Forumuz.Net sitesine hoş geldiniz.
1 den 1´e kadar. Toplam 1 Sayfa bulundu
  1. #1
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Şehr-i Stanbul
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,563

    Standart Atatürk İlkelerinin Ortak Özellikleri

    Atatürk İlkelerinin Ortak Özellikleri

    Atatürk İlkelerinin Ortak Özellikleri

    Atatürk İlkeleri bir bütünü oluşturan ortak görüş ve eylemler bütünüdür. Bu nedenle ortak özelliklerin bulunması da gerekli ve doğaldır. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

    Atatürk İlkeleri Türk toplumunun gereksinimlerinden doğmuştur. Bunların kabul edilmelerinde ve benimsenmelerinde herhangi bir dış baskı körü körüne bir taklitçilik ya da bir özentinin kesinlikle etkisi yoktur.

    Bu ilkeler yalnız sözlük anlamlarıyla kurukuruya tanımlanamaz. Bunlar Atatürk tarafından hem sözle hem de uygulamayla belirlenmiştir. Herbirinin anlam ve kavram yapısını Türk Ulusu'nun ruhuna karakterine gelenek ve yeteneklerine uygun düşen yönleriyle değerlendirmek gerekir. Yani kısaca bu ilkeleri Türk'e öz niteliklere aykırı düşen anlayışlarıyla anlatmaya ve açıklamaya kalkmak hem bu ilkeleri hem de Atatürk'ü anlamamak olur. Bu gibi anlatım ve açıklamalar gereksiz ve geçersizdir.
    Atatürk İlkelerini birbirinden çözüp ayırmaya ya da tek tek değerlendirmeye girişmek; onları devrim hareketlerinden ayrı düşünmek büyük yanlışlık olur. Bu ilkeler bir bütünü oluşturan öğelerdir. Sağlıklı bir canlının organları gibi birbirleriyle tam bir uyum içinde bağlantılıdır. İşte bu uyum ve bütünlük ATATÜRKÇÜLÜK dediğimiz dünya görüşünü oluşturmuştur.


    ATATÜRK'ÜN ULUŞMAK İSTEDİĞİ HEDEF İLKELERİ :



    Ulusal Egemenlik
    "Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki onun karşısında zincirler erir taç ve tahtlar batar yok olur. Ulusların tutsaklığı üzerine kurulmuş olan kurumlar her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar." ( 1924 )

    Ulusal egemenlik; dışa karşı özgür ve bağımsız yaşamayı içeride ise ulusun kendi kendini yönetme esasına dayanır.

    Prof. Dr. Hamza Eroğlu ulus ve egemenlik kavramlarını; "Ulus kendisini oluşturan kişilerin toplamından farklı ve ayrı olarak onların bir sentezinden ortaya çıkmış bağımsız bir kişiliktir. Egemenlik ise ulus denilen varlığın toplumun genel iradesidir. Bu irade üstün iktidar ve güç olarak ulusa aittir. Egemenlik ilâhi iradeye dayanmaktadır. Ulus iradesi ise bireysel iradelerin biraraya gelmesinden kaynaşmasından sentezinden oluşmuştur. Bu itibarla ulusal egmenlik ulusun bölünmez iradesidir." diye tanımlamaktadır.

    Türk Ulusu kendisini oluşturan bireylerden ayrı bir manevi kişiliğe sahiptir. Türk Ulusu denilen bu manevi kişilik ve onun "ulus" sözcüğü ile ifade olunan kendisine has bir iradesi vardır. Ve bu ulusal iradedir ki ifadesini ulusal egemenlik prensibinde bulmaktadır.

    Türk Ulusu'nun yüce kişiliğine yaraşan ve onun özgür yaşama isteğini en güzel şekilde ifade eden bu düşünceyi Atatürk "Hakimiyet bilakaydışart (kayıtsız şartsız) milletindir." demiştir. Bunun anlamı şudur:

    Egemenlik denilen kuvvetin hiçbir bağımlılık hiçbir taksim hiçbir eleştiri hiçbir sınıf kabul etmeyecek şekilde ulusa ait oluşudur.

    Atatürk'e göre; "Toplumda en yüksek özgürlüğün en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve gerçek manasıyla ulusal egemenliğin kurulmuş olmasına bağlıdır. Bundan ötürü özgürlüğün de eşitliğin de dayanak noktası ulusal egemenliktir."




    Ulusal Bağımsızlık
    "Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben ulusumun ve atalarımın en değerli miraslarından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım."

    Atatürk ulusçuluğunun temelinde yatan bir kavram "tam bağımsızlık" düşüncesidir. Türkiye'de bağımsızlığa dayanmayan ulusçuluktan söz etmek elbette yetersizdir. Bu konuda Atatürk: "Tam bağımsızlık denildiği zaman doğal olarak siyasi mali ekonomik adli askeri kültürel ve diğer hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksun kalmak ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksun kalması demektir."


    Ulusal Birlik ve Beraberlik
    "Türk Ulusu ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir."

    Ulusal Birlik ve Beraberlik Türk Ulusu'nu oluşturan insanların birbirlerini seven birbirlerine inanan ve güvenen yurttaşlar olarak yurdun ve ulusun yükselmesi amacı etrafında toplanması demektir. Kurtuluş Savaşımız ulusal birlik gücümüzün tılsımından kuvvet bularak başlamış gelişmiş ve kesin zafere ulaşılmıştır. Kurtuluş Savaşı'nın ilk yıllarından itibaren Atatürk'ün üzerinde durduğu konulardan en önemlisi "Ulusal Birlik" ilkesidir.

    "Biz esasen ulusal varlığın temelini Ulusal Şuurda ve Ulusal Birlik'te görmekteyiz." ( 1936 )


    Yurtta Barış - Dünyada Barış
    "Eğer sürekli barış isteniyorsa insan toplumlarının durumlarını iyileştirecek uluslararası önlemler alınmalıdır. İnsan toplumlarının mutluluğu açlık ve tazyikin yerine geçmelidir. Dünya yurttaşları haset açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir." ( 1937 )

    Atatürk 20 Nisan 1931 günü seçimler dolayısıyla Türk Ulusu'na bir bildiri yayınlamıştı. Dünyanın da yakından izlediği bu bildiri kendisinin 1931 yılına kadarki düşüncelerini işlem ve eylemlerin ileriye dönük yüzünü açıkladığı kadar dünya ulusları için de yol gösterici bir nitelik taşıması bakımından tarihi bir belgedir. Bu bildiride ifadesini bulan "Yurtta Barış Dünyada Barış için çalışıyoruz" tümcesi sadece o yıl için söylenmiş bir söz değildi.

    Musatafa Kemal mavi gözlerini Ege'nin ötesine çevirerek: "Yunanistan'la nasıl dost olacağımızı düşünüyorum. Savaş bitti. İki yakın komşu düşmanca yaşayamayız. Dostluk ilişkilerini başlatmak için nereden başlamalı diye düşünüyorum." demiştir. ( İşte sevgili dostlar bugün bile hâlâ düşman olduğumuz Yunanistan ile büyük acılar yaşadığımız Ağustos depremini vasıtasıyla bir birliktelik kurduk. Atatürk bunu 1923 yılında görmüş ve Yunanistan ile dost olmamızın gerekliliğini o zamanlarda görmüştür.)


    Çağdaş Uygarlık Düzeyine Ulaşmak
    "Uygarlık öyle kuvvetli bir ışıktır ki O'na aldırış etmeyenleri yakar ve yok eder."

    Atatürk için asıl amaç "Çağdaş Uygarlıktır." Uygarlık kavramı Atatürk'ün bütün fikir ve eylemlerinin hareket noktası olmuştur.

    "Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı Türkiye Cumhuriyeti'ni halkını tamamen modern ve bütün anlam ve şekilleriyle uygar bir sosyal toplum haline ulaştırmaktır."


    Müspet Bilimin Rehberliği
    "Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni izlemek isteyenler bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar."

    Üstün zekâ ve dehasıyla kurduğu Cumhuriyetimizin en kısa zamanda çağdaş uygarlık düzeyine yükseltmesinin bilimin öncü ve yol göstericiliğiyle mümkün olabileceğini göstererek "Hayatta en hakiki mürşiti ilim" kabul eden bir yöntemle bilime büyük değer vermemizi ve ondan gereği gibi yararlanmamızı istemiştir.



    Cumhuriyetcilik:

    "Demokrasi ilkesinin en yeni ve akılcı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi Cumhuriyettir."
    Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yapılan Türk devrimlerinin en büyük temeli Cumhuriyet'tir. Cumhuriyetçilik ilkesi yeniden kurulan Türkiye Devleti'nin bir yönetim ve rejim biçimi olarak saptanmış bir prensiptir. Cumhuriyetçilik; Türk Ulusu'nun Kurtuluş Savaşı yıllarının başından itibaren ihaneti ortaya çıkan Padişahlık yönetimine karşı duyduğu tepkinin sonucudur.

    Atatürk Cumhuriyet yönetimini ulusal karakterimize en uygun düşen bir yönetim biçimi olarak görmektedir. "Türk Ulusu'nun doğa ve törelerine en uygun olan yönetim Cumhuriyet yönetimidir." demektedir.

    "Bütün dünya bilsin ki benim için bir taraflılık vardır: Cumhuriyet taraftarlığı fikirsel ve sosyal ve inkılap taraftarlığı. Bu noktada yeni Türkiye toplumunda bir kişinin bile bunun dışında kalacağını düşünmüyorum."

