Forumuz.Net sitesine hoş geldiniz.
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 16 Sayfa bulundu
  1. #1
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Aşkımın "KALBiNDEN"
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,847

    Thumbs up Kalp Hastalıkları Bölümü

    Kalp Hastalıkları Bölümü

    Atrial Fibrilasyon Nedir - Tedavisi Nasıldır??

    AF en sık gözlenen ritim bozukluklarından biridir. AF'da uyarılar atriumda düzgün bir şekilde yol alacaklarına atrium içinde aynı anda sayısız uyarı dalgası oluşup farklı yönlere hareket eder ve AV düğümden geçmek için birbirleriyle yarışırlar. Bu uyarılar kalbin elektriksel sistemi dışındaki dokulardan kaynaklanır. Bu uyarıların oluşması ile çok hızlı ve organize olmayan bir kalp ritmi oluşur. Atriumdaki uyarı sayısı dakikada 300-600 arasındadır. Ancak AV düğüm ventriküle geçen uyarı sayısını sınırlayıcı özelliğe sahiptir. Sonuçta nabız sayısı genellikle dakikada 150’nin altında olmakla beraber şikayete yol açabilecek kadar da hızlı olabilir.



    Atrial fibrilasyonda atriumlarda dakikada 400-600 civarında uyarı çıkar (sarı renk ile gösterilen odaklar)
    Monitorde elektrokardiyografik olarak atrial fibrilasyonun görüntüsü. Zeminde düzensiz atrial fibrilasyon dalgaları kalbin kasılmasını ve dolayısı ile nabzı oluşturacak olan QRS dalgaları ise düzensiz aralıklı olarak görülüyor.


    *Atrial fibrilasyon yaşlılardaki en büyük felç (inme) nedenlerinden biri kalpten kaynaklanan felç nedenlerinin ise başta geleni.
    *Yaşlılardaki felç nedenlerinin ¼’ünü atrial fibrilasyon oluşturuyor.
    *ABD’de her yıl 70.000 felce neden oluyor.
    *Ritim bozukluğu ile hastaneye yatan hastaların 1/3’ünü atrial fibrilasyon oluşturuyor.
    *Genel populasyondaki sıklığı %0.4 civarında oran yaşla artıyor:
    o

    25-34 yaş arasında %0.2
    o

    60 yaşın altında %1’den az
    o

    60 yaş üstünde %2-5 arasında
    o

    80 yaş üstünde %10.
    *Atrial fibrilasyonlu hastaların %70’i 65-85 yaşlar arasında.
    *Erkeklerde kadınlara göre daha sık.



    Atrial fibrilasyon neden tehlikelidir?
    Birçok AF’li insan uzun yıllar problemsiz bir hayat sürer. Ancak atriumlar hızlı ve düzensiz kasıldıkları için kan akışı eskisi gibi hızlı olamaz bu da atriumlar içinde kanın pıhtılaşmasını kolaylaştırır. Eğer bu pıhtı yerinden kopup kalpten dışarı pompalanırsa büyük oranda beyin damarlarını tıkayıp inmeye yol açabilir. Genel populasyonla karşılaştırıldığında AF’li hastalarda inme riski 5 kat daha fazladır. AF‘li hastalardaki pıhtıların yaklaşık yarısı beyine gidip inmeye yol açarken diğer yarısı ise vücudun diğer organlarına gidip (böbrek bağırsak kalp) problemlere yol açabilirler. AF kalbin pompalama gücünde yaklaşık %20-30 azalmaya neden olur. Bu durum özellikle mitral darlığı gibi kapak hastalığı sonucu gelişen AF'de önemlidir. Çünkü AF gelişimi ile hastaların şikayetleri çok artar. Uzun dönemde yüksek kalp hızı ile beraber AF kalp yetmezliğine neden olabilir.

    Atriyal fibrilasyon nedenleri nelerdir?

    AF birçok hastalıkla ilişkili olabilir:

    *Yüksek kan basıncı (hipertansiyon)
    *Koroner arter hastalığı
    *Kalp kapak hastalıkları (özellikle mitral darlığı)
    *Tiroid bezi hastalıkları
    *Kalp cerrahisi
    *Kronik akciğer hastalıklar (amfizem astım vb)
    *Kalp yetmezliği
    *Kardiyomiyopati (kalp yetmezliğine yol açan kalp kası hastalığı)
    *Konjenital (doğumsal) kalp hastalıkları
    *Pulmoner embolizm (akciğer damarları içinde pıhtı gitmesi)
    *Perikardit (kalp dış zarının iltihabı)

    AF’li hastaların en az %10’unda altta yatan bir kalp hastalığı saptanamaz. Bu hastalarda AF alkol veya aşırı kafein kullanımı stres bazı ilaçlar metabolik bozukluklar veya ağır enfeksiyonlar ile ilişkili olabilir. Bazı hastalarda ise hiçbir neden bulunamaz.

    Atriyal fibrilasyonda şikayetler nelerdir?

    *Çarpıntı (sıklıkla olur)
    *Enerji kaybı ve yorgunluk
    *Sersemlik hissi bayılacak gibi olma veya baş dönmesi
    *Göğüste rahatsızlık hissi (ağrı basınç veya huzursuzluk)
    *Nefes darlığı (günlük aktivitelerle hissedilen nefes darlığı)

    Atriyal fibrilasyon nasıl teşhis edilir?

    Aşağıdaki tetkiklerle AF tanısı konabilir:

    *EKG
    *Ritim Holter monitörizasyonu
    * Event recorder ve Transtelefonik monitör'dür.

    Bu tetkiklerle doktorunuz düzensiz ritim olup olmadığını var ise ne türde olduklarını ne kadar zamandır sürdüğünü ve olası nedenleri öğrenebilir.

    AF için birçok tedavi seçeneği mevcut olup bunlar;

    *

    İlaç tedavisi
    *

    Kardiyoversiyon
    *

    Ablasyon tedavisi
    *

    Pacemaker (pil) tedavisi
    *

    Cerrahi içerir.

    Tedavi seçimi altta bulunan hastalığa ve hastanın şikayetlerine göre belirlenir. AF tedavisini amacı:
    Normal kalp ritminin tekrar kazanılması

    Kalp hızı kontrolü
    İnmenin önlenmesidir.

    İlaç tedavisi
    İlaç tedavisi tedavi amacına göre planlanır. Eğer amaç normal ritmin sağlanması ise antiaritmik ilaçlar kullanılır. Eğer bu hedef sağlanamıyorsa doktorlar kalp hızını yavaşlatmaya çalışırlar. Her iki durumda da hastalarda kalp içinde pıhtı oluşumunu engellemek için antikoagülan adı verilen ilaçlar verilir.
    Antiaritmik ilaçlar AF'yi normal ritme çevirmek için veya hastayı normal ritimde tutmak için verilir; Quinidex (Kinidin) Pronestyl (prokainamid) Norpace (disopramid) Beloc Lopressor Tambocor (Flekainid) Rythmonorm (propafenon) Darob (sotalol) Cordarone (Amiodaron) gibi ilaçlardır. Ancak bu ilaçlar ile tedaviye karar verildiğinde ritminizin takip edilmesi için hastanede yatmanız gerekebilir. Bu ilaçlarla AF'i normal ritme çevirme şansı yaklaşık %30-60 civarında olup AF süresi uzadıkça başarı şansı azalır.

    Kalp hızı kontrolü: digoksin beta blokerler veya kalsiyum kanal blokerleri ile yapılabilir.

    Antikoagülanlar (Kan sulandırıcılar): coumadin AF’li hastalarda inme riskini %60-80 azaltabilir. Coumadin kullanıldığı zaman etkisinin yeterli olup olmadığını kontrol etmek için düzenli aralıklarla PTZ-INR kontrolü yapılmalıdır. Bazı hastalara aspirin de verilebilir. İlaçların etkili olmadığı durumlarda başka işlemlere ihtiyaç duyulur.

    Kardiyoversiyon

    Birçok hastada ilaç tedavisi AF'yi normal sinüs ritmine çeviremez. Bu hastalar için kalbe kısa süreli yüksek enerjili elektrik şoku olan elektriksel kardiyoversiyon uygulanabilir. Bunun için önce hastanın ritmi ve tansiyonu monitörize edilip kısa etkili bir yatıştırıcı verilir. Sonrasında anormal ritmi durdurup normal kalp ritminin geri dönmesini sağlamak için göğüs üzerinden pedallar vasıtası ile eksternal elektrik şoku uygulanır. İşlem öncesi kan sulandırıcı verilebilir. Ayrıca normal ritim elde edildikten sonra idamesini kolaylaştırmak için ek olarak bazı antiaritmik ilaçlar da verilebilir. Bazı hastalarda işlem öncesi kalp içinde pıhtı olmadığından emin olmak için yemek borusundan ucunda bir ultrason cihazı olan ince bir tüp geçirilerek kalbin boşluklarının araştırıldığı transözefajial ekokardiyografi (TEE) yapılması gerekebilir. Bu yapılan işlem dışarıdan (eksternal) kardiyoversiyondur. Kalp ameliyatları sırasında kalbin içine yerleştirilen elektrodlar yardımıyla yapılan internal kardiyoversiyon da uygulanabilir.

    Ablasyon

    Ablasyon tedavisi ilaç tedavisini tahammül edemeyen veya ilaçların normal ritmi idamede başarısız olduğu hastalarda uygulanır. İki çeşidi mevcuttur: Her 2’side elektrofizyolojist olarak adlandırılan kalp ritim bozuklukları üzerinde uzmanlaşmış kardiyologlar tarafından uygulanır.

    Radyofrekans ablasyon sistemi: kateter ve radyofrekans kaynağı

    1. AV düğüm ablasyonu: Çoğunlukla kasık toplardamarından (ven) girilerek kalbin içine gönderilen yumuşak kateterler aracılığıyla uygulanır. Kateterin ucu AV düğüm üzerine getirilerek enerji verilir ve atriumlardan ventriküllere uyarı geçişi ortadan kaldırılır. Ancak işlem sonucu kalp ritmi çok düşük hızla (veya hiç) devam edeceği için kalıcı kalp pili takılarak hastanın günlük yaşamını rahat bir şekilde sürdürmesi sağlanır. AV düğüm ablasyonu AF’nin birçok semptomunu ortadan kaldırsa da AF devam ettiği için inme riski devam eder bu nedenle kan sulandırıcıların kullanımına devam edilir. İşlem için hastaneye yatış ve sakinleştirici uygulaması gerekir.

    2. Pulmoner venlerin izolasyonu: Pulmoner venler akciğerlerde oksijenlenen kanı kalbe geri getiren damarlardır (bakınız). Bunun için yine toplardamarlardan kalbe ilerletilen kateterler kullanılır. Sol atriuma bir iğnenin yardımı ile geçildikten sonra 2 seçenek uygulanabilir: “ablasyon” veya AF'ye yol açan odakları bulmak için “haritalama” işlemi. Pulmoner venlerin sol atriuma bağlandığı bölgelere çembersel şekilde enerji uygulanarak pulmoner venlerin atrium ile elektriksel bağlantısı kesilerek AF sonlandırılır. Bu işlem toplam 4 pulmoner ven girişinde tekrarlanır. Belli bir süreden sonra kan sulandırıcılar kesilebilir. Bu işlem için yine hastanede yatış ve sakinleştirici ihtiyacı vardır.

    Kalp Pilleri

    İmplante edilebilir kardiyoverter-defibrilatör (ICD) cihazlar: Hastaya hastaneye yatmadan tedavi edilme şansı sunar. AF semptomları ortaya çıktığında hasta cihazı aktive edip güvenli bir şekilde kendini tedavi edebilir. Alternatif olarak cihaz otomatik olarak çalışmaya da programlanabilir. ICD’ler hastanın AF atağı geçirdiğini tespit edip gerekli tedavi ile ritmi normal sinüs ritmine çevirebilir. Cihazlar orta boy pil büyüklüğünde olup sakinleştirici ve bölgesel uyuşturucu ile deri altına yerleştirilen cihaz ve kalbe ilerletilen kablolardan oluşur.

    Cerrahi tedavi

    Kronik AF’li hastalara cerrahi olarak maze (labirent) operasyonu yapılabilir. Bu operasyon açık kalp cerrahisi gerektirmekte olup genel anestezi altında yapılır ve hastanede kalış süresi uzundur.

    Teknik: Operasyon sırasında atriumlara birçok çizgi şeklinde küçük kesiler yapılarak atriumlar hem izole edilir hem de fazla oluşan uyarıların oluşumu azaltılır. Uyarılar oluşturulan kesiler vasıtasıyla normal yolu izler. Kalp dokusu iyileştiğinde skar dokusu oluşur ki bu doku da AF’ye yol açan elektriksel uyarıların kalp içinde iletimini ortadan kaldırır. Bazı durumlarda kalp hızına destek amacıyla kalıcı kalp pili uygulanması gerekebilir.
    Bazı hastalarda AF ile birlikte başka kalp problemleri mevcut olabilir (kapak hastalıkları veya koroner arter hastalıkları gibi). Bu gibi durumlarda hastaya kolaylık açısından cerrah maze prosedürünü diğer cerrahi müdahale ile aynı seansta yaparak hem AF’yi hem de diğer kalp problemini tedavi edebilir.
    Parsiyel maze prosedüründe de aynı yaklaşım kullanılmasına rağmen kesiler sadece sol atriuma yapılır. Yeni cerrahi tekniklerde alternatif enerji kaynakları kullanılarak (radyofrekans kriyotermi ve mikrodalga gibi) kontrollü skar dokuları yaratılmakta ve işlem sonunda komplikasyon oranı azalmaktadır.


    Hemen Paylaş!


  2. #2
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Aşkımın "KALBiNDEN"
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,847

    Standart

    Atrial Septal Defekt (ASD)

    Kalpteki kulakçıkların arasındaki duvarda açıklık olmasıdır. Bu yüzden akciğerlerde oksijenlenmiş kanın bir kısmı kısa devre yaparak sağ kalbe geçiş yapar. Bu olay yıllar içinde akciğere giden kanın artmasına bağlı olarak akciğer damarlarında basınç yükselmesine ve kalp kasında hasara ve aritmilere neden olabilir.



    Tanı Nasıl Konulabilir ?
    Genellikle uzun yıllar hiç bir belirti vermez. Bu tip hastalarda ancak tesadüfen başka bir nedenle doktora gidildiğinde dikkatli bir muayene sırasında kalpte üfürümün ve bazı ek seslerin duyulması ile kuşkulanılır. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur. Doktora ve hastaneye pek gitmemiş kişilerde tanının 30-40 yaşına kadar konulamadığı durumlar vardır. Açıklığın büyük olduğu hastalarda bu yaşlarda nefes darlığı ritim bozuklukları (atrial fibrilasyon) ve hatta sağ kalp yetmezliği ortaya çıkar.

    Açıklığın kalp içi boşluklarında ve akciğer atardamarında ne kadar basınç yüksekliğine neden olduğunu anlamak için kalp kateterizasyonu gerekebilir.

    Tedavide ne yapılabilir ?

    İlaç:
    Buradaki hastalık mekanik olduğu için açıklığı kapatmada veya tedavi etmede ilaçların bir yararı yoktur. Ancak ritim bozukluğu veya kalp yetmezliği gelişenlerde şikayetleri azaltmak için ilaçlar kullanılabilir.
    Açıklığın büyüklüğü ve akciğer atardamarındaki basıncın yüksekliği tedavinin zamanını belirler. Kendiliğinden kapanmayan akciğer atardamarında basınç yükselmesi tehlikesi olan açıklıklar genellikle 4-6 yaşlarında yani çocuk okula başlamadan kapatılması gerekir.

    Cilt yoluyla yerleştirilebilen kapatma cihazları (şemsiye):
    Önceleri tek tedavi yolu cerrahi iken son 15 yılda operasyona gerek kalmadan perkütan olarak (cilt üzerinden) girilip açıklığı kapatan cihazlar (şemsiye) cerrahiye alternatif olarak çıkmıştır Çeşitli marka cihazlar varsa da en yaygın olarak kullanılanlar Amplatzer (AGA Medical) ve HELEX Septal Occluder (W.L. Gore and Associates Flagstaff AZ)'dir.


    ELEX Marka kapatma cihazı. Üstte sağ ve solda 2 farklı çapta (15 ve 30 mm) görünüyor. Yerleştirilmeden önceki durum. Kateterden daha ayrılmamış. Alttakinde ise kateter içinden çıkması gösterilmiş.

    Amplatzer marka kapatma cihazı. Amerikan İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmış olan bu cihaz oldukça yaygın olarak kullanılıyor.




    --->: Kalp Hastalıkları Bölümü
    Atrial Septal Defekt (ASD)

    Kalpteki kulakçıkların arasındaki duvarda açıklık olmasıdır. Bu yüzden akciğerlerde oksijenlenmiş kanın bir kısmı kısa devre yaparak sağ kalbe geçiş yapar. Bu olay yıllar içinde akciğere giden kanın artmasına bağlı olarak akciğer damarlarında basınç yükselmesine ve kalp kasında hasara ve aritmilere neden olabilir.



    Tanı Nasıl Konulabilir ?
    Genellikle uzun yıllar hiç bir belirti vermez. Bu tip hastalarda ancak tesadüfen başka bir nedenle doktora gidildiğinde dikkatli bir muayene sırasında kalpte üfürümün ve bazı ek seslerin duyulması ile kuşkulanılır. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur. Doktora ve hastaneye pek gitmemiş kişilerde tanının 30-40 yaşına kadar konulamadığı durumlar vardır. Açıklığın büyük olduğu hastalarda bu yaşlarda nefes darlığı ritim bozuklukları (atrial fibrilasyon) ve hatta sağ kalp yetmezliği ortaya çıkar.

