Şiir nedirne değildir
şiirin yazın içindeki yeri ne olmalıdır
şiir yazarken nelerden esinlenilir…
gibi konularda
28 Nisan 1994 de Ankara hacettepe Eczacılık Fakültesi’nde davet edildiğim bir paneldeki fikirlerimin ve konuşmalarımın küçük bir kısmını kapsayan bu yazımı -sadece kendi görüşlerim olarak- okuyucularıma sunmaktan büyük bir zevk duyuyorum.
Sizler de kendi görüşlerinizi ve fikirlerinizi iletmek zahmetinde bulunursanızbundan haz duyarım.
Sevgili okurlarım. Edebiyatın (yazın) içindeşairin ve şiirin özel bir yeri vardır.
Şaireşiiri ve şiir sanatını öğreten yoktur. Olamaz da. Şiir yazmanın ne okulu
ne öğretmeni vardır. Roman nasıl yazılır
kompozisyon nedir
öykü yazmak nasıl olur
bunları öğretebilirsiniz
ama şiir öğretilemez. Bazı teorik bilgiler verilebilir ve fiziksel olarak şiirin yapısı
nasıl olacağı öğretilebilirse de şiir sanatı okuyarak
çok okuyarak
duyarak
yaşayarak kazanılabilir.
Cahit Külebi diyor ki: “Şiire başlayan bir insanhangi yaşta olursa olsun
en az onbeş-yirmi yıl iyi bir okuyucu olmak zorundadır. Ondan sonra da şiir yazmağa başlamak için gerekli olan kendi dünyasını
dilini
biçemini bulmak zorundadır.”
Demek ki şiir yazmak için okumalı ve de yaşam boyu iyi bir okuyucu olmalıdır.
Oktay Akbal’ın deyimi ile şöyle söylemek mümkün: ”Kişiyi yazmaya itenokuduğu kitapların yarattığı etkidir.”
Gene şöyle söyleyebiliriz: Şiir şairle okuyucu arasındadüşünce ve duygu akışını sağlayan
bir iletişim aracıdır.
Bu iletişim bazan bir propagandadır. Bazan bir öğretim şekli. Bazan da bir beyin yıkama. Ama çoğunlukladuygu ve sevgi bulutlarının bir kalbten diğerine taşınmasıdır.
Bu nedenle şiirin tanımınışiir ve insan kavramlarını birbirinden ayırmadan yapmak gerekir.
Özdemir Asaf'ın şu güzel sözü akıldan hiç çıkarılmaması gereken önemli bir gözlemdir:"Her insanın bir öyküsü vardırama her insanın bir şiiri yoktur".
Öyleyse edebi anlamıyla şiir nedir?
Ahmet Tufan Şentürk der ki: “Yeryüzüne gelmiş ne kadar şair varsao kadar da şiir tarifi vardır.”
“İnsan gökkuşağına doğru koştukçagökkuşağı ondan uzaklaşır. Şiir de böyledir. Yakalaması zordur.”
Gerçek şair bugün yazdığını yarın beğenmeyendir. Başka bir deyişlegerçek şair kendi dilini
kendi dünyasını
kendi biçemini bulan şairdir. Onu bulana kadar
gökkuşağını yakalamağa çalışacaktır.
Sahidenşiir nedir?
Yıllardırasırlardır şiirin tanımı yapılır. Bir dizi tartışma
konuşma ve incelemelerde şiirin ne olduğu araştırılır. Güzel söylenmiş
yaldızlanmış
atasözleri gibi anlamlı sözcüklerle sonuçlandırılır. Yine de biribirinin ayni veya benzeri bir “şiir nedir?” sorusunun yanıtı bulunamaz.
Çünkü hepimiz ayrı ayrı anlarız şiiri. Ayrı gözlerle bakarız. Ayrı denizlerde balık tutan balıkçılar gibiyizdir. Ayrı ayrı yerlerde soğuk pınarlardan içtiği sularla yaz gününde susuzluğunu gideren “susuz insanlar” gibiyiz. Ayni mavi gökyüzünün altındaayni maviliği kimimiz “yorgun”
kimimiz “sarhoş
kimimiz de kırmızı gören insanlar gibiyiz. Bir şairimizin yazdığı bir şiirde
karyoladaki mavi yastığın benim başımı koyduğum mavi bulutlardan ne farkı var. Ya da “Han Duvarları”ndaki Satılmış’ın köyünün “Sisler Bulvarı”ndaki kaldırımlardan.
Şiir nedir? Bir yazı türü mü? Bir kafiyeler dizisi mi? Yoksayazıların düzenli
uygun adımlarla söylenen bir marş gibi askerce yazılışı mı? Yoksa başını alıp gitmiş bir “hercai” kelebeğin oraya buraya savrularak gezmesi mi?