    Kemalizm'in ilkelerinden "Cumhuriyetçilik" bir anlamda milliyetçiliğin doğal sonucu gibi görülebilir. Eğer egemenlik ulusa ait ise ülkenin kimler tarafından hangi kurallara göre yönetileceği de ulus tarafından belirlenecek demektir. Kemalist ideoloji içinde Cumhriyetçilik giderek "demokrasi" ile bütünleşmekte eş anlamlı hale gelmektedir. Cumhuriyetçilik aynı zamanda siyasal iktidarın dinsel kökenli olmaktan çıkması laikleşmesi siyasal rejimin çağdaşlaşması demektir. Bu ilke iktidarın dinsel kökenli olmaktan çıkmasıyla Laiklik ilkesiyle meşruluğunun temelini halk desteğinin oluşturmasıyla da Halkçılık ilkesiyle yakından ilgilidir.

    Mustafa Kemal'e göre "Yeni Türkiye Devleti" bir halk devletiydi. Oysa geçmişteki devlet bir "kişi devleti" idi. Cumhuriyet rejiminden ne anladığını ise şöyle anlatıyordu: "Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. Milli egemenlik esasına dayanan memleketlerde siyasi partilerin var olması tabiidir (doğaldır). Türkiye Cumhuriyeti'nde de birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur."

    Cumhuriyet ile demokrasiyi ayrı düşünmeyen Atatürk 1930'lar Avrupası'nda neredeyse yaygın olarak görülen baskıcı rejimlerin hepsini de eleştirmiştir. Faşist Komünist ya da mesleklerin temeline dayalı kooperatif sistemlerin Türkiye açısından özenilir olmadıklarını vurgulamıştır. Oysa o dönemde etrafındaki bir çok kişi özellikle faşist - nazist modelden etkilenmişlerdi.

    Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın bile oldukça demokratik bir mecliste tartışılarak zaman zaman sert biçimde eleştirilerek denetlenerek yürütülmüş olması son derece önemli ve anlamlıdır.Mustafa Kemal bu tercihi yaparkenelbette ki harekete içte ve dışta belirli bir meşruluk kazandırmak amacıyla da hareket etmişti. Ama Kurtuluş Savaşı sonrasında izlediği yol dademokrasinin O'nun açısından bir temel tercih sorunu olduğunu ortaya koyuyordu. Devrimin tehlikeye düşmesi nedeniyle zaman zaman sert önlemlere başvurmak zorunda kaldığı zaman bunu saymıyor: "Onlar ancak başka önlemlerle önüne geçilemeyecek büyük tehlikeler karşısında kalındığı zaman zorunlu olarak onaylanır." diyordu.

    Serbest Fırka'nın kurulması aşamasında Atatürk'ün Fethi Bey'e yazdığı mektuplarda şu satırlar vardı: "Büyük Millet Meclisi'nde ve millet önünde millet işlerinin serbest olarak münakaşası ve iyi niyet sahibi zatların ve fırkaların düşüncelerini ortaya koyarak milletin yüksek menfaatlerini aramaları benim gençliğimden beri aşık ve taraftar olduğum bir sistemdir." Kendi partisi içinde en sert muhalefete bile hoşgörü gösteren Atatürk Özgürlüklerin temel olduğu bir demokrasi anlayışına sahipti.Özgürlük anlayışı ise sadece başkasına zarar vermemek anlamında bir "negatif özgürlük" anlayışıyla da sınırlı değildi. İnsanın kendi yeteneklerini gerçekleştirmesi anlamındaki bir çağdaş özgürlük anlayışını daha 1930'larda savunmaktaydı.

    Atatürk'ün yaptığı ve yapmaya özen gösterdiği bazı şeyler var ki günümüzün katılımcı demokrasi anlayışını daha o zamanlar sezgileriyle benimsediğini düşündürmektedir. Dünyada ilk kez bir bayram çocuklara armağan edilmiş ve o vesile ile onlara ülkenin gelecekteki sahipleri oldukları bilinci aşılanmaya çalışılmıştır. 23 Nisan günleri çocukların kentlerdeki önemli kamu görevlilerinin makamlarına oturmalarının onların görevlerini geçici olarak devralmış gibi davranmalarının bir oyun havasının ötesinde anlamı olduğu açıktır. Belki yine ilk kez bir önder devrimini gençlere emanet etmiş ve onlardan gerektiğinde ülkede siyasal iktidara sahip olanlara karşı çıkmalarını istemiş 1924'te seçmen yaşını 18'e indirmiştir. Daha o yönde hiçbir istek hiçbir gereksinim yokken Türk Kadını'na siyasal hak ve özgürlüklerini - demokrasinin ana yurdu sayılan bazı batı ülkelerinden önce - veren kadının siyasal yaşamda ağırlık kazanmasına çaba gösteren de Atatürk'tür.

    Atatürk bununla da yetinmemiş gerçekleştirdiği büyük kültür devrimi açısından önem taşıyan kurumların bağımsız ve demokratik bir yapıya sahip olmalarına özen göstermiştir. Herşeyin devlet içinde ve "devlet için" olduğu faşizmin yükselme döneminde bile "Türk Dil ve Tarih Kurumları" siyasal iktidardan bağımsız birer dernek olarak kurulmuş ve yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

    Mustafa Kemal demokrasinin herşeyden önce bir özgürlük sorunu olduğuna inanıyor ve şöyle diyordu: "İrade ve egemenlik milletin tümüne aittir ve ait olmalıdır. Demokrasi sosyal yardım veya iktisadi teşkilat sistemi değildir. Demokrasi maddi refah meselesi de değildir. Böyle bir nazariyat vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyacını uyutmayı amaçlar. Bizim bildiğimiz demokrasi siyasidir. Onun hedefi milletin idare edenler üzerindeki muhakemesi sayesinde siyasi hürriyeti sağlamaktır. Türk demokrasisi Fransa İhtilali'nin açtığı yolu takip etmiş ama kendisine özgü niteliği ile gelmiştir. Zira her millet devrimini toplumsal ortamın baskı ve ihtiyacına göre (.) yapar. Demokrasi prensibi ulusal egemenlik şekline dönüşmüştür. Bir ulusu oluşturan bireylerin o ulus içinde her çeşit özgürlüğü yaşamak özgürlüğü çalışmak özgürlüğü düşünce ve vicdan özgürlüğü güven altında bulunmalıdır."



    Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. ( 1933 )


    Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare; Cumhuriyet idaresidir. ( 1924 )


    Bütün dünya bilsin ki benim için bir taraflılık ardır: Cumhuriyet taraftarlığı fikirsel ve sosyal inkılap taraftarlığı. Bu noktada yeni Türkiye toplumunda bir kişinin bile bunun dışında kalacağını düşünmek istemiyorum. ( 1924 )


    Bugünkü hükümetimiz devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun ismi Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. Artık hükümet ve hükümet mensupları kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır. ( 1925 )


    Türkiye Cumhuriyeti yalnız iki şeye güvenir. Biri milletin kararı diğeri en acı ve zor şartlar içinde dünyanın takdirlerini hakkı ile kazanmaya layık olan ordumuzun kahramanlığı; bu iki şeye güvenir. ( 1924 )


    Yolunda çalıştığınız büyük kutsal ideali halkın kalbinde bir fikir halinden bir his haline getirmelisiniz. Demokrasinin ne olduğunu halka anlatmak madde madde açıklamak lazımdır. Cumhuriyeti onun gereklerini yüksek sesle anlatınız. Onlara Cumhuriyet prensiplerini sevdiriniz. Bunu kalplere yerleştirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayınız. ( 1930 )


    Cumhuriyet yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir iradedir. Cumhuriyet fazilettir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir. ( 1925 )


    Cumhuriyet yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibarıyla büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur. ( 1936 )


    Cumhuriyetin iç ve dış siyaseti; gelecekte bile onuru kuvveti ve yönü ile ve Türk milletinin güçlerini onun refahı ve gelişmesi için yöneltmesi ve bir noktada birleştirilmesi ve toplanması ile seçkinleşecektir. ( 1927 )


    Cumhuriyetin iç siyaseti vatandaşın yaşayışını hiçbir etki baskı ve sataşmanın tesirinde bırakmaksızın sağlamaktır. ( 1929 )


    Milletin uyanıklığına milletin ilerlemesine olgunlaşmasına ve yeteneğine güvenerek milletin azminden asla şüphe etmeyerek Cumhuriyetin bütün gereklerini yapacağız. ( 1924 )


    Milli azim ve bilincin kıymetli eseri olan değerli Cumhuriyetin bugünkü ve yarınki neslin demir ellerinde her an yükselip sağlamlaşacağına güvenim tamdır. ( 1927 )


    Benim naçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. ( 1926 )

    ULUSCULUK:
    "Milliyetçilik sömürücülerin değil Mustafa Kemal devrimcilerinin bayrağıdır."
    ( Uğur MUMCU )


    "Kuvvet birdir ve o ulusundur."
    Ulusbir toplumun aşamasıdır. İnsanların oluşturduğu tolum ulus olma özelliklerini kazanıncaya kadar birçok aşamalardan geçmiştir. Ulus toplumun en son ulaştığı aşamadır.

    Ulus; geçmişte bir arada yaşamış şimdi bir arada yaşayan gelecekte de birarada yaşama inancında istek ve kesin kararında olan aynı yurda ve o yurdun maddi ve manevi değerlerine sahip çıkan aralarında dil kültür ve duygu birliği olan insanların oluşturduğu toplumdur.

    Ulusun günümüzde yaşayan bölümüne halk denir. Bir ulus içinde bir tek halk vardır.

    "Ulus ve ülkenin yararları gerektiği taktirde insanlığı oluşturan uluslardan herbiri ile uygarlık gereği olan dostluk ve siyaset ilişkilerini büyük bir duyarlılıkla takdir ederim. Ancak benim ulusumu esir etmek isteyen herhangi bir ulusun da bu isteğinden vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım."

