Forumuz.Net sitesine hoş geldiniz.
Sayfa 2 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
11 den 20´e kadar. Toplam 27 Sayfa bulundu
  1. #11

    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    KaYıPKeNT
    Tecrübe Puanı
    1866
    Mesajlar
    8,933

    Standart

    A'dan Z'ye Atasözleri

    C

    Cahille arkadaş olma küstürün cam kırığıyla kıçını silme kestirirsin.
    Cami ne kadar büyük olursa imam yine bildiğini okur.
    Can boğazdan gelir.
    Can çıkar huy çıkmaz.
    Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır.
    Cani yanan eşek atı geçer.
    Cinsinde olan tırnağında getirir.
    Cahile söz anlatmaktansa deveye hendek atlatmak iyidir.
    Cahilin dostluğundan alimin düşmanlığı iyidir.
    Cahille arkadaş olma küstürün cam kırığıyla kıçını silme kestirirsin.
    Cami ne kadar büyük olsa da imam bildiğini okur.
    Can boğazdan gelir.
    Can çıkar huy çıkmaz.
    Can çıkmadan ümit kesilmez.
    Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır.
    Canı yanan eşek atı geçer.

    Cahile söz anlatmak deveye hendek atlatmaktan zordur.
    Cahil kişi okuyup öğrenim görmemiş bilgisiz ve deneyimsiz kimsedir. Bu bakımdan söylenen bir sözün ne maksatla söylendiğini hangi anlama geldiğini kavramakta zorluk çeker. O ne biliyorsa doğru onlardır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın kendi doğrularından başka bir doğru kabul etmez. Öyle de inatçıdır ki deve nasıl hendek atlamamak için direniyorsa o da görüşünden vazgeçmemek için direnip durur.

    Cambaz ipte balık dipte gerek.
    Niteliği gereği hemen her varlık farklı bir yerde bulunur barınır ve iş yapar. Niteliğine uygun olmayan yerin şartları onu zor durumda bırakabilir. Dolayısıyla her kişi elde ettiği niteliklerin gerektirdiği bilgi beceri ve uzmanlık sahası içinde çalışmalı; o alanın dışındaki işlerden uzak durmalıdır.

    Cana gelecek (kaza-zarar) mala gelsin.
    Eğer bir kaza gelecek ve zarar görecekse insan canına değil malına gelsin. Çünkü kazaya uğrayan zarar gören malın tekrar kazanılması veya elde edilmesi mümkündür. Ama can için durum böyle değildir. Cana gelen felâketler silinmeyecek izler bırakır. Bir kazadan ötürü insan ölebilir sakat kalabilir dolayısıyla böylesi zararları gidermek mümkün değildir.

    Can boğazdan gelir.
    Her canlı gibi insan da beslenmek zorundadır. Bedeni için gerekli olan gıdaları ancak bu şekilde alır. İyi beslenmeyen yeterli gıdaları almayan bir vücut sağlıklı dinç ve dayanıklı olamaz; bu kimselerin güçsüz kalıp hasta olmaları da kaçınılmazdır. O hâlde insan sağlığını korumak istiyorsa iyi beslenmeye önem vermelidir.

    Can canın yoldaşıdır.
    İnsan yaratılışı gereği tek başına yaşayamaz. Bir arkadaşa bir dosta mutlaka ihtiyaç duyar. Bu gerek iş yapması gerek sorunlarını çözmesi gerekse konuşup dertleşmesi için zorunludur.

    Can cümleden aziz (dir).
    1. Bir tehlike anında insan önce kendi canını kurtarmaya başlar. O anda kendi canı diğer canlardan daha önemli olur. Kimi istisnalar hariç bu durum hemen her insanda göze çarpar. Bu da tabiî bir vak`a olarak görülür. 2. İnsanın kendisi hemen herkesten önce gelir. Her ne kadar kimi zaman özveride bulunur fedakârlıklar gösterirse de (bunun da bir yeri ve sınırı vardır) vahim konularda çıkarlar çatışmaya başlayınca kendi çıkarından asla taviz vermez.