    Açıklığın kalp içi boşluklarında ve akciğer atardamarında ne kadar basınç yüksekliğine neden olduğunu anlamak için kalp kateterizasyonu gerekebilir.

    Tedavide ne yapılabilir ?

    İlaç:
    Buradaki hastalık mekanik olduğu için açıklığı kapatmada veya tedavi etmede ilaçların bir yararı yoktur. Ancak ritim bozukluğu veya kalp yetmezliği gelişenlerde şikayetleri azaltmak için ilaçlar kullanılabilir.
    Açıklığın büyüklüğü ve akciğer atardamarındaki basıncın yüksekliği tedavinin zamanını belirler. Kendiliğinden kapanmayan akciğer atardamarında basınç yükselmesi tehlikesi olan açıklıklar genellikle 4-6 yaşlarında yani çocuk okula başlamadan kapatılması gerekir.

    Cilt yoluyla yerleştirilebilen kapatma cihazları (şemsiye):
    Önceleri tek tedavi yolu cerrahi iken son 15 yılda operasyona gerek kalmadan perkütan olarak (cilt üzerinden) girilip açıklığı kapatan cihazlar (şemsiye) cerrahiye alternatif olarak çıkmıştır Çeşitli marka cihazlar varsa da en yaygın olarak kullanılanlar Amplatzer (AGA Medical) ve HELEX Septal Occluder (W.L. Gore and Associates Flagstaff AZ)'dir.



    ELEX Marka kapatma cihazı. Üstte sağ ve solda 2 farklı çapta (15 ve 30 mm) görünüyor. Yerleştirilmeden önceki durum. Kateterden daha ayrılmamış. Alttakinde ise kateter içinden çıkması gösterilmiş.

    Amplatzer marka kapatma cihazı. Amerikan İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmış olan bu cihaz oldukça yaygın olarak kullanılıyor.



    Şemsiye kullanımının avantajları:

    *

    Açıklığı kapatmada başarı oranı cerrahi gibidir.
    *

    Komplikasyon (istenmeyen olay) oranı cerrahiye göre (%5) daha düşüktür (%2).
    *

    Hasta kısa zamanda hastaneden çıkar ve 2 gün içinde normal günlük yaşantısına döner. 3-4 hafta içinde de ağır eforları yapabilir.

    Şemsiye kullanımının dezavantajları:

    *

    Komplikasyon oranı %2'dir: Ölüm felç kanama aritmi cihazın yer değiştirmesi açıklığın tam kapanmaması infeksiyon.

    Bununla birlikte bu cihazlar tüm ASD hastalarında kullanılamamaktadır:

    *

    Eğer ASD cihazla kapatılamayacak kadar büyükse
    *

    Hastadaki kalbin anatomik yapısı uygun değilse
    *

    Hastanın damar yapısı cihazı taşıyan kateter sistemini taşıyamayacak kadar ince ise
    *

    Vücudunun herhangi bir yerinde aktif infeksiyon varsa (infeksiyon tedavi edildikten sonra cihaz takılabilir.)
    *

    Kalp içi pıhtı varsa
    *

    Ameliyat gerektiren başka kalp hastalığı varsa
    *

    Aspirin almasına engel durumu veya kanama bozukluğu varsa

    Yukarıda sayılan durumlarda cihaz takılamaz. Eğer ASD kapatılması için şemsiye kullanılamayacak ise doktor cerrahi önerecektir.



    Cerrahi:

    Operasyon sırasında ise açıklık büyükse yama konularak kapatılır. Küçükse direk olarak dikilip kapatılabilir. Göğüsün orta kısmında ameliyata ait bir iz kalır.

    Cerrahi avantajları:

    *

    Şemsiyenin kapatamayacağı veya başarılı olamayacağı ASD'leri başarı ile kapatır.

    Cerrahi dezavantajları:

    *

    %5 oranında komplikasyon görülür: Ölüm felç tekrar ameliyat kanama aritmi sinir hasarı kalp yetmezliği infeksiyon
    *

    Ameliyat için hasta 5-7 gün hastaneden kalır. Tam iyileşme 45 günde olur.

    İleriye dönük yapılması gerekenler?

    Şemsiye konulan hastalar 3-6 ay civarında aspirin ve plavix gibi kan sulandırıcı ilaç alırlar. 6 ay boyunca diş müdahalelerinden kaçınmak gerekir. 12 ay boyunca ise diş müdahalesi gerekirse antibiyotik verilmelidir.
    Hastaların beklenmedik komplikasyonlardan korunabilmeleri için yaklaşık 1 yıllık aralıklarla doktor kontrolünde olmaları gerekir. Bu ameliyat olmuş hastalar için de 3-4 yıl süreyle geçerlidir.


    KORONER ANJİYOGRAFİ BALON ve/veya STENT İŞLEMİ

    Koroner Anjiyografi Nedir?


    Koroner Anjiyografi koroner arter hastalığının tespitinde kullanılan bir yöntemdir. Damar sertliği nedeni ile koroner arterlerin hangi bölgesinin ne kadar daraldığını ve / veya tıkandığını tesbit edebilir. Damar darlık veya tıkanıklıklarını tespit ederek tedavinin gerektiği gibi yönlendirilmesini sağlar. İşlem esnasında kalp boşluklarınıza da ulaşılacağı için kalp kateterizasyonu ile kalp kapaklarının ve duvarlarının çalışmasındaki kusurlar da gösterilebilir. Kalp delikleri gibi doğumsal kalp hastalıklarının teşhisi için de kullanılabilir.


    Anjiyografi işlemi esnasında ağrı veya sıkıntı hissi olabilir mi?

    Genellikle hastaların rahatlamasını sağlayan sakinleştirici bir ilaç kateter laboratuarına girmeden önce verilir. Çoğu kişi işlem sırasında ağrı hissetmez. Bazı hastalar ise canlarının hafif acıdığını ifade ederler. Aynı diş çekiminde olduğu gibi işlemin uygulanacağı bölge lokal bir anestezik (his kaybı sağlayan) madde ile uyuşturulacaktır. Bu sırada bir iğne batması hissedilir. Daha sonra atardamarınıza kateter veya “sheath” adı verilen ince tüpler vasıtasıyla yerleşilir. Kalp damarlarınız radyo-opak madde adı verilen aslında içerisinde tıbbi araştırmalara uygun dozda radyasyon içeren maddeler bulunan ve röntgen ışığı altında fark edilen boyalı maddeyle görüntülenir. İşlem esnasında boyalı maddenin enjeksiyonu ağrı hissi vermeyecektir. Bu madde verilirken sıcak basması ve kızarma hissedebilirsiniz. Bu his yaklaşık 20-30 saniye sürebilir. İşlemin sonunda gerekli görülen durumlarda kalbinizin içini görüntülemek için daha büyük miktarda boyalı madde verilebilir ve bu sırada daha fazla sıcaklık hissedilebilir.
    Bazı kişilerde boyalı maddeye karşı allerji buna bağlı kaşıntı ve kızarıklıklar gelişmekte bu işlem sırasında verilen ilaçlarla tedavi edilebilmektedir. Daha önce allerji veya astım öykünüz var ise veya daha önce örneğin böbrek filmi veya diğer damarlarınızın filmi çekilirken allerjik reaksiyon gelişti ise işlemden önce bunu doktorunuza söylemelisiniz. İşlem sırasında kısa süreli göğüs ağrınız olabilir. Olduğu takdirde doktorunuza haber vermelisiniz.



    Anjiyografi işlemi nasıl yapılır?

    Kasık atardamarınızdan yerleştirilen kateter vasıtasıyla daha ince ve içi boş plastik yapıda teller kullanılarak kalp damarlarınızın ağız kısmına kadar ilerlenir ve boyalı madde verilerek damarların yapısı görüntülenir. Genellikle sol koroner damar önce sağ koroner damarsa takiben filme alınır. Gerekli görülen hallerde bypasslı hastalar gibi bacaktan veya göğüsten alınan damarlar opak maddeyle yıkanarak ayrı ayrı filme çekilebilir.





    Koroner anjiografi için hastanede yatmak gerekli mi?

    Evet. Koroner anjiyografi için hastaneye yatış işlemlerinizin yapılması gerekmektedir. Neticede işlem atardamarınızdan yapılan ve kalp damarlarınızı ilgilendiren bir durumdur. Bu nedenle pek çok merkez tıpkı hastanemizde halihazırdaki uygulama da olduğu gibi işlem sonrası bir gece hastanede yatışınızı uygun bulmaktadır.



    İşlemden önce herhangi bir test yaptırmak gerekiyor mu?

    Doktorunuz yatış öncesi gerekli testleri yaptıracaktır. En önemli hususlardan birisi ise işlem için geldiğiniz gün daha önce yapılan tüm tetkikleri yanınızda getirmenizdir. (Kan testleri akciğer röntgeni elektrokardiyogram var ise önceki anjiyografi veya ameliyat raporlarınız epikriz adı verilen hasta taburcu kağıtlarınız vs.) Aslında kalp hastalarının kendilerine yapılan işlemleri şahsi bir dosya halinde mümkünse yanında taşımalarında fayda vardır.



    Anjiografiden önce yemek yenebilir mi?

    Doktorunuz genellikle yiyecekleriniz için diyetisyen aracılığıyla size bilgi verecektir. Sürekli kullanılan ilaçlar var ise bunların anjiyografi sabahı alınıp alınmayacağı doktora sorulmalıdır. Genellikle işlemin uygulanacağı gün sabah kahvaltı etmeden gelmeniz gereklidir. Farklı bir durum olursa yatışta görevli olan kişiler tarafından size bildirilecektir. Şeker hastası iseniz sabah kan şekerini düşürücü ilaçlar veya insülin kullanıyorsanız ilacınızı almadan aç olarak geliniz ve gelir gelmez durumunuzu hemşirenize bildiriniz.



    Anjiografiye nasıl hazırlanmalı?
    Anjiyografi için hangi alanın kullanılacağına bağlı olarak kol veya bacak kasık tıraşı olmanız ve o bölgeyi temizlememiz gerekmektedir. Bu alan işlem sırasında tamamen steril (mikropsuz) bir örtü ile kapatılacaktır. Laboratuar personeli de tamamen mikroptan arındırılmış giysi ve eldivenler giymiş olacaklardır.



    İşlem sırasında uyanık mı olunur?

    Test sırasında doktorunuzun sorduğu soruları cevaplamak için uyanık olacaksınız. İşlemden 1 saat önce gevşemenizi sağlayacak sakinleştirici bir ilaç verilecektir. Ancak bu sizi uyutmayacaktır. Filmler çekilirken derin nefes alıp nefesinizi tutmanız istenecektir. Derin nefes alıp tuttuğunuz zaman bu çekilen filminizin görüntü kalitesini arttıracak ve gereksiz zaman kaybını önleyecektir. Bundan sonra nefes almanız veya öksürmeniz istenebilir.



    Anjiyografi işlemi ne kadar sürer?


    Her bir kateter için gereken süre değişiktir. Hasta ile ilgili kişisel faktörlere doktorun ne aradığına ve başka diğer faktörlere bağlıdır. Genellikle özel durum arz etmeyen vakalarda yaklaşık 10 dakikalık bir sürede tamamlanabilir. Ancak kateter laboratuarında geçirdiğiniz toplam süre anjiyografi öncesi sizden önce işlem uygulanacak hastaları bekleyeceğiniz süre ve sonrasında kasık damarınızın kanamasının durmasına da bağlıdır.



    Anjiyografiden sonra ağrı olabilir mi?


    İşlem sonrası genellikle kasık bölgesindeki kateter hemen çekilir. Özel durumlarda kasıktaki kateterin çekilmesi geciktirilebilir. Kateter çekilmesi sonrası girişim yapılan atardamarınızdan kanama olmaması için kasık bölgesine sıkı biçimde basılması gerekmektedir. Bu esnada bir miktar acı duyabilirsiniz. Aktif kanama durduktan sonra kasık bölgesine tekrar kanama olmaması için kum torbaları konacak ve belirli bir süre sırt üstü pozisyonunuzu değiştirmeden yatmanız istenecektir. Kateterin uygulandığı bölgede hassasiyet ve rahatsızlık hissi duyabilirsiniz. Bu sizi çok rahatsız ediyor ise doktorunuza veya hemşirenize haber veriniz. Sizi rahatlatacak bir ağrı kesici verecektir. Uygulama alanında morluk ve hafif şişlik hissedebilirsiniz. Bu renk değişikliği genişlerse veya başka bir rahatsızlık hissederseniz bunu hemşirenize haber vermekten çekinmeyin.

    Koroner anjiyografi sonuçları ve İlave İşlemler?

    Koroner anjiyografi sonuçları hastanemiz Kardiyoloji kliniğinde anında dijital kayda alındığından hemen değerlendirilir. Dolayısıyla işlemden çıkarken hastalığınız olup olmadığı konusunda ana hatlarıyla bilgi alabilirsiniz. Ancak kesin sonuçlar genellikle bir gün sonra sabah yapılan Kardiyoloji- Kalp Damar Cerrahisi ortak konsey toplantısı sonrası netleşmektedir.

    Yapılan tetkikler sonucunda eğer kalpte damar tıkanıklığını gösteren bulgular varsa koroner anjiyografi ile kalp damarlarının görüntülenmesinden sonra aynı işlem sırasında veya ikinci bir seansta daralmış veya tıkanık damarları balon (PTCA) veya tel kafes (stent) yöntemi ile açmak mümkün olmaktadır. Balon yönteminde hastanın kasığından girilerek darlık bölgesine kadar çok ince bir kılavuz tel sonra da bu telin üzerinden ince bir balon sönük halde ilerletilir tam darlığın üzerinde bu balon şişirilerek o bölge genişletilir eğer tel kafes takılacaksa üzerinde tel kafes olan özel balonlar ilerletilerek darlık bölgesinde şişirilir ve damar genişletilir. Tel kafes damarda bırakılır. Eğer damarlar bu yöntemlerle yani ameliyatsız olarak açılamayacaksa koroner by-pass ameliyatı ile darlıkların ilerisine ek damarlar bağlanabilir.



    Konu TUTKUM tarafından (24-01-2008 Saat 10:50 ) değiştirilmiştir. Sebep: Flood mu yaptınız ne :D

  3. #3
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Aşkımın "KALBiNDEN"
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,847

    Standart

    AORTA DİSEKSİYONLARI
    Aorta diseksiyonları nadir görülüp ölümle sonuçlanan bir hastalıktır. Aort diseksiyonu aortik intimada bir yırtık şeklinde başlar. Bu yırtık medial tabakanın intraluminal kan akımını zorlayıcı basıncına maruz kalarak zedelenmesi şeklinde kendini gösterir. Basınclı kan akımı hasarlı medial tabakayı penetre eder ve median laminer tabakayı ikiye ayırır. Böylece aortu disseke eder.
    Persistan intraluminar basıncın zorlaması ile diseksiyon aortik duvarın uzunluğuna ilerler (tipik olarak anterograd). Fakat bazen de intimal yırtık yerinden retrograd olarak ilerler. Aortik duvarın disseke olmuş kanla dolu aralığı yalancı lümen halini alır. Buradaki güç intimal tabakada da daha ileride de yırtıklar yapabilir. Böylece ya kan akımı bir çıkış yolu bulur yada yine yalancı lumen şeklinde ilerler. Yalancı lümen kanla genişler ve böylece intimal kanat gerçek lümene doğru bır kavis çizer ve kalibreyi daraltır. Damarın şeklini değiştirir. Aortik diseksionun vazo-vazorumdaki rüptürü takiben intramural hematomla başladığı da desteklenmişti. Bu lokal hemoraji daha sonra sekonder olarak intimal tabakaya rüptüre olur. İntimal yırtık ve aortik diseksiyon yaratır. Otopsi serilerınde de %13 olarak tanımlanabilen intimal yırtık tespit edilmiştir. Bu bağımsız hemoraji diseksionun primer sebebidir.

    İNSİDANS:
    Yıllık milyonda 5.2'dir. koroner otopsilerin %1-2.5'de tespit edilmiştir. Vakaların %75'i 4-7. dekatlarda görülür.

    ETYOLOJİ:
    Medial dejenerasyon nontravmatik olarak medial kollagen ve elastinin bozulması ile karakterize olup aortik diseksiyona predispoze faktördür. Bu nedenle elastik ve müsküler tabakaların bütünlüğünü bozan her predispozisyon diseksiyona eğilim oluşturur. Kistik medial dejenerasyon konnektif dokunun ciddi herediter defektlerinden olup Marfan ve Ehler Dalmosta görülür. Medial dejenerasyonun derecesi özellıkle kalitatif ve kantitatif olarak yaşlanma derecesi ile yakından ilgili ve daha yüksektir.

