzeylerde konuşma dilinden ayrılır. Şiir olmayan metine anlamı yazarı tarafından yüklenirken şiir kendi anlamını kendi üretir. Şiirde anlamda çok okurun anlamlamasından söz edebiliriz. Roman Jakobson'a göre şiir dilin güzelduyusal işlevindedir.

    Şiir dilinin kendine özgü yapısı konuşma dilinden sapmalarla öne çıkartma ve düzenliliklerle sağlanmaktadır. Gündelik dilden sessel sözcüksel sözdizimsel anlamsal her türlü sapma ile yineleme (uyaklar ve sözcük yinelemeleri) ve koşutluklar şiir dilinin öne çıkartılan özellikleridir. Ancak bu özelliklerin şiirin derin yapısında bir bağlılaşık bulma şartı vardır. Yani yapılan bir öne çıkartma anlama bir etkide bulunmuyorsa sadece yüzeyseldir ve şiirsel bir işlevi yoktur. Bazı sözcük ve dilbilgisi oyunları sadece moda olduğu için kullanıldığında şiire yarardan çok zarar verirler.

    Şiiri düzyazıdan ayıran dilsel özelliklerden en önemlisi anlamın düzyazıda çizgisel olması şiirde ise çizgisel olmayıp dolaylı olmasıdır. Düzyazıda yani şiir olmayan bir metinde anlam hazır olarak vardır ve gösteren-gösterilen ilişkisi açıktır. Şiirde ise gösteren için birden fazla gösterilen olabilir ve her okur farklı gösterileni anlam olarak algılayabilir. Yani belli ve tek bir anlamın varlığından söz etmek zordur.
    Şiirin teknik sorunları

    a) Şiirde İmge
    İmge şiirde anlama ulaşma yolunu daha etkili ve canlı hale getiren anlamla başka şeyler arasında ilinti kuran bir zihinde canlandırma biçimidir. Bir bakıma bir hayal yaratmadır. Hayal söz konusu olduğu için seçilen şeyler dünyada varolan bildik cisimler ya da olaylar olmak zorundadır. Şiirin de kullandığı asıl madde insan yaşantısı olduğu için bu yaşantıyı şiirleştirmek işi imgeye düşer. O zaman şair kullandığı sözcüklerle algıların zihindeki bazı resimlerle eşleşmesini sağlar. Bunu başarabilen bir imgeye de biz iyi imge diyebiliriz.

    İmgenin şiirde nasıl ve ne kadar kullanılması gerektiği tartışma nedeni olmuştur. Örneğin Garip akımına karşı bir tepki olarak gelişen İkinci Yeni direkt olarak anlatılan günlük yaşantının yerine imgeyi koymuşlardır. İmge bir bakıma anlam yolculuğunun bizde bıraktığı güzel manzaradır.

    B) Şiirde Uyak ve Ses
    Ne tür şiir yazılırsa yazılsın ses ve uyak şiirin vazgeçilmez öğelerindendir. Günümüz şiirinde halk ve divan şiiri örneklerinde olduğu gibi sistemli bir uyak kullanılmasa da şiire serpiştirilen ve düzenli olmayan ses benzeşmeleri şiiri canlı tutmanın gereğidir. Şiirde kullanılan redif zengin uyak tam uyak ve yarım uyak ile içses uyumu şiirin daha kolay akılda kalmasını akıcılığı sağlar ve bazen verilmek istenen duyguyu yansıtır.

    c) Şiirde Anlam
    Yıllardır tartışılan bir konudur: Şiirde anlam olmak zorunda mıdır? Ülkemizde bu tartışmayı başlatan İkinci Yeni şiir akımıdır. Şiirin ses sözcük ve biçem kaygısını anlamın önüne koyan İkinci Yeni'ye şiir çevrelerinden tepkiler gelmiştir. Anlamın rastlantısal olduğu iddiası da yine İkinci Yeni kaynaklıdır.

    Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi şiir dilinin özelliklerinden biri şiirde anlamın çizgisel değil dolaylı olmasıdır. Şiirsel bir metnin çok anlamlılığı okurun onu anlamlamasından kaynaklanır. Şiirde şiir olmayan metinlerin tersine anlam şair tarafından hazır verilmez ve anlama ulaşma okurdan beklenir. Öyleyse şiir okuma her türlü okumanın üzerindedir ve okurun işbirliğini gerektirir. Bir metne sonsuz sayıda okuma yapılabileceğine göre "şiirde anlam sonsuzdur" gibi bir yargıya da ulaşabiliriz.

    d) Şiir ve Toplum
    Şiir toplumun sorularını dile getiren bir araç mıdır? Şair bu sorunlar ne derece duyarlı olmalıdır? Şiir ve ideoloji arasındaki ilişki nedir?
    Bu sorular günümüzde dahi sıcaklığını koruyan tartışma konularıdır. Şiirin yaşamı yansıtması gerektiği (mimesis) görüşü Gerçekçiliğin temelini oluşturmuş gerçekliği sorgulamak ve eleştirmek ise Toplumcu Gerçekçilik ile gündeme gelmiştir. Toplumcu gerçekçi tavır edebiyatın sosyalist değerler üzerinde yükselmesi yapıtlarda halkın sorunlarının dile getirilmesi sosyalizmin yüceltilmesi gerekliliğini savunur. Kişilerin iç dünyasını yansıtan bireyciliği öne çıkaran ve burjuva yaşam tarzını yansıtan yapıtlara karşı çıkar. Sanat sadece Marksist etik ve estetik ölçütleriyle değerlendirilir. Sanat sanat için değil toplum içindir. Şiir de bu yaklaşım içerisinde önemli bir işleve sahiptir. Coşturucudur ve yönlendiricidir.

    Bugün şiir dergilerini karıştırdığınızda bu konudaki tartışmalara tanık olabilirsiniz. Artık şiirle devrim yapılamayacağını herkes bilmektedir. Şiire ve şaire ağır görevler yüklemek yanlıştır; çünkü toplumsal olaylara duyarlı davranmak sadece şairlerin değil herkesin görevidir. Şair bir aydın olarak ne zaman halkın yanında olacağını bilir ve ona göre tavır gösterir. Onun tavrı da topluma bir bakış açısı kazandırması bakımından gereklidir.

    e) Şiir ve Çeviri
    "Şiir öyle ayrı bir dildir ki başka hiçbir dile çevrilemez; hatta yazılmış göründüğü dile bile." diyor Jean Cocteau. Şiiri başka dillere çevirmenin doğru olup olmadığı tartışılan önemli konulardan biridir. Anlamlamanın okur merkezli olması bir dildeki ses ve biçemin diğer dilde yakalanmasının çok zor olması dillerin sözcüklerinin her zaman birbirini karşılayamıyor olması şiir çevirisini zorlaştıran etkenlerdir. Ancak şiirin çevrilememesi durumunda da farklı ülkelerden şairleri tanımak ve okumak olanaksız bir duruma gelmektedir. O zaman şiir çevirisinde çeviren kişinin elinden gelenin en iyisini yapması ve şiirin havasını en yüksek düzeyde koruması gerekmektedir. Ancak bu çeviri ne kadar başarılı olursa olsun çevirmenin anlamlaması ev yeniden yaratması etkisinde olacaktır. Bu yüzden bazı şiirlerin altında "çeviren" ifadesi yerine "Türkçe söyleyen" ya da "yeniden söyleyen" ifadelerine rastlarız. Şiirleri kadar çevirileri ile ünlenmiş şairler de vardır. Onlar kendi şiirlerindeki yaratıcılığı yeniden yaratma işlemine başarıyla taşıyabilmişlerdir.







    Hemen Paylaş!
    Share


  2. #2
    ZiFiRi Gururlanmaya değer. ZiFiRi Gururlanmaya değer. ZiFiRi Gururlanmaya değer. ZiFiRi Gururlanmaya değer. ZiFiRi Gururlanmaya değer. ZiFiRi Gururlanmaya değer. ZiFiRi Gururlanmaya değer. ZiFiRi Gururlanmaya değer. ZiFiRi Gururlanmaya değer. ZiFiRi Gururlanmaya değer.