Kimimiz için bir tutku. Kadını sever gibi. İçkiyi sever gibi. Sigarayı parmaklarına kahverengi izlerle yapıştırır gibi. Kimimiz için bir “soluk”. Bazan bir yaşam biçimi. Kimimizin yaşlı gözlerden akıttığı yaşların toplandığı bir kap. Kimimize goreBehçet Kemal’in şiirleri gibi Atatürk. Kimimiz için tarih. Aşk. Gençlik yılları.”Evkaftaki memuriyet” ten sonraki geçim sıkıntısı. Kavga.
Öyleyse şiir nedir?
Bana gore mi? Hiç düşünmedim şiire bir tanım yapmayı. Amabenim için şiir duyduklarımla
gördüklerimle
tattığım -acı veya tatlı- olaylarla
sevdiklerimle dolu anılarımın tazelenmesidir. Bazan içimdeki başkaldırmanın
bazan sessizliğimin
bazan da eski günleri geri getirmek için
“Eski Limanlardaki Sisli Kandiller”in ışığından medet ummamdır. Belki de
evet belki de bunalıp sıkıldığımızda başvurduğumuz bir psikiatristir şiir.
Üstad Ayhan hünalp iseşiiri şöyle tanımlıyor:
“Şiir Leandr'ın dediğince "Güzelliğin nefes alışı" mıdır? Ya da rahmetli hocamız NuruIlah Ataç'ın hiçbir yerde yazmayışına karşın bana özel olarak belirttiği gibi;" Matematiğin şeması" mıdır? Bir başka deyimle şiir yazıldığı dilden bir başkasına çevrilemeyendir.
Bu bilimsel tanımlamaların yanında şiir bir martının uçuşudenizin köpüğüdür. Şiir Boğaziçi’nde dinmiş lodosların uğultusu içinde bir yalıdır. Şiir bir ananın çocuklarının dönüşünü bekleyişidir. Şiir bir buluttur
bir vapur düdüğüdür. Şiir bir liseli kızdır
bir uttur. Bir tanburdur. Şiir ekmek kavgasıdır
ekmek kaygısıdır
hayatın özüdür
kendisidir. Bir küçük istasyon şiirdir. Giden gemi
sallanan bir mendil şiirdir.
Şiir hayallerimizdir. Rüyalarımızdır. Gençliğimizyenilgilerimiz
hüsranlarımızdır. Şiir uzaya
gönüllere sığmayandır. Şiir gerçeğin tıpıtıpına kendisidir. Şiir zaman - zaman bulutlar ülkesidir. Şiir bir tokat
bir yakarıştır. Şiir vuslattır
özlemdir. Şiir mavidir
martıdır. Şiir yürektir.
Doğan Ülkekul 'un şiirlerini topladığınızda benim bu tanımlamalarımı bulursunuz. Özet ve sonuç: Toplumumuz şairine ne kadar suskun olursaşiirden ne kadar uzak yaşarsa yaşasın Doğan Ülkekul 'un şiirleri böylesine güzel
böylesine diridir.”
Şimdi de Şiir ve İnsan ilişkilerine birkaç satırla değinmek istiyorum.
Daha once anlatmağa çalıştığım şiir tanımlamalarının içinde yatan bir gerçek var. O da şiirin insanla olan ilişkilerinin şirin esasını belirlemesidir. Bu yoldan giderek hiç çekinmeden diyebiliriz ki ŞİİR ŞAİRİN EDİNİMLERİNİNRUH ZENGİNLİĞİNİN VE KÜLTÜR BİRİKİMİNİN ÜRÜNÜDÜR.
Şiiri bütünleştirmek için deşiirin poetic yapısını
bu ruh zenginliği ve kültür birikimi ile zenginleştirip kuvvetlendirmek gerekir.
Bu da bir başka açıdan bakıldığındaKİŞİLİK kazanmaktır. Salah Birsel bunu şöyle açıklar: “Şiir alanına sinema salonuna girer gibi girilmez. Kişilik kazanmak gerekir ilkin.”
Eğer şiir bir “iletişim” aracı olarak kabul edilirse-ki öyledir-şu gerçeği de kabul etmek gerekir: Şiir yazılmaz
söylenir. Feyzi Halıcı “Dörtlemeler”inde
kendisine “Şiir yazan insana şair derler” diye şairi tanımlayan birine şu karşıtı verir: “Aferin. Yalnız bir şeyi eksik söyledin
şiir yazılmaz
söylenir.”