    Kemalizm içinde "Milliyetçilik" bir yandan ulusal bağımsızlığın sağlanması diğer taraftan da çağdaşlaşma gereksinimlerini karşılamaya yönelik ideolojik bir öğe oluşturuyordu. Çağdaş bir toplum olmak için önce ulus olmak uluslaşma aşamasından geçmiş olmak gerekiyordu. Uluslaşma aşaması çağdaş toplumun temel özelliklerinden olan demokratikliği sağlayabilmek için de bir ön koşuldu.

    Çeşitli kaynaklardan beslenen gecikmiş Türk Milliyetçilik akımını bir düşünce sistemi içine oturtan kişi Ziya Gökalp olmuştu. bir yandan ulusal bağımsızlığı sağlamak diğer yandan çağdaş anlamda bir ulus yaratmak ereğine yönelen Mustafa Kemal elbette ki bu birikimden yararlanmıştır. Ama aynı zamanda eylem içinde onu aşmış kendi damgasını taşıyan bir milliyetçilik anlayışına ulaşmıştır. Bu sınırlar ötesi hedefler gözetmeyen ırkçı olmayan çoğulcu bir milliyetçiliktir.

    Atatürk tüm sömürge durumundaki ülkelerin kendi deyimiyle "mazlum milletler"in birer birer bağımsızlıklarını kazanacağını çok önceden söylemiş Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın başarısı ile de onlara cesaret vermiştir. Emperyalist devletlere karşı kazanılan bu ilk kurtuluş savaşı giderek evrensel bir model oluşturmuştur. Kemalist Milliyetçilik anlayışının dışa yönelik hedefi "çağdaş uluslar topluluğunun eşit haklara sahip bir üyesi olmak"tır. Sadece siyasal bağımsızlıkla yetinmeyen ekonomik bağımsızlığı da içeren bir "tam bağımsızlık" bu hedefin ayrılmaz bir parçasıdır.

    Kemalist Milliyetçiliği'nin içe yönelik hedefi ise çağdaş bir ulus yaratmaktır. Bu ulus ne ırkçı ne de ümmetçi bir anlayışı yansıtmaktadır. Atatürk'e göre ulus ne din ne de ırk temeline dayanır; ulusu yaratan temel öge ortak tarih o ortak tarihin ürünü ortak dil ve sonuç olarak kültürdür. Atatürk İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı bir konuşmada Türk Kürt Laz Çerkes birlikte bir bütün oluşturduğunu vurgulamış Kurtuluş Savaşı sırasında hep "Türkiye Milleti" deyimini kullanmıştır. Daha sonraları karmaşık bir etnik yapıdan kendine güvenen çağdaş bir ulus yaratmak için çaba gösterdiğinde de örneğin "Ne Mutlu Türk Olana" dememiş "Ne Mutlu Türk'üm Diyene!" demiştir. O'nun için "Türk" Anadolu toprakları üzerinde "kederde kıvançta" dayanışma içinde olan insanların adıdır. Orta Asya'daki Türk o milliyetçilik çerçevesinde yer almazken Anadolu'nun tüm insanları etnik kökenine bakılmaksızın ulusun bir parçası sayılmaktadır. Atatürk "Medenî Bilgiler" kitabında şöyle demiştir: "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkı'na Türk Milleti denir." 1935 yılındaki resmî tanımlamaya göre de; "Ulus dil kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı yurttaşlardan meydana gelen siyasal ve sosyal bir bütündür."

    Atatürk ulus kavramından din ögesinin dışlanmasını dinin ulus dışında ayrı bir olgu olarak değerlendirilmesini ise şöyle savunmuştur: "Türkler İslâm Dini'ni kabul etmeden de büyük bir milletti. Bu dini kabul ettikten sonra bu din ne Arapların ne ayrı dinde bulunan Acemlerin ve ne de sairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine tesin etmedi. Bilakis Türk Milleti'nin milli bağlarını gevşetti; milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin amacı bütün milliyetlerin üzerinde hepsini kapsayan bir ümmet siyaseti idi."

    Milliyetçilik aynı topraklar üzerinde benzer koşulları paylaşan insanların dışa karşı korunma ve dayanışma gereksinmelerini karşılayan bir ideolojidir. Toplum içindeki çıkar çatışmalarına alet edildiğinde tutucu toplumun dışına karşı ortak yararlarını savunmak için kullanıldığında ilericidir. Başka bir ifadeyle toplumdaki bir kesimin başka bir kesimi sömürmesini gözden saklamak amacıyla kullanıldığında tutucudur; ama o toplumun başka toplumlar veya başka toplumların içindeki kesim tarafından sömürülmesine karşı başvurulduğunda ilericidir.

    İlerici milliyetçilik insancıldır; insanlara acı vermeye değil onların acılarını dindirmeye yöneliktir. İlerici milliyetçilikte insanları egemenlikleri altına almak değil onları egemenlikten kurtarmak amacı vardır. İlerici milliyetçilik bütün insanların özgürlüğünü ve tüm toplumların eşitliğini savunur. İlerici milliyetçilik bölücü değil birleştiricidir. İlerici milliyetçilik savaşçı değil barışçıdır; savaşı ancak gerektiğinde; yukarıdaki amaçlar uğruna kabul eder.
    İşte ileri milliyetçilik Kemalist Milliyetçiliktir. Bu nitelikleriyle de çağdaş evrensel ve kalıcıdır.


    Millet


    Ortak milli fikrin ahlâkın duygunun heyecanın hatıra ve geleneklerin kişilerde meydana gelmesini ve kökleşmesini sağlayan ortak geçmişin birlikte yapılmış tarihin vicdanları ve zihinleri doğrudan doğruya birleştiren ortak dilin milletlerin meydana gelmesinde en önemli etkenler olduğunu. kaydettikten sonra millet hakkında ikinci derece unsurları dikkate almayarak mümkün olduğu kadar her millete uyabilecek bir tanımı ( ele ) alalım.
    1. Zengin bir hatıralar mirasına sahip bulunan;
    2. Beraber yaşamak konusunda ortak arzu ve istekte samimi olan;
    3. Sahip olunan mirasın korunmasına beraber devam etmek hususunda iradeleri ortak insanların birleşmesinden meydana gelen topluma Millet adı verilir.
    Bu tanım incelenirse bir milleti oluşturan insanların ilişkilerindeki kıymet kuvvet ve vicdan hürriyetiyle insancıl duyguya gösterilen saygı kendiliğinden anlaşılır. Gerçekte geçmişten kalan ortak zafer ve ümitsizlik mirası gelecekte gerçekleştirilecek aynı program beraber sevinmiş olmak beraber aynı ümitleri beslemiş olmak bunlar elbette bugünün medeni zihniyetinde diğer her türlü şartların üstünde anlam ve kapsam kazanır.
    Bir millet meydana geldikten sonra kişilerin devlet hayatında ekonomik ve fikirsel hayatta ortak çalışması sayesinde meydana gelen milli kültürde şüphesiz milletin her ferdinin çalışma payı katkısı hakkı vardır. Buna göre aynı kültüre sahip olan insanlardan oluşan topluma millet denir dersek milletin en kısa tanımını yapmış oluruz. ( 1929 )



    Millet dil kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu bir siyasi ve sosyal toplumdur.
    Türk Milleti



    Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.
    Dünya yüzünde ondan daha büyük ondan daha eski ondan daha temiz bir milletyoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.
    1. Türk Milleti halk idaresi olan Cumhuriyetle idare edilen bir devlettir.
    2. Türk devleti laiktir. Her yetişkin dinini seçmekte serbesttir. ( 1929 )


    Ben 1919 senesi Mayıs'ı içinde Samsun'a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete bu Türk milletine güvenerek işe başladım. ( 1937 )


    Türk'ün saygınlığı onuru ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir milletesir yaşamaktansa mahvolsun daha iyidir. ( 1927 )


    Türk milleti güzel herşeyi her medeni şeyi her yüksek şeyi sever takdir eder. Fakat muhakkaktır ki her şeyin üstünde tapındığı bir şey vardır o da kahramanlıktır. ( 1931 )


    Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkı medenidir. Tarihte medenidir hakikatte medenidir. ( 1925 )


    Bizim milletimiz vatanı için hürriyeti ve egemenliği içinfedakâr bir halktır; bunu ispat etti. Milletimiz yaptığı inkılâpların kıskanç savunucusudur da. Benliğinde bu faziletler yerleşmiş bir milleti yürümekte olduğu doğru yoldan hiçbir kimse hiçbir kuvvet alıkoyamaz. ( 1924 )


    Ölmek isteyen bir milleti hiçbir kuvvet kurtaramaz. Türk milleti ölmek istemez o daima yaşayacaktır.


    Türk esirlik kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır. ( 1925 )


    Türkiye halkı yüzyıllardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı yaşamın bir gereği olarak düşünmüş bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet bağımlı yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır. ( 1922 )


    Türkiye devletinin bağımsızlığı kutsaldır. Osonsuza kadar emniyette olmalı ve korunmalıdır. ( 1923 )


    Büyük şeyleri yalnız büyük mileltler yapar. ( 1923 )


    Hiçbir millet milletimizden çok yabancı unsurların inanış ve ibadetlerine saygı göstermemeiştir. Hatta denilebilir ki diğer din sahiplerinin dinine ve milletine saygılı olan tek millet bizim milletimizdir.
    Fatih İstanbul'da bulduğu dini ve milli teşkilatı olduğu gibi bıraktı. Rum Patriki Bulgar Eksarhı ve Ermeni Kategigosu gibi Hıristiyan din reisleri imtiyaza sahip oldu. Kendilerine her türlü serbestlik verildi.
    İstanbul'un fethinden beri Müslüman olmayanların sahip kılındıkları bu geniş imtiyazlar milletimizin dinen ve siyaseten dünyanın en hoşgörülü ve iyiliksever bir milleti olduğunu kanıtlayan en açık delildir. ( 1927 )


    Türk Milleti kahramanlıkta olduğu kadar kabiliyet ve hünerde de bütün milletlerden üstündür.