    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    Sevgi kırıntısının olduğuna inandığım yüreklerden...
    Yaş
    32
    Mesajlar
    56
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    18

    Standart

    Şiir nedir ne değildir şiirin yazın içindeki yeri ne olmalıdır şiir yazarken nelerden esinlenilir… gibi konularda 28 Nisan 1994 de Ankara hacettepe Eczacılık Fakültesi’nde davet edildiğim bir paneldeki fikirlerimin ve konuşmalarımın küçük bir kısmını kapsayan bu yazımı -sadece kendi görüşlerim olarak- okuyucularıma sunmaktan büyük bir zevk duyuyorum.

    Sizler de kendi görüşlerinizi ve fikirlerinizi iletmek zahmetinde bulunursanız bundan haz duyarım.

    Sevgili okurlarım. Edebiyatın (yazın) içinde şairin ve şiirin özel bir yeri vardır.

    Şaire şiiri ve şiir sanatını öğreten yoktur. Olamaz da. Şiir yazmanın ne okulu ne öğretmeni vardır. Roman nasıl yazılır kompozisyon nedir öykü yazmak nasıl olur bunları öğretebilirsiniz ama şiir öğretilemez. Bazı teorik bilgiler verilebilir ve fiziksel olarak şiirin yapısı nasıl olacağı öğretilebilirse de şiir sanatı okuyarak çok okuyarak duyarak yaşayarak kazanılabilir.

    Cahit Külebi diyor ki: “Şiire başlayan bir insan hangi yaşta olursa olsun en az onbeş-yirmi yıl iyi bir okuyucu olmak zorundadır. Ondan sonra da şiir yazmağa başlamak için gerekli olan kendi dünyasını dilini biçemini bulmak zorundadır.”

    Demek ki şiir yazmak için okumalı ve de yaşam boyu iyi bir okuyucu olmalıdır.

    Oktay Akbal’ın deyimi ile şöyle söylemek mümkün: ”Kişiyi yazmaya iten okuduğu kitapların yarattığı etkidir.”

    Gene şöyle söyleyebiliriz: Şiir şairle okuyucu arasında düşünce ve duygu akışını sağlayan bir iletişim aracıdır.

    Bu iletişim bazan bir propagandadır. Bazan bir öğretim şekli. Bazan da bir beyin yıkama. Ama çoğunlukla duygu ve sevgi bulutlarının bir kalbten diğerine taşınmasıdır.

    Bu nedenle şiirin tanımını şiir ve insan kavramlarını birbirinden ayırmadan yapmak gerekir.

    Özdemir Asaf'ın şu güzel sözü akıldan hiç çıkarılmaması gereken önemli bir gözlemdir:"Her insanın bir öyküsü vardır ama her insanın bir şiiri yoktur".

    Öyleyse edebi anlamıyla şiir nedir?

    Ahmet Tufan Şentürk der ki: “Yeryüzüne gelmiş ne kadar şair varsa o kadar da şiir tarifi vardır.”

    “İnsan gökkuşağına doğru koştukça gökkuşağı ondan uzaklaşır. Şiir de böyledir. Yakalaması zordur.”

    Gerçek şair bugün yazdığını yarın beğenmeyendir. Başka bir deyişle gerçek şair kendi dilini kendi dünyasını kendi biçemini bulan şairdir. Onu bulana kadar gökkuşağını yakalamağa çalışacaktır.

    Sahiden şiir nedir?

    Yıllardır asırlardır şiirin tanımı yapılır. Bir dizi tartışma konuşma ve incelemelerde şiirin ne olduğu araştırılır. Güzel söylenmiş yaldızlanmış atasözleri gibi anlamlı sözcüklerle sonuçlandırılır. Yine de biribirinin ayni veya benzeri bir “şiir nedir?” sorusunun yanıtı bulunamaz.