    1-Hipertansiyon: Aort diseksiyonu ile en sık arteriel hipertansiyon birlikte bulunur. (%75) Tip-B diseksionlarda en sıktır (%75). Hipertansiyonun yaşlanmış aortada dejeneratif değişiklikleri hızlandırdığı ve diseksiyona zemin hazırladığına ait deliller mevcuttur. Olayın ilerlemesını artırmada majör faktördür.
    2-Heredite ve konnektif doku hastalıkları: Marfan sendromu tüm aortik diseksiyonların %6-9'unda görülür. Marfan sendromu olmayan hastaların çok az bir kısmında kıstık medial dejenerasyon identifiye edilir.
    3-Aort stenozu ve aort kuarktasyonu: Konjenital aort stenozu biküspit aort valv ve aort kuaktasyonu özellikle gençlerde yüksek diseksion insidansı ile birliktedir. Koarktasyon insidansı; %2 ve biküspit aort valv insidansı %9-13 'dür.
    4-İatrojenik travma ve diseksiyonlar: Kardiak kateterizasyon künt travma intraaortik balon yerleştirilmesi perfüzyon için femoral kanülasyon kullanıldığı zaman retrograd aort diseksiyonu insidansı %3 'tür. Assendan aort kanülasyonu kros klemp ve lateral klemp hasarı koroner revaskularizasyon (operatif mortalitenın1/4'ü buna bağlıdır) gibi sebeplerde vardır.
    5-Gebelik: 40 yaşından daha genç kadınlarda aort diseksiyonuna müsait olan hastalarda diseksiyonun %50'si gebelik esnasında meydana gelir. Özellikle 3. trimesterde erken postpartum dönemde sıktır. Yüksek kardiak output kan volümü ve kan basıncındaki artışlar gebeliğin geç dönemlerinde risk faktörleri olup ancak bu postpartum görülmeyi açıklayamaz. Gebelikte aort diseksiyonu görülen vakaların çoğu konjenital aort malformasyonlu veya biküspit kapaklı hastalarda ve konnektif doku bozukluğu olan hastalarda meydana gelmiştir.


    FİZİK BULGULAR:
    1-Hipertansiyon distal aort diseksiyonlu hastaların %80-90'nında vardır. Fakat proximal aort diseksiyonlarında seyrektir. Tansiyon değişiklikleri; Diseksiyona ciddi hipertansif cevap renal iskemi arkus aortadaki baroreseptör mekanizmanın hasarı veya nadiren gerçek lümenın aşırı daralmasına bağlı pseudokuarktasyon oluşumu ile ilgilidır. Diğer taraftan hipotansiyonun oluşu ya hemoperikardiuma bağlı kalp tamponadı veya hemotoraxa bağlı hipovolemiyi gösteren kötü bir işatettir. Bazen hipotansiyon koroner perfüzyonu bozarak miyokardial iskemi ve infaktüsle sonuçlanabilir. Brakiosefalik damarları içeren diseksiyon pseudohipotansiyona sebep olur. Burada brakial arterin oklüzyonuna bağlı kan basıncının doğru olmayan ölçümü söz konusudur.
    2-Nabız defisitleri; Aortik regürjitasyona bağlı üfürüm ve nörolojik manifestasyonlar proximal aortik diseksiyonla birlikte daha fazla karakteristiktir. Nabız defisitlerinin varlığı ile birlikte akut göğüs ağrısı proximal aortik diseksiyonunun varlığını desteklemektedir. Nabız defisitleri arteriel damar boyunca görülür ve bu proximal diseksiyonda %50 kadarken distal diseksiyonların sadece %15’inde görülür ve bu %15’lik vakalarda da genellikle femoral veya sol subklavian arter tutulmuştur. Bu tip nabız defisitlerinin nedeni diseksiyon kanadının arterin içine doğru expansionu ile gerçek lümenin yalancı lumen tarafından kompresyonudur. Yada damarların orifisine doğru uzanan intimal yırtığa bağlıdır. Sebep ne olursa olsun nabız defisiti geçicidir.
    3-Aortik regürjitasyon; Vakaların %16-17'sinde görülür ve proksimal aortik diseksiyonun önemli bir özelliğidir. Eğer distal diseksiyonla beraber aortik regürjitasyon varsa patolojide aort kökünün kistik medial dejenerasyonu düşünülmelidir. Üfrüm arteriel kan basıncı ile değişen sol sternal bölgeden daha iyi duyulan müzikal bir üfürümdür. Bazı vakalarda konjestif kalp yetmezliği gelişebilir bu durumda üfürüm kaybolur.

    Proksimal aortik diseksionlarda regürjitasyon sebepleri ;
    Aortik kapaklar yeterince kapanamayacak kadar diseksion aort kökünü dilate eder.
    Disseke hematom kapağa ikinci bir bası yapar
    Kapakların anüler desteği yetmezliğe gider
    Geniş sirkümferansiel intimal yırtık ile desteksiz intimal kanat sol ventrikül içine prolabe olur ve ciddi aorti regürjitasyon meydana gelir.

    4-Nörolojik Bulgular: Tüm aortik diseksiyonların %6-19'unda görülür ve proximal diseksiyonlarda daha sıktır. Serebrovaskuler hastalık ise %3-6 oranında görülür (innominate veya sol common carotit arterin tutulumu olduğunda). Daha az sıklıkla hastalar konfüzyon hatta koma ile gelebilir. Spinal arter perfüzyonunun bozulması ile iskemik spinal kord hasarı buna bağlı olarakta paraperezi parapleji gelişebilir ve bu da daha çok distal diseksiyonlarda görülür.
    5-Mİ ve iskemi; %1-2 vakada proximal diseksiyon koroner arter ostiumunuda içine alır.Burada diseksiyon daha ziyade sağ koroner arteride tutar ve infaktus de inferior lokalizasyonludur. Maalesef seconder MI görüldüğünde semptomlar klınık tabloyu komplike eder. Tanı bu durumda tam konulamaz altta yatan diseksion tabloyu süreklı değiştirir.Yapılacak trombolitik tedavi çok büyük felaketle sonuçlanır. Kamp ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada tromboliz ile tedavi edilen 21 vakada erken mortalite rapor edilmiştir. Bunların çoğunda ölüm nedeni kardiak tamponaddır. Bu nedenle özellikle inferior MI'lü hastaların değerlendirilmesinde dikkatli olunmalı ve trombolitik tedaviye dikkat edilmelidir.



    TANI TEKNİKLERİ:

    1-Öncelikle çalışmada aort diseksiyonu tanısı düşünülüp düşünülmediği belirlenmelidir.
    2-Diseksiyonun ascenden arcus veya descenden aortayı tutup tutmadığı belirlenmelidir.
    3-Eğer mümkünse anatomik özellikleri genişliği tuttuğu bölge yalancı lümende yerleşen trombüs diseksiyonun dalları tutup tutmadığı aortik regürjitasyonun olup olmadığı perikardial efüzyonun olup olmadığı koroner arterlerin intimal kanat tarafından tutulup tutulmadığı da değerlendirilmelidir. Malesef tek bir görüntüleme yöntemi tüm anatomik detay hakkında bilgi vermemektedir. Diagnostik tanıların seçilmesi bu nedenle klinik senaryoya ve hasta yönetiminde belirli informasyona dayanmalıdır.

    1-Aortografi:
    Retrograd aortografi şüphelenilen aort diseksiyonu vakalarında kullanılan ilk diagnostik tetkiktir. Aortografide çift lümen veya intimal kanadın görüntülenmesi tanı için yeterlidir. Bununla beraber indrekt bulgular arasında; aortik lümen deformitesi aortik duvar kalınlaşması yan dalların anormalitesi ve aortik regürjitasyon vardır ki bunlar destekleyici bulgulardır. Ernest ve arkadaşları yalancı lüğmenın %87 intimal kanadın %50 disseksiyon vakasında görüntülendiğini göstermişlerdir.
    Aortografi uzun yıllardan berı aort diseksionunda diagnostik amaçla değerlendirilmesınde kullanılmıştır. Bununla beraber alternatif diagnostik tanı aracları ile tanışılması ıle beraber aortografi eski hassasiyetını kaybetmiştir. 1989 yılında yapılan retrospektif bir çalışmaya göre aort diseksionunun tanısında aortografinin sensitivite ve spesifitesi %85-95 olarak bulunmuştır. Aortografinin önemli avantajları arasında aort diseksiyonunun genişliği ve yan dalların tutulup tutulmamasıdır.
    Dezavantajları; İnvaziv bir prosedür olması kontrast madde kullanılması belirli bir riskinin olması ve çalışmayı tamamlamadaki problemlerdir. Aynı zamanda aortografinin uzun sürmesi de bir dezavantajdır. Yine invaziv bir girişim olan aortografi böbrek fonksiyonları bozuk olan hastalarda kotrendikedir.

    2-Bilgisayarlı Tomografi:
    Aort diseksiyonunda bir veya iki aort lümeninin görüntülenmesi veya kontrast opasifikasyonun ayrılmasında önemlidir. Aort diseksiyonun indirekt bulguları da görülebilir. Tomografinin %83-100 oranında güvenilirliği vardır. Ultrasonik tomografinin süperior imaj rezolusyonu sağlayıp aortun ve bunun yanısıra dallarının 3 boyutlu görüntülenmesini sağlar. Böylece aort diseksionu tanısında tomografi doğruluğu sağlayıp aynı zamanda anatomik özellikleri daha iyi tanımlar. Tomografi görüntülemenin avantajı noninvaziv olmasıdır. ancak bununla beraber İV kontrast madde kullanılması da gerekmektedir.
    Tomografi aynı zamanda yalancı lümende trombüs olup olmadığını ve yine perikardial efüzyonun olup olmadığını tanımlamada da yararlıdır. Tomografinin dezavantajı ise aortik diseksiyonun diğer yöntemlerden daha az sensitif olmasıdır. Bununla beraber intimal yırtık 2/3 vakada tanımlanmakta ancak yınede tam olarak ıdantifiye edilememektedir.

    3-MRİ:
    Kullanımı özellikle noninvaziv olması iv kontrastlı meteryal veya iyonize radyoaktif meteryal gerektirmemesi açılarından avantajlıdır. Özellikle transvers sagital ve koronal planda yüksek kalitede imaj sağlamaktadır. Aynı zamanda sol anterior oblik açıyı ve ve torasik aortayı daha iyi görüntüleme olanağına sahiptir. MRİ özellikle torasik aort anevrizması olanlarda faydalıdır.
    MRİ %98’e varan sensitifite ve spesifitesi vardır. MRİ intimal yırtıkta %88 trombüste %98 ve perikardial efüzyonda da %100 sensitifiteye sahiptir. MRİ yüksek doğruluğa sahip bir tanı metodudur. Ancak MRİ'nın birkaç dezavantajı vardır. Pil takılı hastalarda vasküler kliplerde metalik prostetik kalp kapağı olanlarda özellikle kontrendikedir. Yan dalların görüntülenmesınde biraz daha sınırlıdır ve aortik regürjitasyonun varlığını tam olarak tanımlayamaz.

    Aort diseksiyonu olan birçok hasta hemodınamik yönden stabil değildir ve iv antihipertansif medikasyonlara tabi tutulmalıdır. Bu antihipertansif medikasyonlar esnasında atreriyel basıncın görüntülenmesi lazımdır. Fakat MRİ'nın kullanılması bu görüntülemeyi engellemektedir ve aynı zamanda uzun çalışma boyunca hastayı kısıtlamaktadır.

    4-Ekokardiyografi:
    Şüpelenilen aort diseksiyonlarında kullanılan bir tanı metodudur. Noninvazivdir ve çok rahat kullanılabilir. Ekokardiografide aort diseksiyonu tanısı intimal kanadın aort lümeninde gösterilmesi ve yine aort lümenınden yalancı kanalın ayrılması ile konabilir. Bunun yanında kalpdeki diğer artefaktlarda aortik lümende aortik diseksionu taklit eden dansite değişiklikleride yapabilirler. Bu tür intimal bozukluklar artefaktlardan ayırmak için disseke olmuş kısmın aortik duvardan veya diğer kardiak yapılardan bağımsız bır haraketının olmasının yanısıra doplerde de iki lümen arasında farklı rengin görülmesi gerekmektedir. Eko'da yalancı lümenin tromboze olduğunun gösterilmesi ve yine intimal kalsifikasyonun veya aortik duvarın kalınlaştığı durumların görülmesi aort diseksionu tanısını destekler.
    Transtorasik ekoda %59-85 sensitivite ve %63-96 spesifite ye sahiptir. Ascenden aortada sensitifite %78-100 descanden aortada ise %31-55'dir.
    Transösefagial ekoda ise daha iyi bir anatomik görüntüleme ve anatomik detay vermektedir. Bu tetkik genellikle hastada yatar pozisyonda sedasyonda yada genel anestezi altında yapılır. Bu prosedürde noninvazivdir.

    TEE aort diseksionunun klinik tanısında çok önemli bir yere sahiptir.

    Teşhis doğrulanır (intimal menbran )

    intimal yırtık -Diseksiyon genişliği

    LV duvar haraketleri

    Bronş tutulumu

    Aort regürjitasyonu ve derecesi

    Perikard veya plevral sıvı belirlenebilir.

    TEE'nın relatif kontrendikasyonları arasında; bilinen bir özofajeal hastalığın olması ve yine hastalarda %3'e kadar varan tolere edememe görülmektedir.
    Önemli yan etkileri arasında bronkospazm hipertansion bradikardi ösefajeal perforasyon vardır. Ancak bu komplikasyonlar %1'den daha az oranda görülür. Önemli bir dezavantajı da distal desendan aorta ve proksimal arkın interpozisyonunda tam olarak bilgi verememesidir.

    TEE ile aort diseksionunun tanısında %98-99 sensivite bildirilmiştir. İntimadaki yırtıklarda %73 trombüste %68 sensitivite vardır. Aortik regurjitasyon ve perikardial effüzyonda ise bu oran %100'dür. Eğer intimal flep tek başına görülmüşse ve başkada destekleyen bulgusu yoksa diseksion tanısı tam definitif değildir ve başka görüntüleme yöntemleride yanlış pozitif sonuçları ekarte etmek için kullanılmalıdır.

    Ballol ve arkadaşları 34 aort diseksiyonlu hastaya TEE uyguladılar. Bu hastaların 7'sinde koroner arter tutulumu da vardı ve yine bu 7 hastanın 6'sında TEE ile intimal kanadın koroner ostiuma doğru uzandığı gösterildi. Bununla beraber TEE koroner arterin sadece proksimal bölgelerini göstermektedir. Bu yüzden koroner ateroskleroz durumlarında anjiografi gerekmektedir. Bir çalışmada aort diseksiyonundan şüphelenilen hastakların %42-68 gibi bir oranda TEE ile tanı ekarte edilmiştir. Bu hastalarda sebebi bilinmeyen bır göğüs ağrısı mevcuttu. Granado ve ark. TEE ile 42 vakada göğüs ağrısının alternatif sebeplerini tespit etmişlerdir.

    Bu nedenler arasında; sol ventriküler haraket anomalileri aort stenozu perikardial efüzyon ve kardiak tamponad bulunmaktaydı.Yıne yapılan başka bir çalışmada diseksiyon bulunmayan hastaların %73 kadarında diğer aortik anomaliler tespit edilmiştir. Yine bunların %23'üne infaktüs veya iskemi eşlik etmekteydi.

    İntravasculer USG: (IVUS)
    Yamada ve ark. 15 hasta ile intravaskuler USG ile kronik aort diseksiyonu bulguları üzerinde çalıştılar. Bu çalışmalarda intravaskuler USG torasik aortadaki intimal yırtığı ve tüm aort segmentlerini iyi bir şekilde göstermekteydi. İntravaskuler USG abdominal aortanın da değerlendirilmesinde faydalı bulundu




  4. #4
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Aşkımın "KALBiNDEN"
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,847

    Standart

    AORT KAPAK HASTALIKLARI

    Bilindiği gibi aort kapağı sol karıncık ile aorta arasında bulunan yarımay şeklinde (semilunar yapıdaki) 3 yaprakçıktan (leaflet) oluşan bir kapaktır. Erişkinde çesitli etyolojik nedenlerle aort kapağında patolojik bozukluklar ortaya çıkabilir.
    Bu patolojiler aort darlığı aort yetmezliği veya aort darlık + yetmezligi şeklinde olabilir. Doğuştan bazı insanlarda 2 yaprakçıklı olabilmektedir. Aort stenozu doğuştan (konjenital): Supravalvar Subvalvar Valvular ya da sonradan: Akut romatizmal ateş ve diğer nedenlere bağlı olarak görülmektedir. Şiddetine göre aort stenozu üç tiptir; Şiddetli (kapak alanı<0.7 cm2) orta (kapak alanı 0.7–1.2 cm2) ve hafif (kapak alanı >1.5 cm2).

    Aort stenozu
    Aort stenozu 5 /10000 oranda görülen nadir bir hastalıktır. Orta ileri yaşlara kadar semptom vermez. Doğuştan 2 yaprakçıklı kapak zemininde hastalık daha kolay gelişir. Aort kapağı açıklığının daralmasıyla karekterize olan aort darlığı erişkinde görülen kalp kapak hastalıkları arasında prognozu en kötü olan patolojidir. Aort kapakta bazı nedenlerden dolayı darlık olabilir. Semptomatik hastaların tamamı tedavi edilmedikleri takdirde 5 yıl içinde kaybedilirler. Sol ventrikül çıkım yolundaki darlık nedeniyle sol ventrikul sistolik basıncı yükselir subendokardial bölge kan dolaşımı bozulur (kalp damarlarına gelen kan da azalacağından kalp kası kanlanması da bozulur) ve bunlara sekonder olarak sol karıncık büyümesi (ventrikül konsantrik hipertrofisi) gelişir. Bu degişikliklere bağlı olarak hastalarda bayılmalar (senkop) ritm bozukluğu (aritmi) eforla gelen göğüs ağrısı (angina pektoris) ve kalp yetmezligi bulguları ortaya çıkabilir.

    Belirtiler; bayılma iş güç yaparken zayıflık iş yaparken nefes darlığı çarpıntı göğüs ağrısı baş dönmesidir.