    Türkiye Cumhuriyeti ve onun bugünkü sahipleri olan Türkler bütün dünya medeniyet ve insanlığı için benzemeye çalışılacak bir örnektir. Yalnız bu kadar da değil. Türk'ler tarihin çok eski devirlerinde insanlığa karşı yaptıkları kültürel vazifeleri yeniden ve fakat bu sefer daha üstün şekilde yapmaya hazırlanan yüksek bir varlıktır. ( 1937 )


    Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların yaptığı siyasi ve sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir.
    Milletimizde bu kabiliyet ve gelişme var olmasaydı onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yeterli olamazdı. ( 1925 )


    Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok. Cesuruz zekiyiz çalışkanız yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz.


    Bütün medeniyet dünyası bilmelidir ki; Türkiye halkı her medeni ve kabiliyetli millet gibi kayıtsız şartsız hür ve bağımsız yaşamaya kesin olarak karar vermiştir. Bu tamamen doğru kararı bozmaya yönelik her kuvvet Türkiye'nin ebedi düşmanı kalır. Bu hususta medeniyet ve insanlık dünyasının saf ve temiz vicdanı muhakkak Türkiye ile beraberdir. ( 1922 )


    Milletimiz hiçbir vakitte düşmanlarımızın kabul ettiği gibi hukukuna ve istiklâline yabancı değildir. Aksine milletimiz büyük bir aşk ile ve aşk bağı ile vicdan bağı ile istiklâl ve haysiyetine bağlıdır ve yine milletimiz içerdeki cahil ve gafillerin ve hainlerin kabul ve ifade etmek istedikleri şekilde değildir. ( 1921 )


    Türkiye Devleti ve Türkiye'de yaşayan halk kayıtsız şartsız bağımsızdır ve kayıtsız şartsız bağımsızlığını korumak için mücadele eder. ( 1921 )


    Türkiye halkı ırksal veya dinsel ve kültürel yönden birleşmiş bir diğerine karşı karşılıklı hürmet ve fedakârlık hisleriyle dolu ve kaderi geleceği ve menfaatları ortak olan bir toplumdur. ( 1922 )
    Türk Yurdu



    Türk milleti Asya'nın batısında ve Avrupa'nın doğusunda olmak üzere kara ve deniz sınırları ile ayırt edilmiş dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar. Onun adına ( Türk Eli ) derler. Türk yurdu daha çok büyüktü yakın ve uzak zamanlar düşünülürse Türk'e yurtluk etmemiş bir kıta yoktur. Bütün dünyada; Asya Avrupa Afrika ve hatta Amerika Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekler eski ve özellikle yeni tarih belgelerinde yer almaktadır. Bugünkü Türk milleti varlığı için bugünkü yurdundan memnundur.
    Çünkü Türk; derin ve şanlı geçmişin; büyük kudretli atalarının kutsal miraslarını bu yurtta da muhafaza edebileceğindeno mirasları şimdiye kadar olduğundan çok fazla zenginleştirebileceğinden emindir. ( 1929 )


    Yurt toprağı! Sana herşey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk milletini sonsuza kadar yaşatmak için verimli kalacaksın. Türk toprağı! Sen seni seven Türk milletinin mezarı değilsin. Türk milleti için yaratıcılığını göster. ( 1930 )


    Türkiye halkı mütevazi milli sınırları içinde bütün uygar insanlar gibi tam anlam ve kapsamıyla hür ve bağımsız yaşayacaktır. ( 1922 )
    Milli Ahlakçılık



    Bir milleti ya hür bağımsız şanlı yüce bir sosyal toplum halinde yaşatan veya bir milleti esaret ve sefalete terkeden şey terbiyedir.
    Terbiye kelimesi yalnız olarak kullanıldığı zaman herkes kendine göre bir anlam çıkarır. Ayrıntıya girişilirse terbiyenin hedefleri amaçları çeşitlenir. Meselâ dini terbiye milli terbiye milletlerarası terbiye. Bütün bu terbiyelerin hedef ve gayeleri başka başkadır. Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni nesle vereceği terbiye milli terbiyedir. ( 1924 )
    Not: Bazı kaynaklarda Eğitim alnında kullanıldığı için; eğitim bahsine de konulmuştur.


    Milli ahlakımız medeni esaslarla ve hür fikirlerle beslenmeli ve kuvvetlendirilmelidir. Tehdit esasına dayalı ahlak bir fazilet olmaktan başka itimada da layık değildir.
    Türk Milletinin Milli Hissi



    Türk milleti milli hissi dini hisle değil fakat insani hisle yan yana düşünmekten zevk alır. Vicdanında milli hissin yanında insani hissin şerefl yerini daima muhafaza etmekle iftihar eder. Çünkü Türk milleti bilir ki bugün medeniyet tolunda bağımsız ve fakat kendilerine paralel yürüdüğü tüm medeni milletlerle karşılıklı olarak insani ve medeni ilişki elbette gelişmemizin devamı için de lazımdır. Ve yine bilinmektedir ki Türk milleti her medeni millet gibi geçmişin bütün devirlerinde keşifleriyle icatlarıyla medeniyet dünyasına hizmet etmiş insanların milletlerin kıymetini takdir ve hatıralarını saygı ile korur. Türk milleti insanlık dünyasının samimi bir ailesidir. ( 1929 )
    Türk Milletinin Oluşmasında Etken Olan Unsurlar



    Türk milletinin oluşmasında etkili olduğu görülen doğal ve tarihi olaylar şunlardır:
    1. Siyasi varlıkta birlik
    2. Dil birliği
    3. Yurt birliği
    4. Irk ve kök birliği
    5. Tarihi yakınlık
    6. Ahlakî yakınlık
    Türk milletinin oluşmasında var olan bu şartlar diğer milletlerde tam olarak yok gibidir. Daha genel bir tanım yapabilmek için diyelim ki bir topluma millet diyebilmek için bu şartlar aynı zamanda tamamen veya kısmen bir arada bulunması lazımdır.
    Bütün milletler tamamen aynı şartlar altında oluşmadıklarına göre Türk milletinde yaptığımız gibi diğer her millet ayrı olarak incelenmedikçe milliyet fikrini genel ve bilimsel olarak tanımlamak güçtür.
    Çünkü tespit ettiğimiz şartlar insanların millet haline gelmesine genellikle yardım etmişlerdir. Fakat bu meydana geliiş şeklinden başka adeta bu şartların etkisini dikkate almadan meydana gelen milletler de vardır. Türklerin her şeye rağmen bütün devirlerde milli dayanışmayı ve bağlılığını korumuş olması hemen hemen devamlı savaş halinde bulunmasındandır. Son inkılap senelerindeki birlik kuvvetinde savaş halinde bulunmanın etkisi önemlidir. Bu bilgilere göre savaş kavimlerin birleşmesinde en kuvvetli bir etkendir.
    Siyasi varlığımız dışında başka ülkelerde başka siyasi gruplarla isteyrek veya istemeyerek kader birliği etmiş bizimle dil ırk kök birliğine sahip ve hatta yakın uzak tarih ve ahlak yakınlığı görülen Türk toplumları vardır. Tarihin bin bir olayının sonucu olan bu durum Türk milleti için üzücü bir hatıradır. Fakat Türk milletinin tarihen ve ilmen oluşmasındaki asaleti dayanışmayı asla bozamaz. ( 1929 )

    Milli Birlik ve Beraberlik



    Düşman süngüsü altında milli birlik olmaz ( 1919 )


    Millet ve biz yok birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. Ve şunu kesin olarak söyleyeyim ki bir millet varlığı ve bağımsızlığı için herşeye girişir ve bu gaye uğrunda her fedakârlığı yaparsa başarılı olmaması mümkün değildir. Elbette başarılı olur. Başarılı olmaz ise o millet ölmüş demektir. Şu halde millet yaşadıkça ve her türlü fedakârlıkta bulundukça başarılı hatıra gelmez ve böyle bir şey söz konusu olamaz. ( 1919 )


    Toplu bir milleti istila etmek darmadağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir. ( 1919 )


    Birlik ve emelde kararlı olan ve ısrar eden millet kendini beğenmiş ve saldırgan her düşmanı eninde sonunda gurur ve saldırganlığına pişman edebilir. ( 1927 )


    Milli mücadeleyi yapan doğrudan doğruya milletin kendisidir milletin evlatlarıdır. Millet analarıyla babalarıyla hemşerileriyle mücadeleyi kendisine ideal kabul etti. Biliyorsunuz ki asırlarca meydana gelen mücadeleler ve bunların neticeleri olarak da büyük tarihi zaferler vardır. Fakat o zaferleri kazananlar kendi ideallerinin değil şunun bunun hırsı peşinde kul köle olarak bulunmuşlardır.
    Halbuki milli mücadelede kişisel hırsla değil milli ideal milli onur gerçek etken olmuştur. ( 1925 )


    Milli hedefler milli irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil bütün milletin arzularının emellerinin birleşmesinden ibarettir. ( 1923 )


    Diyarbakır'lı Van'lı Erzurum'lu Trabzon'lu İstanbul'lu Trakya'lı ve Makedonya'lı hep bir ırkın evlatları hep aynı cevherin damarlarıdır. ( 1932 )


    Bütün dünya bilmelidir ki Türk milleti hakkını saygınlığını şerefini tanıtmaya kudreti vardır. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar. Saygınlığının bir zerresine vatanın bir avuç toprağına yapılacak saldırının bütün varlığına vurulmuş darbe olacağını. Türk milletinin farketmediğini sanmak hatadır.