    Çünkü hepimiz ayrı ayrı anlarız şiiri. Ayrı gözlerle bakarız. Ayrı denizlerde balık tutan balıkçılar gibiyizdir. Ayrı ayrı yerlerde soğuk pınarlardan içtiği sularla yaz gününde susuzluğunu gideren “susuz insanlar” gibiyiz. Ayni mavi gökyüzünün altında ayni maviliği kimimiz “yorgun” kimimiz “sarhoş kimimiz de kırmızı gören insanlar gibiyiz. Bir şairimizin yazdığı bir şiirde karyoladaki mavi yastığın benim başımı koyduğum mavi bulutlardan ne farkı var. Ya da “Han Duvarları”ndaki Satılmış’ın köyünün “Sisler Bulvarı”ndaki kaldırımlardan.

    Şiir nedir? Bir yazı türü mü? Bir kafiyeler dizisi mi? Yoksa yazıların düzenli uygun adımlarla söylenen bir marş gibi askerce yazılışı mı? Yoksa başını alıp gitmiş bir “hercai” kelebeğin oraya buraya savrularak gezmesi mi?

    Kimimiz için bir tutku. Kadını sever gibi. İçkiyi sever gibi. Sigarayı parmaklarına kahverengi izlerle yapıştırır gibi. Kimimiz için bir “soluk”. Bazan bir yaşam biçimi. Kimimizin yaşlı gözlerden akıttığı yaşların toplandığı bir kap. Kimimize gore Behçet Kemal’in şiirleri gibi Atatürk. Kimimiz için tarih. Aşk. Gençlik yılları.”Evkaftaki memuriyet” ten sonraki geçim sıkıntısı. Kavga.

    Öyleyse şiir nedir?

    Bana gore mi? Hiç düşünmedim şiire bir tanım yapmayı. Ama benim için şiir duyduklarımla gördüklerimle tattığım -acı veya tatlı- olaylarla sevdiklerimle dolu anılarımın tazelenmesidir. Bazan içimdeki başkaldırmanın bazan sessizliğimin bazan da eski günleri geri getirmek için “Eski Limanlardaki Sisli Kandiller”in ışığından medet ummamdır. Belki de evet belki de bunalıp sıkıldığımızda başvurduğumuz bir psikiatristir şiir.

    Üstad Ayhan hünalp ise şiiri şöyle tanımlıyor:

    “Şiir Leandr'ın dediğince "Güzelliğin nefes alışı" mıdır? Ya da rahmetli hocamız NuruIlah Ataç'ın hiçbir yerde yazmayışına karşın bana özel olarak belirttiği gibi;" Matematiğin şeması" mıdır? Bir başka deyimle şiir yazıldığı dilden bir başkasına çevrilemeyendir.

    Bu bilimsel tanımlamaların yanında şiir bir martının uçuşu denizin köpüğüdür. Şiir Boğaziçi’nde dinmiş lodosların uğultusu içinde bir yalıdır. Şiir bir ananın çocuklarının dönüşünü bekleyişidir. Şiir bir buluttur bir vapur düdüğüdür. Şiir bir liseli kızdır bir uttur. Bir tanburdur. Şiir ekmek kavgasıdır ekmek kaygısıdır hayatın özüdür kendisidir. Bir küçük istasyon şiirdir. Giden gemi sallanan bir mendil şiirdir.

    Şiir hayallerimizdir. Rüyalarımızdır. Gençliğimiz yenilgilerimiz hüsranlarımızdır. Şiir uzaya gönüllere sığmayandır. Şiir gerçeğin tıpıtıpına kendisidir. Şiir zaman - zaman bulutlar ülkesidir. Şiir bir tokat bir yakarıştır. Şiir vuslattır özlemdir. Şiir mavidir martıdır. Şiir yürektir.

    Doğan Ülkekul 'un şiirlerini topladığınızda benim bu tanımlamalarımı bulursunuz. Özet ve sonuç: Toplumumuz şairine ne kadar suskun olursa şiirden ne kadar uzak yaşarsa yaşasın Doğan Ülkekul 'un şiirleri böylesine güzel böylesine diridir.”