    Nedenler

    · Akut romatizmal ateş

    · Dejeneratif Aort darlığı

    · Enfektif endokardit

    · Bikuspit aorta (konj)

    Ameliyat İndikasyonları

    · Klinik semptomların bulunması (senkop kalp yetmezligi vs.)

    · Aort kapak alanının 0.7cm2/M2 ‘den az olması

    · Sol karıncık ile aorta arasında normalde var olmayan bir basınç farkının (Transvalvuler sistolik mean gradientin) 50 mmHg’den fazla olması

    Cerrahi Tedavi
    Aort darlığının cerrahi tedavisi genellikle kapak replasmanı ile olur. nadir vakalarda onarım yöntemleriyle (Davids Prosedürü) darlık giderilebilir. Kapak replasmanı mekanik protez biyolojik protez (xenogreft) veya kadavradan alınan homogreftlerle yapılabilmektedir. Aort kapak cerrahisine baglı mortalite % 3-5 arasında bildirilmektedir.

    Aort yetmezliği
    Aort kapağının kalbin gevşemesi sırasında (diyastol) tam olarak kapanamaması nedeniyle aortadan sol karıncığa kanın geri kaçması (regürjitasyon) anlamına gelmektedir.
    Bu nedenle diyastol sırasında aorta ve sistemik arterlerde basınç düşerken sol ventrikülde volüm fazlası nedeniyle basınç yükselir. Artan diyastolik volüm ve basınç bir sonraki kasılmada (sistol) ventrikülün daha kuvvetli bir kontraksiyon yapmasına dolayısyla sistolik arteriyal basıncın yükselmesine neden olur. Artan sistolik basınç ve azalan diastolik basınç nedeniyle ikisinin farkı demek olan nabız basıncı yükselir. Artan nabız basıncı aort yetmezliği kliniğinde görülen arterlerin dansı (dans des arteres) tüfek patlaması (pistol shot) vs. gibi bulguların ortaya çıkmasına neden olur. Aort yetmezliği edinsel valvüler hastalıklar arasında prognozu en iyi olan patolojidir. Aort yetmezlikli hastaların tedavi edilmedikleri takdirde % 50 sinin 10 yıl yaşayabildikleri bilinmektedir.
    Hastalarda nefes darlığı bayılmalar göğüs ağrısı ve hafif kalp yetmezliği görülebilir. Kalpte şiddetli kan geçiş sesi vardır. Ağır durumlarda kapakçık değiştirilerek kesin tedavi yapılır.
    Nedenleri romatizmal ateş endokardit hipertansiyon Marfan sendromu (Kromozomal bir hastalık) aort diseksiyonu ankilozan spondilit Reiter sendromu (bağ doku hastalığı) ve sifilizdir. Görülme oranı 5 /10000 dir. Erkeklerde 30 - 60 yaşları arasında sıktır.

    Belirtiler (Semptom);

    · çarpıntı

    · hissedilen güçlü nabız

    · düzensiz nabız bayılma

    · özellikle iş yaparken güçsüzlük

    · nefes darlığı

    · yorgunluk

    · göğüs ağrısıdır.


    Nedenler

    · Romatizmal kalp hastalıkları

    · Ascenden aort anevrizmaları

    · Enfektif endokardit

    · Marfan sendromu

    · Aort disseksiyonları

    · Konnektif doku hastalıkları (pan lupus vs. )

    · Syfiliz

    · Künt travmalar

    ·

    Ameliyat indikasyonları

    · Klinik belirtilerin bulunması (senkop kalp yetmezligi angina .)

    · Diastolik tansiyonun 50 mmHg den küçük olması

    · Nabız basıncının 100 mmHg den fazla olması

    · Angiokardiografik olarak 3-4 derece kaçak olması

    · Sol ventrükül diastolik çapının artması


    Cerrahi Tedavi
    Aort Yetmezliğinde cerrahi tedavi aort darlığında olduğu gibi kapak replasmanı şeklinde olur. Aort yetmezliği ile birlikte çıkan aortada (ascenden aorta)’da balonlaşma (anevrizma) veya yırtılma (disseksiyon) varsa bu durumda aort kapağı ile birlikte çıkan aortanın da sunni bir greftle değiştirilmesi (replasman) gerekmektedir (Benthall De Bono veya Cabrol ameliyatları).




  5. #5
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Aşkımın "KALBiNDEN"
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,847

    Standart



    ANGİNA PECTORİS


    TANIM:
    Koroner arter hastalığı (KAH) genel bir terimdir ve koroner arterlerin her türlü patolojisini kapsar. KAH yapan çok çeşitli nedenler tablo 1'de gösterilmiştir. Bunlar içerisinde en sık rastlanılan neden koroner aterosklerozdur(Kireçlenme). Koroner arterlerdeki kireçlenme kalp kasının kan perfüzyonunu anormal bulgu verecek şekilde azaltmışsa aterosklerotik kalp hastalığı (ASKH) veya koroner kalp hastalığı (KKH) diye ad verdiğimiz çeşitli klinik tablolar ortaya çıkar. Bu anlamda bazen iskemik kalp hastalığı terimi de kullanılmaktadır. Amerika Birleşik Devletler'inde KKH'na bağlı ölümler son 20 yılda eskiye göre bir azalma göstermiştir ama koroner ölümler halen birinci sıradaki ölüm nedenidir. Yılda yaklaşık 500 binden fazla kişi bu nedenle ölmektedir. Amerikalıların %3.1'inde (7 milyon) aktif koroner arter hastalığı vardır. Kuzey Amerika Avustralya Belçika Finlandiya Japonya gibi endüstri ülkelerinde 1960'lı yılların sonlarında KKH mortalitesinde önemli yükselme olmuş sonradan azalmıştır. Rusya İsveç ve Doğu Avrupa ülkelerindeki KKH'na bağlı ölüm oranı ise halen artmaktadır.
    Ülkemize gelince Türk Kardiyoloji Derneği öncülüğünde 1990 yılından beri yürütülen çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre Türkiye genelinde erişkinlerdeki KKH sıklığı %3.8 (erkeklerde %4.1 kadınlarda %3.5)'dir. Ülkemizde yaklaşık 1.200.000 kalp hastası vardır ve yılda 130.000 kişinin bu nedenle öldüğü tahmin edilmektedir.

    Koroner arter hastalığı nedenleri:
    - Koroner ateroskleroz (koroner damarlarda kireçlenme)
    - Koroner embolisi(koroner damarların pıhtıyla tıkanması)
    - Koroner arterlerin ani sinirsel uyarılarla kasılarak kapanması.
    - Doğumsal koroner damar anormalikleri


    KORONER ATEROSKLEROZDAKİ RİSK FAKTÖRLERİ:
    Ateroskleroz gelişen kişilerde bazı faktörlerin genel populasyona göre daha sık bulunduğu epidemiyolojik çalışmalardan anlaşılmıştır. Bu faktörlere risk faktörleri denilmiştir. Son 20 yılda bu faktörlerin tanımında önemli gelişmeler olmuştur. Risk faktörü kavramı en az bir risk faktörü olan bir kişide aterosklerotik bir olay gelişme şansının daha fazla veya daha erken olacağı görüşünü kapsar. 65 yaşın altındaki insanların çoğunda bu risk faktörlerinden biri veya fazlası bulunur. Birden çok risk faktörleri varsa aterosklerotik olay daha da hızlanmaktadır. En önemlileri hiperkolesterolemi (kanda kollesterol yüksekliği) Hipertensiyon (HT) ve sigara içmedir .

    Koroner kalp hastalığı için risk faktörleri

    Pozitif risk faktörleri:
    - Yaş
    Erkek > 45 yıl
    Kadın > 55 yıl ve östrojen tedavisi almamış erken menopoz
    -Uzun süreli doğum kontrol hapı kullanılması
    - Aile hikayesi: Birinci derecede erkek akrabalarda 55 birinci derecede kadın akrabalarda 65 yaşından önce infarktüs veya ani ölüm bulunması.
    - Hiperlipidemi: Total Kolesterol > 200 mg/dl. (LDL-Kolesterol >130 mg/dl).
    - Hipertansiyon veya antihipertansif tedavi alıyor olmak.
    - Sigara içimi
    - Diabetes mellitus( Şeker)
    - HDL-Kolesterol < 35 mg/dl olması.
    -Obezite stress fizik aktivite azlığı


    Bu faktörlerin bir kısmı önleyici veya koruyucu yöntemlerle değiştirilebilirler. Yaşlanma cinsiyet ve genetik faktörler ise değiştirilemezler. Yüksek kolesterol düzeyinin düşürülmesi HT'nun tedavisi sigaranın yasaklanması ile KKH riski ve ölümleri azaltılabilmektedir.
    Risk faktörlerinin bir kısmı yaşlanma ile birlikte olduğundan yaşlanma da kompleks faktörlerden biridir.

    CİNSİYET ve YAŞ: Ateroskleroz uzun yıllar içinde gelişen bir olaydır ve yaş ilerledikçe ateroskleroz sıklığı artar. Erkeklerde 40-45 kadınlarda 50-55 yaştan sonra aterosklerotik olaylar çıkmaya başlar. Kadınların ÖRT (östrojen tedavisi) almaması erken menapoz veya uzun süreli doğum kontrol hapı kullanılması da riski artırır. Menapozdan önce KKH görülmesi açısından kadın/erkek oranı 1/7'dir. Menapozdan sonra bu fark giderek azalır ve 70 yaştan sonra erkeklere eşitlenir.


    HİPERTANSİYON: KKH ve serebrovasküler hastalıkta önemli bir risk faktörüdür. Kan Basıncı (KB) artışına paralel olarak risk de artar. Orta yaş grubunda KB 160/95 mmHg'yı aştığı zaman KB:140/90 mmHg'dan düşük olanlara göre KKH insidansı 5 misli artabilmektedir. Bu durum her iki seks için de geçerlidir

    SİGARA İÇME: Günde 1 paket sigara içilmesi ateroskleroz gelişmesini hızlandırdığı gibi KKH'dan ölüm oranını da %70 artırır. Sigara içenlerde KKH riski içmeyenlere göre 3-5 misli artmıştır. Mortalite artışı içilen sigara miktarı ile orantılıdır ve yaşlanma ile azalır.Myokard infarktüsüne bağlı ölüm oranı kadın tiryakilerde de artmıştır ama erkeklere göre daha azdır. Diabetik ve hipertansiflerde sigara içilmesi ateroskleroz mortalitesini çok daha fazla artırır. Ani ölüm riski de artar. Sigaranın kesilmesiyle risk oldukça azalır ve 1-2 yılın sonunda içmeyenlerin seviyesine ulaşır.

    DİABETES MELLİTUS (DM) (ŞEKER HASTALIĞI): Diyabetiklerde DM olmayanlara göre miyokard enfarktüsü sıklığı 2 misli fazladır. Bu risk genç diyabetiklerde daha fazladır. Yine diyabetik kadınlarda diyabetik erkeklere göre KKH eğilimi artmıştır.

    OBESİTE (ŞİŞMANLIK) ve FİZİKSEL AKTİVİTE AZLIĞI: Vücud ağırlığı ideal değerlere göre %30'dan fazla olanlarda KKH görülme sıklığı daha yüksektir. Obesite hiperlipidemi DM ve HT gelişmesini kolaylaştırabilir.Özellikle göbek kısmında yağlanma tipi obesite ile KKH arasındaki ilişki daha fazladır. 50 yaşın altındaki aşırı obesite tek başına az da olsa KKH için risk oluşturur.
    Framingam çalışmaları sedanter (fiziksel aktivite azlığı ) yaşayan bireylerin ani ölüme daha fazla yatkın olduklarını göstermiştir. Mekanizma tam gösterilemese de fiziksel aktivite azlığının lipid profilini yağlanmayı KB'nı glukoz toleransını kalp damarlarındaki kapasiteyi kötü yönde etkilediği bilinmektedir. Sedanter kişiler fiziksel aktivitelerini artırırlarsa risk faktörlerini azaltma şansları vardır.

    DİYET: Serum Kolesterol ve LDL-Kolesterol düzeyleri yağ alımı ile yakından ilişkilidir. Tuz yenmesi hassas kişilerde Kan basıncını artırır. Tekli ve çoklu doymamış yağlar balık yağı lifli gıdalar gibi diyet komponentlerinin ateroskleroz gelişiminde iyi etkisi olduğu gösterilmiştir.

    STRESS ve PERSONALİTE: Fiziksel veya ruhsal streslerin ve sıkıntıların KKH veya ani ölümü arttırdığına dair klinik izlenimler vardır.

    HİPERLİPİDEMİ: Kolesterol (C) ve trigliserid (TG) düzeylerinin kanda tek tek veya birlikte yükselmesine hiperlipidemi (lipid yüksekliği) denir. En önemli risk faktörlerinden biridir. Plazma lipid düzeylerinin ölçülmesi hiperlipidemili(lipid yüksekliği olan )kimselerin belirlenmesini sağlar ve böylece erken aterosklerozu tesbitine ve önleyici tedbirlerin alınmasına yardımcı olur.

    Koroner Damar Hastalıkları(Kalp Krizi/Spazmı) Nasıl Oluşur?
    Kalbde tıpkı diğer organlar gibi sürekli oksijenlenmeye ve beslenmeye yani kanlanmaya gerek duyar.Kalbin tüm yaşam boyu kesintisiz çalışmasının ilk güvencesi bu kanlanmayı sağlayan koroner damarlardır.Koroner damarların damar sertliği dediğimiz tutulumu kalbin beslenmesini bozarak bir dizi önemli ve bazen hayat tehdit edici olabilen sorunlara neden yolaçmaktadır.
    Damar sertliği esas olarakyağbazı bağ dokusu elemanları ve kimi dönüşmüş savunma hücrelerinden oluşmuş plak dediğimiz yapıların damar iç duvarını zaman içinde daraltarak kalbe giden kan akımını kısıtlaması ve bazende tamamen kesmesi sonucunu doğurmaktadır.
    Damar sertliği dışında daha az rastlanan ve benzer kan akımı kısıtlamasını ama bu kez farklı bir mekanizma ile yapabilen ve genellikle strele tetiklenen dmar spazmınada değinmeden geçmemeliyiz.
    Nedeni ne olursa olsun kalbe giden azzalmış veya kesilmiş kan akımının ortak sonucu koroner kalp hastalığı denen bir dizi hastalığın oluşumudur.Bunlar: Yalnızca efor srfetme ile göğüs ağrısı vb yakınmaların belirdiği kararlı göğüs ağrıları; kalp krizine evrilme olasılığı yüksek olan yeni başlangıçlı veya istirahatde beliren kararsız ağrılar;kalp krizi ve ani kalp kaynaklı ölümlerdir.

    Kalp krizi çoğu zamankalbi besleyen koroner damarlardaki damar sertliği ile oluşmuş damarı içten daraltan plakların yırtılması ve bu yırtılmanın kan pıhtılaşma mekanizmasını tetikleyerek damarı tam tıkaması ile oluşur.
    Tıkanan damarın beslediği alanyani kalp kası ölmektedir.
    Pek çok kişide kalp-damar/koroner hastalıkların ilk belirtisi kalp krizi olabilmektedir.
    Sıklıkla gün içerisinde sabah erken saatlerde ortaya çıkmaktadır.
    Göğüs ağrısı çoğunlukla döş kemiğinin arkasında geniş bir alanda(örneğin nokta kadar değil) baskı basınçezici tarzdadır.Ağrı heriki kolaomuza boyun ve çeneyemideye yayılaabilmektedir.Ağrıya terleme bulantıhalsizlikkusma eşlik edebilir.
    Daralmış olan koroner damarlar neden göğüs ağrısına neden olur?
    Vücudun her yerinde o bölgeye kan dolayısı ile de dokunun kullanacağı gıda maddeleri ve oksijeni taşıyan damar sistemleri vardır. Koroner damarlar da kalbin kendisini besler. Kalbi besleyen atar damarlarda daralma veya tıkanıklık olduğunda kalp gerekli gıda ve oksijeni alamaz. Kalp gereğinden daha az besin ve oksijenle çalışmak zorunda kalır. Fizik yorgunluk stres ve ağır yemeklerden sonra kalbin daha fazla çalışması gerektiğinden oksijen ihtiyacı artar. Daralmış olan damar yatağı oksijen ihtiyacını karşılayamaz ve bu göğüs ağrısına neden olur. Şemaya baktığınızda koroner damarların kalbin dış yüzünü sardığını görürüz. Bu damarların hepsi açıksa sorun yoktur. Biri veya bir kaçının iç hacmi daralmış ise göğüs ağrısı (anjina) oluşur. Eğer damar tamamen tıkanır ve kan akımı durursa kalp krizi gelişir.
    Günümüzde kalp krizinde tedavi yaklaşımı krizden sorumlu damarın pıhtı eriticiler veya acil koroner angiografi ile tıkanan damarın belirlenerek buraya balon angioplasti ve/veya stent uygulaması ile açılmasıdır.
    KORONER ANJİOGRAFİ
    Koroner anjiografi özel bir kamera ile kalbinizin atar damarlarının incelendiği bir röntgen film çekimidir. İşlemi kateter laboratuarında gerçekleştirilir. İşlemi gerçekleştiren doktorunuz kolunuzdaki veya bacağınızda büyük atar damarların birine ince küçük bükülebilir bir boruyu (katater) yerleştirir. Daha sonra kalbinizi besleyen küçük atar damarların (koroner damarlar) çıktığı en büyük atar damara (aorta) kadar ilerletir. Daha sonra katater koronerlerin aortaya giriş yerlerine yerleştirilerek koroner arterlerinize boyalı bir madde verilir. Böylece çekilen filmlerde koroner damarlarınız görüntülenebilir ve hangi bölgelerinde ne kadar darlık olduğu tesbit edilebilir.