    Gerektiğinde vatan için tek bir kişi gibi tek vücut olmuş azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet elbette büyük geleceğe layık ve aday olan millettir. ( 1927 )


    Türk milletinin toplumsal düzenini bozmaya yönelen didinmeler boğulmaya mahkumdur. Türk milleti kendini ve memleketin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen bozguncu alçak vatansız ve milliyetsiz beyinsizlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak ve onlara hoşgörü gösterecek bir topluluk değildir.
    O şimdiye kadar olduğu gibi doğru yolu görür. Onu yolundan saptırmak isteyenler ezilmeye kahredilmeye mahkûmdur. Bu hususta köylü işçi ve özellikle kahraman ordumuz candan beraberdir. Bunda kimsenin şüphesi olmasın. ( 1929 )


    Beni seven arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğunuz millet için el birliği ile çalışalım; Çalışmaların en yükseği budur.


    Millet tümüyle manevi bir şahıs halinde tek bir kitle olarak ortaya çıktı ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı. ( 1923 )


    Bir amaca doğru yürürken kişisel düşünce ve çıkarları bir tarafa bırakarak el ele vermek icap eder; başarının sırrı budur. Unutulmamalıdır ki bizlerin gerçek görevi toplumumuzun gelecekteki yüksek menfaatlerini sağlamaya çalışmaktır.


    Memleketin huzuru milletin kurtuluş amacı noktasında birlik ve dayanışması sağlanmadıkça ne dış düşman istilalarının köklerini kurutmaya çalışmak mümkündür ve ne de bundan esaslı bir fayda ve sonuç beklenmelidir. ( 1927 )


    Gerçek şudur ki her kişisel şeref saygınlık ve kahramanlık hiçbir kişinin değildir bütün bu kişilerden oluşan ulusundur. ( 1937 )
    Milliyetler Prensibi



    Milliyet meselesi kişisel ve ortak hürriyet meselesidir. O halde meseleyi prensip halinde ifade edelim:
    Bir milletin diğer milletlere oranla doğal veya sonradan kazanılmış özel karakter sahibi olması diğer milletlerden farklı bir özellik göstermesi genellikle onlardan ayrı olarak onlara paralel gelişmeye çalışması niteliğine milliyetler prensibi denilir.
    Bu prensibe göre her fert ve her millet kendi hakkında iyi niyet topraklarına bizzat kayıtsız sahip çıkmayı istemek hakkına ve bu hakkın kullanılmasını önleyen veya sınırlayan engelleri ortadan kaldırmak hak ve hürriyetine sahiptir. Bu prensip bize hangi milletlerin hür hangilerinin hürriyetinden şu veya bu şekilde yoksun olduklarını yani millet adını taşımaya layık olmadıklarını kolaylıkla gösterir. ( 1929 )


    Her milletin kendine özgü geleneği kendine özgü adetleri kendine göre milli özellikleri vardır. Hiç bir millet aynen diğer bir milletin taklitcisi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynısı olabilir ne kendi milliyeti içinde kalabilir. Bunun sonu hiç şüphe yokki hüsrandır. ( 1923 )
    Türk Milliyetçiliği



    Türk milliyetçiliği ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve ilişkilerde bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir uyum içinde yürümekle beraber Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliiğini korumaktır. ( 1930 )


    Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.


    Biz öyle milliyetçileriz ki bizimle işbirliği yapan bütün milletlere hürmet eder ve saygı duyarız. Onların milliyetlerinin bütün gereklerini tanırız. Bizim milliyetperverliğimiz her halde bencil ve gururlu bir milliyetperverlik değildir. ( 1920 )


    Memleketin ve inkılâbın içerden ve dışardan gelebilecek tehlikelere karşı güvenliği için bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır. ( 1931 )


    Benim için en büyük korunma noktası ve şefaat kaynağı milletimin sinesidir. ( 1919 )


    Benim hayatta yegane onur kaynağım servetim Türklük'ten başka birşey değildir.


    Bu memleket tarihte Türk'tü bugün Türk'tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır. ( 1923 )


    Türk! Öğün. Çalış. Güven. ( 1935 )


    Türklük esastır. Bu varlığı tarih içinde araştırmak birbirine bağlı bir tarih içinde tespit edilecek Türk medeniyeti ile öğünmek yerinde olur. Fakat bu öğünmeye layık olmak için bugün çalışmak lazımdır. Her alanda özellikle medeniyet dünyasına eser vermek için çalışkan olmayı hedef tutmak lazımdır.


    Anasının ve babasının soyluluğu ile övünen Teodoz İtalya yarımadasına inmek isteyen Türk Atilla'ya barış görüşmesinden önce sormuş: "Siz hangi soylu ailedensiniz?" Atilla da ona cevap vermiş "Ben soylu bir milletin evladıyım" işte benim cevabım da size budur.


    Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak önce bizim kendi benliğimize ve milletimize bu saygıyı hissen fikren fiilen bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır. ( 1923 )


    Bu millet gerçek eğilimine karşıt düşünceye sapanlara ilgi göstermektedir. Özellikle bununla bugün çok kıvançlıyım. ( 1925 )


    Giriştiğimiz büyük faaliyetlerde milletimizin yüksek kabiliyetli ve yüksek bilinci başlıca yol göstericimiz ve başarımızın kaynağı olmuştur. 1926 )


    Bu millet kılı kıpırdamadan dava uğruna ve benim uğruma canını vermeye hazır olmasaydı ben hiçbir şey yapamazdım.


    Biz milliyet fikirlerini uygulamada çok gecikmiş ve çok ihmal etmiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla çalışmak suretiyle gidermeye çalışmalıyız. Bilirsiniz ki milliyet teorisinin milliyet idealinin yok olmasına çalışan teorinin dünya üzerinde uygulanma imkanı bulunamamıştır. Çünkü tarih olaylar ve gözlemler insanlar ve milletler arasında hep milliyetin egemen olduğunu göstermiştir. Ve milliyet prensibi aleyhindeki büyük çapta gerçek tecrübelere rağmen yine milliyet hissinin öldürülemediği kuvvetle yaşadığı görülmektedir. ( 1923 )


    HALKCILIK:

    "Bizim gözümüzde çiftçi çoban amele tüccar sanatkar asker doktor ve sonuç olarak herhangi bir sosyal kurumda çalışan bir yurttaşın hak yarar ve özgürlüğü eşittir."
    "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir." Bu tanımlamanın içinde halk ile ulus birbiri içinde kaynaşmış ve bir bütünü oluşturduğu açıkça görülmektedir. Atatürk ulusumuzun bütün kesimini "halk" olarak kabul etmiştir. Atatürk: "Türk Ulusu halk yönetimi olan Cumhuriyetle yönetilir." düşüncesiyle de halkçı görüşünü ulusçulukla birlikte Cumhuriyetçilik ilkesine bağlamıştır.

    "Türkiye'de bolşeviklik olmayacaktır. Çünkü Türk hükümetinin ilk amacı halka özgürlük ve mutluluk vermektir."

    Mustafa Kemal'in demokrasi anlayışı Kemalizm'in en önemli ilkelerinden olan "Halkçılık"tan da soyutlanamaz. Atatürk başlangıçta Halkçılığı şu şekilde tanımlıyordu: "Bugünkü varlığımızın asıl niteliği milletin genel eğilimlerini ispat etmiştir. O da Halkçılık'tır halk hükümetidir hükümetlerin halkın eline geçmesidir." Ama zamanla bu ilkenin de içeriği gelişti ve Halk Partisi'nin programlarında üç ögeyi içermeye başladı: Siyasal demokrasi Yasalar önünde eşitlik Sınıf çatışmalarının kabul edilmemesi ve toplumun dayanışma içerisinde gelişmesi.

    Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde girişilen reformlar hep devleti kurtarmak amacına dönüktü. Oysa Mustafa Kemal halka güç kazandırmadan halka dayanıp onun yaratıcı gücünden yararlanmadan çağdaş bir topluma ulaşılamayacağının bilincindeydi. 1922'de Meclis kürsüsünden şunları söylüyordu: "Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi gerçek üretici olan köylüdür. Diyebilirim ki bugünkü yıkım ve yoksulluğun biricik nedeni bu gerçeğin gafili bulunmuş olmamızdır. Gerçekten yediyüz yılda beri dünyanın çeşitli ülkelerine göndererek kanlarını akıttığımız kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yediyüz yıldan beri emeklerini ellerinden alıp savurduğumuz ve buna karşılık her zaman aşağılama ve alçaltma ile karşılık verdiğimiz ve bunca özveri ve bağışlarına karşı iyilik bilmezlik küstahlık zorbalıkla uşak durumuna indirmek istediğimiz bu soylu önünde büyük bir utanç ve saygıyla gerçek durumumuzu alalım."

    Mustafa Kemal yine Kurtuluş Savaşı yıllarında Meclis önünde yaptığı bir konuşmada Halkçılığın toplumsal - ekonomik içeriğini şöyle açıklıyordu: "Toplumsal uğraş yönünden düşündüğümüz zaman biz yaşamını bağımsızlığını kurtarmak için çalışan kimseleriz zavallı bir halkız! Kendimizi bilelim. Kurtulmak yaşamak için çalışan ve çalışmaya zorunlu olan bir halkız! Bundan ötürü her birimizin hakkı vardır. Yetkisi vardır. Fakat çalışmakla bir hakkı elde ederiz. Yoksa arka üstü yatmak ve yaşamını çalışmaktn uzak geçirmek isteyen kişilerin bizim toplumumuz içerisinde bir hakkı yoktur. O halde söyleyiniz baylar! Halkçılık toplumsal düzenini emeğine hukukuna dayatmak isteyen bir toplumsal uğraştır."

    Kemalizm seçkinciliğe karşı bir ideolojidir. Halkçılık ilkesinden hareketle yapılan bir çok reform Osmanlı geleneğinin ürünü olan seçkin - halk ikilemini aşmaya yöneliktir. Bu amaçla girişilen en önemli atılımlardan birisi; "Türk Dili'ni yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak" amacıyla gerçekleştirilen "Dil Devrimi" yani dilde arılaştırma çabalarıdır. Sadece seçkinlerin anladığı Arapça - Farsça yüklü Osmanlıca terkedilmiş türetme ile zenginleştirilmiş Türkçe yazın ve bilim dili olmaya başlamıştır. Aslında öğrenilmesi güç olan eski yazının yerine latin alfabesinin kabulü halkın eğitimini kolaylaştırmak amacını da taşımıştır.