Şiir ve insan ilişkilerinden sözettiğimizdebir önemli konuyu daha vurgulamak gereği vardır. O da kalıcılık ve devamlılıktır. Şinasi Özdenoğlu der ki: “Şiir yazmaktan da cetin olan şey
şiiri bir yaşam biçimi olarak bıkıp usanmadan sürdürmektir.” Birçok değerli şairimiz bunu sürdürüp götüremedikleri için bir saman alevi gibi parlayıp sönmüşlerdir. Bu şairleri
genel olarak “şiirleri gölgelenen şairler”diye nitelerler. Bunlardan biri
yakından tanıdığım ve “Nokta Noktam” şiirini hala ezbere bildiğim Rıza Polat Akkoyunludur.
Alemdar Yalçın üstadımız bir söyleşisinde şunu anlatıyor: “Edebiyatın özüinsanı tanımaktır. İnsanı tanımayan edebiyat
evrensel olamaz.”
Biraz da kendimdendaha doğrusu benim şiire olan bağlantımdan söz etmek istiyorum. Kimine gore
bir masaldır yaşamak. Kimine gore
unutulmuşluklarda kaybolmak. Kimi
bir beyaz gülüşe
kimi bir karasapana benzetir yaşamı. Kimi de sonu gelmeyecek bir deniz yolculuğuna. Bana gore yaşam
ılık bir deniz kıyısında
yumuşak kumlarda koşarken tuttuğum ılık bir dost elidir. O nedenle
genelde
hep dostluk ve sevgi doludur şiirlerim.
Şiirlerimi yazarken esinlediğim çok şeyler olmuştur. Hemen hemen her şey ilham vermiştir bana. Ama en çok karanlık gecelergözyaşları ve pişmanlıklar olmuştur ilham kaynaklarım. Ağlayamadan içime akıttığım gözyaşlarım olmuştur. Yapmak isteyip de yapamadığım; söz verip sözümde duramadığım; elimi uzatıp da tutamadığım; tutup da çok kez geç kaldığım; yaşam gibi ne olduğunu hiç anlayamadığım şeyler olmuştur. Soğuk kış gecelerinde artık başımı dizlerine koyamayacağım annem olmuştur. Sevdim sanıp aldandığım
sevildim sanıp yanıldığım insanlar olmuştur. Ben yüksekteyken alçalan
ben aşağıda iken kahramanlaşan iki suratlı yaratıklar olmuştur. Ama en çok
sevgim
içimdeki büyük aşkım olmuştur en büyük ilham kaynaklarım. Vatanıma
Bayrağıma
Atam’a
eşime
çocuklarıma
aileme
arkadaşlarıma ve bütün sevdiklerime olan sevgim ve bağlılığım olmuştur.
Sayın Feyzi Halıcı diyor ki: “Edebiyat ‘edep’ ten gelir. Bence şiirin de edepli olması gerekir. Küfür şiir değildir. Şiir lirik bir musikidir.”
Ben de şiirlerimi edepliküfürden uzak ve yalın yazmağa çalışırım. Karamsarlıklarla dolu şiirlerim de vardır. Ama siz onlara bakmayın. Gönlüm bütün denizleri içine alacak kadar geniş ve zengindir. Bir kuş gibi uçamadığıma bakmayın
kalbim bir güvercin gibi huzur ve sulh doludur.
Satırlarımı yıllar once1954 yılında
Dil tarih ve Coğrafya Fakültesinde Farabi Salonunda üniversiteler arası bir şiir yarışmasında ilk kez bir ödül (birincilik ödülü) almış olan bir şiirimle bitiriyorum.
Saygı ve sevgilerimle…
Doğan Ülkekul
Angelico
Ben saf bir çocuğum Angelico
Aşk nedir bilmem
Şarap yerine su içerim çok zaman
Ağlarken de gülmem
Ben bir şiir bilirim Angelico
“Sin sina tina mina”
Ağlayınca seni hatırlarım
Ve destanlara yazarım sana
“Sin sina tina mina" Angelico
Ne demektir ben de unuttum
Sen benimken bir zamanlar
Bunu okudukça sarhoş olurdum
Ben çok şeyler bilirim Angelico
Darılmayıunutmayı
sitem etmeyi
Aşkı ise çoktan unuttum
Sen kalbini başkasına vereli
Böyle söylediğime darılma Angelico
Biliyorum zaman artık değişti
Sen kimi istersen sev bundan böyle
Bana bakma bu işler bizden geçti.
Doğan Ülkekul





LinkBack URL
About LinkBacks

neredeyse dilin doğuşuyla beraber ortaya çıkan bir yazın türüdür. Şiiri tanımlamak için binlerce ifade kullanılmışsa da doğru ve değişmeyecek bir tanıma ulaşmak olanaksız gibi görünmektedir.



Alıntı ile Cevapla
gibi konularda



Bookmarks