    Anjiografi doktora hangi bilgileri verir?

    Anjiografi koroner arter hastalığı bulunup bulunmadığını gösteren en doğru yöntemdir. Damar sertliği nedeni ile koroner arterlerin hangi bölgesinin ne kadar daraldığını ve / veya tıkanığını tesbit edebilir. Kalp kateterizasyonu ile kalp kapaklarının ve duvarlarının işlevlerindeki kusurlar da gösterilebilir. Anevrizma (kalbin bir bölümünün kalp krizi sonrası dışarı doğru bombelenmesi) veya kalp delikleri gibi doğumsal kalp hastalıklaının teşhisi için de kullanılabilir.

    Koroner Kalp Hastalığı'ndan KORUNMA :

    Yaş cinsiyet kalıtım gibi unsurlardan kaçamayız. Kadınlarda menapozu geciktirici ilaç kullanmak ise (bu ilaçların dolaylı olarak KKH oluşumunda rol oynaması nedeniyle) sakıncalıdır.İkinci grup unsurları değiştirmek ve koroner kalp hastalığından korunmak ise bizim elimizdedir. Sigara bırakılabilir en azından azaltılır.Hipertansiyon tuz kullanımı kısıtlanarak ve ilaçlarla kontrol edilebilir.Diabet (şeker hastalığı) diyet ve ilaçlarla kontrol altına alınabilir.Alkol ve kahve kullanımı azaltılmalıdır.Değiştirilebilir faktörler içinde önlenmesi belki de en zor olanı strestir. Kişinin kendi iradesi çevre ve ailesinin yardımı gerekirse psikiyatrist ve psikologların tedavisi ile stres yenilebilir. Sürekli stres altında kalan kişiler öncelikle stresin nedenlerini düşünmeli bunları ortadan kaldırmaya çalışmalı veya bunlardan mümkün olduğunca uzak durmalıdır.Bir çeşit kan yağı olan kolesterol total (toplam) düzeyinin azaltılması ve kolesterolün bir alt ünitesi olan HDL-Kolesterol düzeyinin artırılması diyet ve (gerekirse) ilaçlarla sağlanabilir.spor ve egzersiz akupunktur bitki çayları (hekim gerekli görürse) ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi (ameliyat). Bunlar yapılırken dikkat edilmesi gereken nokta kiloların yavaş yavaş ve uzun zamanda verilmesidir; unutulmamalıdır ki hızlı verilen kilolar yine hızlı bir şekilde yerine gelebilir.Hareketsiz (sedanter) yaşamdan mümkün olduğunca kaçınmalı; örneğin yakın mesafeler için araba kullanmamalı asansör yerine merdivenleri tercih etmeli hergün düzenli yürüyüşler ve egzersizler yapmalıdır. Yalnız sporu yaşımıza ve bünyemize göre yapmalı vücuda aşırı yüklenmemelidir. Gut hastalığı varsa hekimin vereceği ilacı düzenli kullamalı protein diyetine uyulmalıdır. Hiperkalsemi (kan kalsiyum düzeyinin yüksek olması) kan tahlillerinde saptanmışsa doktora başvurmalıdır kontrol altına alınmalıdır.Bayanların oral kontraseptif denen doğum kontrol haplarını uzun süreli kullanmaları KKH açısından sakıncalıdır mümkünse diğer doğum kontrol yöntemleri kullanılmalıdır. Bu ilaçlar kullanılmadan önce hekime danışmada fayda vardır.

    Hastalığın Seyri

    Koroner kalp hastalığında en çok korkulan olay; koroner damarlardan hiçbirinin kalp kasının kanlanmasını (dolayısıyla oksijenlenmesini) yeterince sağlayamaması böylece kalbin kasılamaması ve vücuda kan gönderememesidir. Bu olay halk arasında kalp krizi olarak bilinen "myokard infarktüsü"dür.

    Koroner kalp hastalığı bu safhalara gelinmemesi için zamanında teşhis konulup tedavi edilmelidir; en güzeli ise şüphesiz daha hiç bu rahatsızlıklar yokken risk faktörlerinin belirlenip bunlardan mümkün olduğunca korunmaktır.

    Özellikle belli bir yaştan sonra düzenli aralıklarla kalp muayenesi tansiyon ölçümleri ve check-up yaptırmak hayati önem taşır.




  6. #6
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Aşkımın "KALBiNDEN"
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,847

    Standart

    Koroner Kalp Hastalığı By-Pass » Beslenme
    Sağlıklı beslenmek için diyet katı yağlardan ve kolesterolden fakir; sebze meyve ve lifli gıdalardan zengin olmalıdır. Günlük tuz kullanımı 6 g'ı geçmemelidir.

    Yağ tüketimi total enerjinin %30'u kadar (%25-35) olmalıdır.
    Kolesterol ve yağ tüketimi
    Kolesterol miktarı yüksek besinler sakatat (beyin ciğer böbrek) tereyağ ve yumurta sarısı doymuş yağlardan da zengin olan gıdalardır. Haftada 1 yumurta sarsından fazla yemeyiniz. Yemeklerinizde doymamış yağ grubundan olan bitkisel yağları; ayçiçeği ve soya yağı tercih ediniz. Kan kolesterol seviyesinin artması bypass hastaları için önemli risk faktörüdür. Bu maksatla düzenli takip ve tedavsini önermekteyiz.Kandaki değerlerinize göre doktorunuza danışarak diyet listesi alınız.

    Yağsız diyet süt ürünleri (peynir yoğurt süt) kullanılmalı kuzu-koyun eti yerine daha az yağlı dana eti ile tavuk hindi ve özellikle balık tercih edilmeli sakatat pastırma sucuk sosis salamdan kaçınılmalıdır.

    Protein Karbonhidrat ve Lifli Gıda tüketimi
    Her gün et yenilmesi gerekli değildir. Protein gereksinimi bezelye nohut kuru fasulye mercimek gibi kuru baklagillerden ve tam tahıllardan da karşılanmalıdır. Bu besinler liften de zengin olduklarından kabızlık yapmamaktadır. Baklagiller tahıllar ve sebzeler diyette önemli bir yer tutmalıdır.

    Damar sertliği hastalığında karbonhidratların da rolü olabilir. Genellikle yapılan bir hata damar sertliğinden korunmak için diyette yağ miktarını azaltırken karbonhidrat miktarının arttırılmasıdır. Diyetteki karbonhidratlar total kalorinin %60'ını geçmemelidir. Bu durumda kolesterol düşerken trigliseridlerde artma meydana gelebilir. Basit şekerler serum trigliserid düzeyini arttırmakta ve kalbi koruyan kolesterolü düşürebilmektedir . Bu nedenle saf ve rafine şekerler yerine (şeker ve şeker ilave edilmiş gıdalar) kompleks karbonhidratların nişastalı gıdaların tüketilmesi daha uygundur. Kompleks karbonhidratlar daha düşük kalorili olmalarının yanı sıra lif mineral protein öncüsü maddeler bakımından da zengindir.
    Lifli gıdalar özellikle yüksek kolesterollü kişilerde önerilmektedir. Gıdalarla alınmak üzere günde 20-30 gr lif önerilmektedir. Yulaf ürünleri tam pirinç (kepekli) kuru baklagiller tam ekmek sebzeler meyveler liflerden zengin gıdalardır.

    Koroner Kalp Hastalığı By-Pass » Acil Olarak Hastaneye Başvurulması Gereken Durumlar



    Ameliyat öncesi ağrılara benzeyen ciddi göğüs ağrısı nefes darlığı ile birlikte olan çarpıntı dinlenmekle geçmeyen nefes darlığı yüksk ateşle birlikte titreme bacak ve kollarda ani his ve hareket kaybı bayılma atakları makattan taze kan gelmesi katran kıvamında büyük tuvalete çıkma kahve telvesi şeklinde kusma şikayetleri varsa acile hastaneye başvurmak gerekir.



    Tipik göğüs ağrısının yayılma bölgeleri

    Koroner Kalp Hastalığı By-Pass » Kimlere By-Pass Yapılır?
    Göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayeti olan bireylere kalp anjiosu dediğimiz kalbi besleyen damarların ilaçlı madde ile görüntülenmesi sonuçunda tıkanıklıklar tespit edilmektedir. Bu tıkanıklıkların tipine ve derecesine göre tedavi şekli ilaçla balonla damar açma damar içine stent denilen genişletici metal yerleştirme yada bypass cerrahisi şeklinde değişkenlik göstermektedir. Bypass cerrahisi; balona yada stente uygun olmayan damar tıkanıklığı olan hastalara uygulanmaktadır. Tıkalı olan tüm damarlara genellikle bypass yapılabilir. Fakat kalbi besleyen damarlarında çeşitleri olup buna görede bypass kararı değişkenlik gösterebilir. Kalbi besleyen damarlar sol ana damar sol inen damar sol kıvrım yapan damar ve sağ ana damar şeklindedir. Bunlardan sol ana damar ve sol inen damarın daha başından itibaren tıkanıklıkları çok önemli olup tek başına tıkalı olmaları bile ameliyat için kriterdir. Bunun haricinde herhangibir 3 damar tıkanıklığı sol inen damar tıkanıklığı ile birlikte kalp kasılma fonksiyonlarında bozulma ve ek olarak herhengibir damar tıkanıklığı ameliyatı gerektirir. Şeker hastalarında genellikle çok damar tutulumu olup tıkanıklığın derecesi ve tipi kötüdür .Çoğunlukla balon yada stentle tıkanıklık açılamaz ve bypass cerrahisi için aday hastalardır


    ÇARPINTI

    Tanımı:
    Hastanın kalp ritmindeki değişiklikleri veya kalbin kuvvetli vuruşunu hissetmesi.

    Eşlik eden şikayetler:
    Bayılma
    Göğüs ağrısı
    Morarma
    Terleme

    Bu şikayete neden olabilecek hastalıklar:
    Kalp ritim bozuklukları
    Hipertansiyon
    Kansızlık
    Guatr
    Stres

    İlgili branşlar:
    Kardiyoloji
    İç Hastalıkları
    Psikiyatri

    Tedavi yöntemleri:
    İlaç tedavisi
    Ciddi ritim bozukluğunda ritim bozukluğu yaratan odağın yakılması.

    Öneriler:
    Öncelikle çarpıntıya neyin neden olduğunun tespit edilmesi gerekir. Bu nedenle öncelikle bir Kardiyoloji Uzmanı tarafından değerlendirilmesi önerilir.


    AORT DARLIĞI
    (AS)


    Kalbin sol tarafından çıkan ana damardaki darlıktır (Şekil 5). Kalbin sol karıncığının organlara kan göndermek için daha fazla çalışmasına neden olur. Darlık hafif orta ve ağır derecede olabilir. Hastanın yakınmaları bulguları tedavi gerekip gerekmediği ve tedavi şekli tamamen darlığın derecesine bağlıdır.

    Tanı nasıl konulabilir ?

    Ağır olmayan vakalarda tanı genellikle muayene sırasında üfürümün duyulması ile konur. Ağır vakalarda büyüme gelişme geriliği halsizlik göğüs ağrısı ve bayılma görülebilir. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur.

    Tedavide ne yapılabilir ?
    Hafif olan darlıklarda çocuğa herhangi bir zarar vermediği için müdahele edilmez. Bununla birlikte bazı vakalarda darlığın derecesi zamanla artabilmektedir. Bu nedenle darlığın derecesi ekokardiyografi ile takip edilmelidir. Orta ve ağır derecede darlığı olan hastalarda balonlu kateter ile darlığı genişletme yöntemi uygulanır. Bu yöntemin sonuçsuz kalması halinde ameliyat da gerekebilmektedir.

    İleriye dönük yapılması gerekenler :

    Sünnet diş çekimi diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler. Hastaların belli aralıklarla doktor kontrolünde olmalı gerekir. Hastaların ağır egzersiz programları içeren sportif faaliyetlerden uzak durmaları önerilir.


    Anjio Nedir?

    Kalp-Damar problemi bulunan bir hastanın kasık damarlarından çok ince özel tellerle girilip kalp damarlarına radyoopak madde verilerek damar tıkanıklıklarının ve problemlerinin teşhis edilmesine yarayan bir tıbbi işlemdir.

    Bir Anjio işlemi şu aşamalardan oluşmaktadır:

    1- Skopi aşamasında doktor kalp damarlarına girdiği hastanın görüntülerini bir monitörden gözlemektedir

    2- Skopi işlemi; sine denilen kayıt aşaması öncesinde bir hazırlık dönemi olup hastanın durumuna göre işlem zamanı uzamakta veya kısalmaktadır.

    3- Skopi aşamasındaki görüntülerden doktor tarafından uygun bulunanlar sine aşamasında kayıt edilmektedir. Bütün bu aşamalar ayak pedalları (foot switch) ile gerçekleştirmektedir. Sine aşamasındaki kayıt işlemi bir hard diske medikal filme veya başka herhangi bir kayıt ortamına yapılabilir. Günümüzde hem hard diske kayıt yapılmakta hem de saklanacak görüntüler medikal filme basılmaktadır. Kullanılan hard disklerin kapasitelerinin sınırlı olması bir kaç işlemden sonra hard diskteki bilgilerinin silinerek yeni işlem için yer açılmasını gerektirmektedir.

    4- Sine aşamasında hard disk kaydının yanı sıra filme basılan görüntüler teknisyen tarafından banyo yapılmakta ve makara film olarak hazırlanmaktadır

    5- Hazırlanan filmler “Tagarno” denilen bir film gösterme cihazında doktor tarafından izlenmekte buna göre hastanın kalp damarlarının durumu teşhis edilmektedir

    6- Gerekli teşhis yapılıp bittiğinde filmler yasal zorunluluk olarak arşive kaldırılmaktadır. Bir film makarasına en fazla 5-6 hasta bilgisi sığabilmektedir.


    Kalp Hastalarında Beslenme
    Kalp hastalari sindirimi kolay yiyecekler seçmeli ve özellikle tuz (sodyum) yemekten kaçinmalidirlar. Sindirim ile kalbin çalismasi arasinda siki bir bag vardir.
    Kalp hastaliklari belli bir beslenme programma uyulmasini zorunlu kilar. Hangi kalp hastaligi söz konusu olursa olsun diyet tedavisinin amaci vücut için gerekli besleyici maddeleri saglarken kalbin yorulmasini olabildigince önlemektir. Vücudun dolasim dengesini yeniden kurabildigi (kompanse) ve kuramadigi (dekompanse) kalp hastaliklarinda beslenmenin niteliginden çok niceligi degisir.
    Dekompanse kalp hastaligi dendiginde kalbin dokularin gereksinimlerini özellikle de oksijen gereksinimini karsilamada yetersiz kaldigi anlasilir. Baska bir deyisle kalp kendisine ulasan bütün kani pompalayacak ve uygun bir hizla dolasabilmesi için gerekli gücü uygulayacak durumda degildir. Kompanse kalp hastaliginda ise kalp hasta olmakla birlikte dokularin gereksinimlerini karsilamaya yeterli bir kan dolasimi saglayabilir.

    KOMPANSE KALP HASTALIGI

    Kalp hastasi için uygun besinler seçilirken besinlerin sodyum içermemesine ve kolay sindirilebilir olmasina özellikle dikkat edilmelidir. Sindirim bir istir. Sindirim sirasinda sindirim organlanna önemli miktarda kan gider. Ne kadar çok besin alinir sindirim ne kadar uzar ve güçlesirse sindirim organlanna da o kadar fazla kan gitmesi gerekir. Kan kütlesinin her hareketi ve genel olarak dolasimdaki her agirlasma sistemin motor gücü olan kalp üzerinde bir baski yaratir. Bu nedenle kalp hastalarinin tuz yememenin disinda diyet uygulamalari ve ögünlerde çok yememeleri gerekir.
    Aynca besinlerin hacmi fazla olmamali yani çok yer kaplamadan gerekli miktarda kalori içeren besinler seçilmelidir. Böylece mide asiri gerilmez. Bunun iki yarari vardir. Birincisi sindirim sistemine daha az miktarda kan gitmesi gerekir; ikincisi diyafram daha az yükselir. Mide hemen diyaframin altinda yer aldigindan midenin sismesi diyaframm kalkmasma yol açar. Diyafram baslica solunum kasidir; kasildiginda
    gögüs kafesiniii kapasitesi artar ve dis ortamdan akcigerlere daha çok oksijen girer. Siskin mide bu hareketi sinirlayan mekanik bir engel olusturur. Bu durumda akcigerlere daha az hava girer ve buna bagli olarak kalp hastasmm zaten yetersiz olan oksijen alimi daha da azahr. Kalp bu eksikligi karsilamak için olabildigince *** ve uzun süreli kasilmak zorunda kalir. Böylece kan akimim hizlandirmaya ve var olan bütün oksijeni alabilmek için akcigerlerden olabildigince çok 'sayida alyuvarin geçmesini saglamaya çalisir. Ama kalbin yedek kapasiteleri azalmis oldugundan agir bir yemekten sonra kalp hastasinin solunum güçlügü çekmesi kaçinilmazdir; çünkü vücut solunumu siklastirarak akcigerlere ulasan oksijen miktanni artirmaya çalisir. Kalbin asiri çalismasini önlemek için kalp hastalari çok yememeli yemeklerde fazla su ve sivi içmemeli gazli içeceklerden ve bagirsaklarda mayalanmayi artiran sebzelerden kaçinmalidirlar. Bitkisel besinlerden kaçinmak genel olarak yemegin hacmini azaltir; çünkü bunlarin net besin degeri esit hacimdeki hayvansal besinlerden azdir. Ama burada iki sorun ortaya çikar. Bunlardan biri kabizlik öbürü ise hayvansal besinlerdeki yüksek yag oranidir. Kalp hastasi uygulanan beslenme rejiminden bagimsiz olarak zaten kabizliktan yakinir; bunun nedeni kalp islevinin zayiflamasina bagli olarak sindirim kanalinda gerçeklesen kan göllenmesidir. Bu olay özellikle dekompanse kalp hastaliginda belirgindir. Kabizlik hem atik maddelerin uzak lastirilmasinin yavaslamasi hem de diskilama sirasindaki zorlamalar nedeniyle sakincalidir. Ikinma kan dolasiminda ani bir yavaslamaya ve kalbin ancak siddetli bir zorlanmayla asabilecegi bir basinç artisina yol açar. Kalp hastasi bu nedenle diskilama sirasinda çok tehlikeli olabilecek kuvvetli ikinmalardan kaçinmalidir. Sorunu bir ölçüde de olsa çözmek bu arada hastanin yesillik ve sebzelerden yeterli vitamin ve mineralleri almasini saglamak için beslenmenin dengeli olmasi zorunludur. Bir yandan yemegin hacmi azaltilmali bir yandan da vitamin ve mineral eksikligi ile kabizlik önlenmelidir.
    Kalp hastasi aksam yemegini hafif ve yatmadan en az üç saat önce yemelidir. Yatmadan önce sindirim tamamlanmis olmalidir çünkü yatay konumda zaten hasta olan kalbin yükü daha da artar. Yiyecekleri iyice çigneme ve görece yavas yeme sindirimi önemli ölçüde kolaylastirir.
    Yavas ve zor sindirilen bütün besinlerden büsta kizartmalar olmak üzere her türiü kati yaglardan pasta krema ve kurabiyelerden özellikle kaçinilmalidir; çünkü bunlarin sindirim salgilarinca yumusatilmasi ve islenmesi güçtür. Gene ayni nedenle taze ekmek yerine bayat ekmek tost ekmegi ya da grissini yeg tutulmalidir. Sebze ve meyveleri pisirmek daha iyidir. Çünkü pisirme bu besinlerin sindirimini kolaylastirir ve hacmini küçültür.
    Kalp hastasi genel olarak vücut agirligina ve yasina göre önerilen miktardan biraz az kalori almalidir. Kati yag orani çok azaltilmali protein orani normal olmali proteinler özellikle etten alinmali ve yagin azaltilmasini karsilayacak biçimde seker orani artirilmalidir.