    Kemalist Halkçılık ayrıcalıksız sınıfsız bir toplum öngörüyordu. Fakat bu toplumsal sınıfları kaldırmayı amaçlayan marksist anlamda bir "egemen sınıf" ve işçi sınıfı bulunmadığı varsayımından hareket etmekteydi. Öyleyse varolmayan bir sınıf çatışması ve aryrıcalıklı toplum kesimleri yaratılmamalıydı. Ekonomik gelişmeyi sağlamak için toplumdaki tüm olanaklar değerlendirilmeye çalışılırken bu beklentiye ters düşen bir durumun doğması Kemalizm'in bir temel özelliğinin gözden kaçmasına neden olmamalıdır: "Atatürkçülük herhangi bir sınıfın egemenliğini reddeden ılımlı toplumculuğu öngören her türlü sömürüye karşı bir dünya görüşüdür. Atatürkçü Halkçılık yönetimde siyasada kalkınmada gelirlerin dağılımında devlet ve ulus olanaklarının kullanılmasında halk yararının gözetilmesini amaşlar."

    "Peki Halk nedir?" sorusunun yanıtı ise şudur: Halk ayrıcalıklara sahip bulunmayan toplum kesimlerinin toplamıdır!



    Bugün haklı olarak kıvanç duyabileceğimiz bütün başarıların sırrı yeni Türkiye Devleti'nin yapısındadır.
    Gerçekte Türkiye Devleti'nin bu yeni müessesenin dayandığı esaslar nitelik yönünden kendinden önceki tarihi müesseselerin esaslarından başkadır.
    Bunu bir kelime ile ifade etmek lazım gelirse diyebiliriz ki yeni Türkiye Devleti bir halk devletidir halkın devletidir. ( 1923 )


    Bugünkü varlığımızın temel niteliği milletin genel eğilimini ispat etmiştir o da halkçılıktır ve halk hükümetidir. ( 1920 )


    İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık yani milletimizin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamız ile ispat edilmiştir. ( 1921 )


    Bizim görüşümüz - ki halkçılıktır - kuvvetin kudretin egemenliğin idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir halkın elinde bulundurulmasıdır. Yine şüphe yok ki bu dünyanın en kuvvetli bir esası bir ilkesidir. ( 1920 )


    Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti bir halk hükümetidir. Memleket menfaatlerine ait konularda milletin fertleri ile hükümet arasında vazife yönüyle ortaklık vardır. ( 1921 )


    Bizim hükümet şeklimiz tam bir demokrat hükümettir. Ve lisanımız da bu hükümet halk hükümeti olarak ifade edilir. ( 1922 )


    Ne olduğumuzu bilelim. Kurtulmak yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız! Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır. Yetkisi vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve hayatını çalışmaktan uzak geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuz içerisinde yeri yoktur hakkı yoktur! O halde. Halkçılık toplum düzenini çalışmaya hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir. ( 1924 )


    Bizim halkımızın çıkarları birbirinden farklı sınıf halinde değil; aksine varlıları ve çalışmalarının sonuçları birbirine lâzım olan sınıflardan ibarettir. ( 1923 )


    Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflandıran oluşmuş değil ve fakat kişisel ve sosyal hayat için iş bölümü itibarıyla çeşitli mesleklere ayrılmıl bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir. ( 1931 )


    DEVLETCILIK:

    "İktisaden zayıf bir ulus fakirlik ve sefaletten kurtulamaz. Toplumsal ve siyasi felaketten yakasını kurtaramaz." (M.K.Atatürk)
    Ulusal ekonomiyi sağlam temeller üzerine oturtmak amacına yönelik ekonomik devrim Atatürkçülük edebiyatına "Devletçilik" deyimi olarak geçmiş ve Atatürk İlkeleri arasında yerini almıştır.

    "Bizim güttüğümüz "devletçilik" bireysel çalışma ve etkinliği esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde ulusu refaha ülkeyi bayındırlığa eriştirmek için ulusun genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanlarda devleti fiilen ilgilendirmektir." (M.K.Atatürk)

    Kemalizm'in Devletçilik ilkesini de Halkçılık ilkesi ile bağlantılı olarak değerlendirmek gerekir. Yoksul yüzyıllardır ihmal edilmiş olan halk nasıl kalkınacak ve hakkettiği çağdaş yaşam düzeyine ulaşacaktır? Batının gelişmiş toplumlarının nasıl bir yoldan geçerek o noktaya geldikleri biliniyordu. Bir yandan kendi halklarını diğer taraftan geri kalmış ülke halklarını sömürerek bir sermaye birikimi oluşturmuşlardı. Türkiye'nin kendisi geri kalmış bir ülkeydi. Halkın sırtından bir sermaye birikimi oluşturulmasına onun birkaç kuşak daha yoksul tutulması pahasına bir kalkınmaya ise "Halkçılık" anlayışı karşıydı.

    1923 - 1930 yılları arasında kalkınma için gerekli yatırımları yapması özel girişimcilerden beklendi. Ama bu işlevi yerine getirmeye özel kişilerin ne yeterli parası ne yeterli deneyimleri ne de yeterli teknolojik birikimi vardı. Dünyayı sarsan 1929 ekonomik bunalımı ise liberal ekonomi politikalarının tam bir başarısızlığını vurguluyordu. Kemalizm ülkeyi kalkındırmak halkı çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için "Devletçilik" ilkesini benimsedi. Böylece hem üretim arttırılacak sanayi gerçekleştirilecek hem de hakça bir paylaşım yapılacak ve ekonomik gücü kullanan bir sınıfın halkı ezmesine olanak verilmemiş olacaktı.

    Kemalist tek partinin programında 1935 yılında yapılan düzeltmelerden sonra Devletçilik ilkesi şöyle tanımlanıyordu: "Özel çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi gelişmişliğe eriştirmek için milletin genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde özellikle iktisadi alanda devleti fiilen ilgilendirmek önemli esaslarımızdandır. İktisat işlerinde devletin ilgisi fiilen yapıcılık olduğu kadar özel girişimcileri teşvik ve yapılanları düzenleme ve denetlemektir."

    Kemalist Devletçilik anlayışının bütün üretim araçlarını devletin elinde toplamayı öngören marksizm ile kuşkusuz ki hiçbir ilgisi yoktur. Hızlı bir ekonomik büyümeyi sağlamak için devletin lokomotif görevini üstlenmesi anlamına geliyordu. Devlet ekonomiye yön verecek kıt kaynakların akılcı kullanımını planlayacaktı. Devlet özel girişimcilerin ilgilenmediği başarılı olamadığı ya da kamu yararı gördüğü alanlarda yatırım ve işletmecilik yapacaktı.

    Türkiye başlangıç aşamasında Devletçiliğin iki büyük yararını gördü: Bir yanda özellikle altyapı ve sanayi yatırımları sayesinde oldukça hızlı bir büyüme gerçekleştirirken; diğer tarafta sanayileşmenin devlet eliyle oluşumu sayesinde Türk işçisi Batı'daki örnekleri gibi insancıl olmayan koşullar içinde birkaç kuşağın feda edildiğini görmedi. 1929 - 1939 yılları aarasındaki on yılda dünya sanayi üretimi %19 artarken Türkiye'de sanayi üretim artışı %96'yı buldu. Sovyetler Birliği ve Japonya dışında hiçbir ülke bu alanda Türkiye'den daha hızlı bir büyüme sağlayamadı. Giderek oluşmaya ve büyümeye başalyan sanayi işçisi sınıfı nasıl hiçbir mücadele vermeden seçme ve seçilme haklarını elde ettiyse; yüne kan dökülmesine kuşaklar boyu süren büyük acılar çekilmesine gerek kalmadan insancıl çalışma koşullarına kavuştu. Kemalist "sürekli devrimcilik" anlayışını daha sonra sürdürenler sendikalaşma grev ve toplu sözleşme gibi hakları vermek için de işçi sınıfının rejimi zorlamasını beklemediler. ( Ama uğrunda savaşım vermeden elde edilen hakların yeterince bilincinde olunmadığını daha sonraki deneyimler göstermiştir. İşçi sınıfı ancak elinden alındığı ya da kısıtlandığı zaman sahibolduğu hakların ve özgürlüklerin önemini yeterince kavrayabilmiştir. Demokrasinin beşiği sayılan ülkelerde bile işçilerin seçme hakkını elde etmek için nasıl uzun ve kanlı savaşımlar vediği unutulmamalıdır! )



    Türkiye'nin Uyguladığı Devletçilik


    Türkiye'nin tatbik ettiği devletçilik sistemi 19. asırdan beri sosyalizm teorisyenlerinin ileri sürdükleri fikirlerinden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş Türkiye'ye özgü bir sistemdir. Devletçiliğin bizce anlamı şudur:
    Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk vatanında asırlardan beri kişisel ve özel teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an önce yapmak istedi; ve kısa bir zamanda yapmayı başardı. Bizim takip ettiğimiz bu yol görüldüğü gibi liberalizmden başka bir yoldur. ( 1936 )


    LAIKLIK:

    "Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların devamına olanak yoktur. Şurası var ki din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır."
    Altı ok ile simgeleştirilen Kemalist ilkeler içerisinde Atatürk'ün kuşkusuz ki en önem verdiği ilkelerin başında "Laiklik" geliyordu. Mustafa Kemal ülkenin koşullarının daha hiç hazır olmadığı bir aşamada bile çok partili düzene geçiş için sakınca görmezken tek bir koşul ileri sürmüştü: Laiklikten ödün vermemek! Serbest Fırka'nın önderliği'ni üstlenecek olan Fethi Okyar'a yazdığı mektupta şu satırlar dikkati çekiyordu: "Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laiklik esasında beraberiz. Zaten benim siyasi hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel budur."