    Şimdi de Şiir ve İnsan ilişkilerine birkaç satırla değinmek istiyorum.

    Daha once anlatmağa çalıştığım şiir tanımlamalarının içinde yatan bir gerçek var. O da şiirin insanla olan ilişkilerinin şirin esasını belirlemesidir. Bu yoldan giderek hiç çekinmeden diyebiliriz ki ŞİİR ŞAİRİN EDİNİMLERİNİN RUH ZENGİNLİĞİNİN VE KÜLTÜR BİRİKİMİNİN ÜRÜNÜDÜR.

    Şiiri bütünleştirmek için de şiirin poetic yapısını bu ruh zenginliği ve kültür birikimi ile zenginleştirip kuvvetlendirmek gerekir.

    Bu da bir başka açıdan bakıldığında KİŞİLİK kazanmaktır. Salah Birsel bunu şöyle açıklar: “Şiir alanına sinema salonuna girer gibi girilmez. Kişilik kazanmak gerekir ilkin.”

    Eğer şiir bir “iletişim” aracı olarak kabul edilirse-ki öyledir- şu gerçeği de kabul etmek gerekir: Şiir yazılmaz söylenir. Feyzi Halıcı “Dörtlemeler”inde kendisine “Şiir yazan insana şair derler” diye şairi tanımlayan birine şu karşıtı verir: “Aferin. Yalnız bir şeyi eksik söyledin şiir yazılmaz söylenir.”

    Şiir ve insan ilişkilerinden sözettiğimizde bir önemli konuyu daha vurgulamak gereği vardır. O da kalıcılık ve devamlılıktır. Şinasi Özdenoğlu der ki: “Şiir yazmaktan da cetin olan şey şiiri bir yaşam biçimi olarak bıkıp usanmadan sürdürmektir.” Birçok değerli şairimiz bunu sürdürüp götüremedikleri için bir saman alevi gibi parlayıp sönmüşlerdir. Bu şairleri genel olarak “şiirleri gölgelenen şairler”diye nitelerler. Bunlardan biri yakından tanıdığım ve “Nokta Noktam” şiirini hala ezbere bildiğim Rıza Polat Akkoyunludur.

    Alemdar Yalçın üstadımız bir söyleşisinde şunu anlatıyor: “Edebiyatın özü insanı tanımaktır. İnsanı tanımayan edebiyat evrensel olamaz.”

    Biraz da kendimden daha doğrusu benim şiire olan bağlantımdan söz etmek istiyorum. Kimine gore bir masaldır yaşamak. Kimine gore unutulmuşluklarda kaybolmak. Kimi bir beyaz gülüşe kimi bir karasapana benzetir yaşamı. Kimi de sonu gelmeyecek bir deniz yolculuğuna. Bana gore yaşam ılık bir deniz kıyısında yumuşak kumlarda koşarken tuttuğum ılık bir dost elidir. O nedenle genelde hep dostluk ve sevgi doludur şiirlerim.

    Şiirlerimi yazarken esinlediğim çok şeyler olmuştur. Hemen hemen her şey ilham vermiştir bana. Ama en çok karanlık geceler gözyaşları ve pişmanlıklar olmuştur ilham kaynaklarım. Ağlayamadan içime akıttığım gözyaşlarım olmuştur. Yapmak isteyip de yapamadığım; söz verip sözümde duramadığım; elimi uzatıp da tutamadığım; tutup da çok kez geç kaldığım; yaşam gibi ne olduğunu hiç anlayamadığım şeyler olmuştur. Soğuk kış gecelerinde artık başımı dizlerine koyamayacağım annem olmuştur. Sevdim sanıp aldandığım sevildim sanıp yanıldığım insanlar olmuştur. Ben yüksekteyken alçalan ben aşağıda iken kahramanlaşan iki suratlı yaratıklar olmuştur. Ama en çok sevgim içimdeki büyük aşkım olmuştur en büyük ilham kaynaklarım. Vatanıma Bayrağıma Atam’a eşime çocuklarıma aileme arkadaşlarıma ve bütün sevdiklerime olan sevgim ve bağlılığım olmuştur.