    DEKOMPANSE KALP HASTALIGI

    Kompanse kalp hastaligi için yapilan bütün öneriler dekompanse kalp hastaligi için de geçeriidir. Ama bu durumda daha kati kisitlamalara gidilmelidir; çünkü kalp çok daha kötü durumdadir ve her hatanin bedeli hemen ödenir. Günlük kalori miktan 1.500ü asmamalidir. Tedavinin baslangicinda hekim gerekli görürse çok siki bir rejim uygulayabilir ve beslenmeyi yalnizca sivilardan olusan bir diyetle sinirlayabilir.
    Dekompanse kalp hastasinin beslenmesinde tuz (sodyum) sorunu çok önemlidir. Her seyden önce ödemlerin
    ortaya çikmasini önlemek için kesin bir tuz kisitlamasina gidilir. Hastada ödem varsa kan dolasiminin agirlasmasini önlemek ve ödemlerin çözülmesini saglamak için tuz bütünüyle kesilir. Sodyum baslica hücre disi elektrolittir; belirli bir miktarda suyu kendine bagladigindan hem damar yatagindaki hem de dokular arasindaki sivi miktarini artiran baslica etkendir. Dekompanse kalp hastaliginda alinan sodyum ve su miktan azaltilsa bile atilan miktar çok daha fazla azaldigindan vücutta tutulan su ve sodyum miktari artar. Tutulan su belirli sinirlan asarsa ödem ortaya çikar. Bu sorunu önlemenin en temel yolu alman sodyum miktarini atilan sodyum miktannm azalmasiyla orantili olarak azaltmaktir. Hastalik ne kadar agirsa vücut-ta o kadar fazla sodyum tutulur. Dolayisiyla her durum için uygun olacak bir sodyum miktari vermek olanaksizdir. Ama besinlerin içindeki dogal sodyum milctannin yeterli olacagi ve yemek haziriamrken kesinlikle disandan tuz konmamasi gerektigi genel olarak kabul edilir. Kisacasi kalp hastasi ne yemegine ne salatasina ne de baska bir yiyecegine tuz katmalidir. Dekompanse kalp hastaligi olanlarin günde bir litreden fazla su içmemesi önerilir



    Konu TUTKUM tarafından (24-01-2008 Saat 11:15 ) değiştirilmiştir. Sebep: Flood mu yaptınız ne :D

  7. #7
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Aşkımın "KALBiNDEN"
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,847

    Standart




    Kalbin çalışması sinüs düğümünden çıkan elektrik uyarıları ile olur. Normalde dakikada 60-80 defa çıkan bu uyarılarla önce atriumlar (sol ve sağ kulakçık) kasılır ve içindeki kanı karıncıklara boşaltırlar daha sonra ise (belli bir gecikmeden sonra) karıncıklar kasılır ve kulakçıklardan kendilerine gelen kanı aorta ve akciğer atardamarına (pulmoner arter) atarlar. Kalpte oluşan bu elektrik akımlarının kağıda yazdırılma işlemine elektrokardiyografi (EKG elektro elektrokardiyogram)) denir. Bu akımlar milivoltlar düzeyinde yani oldukça düşük amplitüdlü oldukları için bunların amplifiye edilerek yazdırılmaları gerekir ki bu işi EKG cihazları yaparlar. Pratikte EKG denince bu elektrik akımlarının yazdırıldığı kağıt anlaşılmaktadır.

    EKG kalbin özellikle ritmi damar hastalıkları kalp krizi ve kalbin kasının kalınlaşmaları hakkında değerli bilgiler verir. EKG; basit olması hasta açısından zahmetsiz olması her yerde uygulanabilir ve ucuz olması nedeniyle yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Yararlı olduğu durumlar

    EKG'nin özellikle yararlı olduğu durumlar:

    * Koroner arter hastalığı: kalp damarlarının ateroskleroz sonucunda daralması ve kalbin beslenmesinde problem yaratması
    * Kalp krizi: yeni veya eski
    * Aritmiler: ritim ve iletim bozuklukları (kalbin hızlı çalışması -takikardi- veya yavaş çalışması -bradikardi- ile seyreden hastalıkları atrial fibrilasyon)
    * Kalp kası kalınlaşmaları (hipertrofiler)
    * Kardiyomiyopatiler (kalp kasının çeşitli nedenlere bağlı hastalıkları)
    * Perikarditler (kalp zarının çeşitli nedenlere bağlı iltihapları)
    * Miyokarditler (kalp kasının çeşitli nedenlere bağlı iltihapları)
    * Bazı doğumsal kalp hastalıkları.

    Bu arada hemen belirtmek gerekir ki EKG tek başına tanıda yararlı değildir. Özellikle kalp damar hastalıklarında mutlaka hastanın şikayeti fizik muayene bulguları ve gerekirse diğer laboratuar yöntemleri ile birlikte değerlendirmek gerekir.

    Tipik bir EKG. Eski cihazlarda tüm kayıtlar sırayla düz şerit şeklinde bir kağıda alınırken günümüzde daha modern EKG cihazları tüm kayıtları bir A4 kağıdına alabilmekte ve böylece saklamak daha kolay olmaktadır.

    Teknik

    EKG çekilmesi için hastanın özel olarak hazırlanmasına gerek yoktur. Ağrılı veya hasta açısından sıkıntılı bir işlem değildir. Her hangi bir yerde hasta yatar durumdayken çekilebilir. EKG cihazına bağlı olan bir kablo aracılığı ile 2 kola 2 bacağa ve 6 tane de göğüs bölgesine elektrod denilen metal plakalar tutturulur. Böylece bu elektrodlar aracığı ile kalpte oluşan elektrik potansiyelleri kağıda yazdırılır. Toplam işlem süresi 1-2 dakikadır. Özellikle ritim probleminin olduğu durumlarda dakikalarca ritim kayıtları alınabilir.

    EKG'deki bir dalganın ayrıntısı. Kalbin bir atımı süresince oluşan elektrik dalgaları. Bu dalgalar P Q R S T dalgalarından ve çeşitli aralıklardan (PR intervali QT intervali gibi) oluşur. P dalgası atriumların (kulakçıklar) QRS dalgası ise ventriküllerin (karıncıklar) kasılması sırasında oluşurlar. Bu dalgaların şekillerine ve bazı aralıkların uzunluklarına bakarak kalpte oluşan bu elektrik olayları hakkında bilgi sahibi oluyoruz.



    Gerekli olan durumlarda özel cihazlarla daha uzun süreli (24-72 saat) ritim kayıtları alınabilir.

    Ekokardiyografi (eko)

    Ekokardiyografide (kısaca eko da denir) ultrasondan (ses ötesi dalgalar) yararlanılır. Ultrason dalgaları insan kulağının duyma sınırının ötesinde bir sestir (18.000 - 20.000 titreşim/sn). Bu ses dalgaları tüp şeklinde elle tutulan ve hastanın göğsünde gezdirilen sesi oluşturan duyarlı bir alet yardımıyla kalbe gönderilir. Ses dalgaları kalp duvarlarından kaslarından kapakçıklardan alete geri döner. Farklı dokular ses dalgalarını farklı şekillerde yansıtır. Böylece kalpten geri dönen ses dalgaları bilgisayar ile resme çevrilir ve bu görüntüler monitörden izlendiği gibi istenirse kağıda da bastırılır.

    Eko kalp hakkında önemli bilgiler veren hızlı ve zararı olmayan bir testtir.

    Eko ile;

    * Kalp kapak hastalıkları
    * Kalp boşluklarının çapları büyük olup olmadığı
    * Kalp duvarlarının hareketleri hareket bozukluğu olup olmadığı (kalp damar hastalıklarında ilgili damarın kanlandırdığı yerlerde duvar hareket bozuklukları oluşabilir)
    * Kalp içi basınçlar
    * Kalp içi boşluklarda pıhtı (trombüs) araştırılması
    * Kalbin kasılma sırasında bir defada attığı kan miktarı ve yüzdesi (İnsan kalbi kanla dolduktan sonra kasılma ile içindeki kanın belli bir yüzdesini atar. Her kalp atışında kalbin damarlara attığı kan yüzdesine "ejeksiyon fraksiyonu" denir. Normali % 55-70 civarındadır. Yani kalp bir defada kendine gelen kanın %55-70'ini fırlatabilmektedir.)

    araştırılabilir. Kısaca kalp romatizması kapak hastalıkları kalp yetersizliği kalp krizi doğumsal kalp hastalıkları gibi bir çok konuda eko ile değerli bilgiler alınır.

    Ekonun avantajları:

    * Özellikle kalbin kapak ve duvar hareketleri hakkında önemli bilgiler verir
    * Bir çok yerde vardır
    * Boya radyoaktif madde iğne kullanılmaz
    * Ağrısızdır ve hasta için zararlı değildir.

    Eko'nun dezavantajları ise; Testi yapan kişinin yeteneği test sonuçlarının doğruluk derecesini etkiler. Bazı kişilerde eko görüntüleri kişinin yapısından dolayı iyi olmaz (kişi ekojenik değildir) ve yeterli görüntü elde edilemeyebilir. Kalbin bazı kısımları çok iyi görünmeyebilir.

    Ayrıca ilaçla yapılan Stres EKO ile koroner kalp damarları hakkında kalp kasının canlılığı hakkında da bilgi edinilebilir. Renkli Doppler ekokardiyografi ile kalp içi boşluklarının basınçları kapak yetmezliklerinin (kaçaklarının) dereceleri hakkında bilgi elde edilir.

    Bazı durumlarda transözofageal (yemek borusu yolu ile) eko ile (TEE olarak kısaltılır) daha detaylı bilgi edinmek gerekebilir. Bu tetkikte boğaz uyuşturularak serçe parmağı kalınlığında bir hortum yemek borusuna sokularak kalp arka taraftan ve daha yakından detaylı olarak incelenir. TEE tetkiki öncesinde aç kalınmalıdır.


    Efor Testi
    Kalp damar hastalıklarını araştırmada kullanılan testlerden biridir. Hasta dönen bir bant üzerinde yürütülerek (treadmill) veya sabit bir bisiklette pedal çevirtilerek kalp hızı artırılır. Bu sırada hastadan alınan EKG kayıtlarının bilgisayarda analizi yapılır. Aynı zamanda egzersizle kan basıncı ve nabız değişiklikleri hastanın göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlerinin olup olmadığı da kaydedilir. Normal EKG'de görülmeyen bozukluklar bu test sayesinde ortaya çıkarılabilir.

    Bu test;

    * Kalp damarlarında darlık olan hastaları ortaya çıkarmak ve hastalığın ciddiyetini tespit etmek
    * Kalp krizi geçiren hastalarda risk belirlemek
    * Tedavi sonuçlarını takip etmek için
    * Eforla tansiyon yükselme derecesini araştırmak
    * Efor kapasitesinin ölçülmesinde
    * Eforla ortaya çıkan ritim bozukluklarının tanısında

    önemli rol oynar. Göğüs ağrılarının değerlendirilmesinde önemli bir tanı aracıdır. Göğüs ağrısının kalpten kaynaklanıp kaynaklanmadığını tespit eder. Özellikle 40 yaş üstü hiçbir şikayeti olmayan kişilere de belirgin bir şikayete neden olmayan kalp damar hastalığının tanısı için faydalı olabilir.

    Ancak kalp damar hastalıklarını göstermedeki duyarlılığı çok yüksek değildir. Kalp damar hastalığı olanların %60-%80'ninde hastalığı gösterirken hastalık olmayanların da ancak %80 civarındaki kısmına hastalık yoktur diyebilmektedir. Dolayısıyla da yalancı pozitif ve yalancı negatif sonuçları az olmayan bir tanı yöntemidir.


    Fallot Tetralojisi



    Bu hastalıkta birkaç problem bir arada bulunur:

    1. Akciğer atardamarındaki (pulmoner arter) kapakta darlık
    2. Sol ve sağ karıncıklar arasında açıklık (ventriküler septal defekt –VSD-)
    3. Aortun uygun yerde olmayıp sağ karıncığa doğru yer değiştirmesi.
    4. Sağ ventrikülün kalınlaşması (hipertrofisi)

    Bu hastalığın en önemli bulgusu morarma olup hastaların bir kısmında doğduğunda fark edilir bir kısmında ise doğduğunda yoktur aylar içinde ortaya çıkar. Ayrıca 1 yaşına doğru parmak uçlarında kalınlaşma da bulgulara eklenebilir.

    Tanı nasıl konulabilir?

    İlk dikkati çeken bebekte aylar içinde dudaklarında morarma oluşmasıdır. Morarma çocuğun ağlaması sırasında daha belirginleşir. 3-9 ay arasında nefessiz kalma atağı başlayabilir. Özellikle uykudan uyandıktan sonra veya ağlamayı izleyerek bebeğin renginde belirgin koyulaşma hafif dalgınlaşma veya ağır durumlarda tam bayılmaya kadar giden derecelerde şuur değişiklikleri ortaya çıkar. Eğer böyle bir durum başlamışsa hemen çocuk kalp hastalıkları uzmanının bilgilendirilmesi gerekir. Bu atakları engellemek için koruyucu ilaç başlamak ilaç yeterli olmazsa ameliyat gerekli olabilir. Tanı genellikle muayene sırasında morarmanın fark edilmesi ve üfürüm duyulması ile konur. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur. Ameliyat zamanına kadar mutlaka 2-3 ay arayla izleyerek kansızlık yönünden ve bayılmalar için kontrolü şarttır. Gerektiğinde mecbur kalındığında ameliyat zamanı erkene çekilebilir.

    Tedavide ne yapılabilir?

    Bu hastalıkta kendiliğinden düzelme veya açıklığın kapanması söz konusu olmadığından cerrahi olarak düzeltme ameliyatına kesin gerek vardır. Ameliyat öncesi hastalara genellikle kalp kateterizasyonu uygulamak gerekir. Ameliyat zamanı için ülkemizde genellikle 1 yaşından sonrası tercih edilmektedir. Bazı bebeklerde akciğer atardamarı (pulmoner arter) iyi gelişmemişse düzeltici ameliyattan önce yardımcı bir şant ameliyatı ile bu damarların gelişmesi sağlanmalıdır.

    İleriye dönük yapılması gerekenler?

    Düzeltme ameliyatı başarılı olan hastalarda sünnet diş çekimi diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu antibiyotik tedavisine ihtiyaç gösterirler. Ritim bozukluğu açısından izlenmeleri gerekir hastalar belli aralıklarla doktor kontrolünde olmalıdırlar.



    Konu TUTKUM tarafından (24-01-2008 Saat 11:22 ) değiştirilmiştir. Sebep: Flood mu yaptınız ne :D

  8. #8
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Aşkımın "KALBiNDEN"
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,847

    Standart

    Damar kılavuzu



    _________________________________________

    Karotis atar damarı hastalıkları

    _________________________________________

    Karotis atar damarları beyne kan taşıyan ana damarlardır. Bu damarlarda da zamanla ateroskleroza/kireçlenmeye bağlı plaklar ve darlıklar oluşabilir. Plak oluşumuna bağlı olarak strok(inme veya felç) gelişebilir.İnme ölümlere kol ve bacaklarda felçlere veya güç kayıplarına konuşöma bozukluklarına ve yutma güçlüklerine neden olabilir. İnme ölüm sebebleri arasında 3. sıradadır ve her yıl ülkelerin sağlık harcamalarında önemli bir yer tutar. Bunun için inme geçirmeden önlem alınmalıdır. Çünkü inme geçirdikten sonra yapabileceğpimiz tedaviler sınırlıdır.Bununla beraber inme öncesi alınacak birçok önlem bulunmaktadır.