    Bir çağdaşlaşma ideolojisi olarak Kemalizm açısından Laiklik demokrasi anlamındaki Cumhuriyetçiliğin de Milliyetçiliğin de Devrimciliğin de ve hatta Halkçılığın da ön koşulu olduğu için bu ölçüde önem taşımaktadır. Demokrasinin ön koşuludur; çünki Laiklik olmadan gerçek bir düşünce özgürlüğü gerçek anlamda bir özgür seçim olamaz. ( Bütün dünyada özgürlük ve demokrasi rüzgarları eserken baskı rejimleri birbiri ardına yıkılırken bundan en az etkilenenin - Laikliği kabul edememiş - müslüman ülkeleri oluşu rastlantımıdır? ) Milliyetçiliğin ön koşuludur; çünki Laiklik olmayan yerde önem taşıyan öge ulus değil "ümmet"tir. ( Bu anlayış içinde örneğin Arap ve İranlı Müslüman Türk ile aynı tolumun bir parçası sayılırken Hıristiyan Türk olan Gagavuzlar (Gökoğuzlar) Türkçe konuştukları ve çok daha ortak kültürel özellikler taşıdıkları halde "yabancı" sayılacaklardır. ) Devrimciliğin ön koşuludur; çünki Laikliği kabul etmemiş bir toplumda bilimin ve çağın gereklerinin gerisinde kalmış kurumları değiştirmenin tartışılması bile genellikle olanaksızdır. Halkçılığın ön koşuludur; çünki din temeline dayalı bir devlette ağırlığı ve önceliği olan halk değil dinsel seçkinlerdir.
    Tarih boyunca hemen tüm devrimciler din ile değil ama bir kısım din adamları ile karşı karşıya gelmişlerdir. Çünki eski düzenle çıkarları bütünleşmiş olan bir din adamları kesimi köklü değişimlere hep karşı çıkmış dini bir siyasal amaç için kullanarak kitleleri etkilemeye çalışmışlardır. Kendilerinin etkisini ve ağırlığını azaltacak her girişimi de "dinsizlik" olarak nitelendirmekten çekinmemişlerdir. Sultan'ın ve düşmanın çıkarları ile bütünleşerek Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal'in idam fermanını çıkaranlar gene bu tür din adamları olmuştur. Ancak şunu da belirtmem gerekir ki ileri görüşlü ve aydın din adamlarımız sayıca az da olsa Kurtuluş Savaşı'nda ve sonrasında çok önemli yardımlarda bulunmuşlardır

    Mustafa Kemal İslam Dini'nin zamanla özünden uzaklaştığını birçok yabancı ögenin - yorumlar ve boş inançlar olarak - işin içine girdiğini düşünüyordu. Çağdaş olmanın inançsızlıkla hiçbir ilgisi bulunmadığı kanısındaydı ama bilerek mantığını kullanarak inanmalıydı. Şöyle diyordu: "Türkler dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kur'an Türkçe olmalıdır. Türk Kur'an'ın arkasından koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor. Benim maksadım arkasından koştuğu kitapta ne olduğunu Türk anlasın."

    Müslüman Türk Halkı Kur'an'ı kendi dilinden okuyup anlama olanağına ancak Laik Cumhuriyet rejimi sayesinde kavuştu. Türkçe Ezan yine aynı ortamda gerçekleşti; ama çok partili siyasal sisteme geçildikten sonra tutucu Kemalizm'e karşı güçlere verilen bir ödün olarak ortadan kalktı.

    Genel anlamda laiklik din ile ilgili olmayan dünya ve devlet işlerini dini görüşlerinden ayırıp bağımsız bir hale getirmek ve din ve vicdan özgürlüğü olarak tanımlanır.

    Özellikle günümüzde laikliğe dinsizlik(?) diye bakan ve rejimi değiştirmek isteyen insanların sayısındaki artışın çokluğu eminim ki ilk başta ATATÜRK'ü ve biz Atatürkçüleri ve en önemlisi bu vatan için tekrar dünyaya gelseler yine canlarını bu vatan için feda eden ÖLÜMSÜZ ŞEHİTLERİMİZİN ruhlarını çok derinden yaraladığı kanısındayım. Ve ülkeyi bölmeye çalışan bazı güçlerin ahirette nasıl bir hesap vereceklerini ben kendi adıma çok merak ediyor ve hakkımı helal etmiyorum.





    Türkiye Cumhuriyeti'nde her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani ibadet hürriyeti vardır. Tabiatiyle ibadetler güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.
    Bir de Türkiye Cumhuriyeti dahilinde tüm tekkeler ve zaviyeler ve türbeler kanunla kapatılmıştır. Tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik dervişlik çelebilik halifelik falcılık büyücülük türbedarlık vesaire yasaktır. Çünkü bunlar gericiliğin kaynakları ve cehaletin damgalarıdır. Türk Milleti böyle müesseselere ve onların mensuplarına katlanamazdı ve katlanmadı. ( 1930 )


    Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.


    Laiklik yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan ibadet ve din özgürlüğü de demektir. ( 1930 )


    Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz. ( 1930 )


    Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.


    Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimslerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz. ( 1930 )


    Bunun gibi bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz İslam dinini yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve Tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı karışık ve türlü renkte bulunan ve her türlü çıkarlarla tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin bütün ögelerinden bir an önce ve kesinlikle kurtarmak milletin dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böylece İslam dininin yüceliği gerçekleşir. ( 1924 )


    Vatandaşları içinde çeşitli dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında adil ve tarafsız tutum ve davranışta bulunmaya ve mahkemelerinde vatandaşları ve yabancılar hakkında eşit adalet uygulamakla vazifeli olan bir hükümet fikir ve vicdan hürriyetlerine uymaya mecburdur. ( 1927 )


    Artık Türkiye din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar. ( 1924 )


    DEVRIMCILIK:




    "Devrimler yalnız başlar bitişi diye birşey yoktur."
    "Devrimler yalnız ve ancak öğretmenlerin kafasında başlar." (M.K.Atatürk)



    Devrim sözcüğünün anlamı; kısa sürede meydana gelen köklü değişiklikler demektir. Bu sözcük anlamından esinlenerek devrimi; Devlet eliyle ülkenin sosyal hayatının ve kurumlarının akla yakın ve ölçülü yöntemlerle köklü bir şekilde yenileştirilmesidir şeklinde tanımlayabiliriz.

    Atatürk kendi ana düşünce ve eylemlerine uygun olarak devrimi şöyle tanımlamaktadır:

    "Türk Ulusu'nu son yüzyıllarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak yerlerine ulusun en yüksek uygarlık gereksinimlerine uygun olarak ilerlemesini sağlayacak yeni kurumları kurmuş olmaktır."

    Ayrıca Atatürk "Devrimler için "Atatürk Devrimleri" denilmesini iyi karşılamaz ve "Türk Devrimi" diye düzeltirdi." (Prof. Dr. Hikmet Bayur)

    Kemalist Devrimcilik İlkesi Halkçılıkla ve hatta demokrasi anlayışı ile iç içe bir anlam taşır. Mustafa Kemal'in 1923'te Konya'daki bir konuşmasında yer alabn şu cümleler O'nun nasıl bir devrimcilik anlayışından hareket ettiğini hiçbir yanlış anlamaya yer vermeyecek kadar açık bir biçimde sergilemektedir: "Bozuk zihniyetli milletlerde büyük çoğunluk başka başka hedefe aydın denen sınıf başka zihniyete sahiptir. Aydın sınıf telkinle aydınlatma ile büyük çoğunluğu kendi amacına göre ikna etmeyi başaramayınca başka yollara başvurur. Halka zorbalık etmeye başlar. Başarıya ulaşmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında tabii bir uyum olması gerekir. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği ilkeler halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı. Bu halk bir defa karşısındakinin samimiyetle kendilerine yardımcı olacaklarına inanırsa her türlü hareketi derhal kabule hazırdır. Bunun için gençlerin herşeyden evvel millete güven vermesi gereklidir."

    Bu seçkinciliği açıkça yadsıyan halkla bütünleşmeye ve dolayısıyla demokratik yöntemlere büyük önem veren bir devrimcilik anlayışıdır.

    Kemalist Devrimcilik anlayışının iki yanı bulunduğunu söyleyebiliriz. Birinci yanı eski düzenin geçerliliğini yitirmiş kurumlarını yıkıp yerlerine çağın gereksinmelerini karşılayacak kurumları koymakla ilgilidir. Ama Kemalizm bununla yetinmemekte devrimciliği aynı zamanda sürekli olarak yeniliklere değişimlere açıklık biçiminde anlatmakta ve kalıplaşmaya karşı çıkmaktadır.

    Atatürk Devrimcilik İlkesinin birinci ögesini şöyle tanımlıyordu: "Devrim Türk Milleti'ni son yüzyıllarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak yerlerine ulusun en yüksek medeni gereklere göre ilerlemesini temin edecek yeni kurumları koymuş olmaktır." Atatürk yaptığı devrimin ülkeye kazandırdıklarının korunmasını elbette ki devrimcilik ilkesinin bir gereği sayıyordu. Ama O'nun açısından sorun o noktada bitmiyordu. Koşulların değişeceğinin değişen koşulların yeni kurumları yeni atılımları gerektireceğinin bilincindeydi. Bu nedenledir ki Kemalist ideolojinin kalıplaşmasına bir anlamda devrimin dondurulmasına karşıydı. Koşullara koşut olarak sadece kurumların değil düşüncelerin de değişmesinin gerekliliğini biliyordu. İşte bu nedenledir ki Kemalizm'in Devrimcilik ilkesi aynı zamanda bir "Sürekli Devrimcilik" anlayışını da yansıtmaktadır.