    Sayın Feyzi Halıcı diyor ki: “Edebiyat ‘edep’ ten gelir. Bence şiirin de edepli olması gerekir. Küfür şiir değildir. Şiir lirik bir musikidir.”

    Ben de şiirlerimi edepli küfürden uzak ve yalın yazmağa çalışırım. Karamsarlıklarla dolu şiirlerim de vardır. Ama siz onlara bakmayın. Gönlüm bütün denizleri içine alacak kadar geniş ve zengindir. Bir kuş gibi uçamadığıma bakmayın kalbim bir güvercin gibi huzur ve sulh doludur.

    Satırlarımı yıllar once 1954 yılında Dil tarih ve Coğrafya Fakültesinde Farabi Salonunda üniversiteler arası bir şiir yarışmasında ilk kez bir ödül (birincilik ödülü) almış olan bir şiirimle bitiriyorum.

    Saygı ve sevgilerimle…

    Doğan Ülkekul

    Angelico

    Ben saf bir çocuğum Angelico
    Aşk nedir bilmem
    Şarap yerine su içerim çok zaman
    Ağlarken de gülmem

    Ben bir şiir bilirim Angelico
    “Sin sina tina mina”
    Ağlayınca seni hatırlarım
    Ve destanlara yazarım sana

    “Sin sina tina mina" Angelico
    Ne demektir ben de unuttum
    Sen benimken bir zamanlar
    Bunu okudukça sarhoş olurdum

    Ben çok şeyler bilirim Angelico
    Darılmayı unutmayı sitem etmeyi
    Aşkı ise çoktan unuttum
    Sen kalbini başkasına vereli

    Böyle söylediğime darılma Angelico
    Biliyorum zaman artık değişti
    Sen kimi istersen sev bundan böyle
    Bana bakma bu işler bizden geçti.

    Doğan Ülkekul








    en yükseğe uçurtma uçuran özgürlüktü benim çocukluğum.

    şiirlere ve şarkılara kafiye olsun diye tellere takılmadı benım uçurtmalarım. çünkü onu kaybedecek cesaretim ve bir yenisini yapacak lüksüm yoktutren raylarına kadar gidişim bundandı işte. sırf elektrik direği yok diye az uzaklasmadım şehirden.

    çocukları kaçırıp karnını deşen kötü adamların bütün bildik hikayelerine rağmen.

  3. #3
    5ραяα@мєZ Evreka 5ραяα@мєZ Evreka 5ραяα@мєZ Evreka 5ραяα@мєZ Evreka 5ραяα@мєZ Evreka 5ραяα@мєZ Evreka 5ραяα@мєZ Evreka 5ραяα@мєZ Evreka 5ραяα@мєZ Evreka 5ραяα@мєZ Evreka 5ραяα@мєZ Evreka

    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    Bursa
    Mesajlar
    3,129
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    1403

    Standart

    cok sagolun işime yaradı








    Gidiyorum demeden gidişin varya
    süperdi o surat ifaden görülmeye değerdi
    Nasılda vurdum ama o tekmeyi MOR da güzel yakıştı
    unuttum seni


  4. #4
    I_rem Gururlanmaya değer. I_rem Gururlanmaya değer. I_rem Gururlanmaya değer. I_rem Gururlanmaya değer. I_rem Gururlanmaya değer. I_rem Gururlanmaya değer. I_rem Gururlanmaya değer. I_rem Gururlanmaya değer. I_rem Gururlanmaya değer. I_rem Gururlanmaya değer. I_rem Gururlanmaya değer.

    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    285
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    32

    Standart

    cok saolun benım de cok işime yaradı










 

Forum Bilgileri

Bu Konuyu Görüntüleyenler

Şu an 1 kişi bu konuyu görüntülüyor. (0 üye ve 1 misafir)

     

Konu Etiketleri

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542