    _________________________________________

    Strok(İnme)

    _________________________________________

    İnme beynin damarlarında oluşan patolojiye bağlı olarak zarar görmesidir. İnme oluşum mekanizmasına göre ikiye ayrılabilir;

    _________________________________________

    Kanamya bağlı gelişenler

    _________________________________________

    Hipertansiyona bağlı olarak veya beynin içindeki küçük damarlarda oluşan baloncukların kanamasına bağlı olarak gelişir. İnmelerin % 20'sini oluşturur.

    _________________________________________

    Beynin kanlanmasının bozulmasına bağlı olarak gelişenler

    _________________________________________

    _________________________________________

    Strok için uyarıcı belirtiler

    _________________________________________

    -Elde kolda ve bacaklarda ani gelişen güçsüzlük
    -Konuşmanın anlamsızlaşması veya peltekleşmesi
    -Geçici veya kalıcı görme kayıpları
    -Şiddetli bağağrısı

    _________________________________________

    Kimler risk altındadır?

    _________________________________________

    Aşağıdaki risk faktörlerini taşıyan hastalar risk altındadır;

    -Ateroskleroz hipertansiyon
    -Şeker hastaları
    -Yüksek kolestrol seviyeleri
    -Sigara kullananlar
    -Daha önce inme geçirenler
    -Ailesinde inme öyküsü bulunanlar
    -Ritm problemi olanlar(Atrial fibrilasyon)
    -Koroner ve periferik bypass ameliyatı olanlar

    _________________________________________

    Nasıl korunabiliriz?

    _________________________________________

    -Sigarayı bırakmalıyız.
    -Kan basıncını kontrol altına almalıyız.
    -Düzenli egzersiz yapmalıyız.
    -Kan kolesterolümüzü kontrol altına almalıyız.

    _________________________________________

    Nasıl teşhis edilir?

    _________________________________________

    Yakınmalar ve hasta öyküsü muayene sırasında boyun damarlarında üfürüm duyulması dupleks sonografi tetkikleri digital bilgisayarlı anjiyo manyetik resonans görüntüleme teknikleri veya direkt damarın görüntülenmesi ile tanı konulur.

    _________________________________________

    Nasıl tedavi edlir?

    _________________________________________

    Karotis damarlarında saptanan hastalığpın şekliner ve derecesine göre kan akışkanlığını sağlayan ilaçlarla tedavi ve/veya cerrahi tedavi kararı alınır. Cerrahi tedavide genellikle darlık oluşturan damarın açılıp oluşmuş plakların çıkarılması gerekirse yama konulması yöntemi uygulanır.

    _________________________________________

    Aort hastalıkları

    _________________________________________

    Anevrizma

    _________________________________________

    Anevrizma en sık torasik ve abdominal aortada görülür. Aort damarı kalpten diğer organlara kollara ve bacaklara kan taşır. Abdominal aort anevrizmalasrı aort duvarının giderek zayıflaması sonucu aortun karın içindeki kısmının genişleyerek balonlaşması sonucu oluşur. Anevrizma giderek büyür ve eğer tanı konulup tedavi edilmezse damar yırtılması ve kanama nedeniyle ölüme kadar giden sonuçlar doğurabilir. Eğer erken dönemde tanı konulursa tedavisi kolayca yapılabilir. Cerrahi olarak suni damarlarla onarılabileceği gibi yeni bir yöntem olaraqk kasıktan damar içine yerleştirilebilen özel suni damarlarla da tedavi edilebilir.

    _________________________________________

    Risk Faktörleri

    _________________________________________

    -60 yaş ve üzeri olmak
    -Ailesinde anevrizma öyküsünün olması
    -Sigara
    -Hipertansiyon

    _________________________________________

    Akut atar damar tıkanıkları

    _________________________________________

    Nedenleri;

    -Kronik arter hastalıkları
    -Pıhtılaşmanın arttığı durumlar(protein C protein S eksikliği)
    -Kateter uygulamaları injeksiyonları
    -Kalbe ait nedenler (miyokard infarktüsü kapak hastalıkları ritm bozuklukları kalp kaynakları tümörler)
    Ani atar damar tıkanıkları ne gibi yakınmalar oluşturur?
    -Etkilenen damarın beslediği bölgeye göre;
    Ağrı
    Solukluk
    Soğukluk
    Hissizlik his azalması
    Felç

    Eğer erken tanı konulup tedavi edilmezse ekstremite (kol veya bacak) kayıplarına neden olabilirler. Tanısı için doppler ultrasonografi MR angiografi ve angiografi tetkikleri yapılabilir.

    _________________________________________

    Buerger hastalığı

    _________________________________________

    Buerger hastalığı sigara ile ilişkili olan ve genellikle bacaklarda ve kollarda atar damar toplar damarları ve sinirlerini tutangenmetik yatkınlık gösteren inflamatuar bir hastalıktır.

    _________________________________________

    Hastaların yakınmaları nelerdir?

    _________________________________________

    -His azalması soğukluk siyanoz(morarma)
    -Gangren ülser
    -Klodikasyo(kesikli topallama)
    -İstirahat ağrısı
    -Tromboflebit

    _________________________________________

    Hastalarda sıklıkla görülen etken ve bulgular nelerdir?

    _________________________________________

    -Sigara öyküsü hemen hepsinde vardır.
    -50 yaş altında görülür.
    -Popliteal arterin(dizardı atar damar) altında tıkayıcı hastalığı
    -Üst ekstremite tutulumu
    -Sigara dışında ateroskleroza ait risk faktörlerinin olmaması
    Tanı diğer damar hastalıklarında olduğu gibi doppler ultrasonografi ve angiografi ile konur. Biyopsi ile de tanının desteklenmesi yoluna gidilebilir.

    _________________________________________

    Varis nedir?

    _________________________________________

    Vücudumuzda iki farklı damar sistemi mevcuttur. Bunlar kalpten kanı vücuda götüren atar damarlar ve vücutta kullanılan oksijeni ve besleme niteliği azalmış kanı kalbe geri getiren toplar damarlardır. Atar damarlar oksijen ve besin içeren kanı dokulara ileterek onların beslenmesini ve oksijenlenmesini sağlarlar. Toplar damarlar ise bu kanı kalbe geri getirirler. Atar damarlar kalbin kasılması ile oluşan basınçla kanı dağıtırken toplar damarlar kan akışının kalbe doğru tek yönlü olmasını sağlayan kapakçıkları yardımıyla ve çevresinde bulunan kasların uyguladığı basınçla kanı kalbe geri taşırlar. Günlük hayatımızda dururken otururken ve yürürken bacak damarlarımızdaki kan yer çekimine karşı ve yukarı doğru akmak zorundadır. Damar yapısı bozulduğunda yani kapakçıkların fonksiyonu ve kas pompasında bir yetersizlik olduğunda kan bacak damarlarında göllenir buna bağlı olarak varisler oluşur. Eğer önlem alınmazsa bacak ülserleri ve tedavisi güç yara enfeksiyonları gelişir.

    _________________________________________

    Varis ve/veya toplar damarlarında (venöz) yetmezlik olan hastaların yakınmaları nelerdir?

    _________________________________________

    -Ayak altında karıncalanmalar
    -Uzun süreli ayakta kalmaya bağlı oluşan ağrılarü
    -Gece krampları
    -Genişlemiş toplar damarların (varis) gözle görülmesi
    -Kaşıntı
    -Yanma
    -İleri dönemlerde özellikle ayak bileği iç kısımlarında oluşan ve zor iyileşen yaralar.

    _________________________________________

    Varis oluşumunun nedenleri nelerdir?

    _________________________________________

    -Genetik:Anne veya babadan birinde varis olması %40-50 ikisinde de olması %90'lara varan risk artışı getirir.
    -Damar duvarlarının yapısının bozulması(damar duvarlarında sklerozis)
    -Cinsiyet
    -Hamilelik(hormonlardaki değişiklik ve rahimin büyümesine bağlı bacak damarlarının karın içindeki kısmına oluştırduğu bası ve hareketsizlik)
    -Yaşlılık(kaslarda gelişen zayıflık hareketsizlik ve damar yapısında bozulma)
    -Oturarak çalışma(kass pompasındaki yetersizlik)

    _________________________________________

    Varis veya venöz yetmezlikten korunmak için alınacak önlemler nelerdir?

    _________________________________________

    -Ayak kaslarını çalıştıracak sporlar yapmak
    -Düzenli yürüyüşler(bacaklardaki kan pompasını çalıştırmak)
    -Ayaklarımızı kalbimizden daha üst seviyede dinlendirmek
    -Aşırı sıcaktan sakınmak
    -Fazla kilo almamak ve fazla kilolardan kurtulmak
    -Varis çorapları kullanmak




  9. #9
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Aşkımın "KALBiNDEN"
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,847

    Standart

    Atardamar duvarinin sertleserek esnekligini yitirmesiyle olusan ve daha çok erkeklerde görülen bir hastaliktir. Arteriyosklerozun sözdük anlami atardamar sertlesmesidir. Ateroskleroz ise atardamar duvarinda belli bir alanin ezilerek esnekligini yitirmesi ve sertlesmesidir.


    Nasil Bir Hastaliktir?

    Arteriyoskleroz bütün kalp enfarktüsü beyin trombozu ve beyin kanamasi olgularinin baslica nedenidir. Ayrica bacak kangrenlerinin büyük bir bölümü de arteriyoskleroz kaynaklidir. Arteriyoskleroz klinik tablo olarak ortaya çiktigi bu gibi durumlar disinda genellikle özgün belirti vermeyen bir hastaliktir. Birçok varsayim ileri sürülmesine karsin hastaligin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle hastaligin orta ve büyük atardamarlarda yaptigi lezyonlarla tanimlanmasi egilimi güç kazanmaktadir. Arteriyoskleroz en çok orta ve büyük atardamarlarda görülür.
    Olagan durumunda esnek olan atar-damar duvarlari damardan geçen kan miktarina göre genisler ya da daralir. Atardamarlar bu özellikleriyle dolasimdaki kan miktarini düzenlerler. Arteriyosklerozda atardamar duvarindaki esnek yapilar çok sert olan bagdokusu tarafindan kaplanir ve esneklik yok olur. Damar duvarinin sertlesmesini duvardan damar içine dogru büyüyen olusumlar ya da aterom plaklari izler. Ozellilde aterom plaklarinin gelisimi sonucunda damar boslugunun çapi daralir ve geçen kan miktari azalir. Aterom plaklari üzerinde kan pihtilarinin daha kolay olusmasi daralmayi artirarak damarin tikanmasina neden olur.

    -Hastaligin Nedenleri
    Arteriyosklerozun olusum süreci ile ilgili birçok varsayim ileri sürülmüstür. Klinik ve deneysel yerlerle desteklenen ancak henüz geçerlilikleri kamtlanmamis iki varsayim önemlidir. Ilk varsayim arteriyosklerozun olusumundan yaglari sorumlu tutar. Atardamar duvari içten disa dogru iç orta ve dis olmak üzere üç katmandan olusur. Iç katman bir kat hücre yani endotel ile onun altinda yer alan elastik bagdokusundan olusur. Orta katmanda daha çok kasdokusu egemendir. Dis katman ise bagdokusu yapisindadir. Yapi olarak bazi açilardan trigliserit fosfolipit ve lipoproteine benzeyen yaglar damardaki kanin basinciyla atardamar duvarinin iç katmanlanna dogru itilir. Bu yaglar olagan kosullarda atardamar duvarini asarak lenf dolasimina katilirlar. Ama kan dolasimmdaki yaglarin çok fazla yag moleküllerinin büyük olmasi ve atardamar duvarinin esnekligini yitirmesi durumunda yaglar atardamar duvarinin iç ve orta katmanlarinda sikisip kalirlar. Atar-damar duvarindaki enzimler yag moleküllerini parçalayarak arteriyoskleroz olusumundan daha az önem tasiyan kolesterol yag asitleri ve baska maddelerin açiga çikmasini saglar. Serbest kalan bu maddeler atardamar duvarini tahris eder. Damar duvari bu uyariya iltihabi bir tepki ile yanit verir. Iltihap sonucu gelisen sert bagdokusu damar duvarini sertlestirir. Bu süreç sirasinda yikima ugrayan atardamar duvarinda kolayca parçalanabilen yeni kilcal damar-lar belirir. Bu da iltihaplanmanin daha da artmasina yol açar.
    Yaglarin sürekli olarak birikmesi ve atardamar duvarinin belirli noktalarda kalinlasmasi damar duvarinin içeriye dogru katlanarak aterom plaklarinin olusmasina neden olur. Aterom plaklari parçalanabilir ülserlesebilir ya da içeriginin bir kismini damara birakabilir (ateromun ezilerek peltelesmesi). Özellikle ülserlesme durumunda dolasimdaki trombositlerin plak üzerinde birikmesiyle pihtilasma süreci baslar. Bu daha ileride pihti olusumuna ve damar tikanmasina yol açacaktir. Pihtidan kopan parçalar kan dolasimiyla tasinarak daha küçük çaptaki atardamarlari tikarlar ve ciddi sonuçlara neden olabilirler.
    Ikinci varsayima göre buraya kadar sözü edilen olaylari baslatan süreç farklidir. Arteriyoskleroz olusumunda bozuklugu baslatan etmen atardamar duyanmn iç katmanmdaki bir lezyona bagli pihtilasmadir. Baska bir deyisle iç katmandaki küçük bir lezyon burada trombositlerin birikmesine ve hastalik zincirini baslatan olagandisi pihtilasmaya neden olur. Bu durumda yaglarin damar duvarina girerek yerlesmesi nicel açidan önemli görülse de ikincil bir etkendir.


    -Hastaligin Belirtileri

    Arteriyosklerozun özgün belirtileri olmadigi vurgulanmisti. Belirtiler ancak damar lezyonlan belirginlestikten sonra ortaya çikar. Arteriyoskleroz lezyonlan olan hastalann yalniz yüzde 5- l0'unda klinik belirtiler gözlenir. Hastaliga bu nedenle "aysberg hastaligi" da denir. Daha çok büyük damarlann iki dala aynldigi noktalarda yerlesir.
    Japonlar'da Yemenliler'de ve Jamaikalilar'da arteriyoskleroz kalbe oranla beyinde daha çok görülmektedir. Arteriyoskleroz belirti verdiginde belirtiler lezyonun yeri ile iliskilidir. Bunun nedeni dokulara yeterli oksijen iletilememesi ve söz konusu bölgedeki kan dolasiminin engellenmesidir.
    Yerlesimin beyinde oldugu durumlarda görme ve konusma bozukluklanilerleyici bellek yitimi anlik bilinç yitimleri yer ve zaman kavramlannin bozulmasi kol ya da bacaklarda kas gücünün ani ve geçici olarak zayiflamasi ve son olarak da beyin trombozu gelisir.
    Hastalik kalbi tutarsa kalp kasinin kasilma gücü gelen oksijenin yetersizligi nedeniyle zayiflar. Kalpte ek atimlar (ekstrasistol) kalp atislarinin nöbet halinde hizlanmasi (paroksismal tasikardi) ve kulakçigin hizli kasilmasi (flater) gibi ritim bozukluklari görülür. Koroner damar lezyonlanna spazma yol açan refleksler de eklenirse anjinaya benzer gögüs agrilari belirir. Son asamada ise miyokart enfarktüsü gelisir.
    Arteriyoskleroz bacak damarlarini tutarsa yürüme sirasinda kramp agrilari deride kalinlasma ve rengin koyulasmasi bacaklarda isi düsmesi ve zamanla kangren gelisir.
    Son olarak böbrek atardamarlarmnin tutuldugu olgularda kan basinci yükselmesi ve böbrek islevlerinde hafif bozukluklar görülür. Böbregin küçük damarlannin da tutulmasi ile durum daha tehlikeli olabilir.

    -Yas ve cinsiyetin etkisi

    Arteriyoskleroz eriskin erkeklerde daha yaygindir. Orta yas düzeyinde erkeklerde kadinlardan daha *** görüldügü uzun süredir bilinmektedir. Menopoz sonrasmda iki cins arasmdaki fark ortadan kalkar. Kadinlarda östrojenin ve öteki esey hormonlarinin arteriyoskleroza karsi koruyucu rolü oldugu düsünülmektedir.
    Arteriyosklerozun orta yasli eriskinlerde daha yaygin olmasi gençlerde görülmeyecegi anlamina gelmez. Kore Savasi'nda ölen askerlerde yapilan otopsi incelemelerinin sonuçlanna göre arteriyoskleroz lezyonlan bu yas grubunda da oldukça yaygmdir.
    Bazi kisilerde arteriyosklerozun dogumdan hemen sonra gelismeye basladigi yolunda görüsler vardir. ABD'de 35 yasinda arteriyoskleroz kaynakli hastaliklardan ölenlerde yapilan arastirmalarda hiçbir belirti vermedigi anlasilan koroner lezyonlanna rastlanmistir.