    En ilerici kurumlar bile koşullar içinde eskir. En ileri bir devrimin bekçiliği ile yetinenler günün birinde değişen koşulların gerisinde kalmaktan tutuculaşmaktan kurtulamazlar. Kemalizm'in bu sürekli devrimcilik anlayışını benimsemeden sadece Mustafa Kemal'in sağlığında gerçekleştirdiklerinin bekçiliği ile yetinenleri "Kemalist" ya da "Atatürkçü" saymak olanaksızdır.

    Kemalizm sırasıyla siyasal sistemi hukuk sistemini eğitim sistemini ve kültürü laikleştirdi. Bir islam ülkesindeki ilk laik devlet böylece doğdu. Eğer çok sayıdaki müslüman ülke içinde çağdaş demokratik bir hukuk devletine sahip tek ülke "TÜRKİYE" ise bunun laiklikle bağlantısı olmadığını öne sürmek elbette ki olanaksızdır. Petrol gibi büyük ve kolay gelir kaynaklarına sahip olmadığı halde Türkiye'nin müslüman ülkeler içinde en sanayileşmişi en ileri teknolojiye ve çağdaş ekonomiye ( Bugünlerde krizde olmamıza rağmen ) sahip bulunanı oluşu da ayrıca düşündürücüdür!









    Türk inkılâbı nedir? Bu inkılâp kelimenin ilk bakışta ima ettiği ihtilal anlamından başka ondan daha geniş bir değişikliği ifade etmektedir. Milletin varlığını devam ettirmesi için kişileri arasında düşündüğü ortak bağ yüzyıllardan beri gelen şekil ve esasını değiştirmiş yani millet dini ve mezhebi bağlantı yerine Türk milliyeti bağıyla kişilerini toplamıştır.
    Millet milletlerarası genel mücadele sahasında hayat sebebi ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak çağdaş medeniyette bulunabileceğini hayatı boyunca devam edecek bir idare saymıştır.
    Sonuç olarak millet; saydığım değişiklik ve inkılâpların tabii ve zorunlu gereği olarak toplum idaresinin ve bütün kanunlarının ancak dünyaya ait ihtiyaçlarından doğmuş ve ihtiyacın değişme ve gelişmesiyle devamlı olarak değişme ve gelişmesi esas olan dünyaya ait bir zihniyeti hayatı boyunca devam edecek bir idare saymıştır.
    Büyük milletimizin hayatının devamında meydana getirdiği bu değişiklikler herhangi bir ihtilalden çok fazla çok yüksek olan en büyük inkılâplardandır. ( 1925 )


    İnkılâp var olan müesseseleri zorla değiştirmek demektir.
    Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine milletin en yüksek medeni gereklere göre ilerlemesini sağlayacak yeni müesseseleri koymuş olmaktır.
    Devlet hayatında İnkılâp sosyal durumumuzu da kapsar. ( Laiklik) ( Medeni Kanun) (Demokrasi). ( 1933 )


    Uçurum kenarında yıkık bir ülke. türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar. yıllarca süren savaş. ondan sonra içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan yeni toplum yeni devlet ve bunları başarmak için arasız inkılâplar. İşte Türk genel inkılâbının bir kısa ifadesi. ( 1935 )


    Efendiler yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır.
    İnkılâplarımızın ana ilkesi budur. Bu gereği kabul edemeyen zihniyetleri darmadağın etmek zaruridir şimdiye kadar milletin beyinlerini paslandıran uyuşturan bu anlayışta bulunanlar olmuştur. Her halde anlayışlarda varolan uydurma ve boş fikirler tamamen çıkarılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyine gerçeğin nurlarını sokmak imkansızdır. ( 1925 )


    Türkiye'yi derece derece mi ilerletmeli ani olarak mı? İki sistem var biri bilinen büyük Fransız ihtilâlindeki yöntem; rejimler değişecek ihtilâllere karşı mukabil ihtilâller yapılacak. Sağ solu tepeler sol sağı süpürürken bir bakılacak ki bir buçuk asırlık zaman geçmiş. Bu milletin damarlarında o kadar bol kan ve önünde o kadar geniş zaman var mı? ( 1922 )


    Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lazım. En ileri demokrasilerde bile rejimi korumak için sert tedbirlere müracaat edilmiştir. Bize gelince inkılâbı koruyacak tedbirlere daha çok muhtacız. ( 1925 )


    Mutlu inkılâbımızın aleyhinde fikir ve his taşıyanları aydınlatmak ve doğru yolu göstermek aydınlara düşen milli vazifelerin en önemlisi ve en birincisidir. ( 1929 )


    Türkiye'de doğan inkılâp güneşi yükselerek sıcaklığını yaydıkça Türk milletinin kalbi büsbütün dünyanın büyük ve takdire layık eserlerine karşı sıcak bir sevgiyle dolmuş bütün ilerleme prensiplerini tamamıyla benimsemiştir.


    Her türlü yükselme ve gelişmeye kabiliyetli olan milletimizin sosyal ve fikri inkılâp adımlarını kısaltmak isteyen engeller mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. ( 1924 )


    İnkılâbın hedefini kavramışolanlar daima onu koruyabilecek güçte olacaklardır. ( 1930 )


    Gerçek inkılâpçılar onlardır ki yükselme ve yenilenme inkılâbına yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilime nüfuz etmesini bilirler. ( 1925 )


    İnkılâbın temellerini her gün derinleştirmek kuvvetlendirmek lâzımdır. ( 1925 )


    Hemen Paylaş!


 

 

Konu Etiketleri

Künye Uyarı
Powered by vBulletin® Version 4.1.12
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0
Extra Tabs by vBulletin Hispano
Sanal Dünyanın Gerçek Ailesi
Copyright ©2007-2014 Forumuz.Net

Sosyal paylaşım platformu olan Forumuz.Net sitemizde, kullanıcılar, 5651 sayılı kanunun ilgili maddesine ve TCK'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı kaynaklı herhangi bir durumdan Forumuz.Net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimleriniz/sorunlarınız/istekleriniz ve şikayetleriniz için İLETİŞİM panelinden bizlere ulaşabilirsiniz, Forumuz.Net yönetimi en geç "3" iş günü içerisinde dönüş yapacaktır. Platformumuz; kişilik ve telif hakları korunumu, illegal paylaşım ve korsanla mücadele konusunda yetkililere yardımcı olmayı ilke edinmiştir.

sohbet

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848 849 850 851 852 853 854 855 856 857 858 859 860 861 862 863 864 865 866 867 868 869 870 871 872 873 874 875 876 877 878 879 880 881 882 883 884 885 886 887 888 889 890 891 892 893 894 895 896 897 898 899 900 901 902 903 904 905 906 907 908 909 910 911 912 913 914 915 916 917 918 919 920 921 922 923 924 925 926 927 928 929 930 931 932 933 934 935 936 937 938 939 940 941 942 943 944 945 946 947 948 949 950 951 952 953 954 955 956 957 958 959 960 961 962 963 964 965 966 967 968 969 970 971 972 973 974 975 976 977 978 979 980 981 982 983 984 985 986 987 988 989 990 991 992 993 994 995 996 997 998 999 1000 1001 1002 1003 1004 1005 1006 1007 1008 1009 1010 1011 1012 1013 1014 1015 1016 1017 1018 1019 1020 1021 1022 1023 1024 1025 1026 1027 1028 1029 1030 1031 1032 1033 1034 1035 1036 1037 1038 1039 1040 1041 1042 1043 1044 1045 1046 1047 1048 1049 1050 1051 1052 1053 1054 1055 1056 1057 1058 1059 1060 1061 1062 1063 1064 1065 1066 1067 1068 1069 1070 1071 1072 1073 1074 1075 1076 1077 1078 1079 1080 1081 1082 1083 1084 1085 1086 1087 1088 1089 1090 1091 1092 1093 1094 1095 1096 1097 1098 1099 1100 1101 1102 1103 1104 1105 1106 1107 1108 1109 1110 1111 1112 1113 1114 1115 1116 1117 1118 1119 1120 1121 1122 1123 1124 1125 1126 1127 1128 1129 1130 1131 1132 1133 1134 1135 1136 1137 1138 1139 1140 1141 1142 1143 1144 1145 1146 1147 1148 1149 1150 1151 1152 1153 1154 1155 1156 1157 1158 1159 1160 1161 1162 1163 1164 1165 1166 1167 1168 1169 1170 1171 1172 1173 1174 1175 1176 1177 1178 1179 1180 1181 1182 1183 1184 1185 1186 1187 1188 1189 1190 1191 1192 1193 1194 1195 1196 1197 1198 1199 1200 1201 1202 1203 1204 1205 1206 1207 1208 1209 1210 1211 1212 1213 1214 1215 1216 1217 1218 1219 1220 1221 1222 1223 1224 1225 1226 1227 1228 1229 1230 1231 1232 1233 1234 1235 1236 1237 1238 1239 1240 1241 1242 1243 1244 1245 1246 1247 1248 1249 1250 1251 1252 1253 1254 1255 1256 1257 1258 1259 1260 1261 1262 1263 1264 1265 1266 1267 1268 1269 1270 1271 1272 1273 1274 1275 1276 1277 1278 1279 1280 1281 1282 1283 1284 1285 1286 1287 1288 1289 1290 1291 1292 1293 1294 1295 1296 1297 1298 1299 1300 1301 1302 1303 1304 1305 1306 1307 1308 1309 1310 1311 1312 1313 1314 1315 1316 1317 1318 1319 1320 1321 1322 1323 1324 1325 1326 1327 1328 1329 1330 1331 1332 1333 1334 1335 1336 1337 1338 1339 1340 1341 1342 1343 1344 1345 1346 1347 1348 1349