    Kolesterol ile iliskisi

    Kolesterolün arteriyoskleroz olusumundaki etkisi önemli bir tartisma konusudur. Birkaç yil önce neredeyse kolesterol ile arteriyoskleroz özdeslestinlmisti. Daha sonra önemini belki de gereginden çok yitiren kolesterol günümüzde yeniden ele alinarak gerçek boyutlarda degerlendirilmeye çalisiliyor. Bu konuda birçok deneysel veri vardir. Deney hayvanlanna yag bakimindan zengin bir beslenme rejimi uygulaninca kan kolesterol düzeyi yükselir. Bu da arteriyoskleroz lezyonlanna yol açar. Gerçekten de arteriyoskleroz görülmeyen toplumlarda yagsiz beslenme aliskanliklari yaygindir. Bol yagli besinler tüketen toplumlarda ise bu hastalik oldukça *** görülür. Amerika'ya yerlesmis Yahudi ve Japonlar'da arteriyoskleroz sikligi Amerikalilar'la esdegerdedir. Bundan da anlasilacagi gibi hastalikta irk etkeninden çok yasam ve beslenme aliskanlildarinin önemi vardir.
    Seker hastaligi böbrek hastaligi ve ksantomatoz (nadir dogumsal bir hastalik) gibi kanda yag düzeyinin yüksek oldugu hastaliklara yakalananlarda arteriyoskleroz yaygindir. Ote yandan miyebm gibi kanm yag düzeyinin düsük oldugu hastaliklarda arteriyosklerozun görülme orani düser. Ozetle beslemne denetiminin arteriyosklerozdan korunma-da en iyi yöntem oldugu söylenebilir.

    Hipertansiyon ile iliskisi

    Yüksek tansiyon (kan basinci yüksekligi) kuskusuz arteriyosklerozu ilerleten bir etkendir. Daha önce de belirtildigi gibi Japon ve Yemenliler'de arteriyoskleroz az görülür. Ama bu kisilerin yüksek tansiyonu varsa arteriyoskleroz görülme sikligi önemli ölçüde artmaktadir.
    Yüksek tansiyon atardamar duvannda daha çok kolesterol birikmesine neden olur. Daha önce deginildigi gibi kolesterolün zedeleyici etkisi ile ortaya çikan iltihabi tepki olasi bir arteriyoskleroz nedenidir. Süreç burada tamamlanmaz. Atardamar duvarinda da kolesterol üretimi olmasi asin kolesterol birikimine yol açar. Böylece yüksek tansiyonun yalniz arteriyosklerozu artirmadigi ayni zamanda arteriyosklerozun gelisimine neden oldugu söylenebilir.
    Arastirma sonuçlanna göre atardamar duvanndaki kolesterol miktan besinlerle alinan ya da kanda bulunan kolesterol miktarindan çok yüksek tansi
    yonla ilgilidir. Gerçekten de yüksek tansiyonla arteriyosklerozun birlikte görülmesi damar hastaliklan tehlikesini çok yükseltir. Aynca arteriyosklerozun büyük damarlann esneldigini azaltarak kan basincini yükselttigi de hatirlanmalidir.
    Sismanlik ve seker hastaliginda yaglarla ilgili bozukluklar önem kazanir ve atardamarlan etkiler. Atardamar duvannda yaglar daha kolay birikir ve arteriyoskleroza giden yol açilmis olur. Arteriyoskleroz olusumunda önemli rol oynayan öteki etkenler sigara aliskanligi ve hareketsiz yasamdir.

    Hastaligin Tedavisi

    Arteriyosklerozun nedenleri bilinmediginden bu hastaliga özgü tedavi yöntemleri uygulamak olanaksizdir. Hastalann belli bir beslenme programi izlemeleri gene de önemlidir.
    Arteriyoskleroz olusumunu açiklayan kuramlar arasmda en geçerli olani hastalikla yaglar arasinda iliski kuran yaklasimdir. Bu yaklasimi destekleyen birçok veri vardir: Asin yagli besinler verilen deney hayvanlannda mutlaka arteriyoskleroz gelismektedir. Degisik çevrelerde yasayan ayni irktan bireyler beslenme aliskanliklarinda yag bakimmdan zengin besinler çogunluktaysa genellikle arteriyoskleroza yakalanirlar. Seker hastaligi ve hipotiroidizm (tiroit salgisi yetersizligi) gibi kanda yag düzeyini yükselten hastaliklar arteriyosklerozu hazirlayici etki yapar. Incelenen bütün kosullar yaglarm arteriyoskleroz olusumunda önemli bir etkisi oldugunu gösterir. Ama bu etkinin bütün boyutlan gene de açiklikla bilinmemektedir.Ilk iki veriden çikarilabilecek sonuç besinlerle alman yaglarin arteriyoskleroz olusumunda belirleyici oldugudur. Arastirmacilar bu konuda dikkatlerini iki yag bilesiginde yogunlastinr: Yag asitleri ve kolesterol.Arteriyoskleroz tedavisine hastalik klinik belirtiler vermeden önce baslamak gerekir. Tedavide beslenme aliskanliklan yeniden düzenlenir; pihtilasma önleyici ve pihti çözücü (fibrinolitik) ilaçlar aynca lipoprotein miktanni azaltarak kolesterol sentezini ve tasinmasmi önleyen ilaçlar kullanilir.
    Arteriyosklerozda cerrahi tedavi de uygulanabilir. Koroner damar ya da büyük atardamarlann arteriyoskleroz sonucunda tikandigi olgularda cerrahi girisime basvurulabilir. Günümüzde koroner baypas ameliyati ya da tikanan damarin vücuttan alman bir baska damar parçasiyla degistirilmesi gibi uygulamalar yapilmaktadir.




  10. #10
    Banlı

    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Aşkımın "KALBiNDEN"
    Yaş
    26
    Tecrübe Puanı
    0
    Mesajlar
    1,847

    Standart

    Hipertansiyon kan basincinin normal kabul edilen degerlerin üzerine çikmasi ve sebat etmesidir. Genellikle arteriol denen küçük kan damarlarinin daralmasi sonucu kanin damar duvarina daha fazla basinç yapmasiyla ortaya çikar. Bu daralan damarlardan kani geçirebilmek için kalp daha çok çalisir ve sonuçta kalp yetmezligine kadar varan problemler ortaya çikar. Ayrica yüksek tansiyon böbrek beyin ve göz damarlarinda hasarlara yol açarak bu organlarda kanama ve bozukluklara da yol açabilir.

    Kan basinci iki terimle ifade edilir: Sistolik (büyük tansiyon) ve diastolik (küçük tansiyon). Sistolik tansiyon kalbin vücuda kani pompaladigi -yani kasildigi- anki damar duvarina kanin uyguladigi basinci ifade ederken diastolik tansiyon kalbin gevsedigi anda damar duvarina uygulanan basinci ifade eder. Sistolik basincin normali 130 mmHg ve alti diastolik basincin normali ise 85 mmHg ve altidir. 140/90 mmHg degerinin üstü ise Hipertansiyon sayilir ve sebat etmesi durumunda tedaviyi gerektirir. (Tabloya bakiniz)

    Büyük kan basinci (büyük tansiyon) kaç olursa olsun küçük kan basinci (küçük tansiyon) 90 mmHg ya da daha yüksekse sistemik yüksek tansiyon söz konusudur ve tedavi edilmesi gerekir. Son istatistiklere göre normalin üst sinirina yakin küçük kan basincinin (85-89 mmHg) bile bir risk etkeni oldugu anlasilmaktadir.

    Küçük (diyastolik) tansiyonun yüksek olmadigi yani 90 mmHg'nin altinda kaldigi yalniz büyük (sistolik) tansiyonun yükseldigi durumlarda sistolik yüksek tansiyon söz konusudur. 70 yasin altindaki kisilerde küçük tansiyon 90 mmHg'nin altinda kalirken büyük tansiyon 160 mmHg ve daha yüksekse tedavi edilmesi gerekir. 70 yasin üzerinde tedaviyi baslatacak büyük tansiyon degeri 170 mmHg ve daha üstüdür.

    Hipertiroidizm aort kapak yetmezligi ve atar-toplar damar baglantilarinda büyük tansiyon yüksek olmasina karsin ilaç tedavisi gerekmez. Bu durumlarda asil hastalik tedavi edilmelidir.

    Yüksek tansiyon günümüzde hala beyin damarlarindaki tikaniklik ve kanamalar açisindan baslica risk faktörüdür. Ayrica kolesterol ve sigara aliskanliginin yani sira miyokart enfarktüsünün baslica nedenleri arasinda yer alir; kalp ve dolasim yetmezligi olan kisilerin yüzde 75'inde bu hastaliklara neden oldugu bildirilmistir. Ayrica tansiyon yükselmesinin damar duvarinda kalinlasma gibi belirgin degisikliklere yol açarak tikayici damar hastaliklari anevrizmalar ve böbrek yetmezligi gibi bir dizi doku bozukluklarina neden oldugu kanitlanmistir.

    Son 35 yil içinde yüksek tansiyonun ilaçla tedavisinde dev adimlar atilmis olmasina karsin yukarida belirtilen olgular güncelliklerini korumaktadir. Günümüzde fazla yan etkisi olmayan buna karsilik son derece etkili ilaçlar vardir. Son yillarda bu tedaviler sonucunda kan basincinin düsürülmesiyle kalp ve damar hastaliklarina yakalanma ve bu hastaliklardan ölme oraninin belirgin ölçüde azaldigi kanitlanmistir. Bu tedavilerin yüksek tansiyonlu hastalarin tedaviden sonraki yasamlari üzerindeki etkileri incelenmis ve özellikle felç kalp ve dolasim yetmezligi ile böbrek yetmezliginin ortaya çikma sikliginin azaldigi buna karsilik söz konusu ilaçlarin yüksek tansiyonlu hastada miyokart enfarktüsü yada anjina pektoris gibi kalp kasinin yeterince kanlanamamasina bagli hastaliklarin önüne geçilmesinde daha az yararli olduklari belirlenmistir.
    Hipertansiyon tanisi nasil konur?
    Tani konmasi için kan basinci; hasta yaklasik 20 dakika direndikten sonra teknigine uygun ölçülmeli ve birbirinden farkli zamanlarda yapilan üç ari ölçümde de kan basinci yüksek çikmalidir.
    Kan basinci ölçümlerinde pek çok kisitlama ve hata olasiligi vardir. Bunlarin basinda hastanin muayeneye ve hekime olan tepkisi gelir. Burada tansiyon heyecan nedeniyle tepkisel olarak yükseldigi halde kisiye yanlislikla yüksek tansiyon tanisi konur.

    Son yillarda bu yanlisliklardan kaçinmak için günlük etkinlikleri engellemeden kan basincinin otamatik olarak kaydedilmesini saglayan birçok teknik gelistirilmis ve uygulanmaya baslamistir. Böylece elde edilen 24 saatlik tansiyon degerleri yüksek tansiyon organlarda yol açtigi zararlari tansiyon aleti ile elde edilen degerlerin ortaya koymadigi kadar belirgin olarak sergiler. Bununla birlikte kan basincinin dinamik olarak monitörle izlenmesinin tani açisindan üstün olduguna iliskin bir kanit elde edilememistir. Bu nedenle bu yöntem yalniz bazi seçilmis yüksek tansiyon olgulariyla sinirli kalacak biçimde uygulanmaktadir; bunlar kan basinci *** *** degisen hastalar yüksek tansiyon ile organlardaki örselenme arasinda baglantinin tam kurulamadigi olgular *** *** tansiyonu yükselenler ile tedavi sonuçlarinin degerlendirilmesi istenen olgulardir.

    Olgularin büyük bir bölümünde dikkatli bir ölçümle yüksek tansiyon tehlikesi olup olmadigi belirlenebilir; gerekirse hasta kan basincini evde kendi kendine de ölçebilir.

    Ikincil yüksek tansiyonun nedenlerini saptayabilmek için genel bir muayene yapilmasi önemlidir. Özellikle kol ve bacak atardamar nabizlarinin kolayca alinip alinamamasi atardamarlardaki nabiz vurus siddetinin birbirinden farkli olup olmamasi böbrek atardamarinin karindan stetostopla iyiye dinlenmesi gereklidir. Ayrica idrar tahlili yapilir ve kanda üre ürik asit kreatinin sodyum ve potasyum gibi elektrolitlerin düzeyi belirlenir.

    Kan basinci normal seyreden kisiler (130/85'in alti) iki yilda bir sinirda olanlar (130/89) ise en az yilda bir check-up yaptirmalidirlar.

    Tansiyon ölçümleri mutlaka bir saglik personeli tarafindan yapilmalidir. Elektronik ölçüm cihazlari yerine basinçli ve klasik kola sarilan mansonu olan ve steteskop yardimiyla ölçümler yapilmalidir.


    Hipertansiyonun belirtileri nelerdir?
    Hipertansiyon çogu zaman belirti vermez. Bu sebeple dikkatli olmakta ve belli araliklarla ölçüm yaptirmakta fayda vardir. Özellikle ailesinde hipertansiyon hikayesi olanlar 40 yasindan yaslilar sisman kisiler seker hastalari ve gebelerin daha *** araliklarla ölçüm yaptirmalari çok faydali olur.

    Zaman zaman ense kökünde siddetli zonklayici tarzda bas agrisi bulanti-kusma burun kanamasi uyusukluk yorgunluk endise tatliya düskünlük kulak çinlamasi bulanik görme fazla idrar çikarma gibi belirtiler hipertansiyon belirtisi olabilir. Bu sikayetleri olan kisiler tansiyon ölçümü yaptirmalidirlar.
    Hipertansiyonun sebebi nedir?
    Hipertansiyonun tek bir sebebi yoktur.
    Olusum mekanizmasi bakimindan iki tür yüksek tansiyon vardir: Birincil (ya da esansiyel) ve ikincil. Birincil yüksek tansiyonun nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte hastaligin olusumunda kalitim ruhsal açidan çabuk etkilenen heyecanli kisilik sismanlik gibi bazi etkenler saptanmistir. Ikincil yüksek tansiyon asagidaki hastaliklardan sonra ortaya çikabilir: Böbrek dokusu ve böbrek atardamarlarinda yerlesen hastaliklar (akut ve kronik böbrek iltihabi polikistik böbrek) böbreküstü bezinin kabuk bölümündeki hastalik nedeniyle kortizon ya da aldesteron hormonlarinin fazla salgilanmasi sonucu görülen Cushing hastaligi ve Crohn hastaligi böbreküstü bezinin iç kisminin (medulla) tümörü (feokromositom) aortun kalpten çiktigi bölgedeki darligi kafa içi basincinin artmasi.

    Yüksek tansiyonla basinç reaksiyonu arasindaki ayrimin da yapilmasi gerekir. Yüksek tansiyon terimi kan basincinin sürekli olarak bazi sinirlarin üzerinde kaldigini belirtirken basinç reaksiyonu tansiyonun heyecanlanma ya da kan içine ilaç siringa edilmesi gibi bir uyaran nedeniyle geçici olarak yükselmesidir. Yükselmeye yol açan uyaranin etkisi kaybolunca tansiyon normale döner.
    Hipertansiyon vücuda nasil zarar verir?
    Bir kimsede arteriyol denen küçük kan damarlari herhangi bir sebeple daraldigi zaman kalp daha kuvvetli kasilarak kanin basincini yükseltir ve daralmis damardan geçmesini saglar. Bu durum tedavi edilmez ve uzun süre devam ederse degisik organlarin kan damarlarinda bozukluklar olusmaya baslar. Kanama dolasim bozukluklari ve fonksiyon bozukluklari görülebilir.

    Hipertansiyonun zamanla vücutta yol açabilecegi bazi problemler sunlardir:
    Arteriyoskleroz(Damar sertligi): Bu durum da sonuçta kalp krizi felç gibi problemlere yol açar.
    Kalp büyümesi: Sürekli yüksek basinçta kan pompalamak zorunda kalan kalbin kendi kaslari büyür ve kalinlasir bir müddet sonra da kalp yetmezligi gelisir.
    Kalp krizi
    Böbrek hasari
    Felç ve beyin kanamasi
    Görme bozukluklari
    Cinsel yetmezlik
    Mental bozukluklar
    Kimler Hipertansiyon riski altindadir?
    Aslinda herkes. Ama bazilari daha fazla risk altindadir:
    Menapoz dönemindeki kadinlar yaslilar sigara içenler sismanlar ailesinde hipertansiyon olanlar yogun stress altinda olanlar seker hastalari alkol kullananlar gebeler.
    Hipertansiyon nasil tedavi edilir?
    Belirti ve yakinmalarin az yada çok olmasina bakilmaksizin tüm yüksek tansiyonlulari tedavi etmek gerekip gerekmedigi tartismasi su çözüme baglanmistir: Küçük kan basinci 90 mmHg'nin (mm civa basinci) üstünde olan tüm hastalarin tansiyonu 85 mmHg düzeyinde tutulacak biçimde tedavi uygulanmalidir.




 

 
Künye Uyarı
Powered by vBulletin® Version 4.1.12
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0
Extra Tabs by vBulletin Hispano
Sanal Dünyanın Gerçek Ailesi
Copyright ©2007-2014 Forumuz.Net

Sosyal paylaşım platformu olan Forumuz.Net sitemizde, kullanıcılar, 5651 sayılı kanunun ilgili maddesine ve TCK'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı kaynaklı herhangi bir durumdan Forumuz.Net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimleriniz/sorunlarınız/istekleriniz ve şikayetleriniz için İLETİŞİM panelinden bizlere ulaşabilirsiniz, Forumuz.Net yönetimi en geç "3" iş günü içerisinde dönüş yapacaktır. Platformumuz; kişilik ve telif hakları korunumu, illegal paylaşım ve korsanla mücadele konusunda yetkililere yardımcı olmayı ilke edinmiştir.

aduket.net

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558