    Can çıkmayınca huy çıkmaz.
    Huy insanın yaratılış ve ruh özelliklerinin bütünüdür. İnsanla birlikte var olmaya başlar; insan büyüdükçe huy da onun benliğine iyice yerleşir; kişiliğinin bir parçası hâline gelir. İster eğitim ister başka bir yolla olsun kişinin huyunu değiştirmek mümkün değildir; kişinin ölümüne kadar öylece devam eder.

    Canı yanan eşek attan yürük olur.
    Herhangi bir durumdan ötürü canı yanıp acı çekmiş olan kimse aynı durumla bir daha karşılaşmamak için kendisinden beklenilenin üstünde bir çaba gösterir. Öyle ki altından kalkamaz sanılan işleri bile başarır çok iyi sonuçlara ulaşır.


    Cefa çekmeyen sefanın kadrini bilmez.
    Sürekli bolluk rahatlık içinde yaşayan insanlar içinde bulundukları vefa ve mutluluğun kıymetini bilmezler. Bunu doğal bir şeymiş gibi görürler. Nasıl sağlıklı bir insan hasta olmadan sağlığın kıymetini bilmezse sefa içinde olan da darlığa ve sıkıntıya düşmeden rahatlık huzur ve mutluluğun kıymetini bilemez.

    Cennetin kapısını cömertler açar.
    Cömert kimse para ve malını esirgemeden veren eli açık olan yardım seven muhtaç kimseleri gözeten kimsedir. İslâm dini böyle kimseleri över ve onları cömert olmaya davet eder. Eğer böyle davranırlarsa; yetime kimsesize yolda kalmışa düşküne yardım ederlerse sevap işleyecekler ve öbür dünyada yaptıklarının karşılığını kat kat fazlasıyla göreceklerdir.

    Cesurun bakışı korkağın kılıcından keskindir.
    Kimi cesur insanlar kararlıdır mertlikleri ve azimleri yüzlerinden okunur. Yüz ifadeleriyle hasımlarını yıldırabilirler. Korkak insanlarda ise yürek gücü yoktur. Bu güç olmadığından ötürü kılıcı gerektiği gibi kullanamazlar dolayısıyla kılıçları keskin de olsa bir işe yaramaz.

    Cins horoz yumurtada (iken) öter.
    Kimi soylu ve değerli kimse daha bebekken eğitim çağına gelmeden kendini kimi hareketleriyle belli eder; başarılı bir insan olup yararlı işler yapacağını ortaya koyar.

    Cins kedi ölüsünü göstermez.
    Şahsiyetli soylu bir kimse sıkıntılı ve kötü durumunu başkasına göstermez ve söylemez.
    Cömert derler maldan ederler yiğit derler candan ederler.
    Bazı insanlar vardır ki övülmekten çok hoşlanırlar. Kimi çıkarcılar da böyle insanları iyi tanırlar. Onları “ne kadar cömertsin” diyerek pohpohlayıp överler; bu okşayıcı sözlere kanan kimse de malını parasını bol bol harcar; ona buna yedirir sonunda tüketir. Benzer bir şekilde ne amaç güttüğü bilinmez kimseler de kişiyi “ne kadar güçlüsün sana karşı gelemez” diye pohpohlayıp överler. Bu tip övgülerden hoşlanan kimse de böyle biri olduğunu kanıtlamak için harekete geçer; olmayacak bir dövüşe atılır bu sırada birisi çıkıp canından eder onu.




  2. #12

    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    KaYıPKeNT
    Tecrübe Puanı
    1866
    Mesajlar
    8,933

    Standart

    Ç

    Çağrılmadık yere çörekçi ile börekçi gider.
    Çıkmadık candan umut kesilmez.
    Çıngıraklı deve kaybolmaz.
    Çıngırdak bayramda satılır.
    Çiftçilik eşeğin kuyruğuna benzer ne uzar ne kısalır.
    Çingene ciğer pişirir yemeden karnını şişirir.
    Çingenenin ipini kendisine çektirirler.
    Çingeneye beylik vermişler önce babasını asmış.
    Çok söz yalansız çok para haramsız olmaz.
    Çubuk iken çıtlamayan hezen iken kütlemez.
    Çürük iple kuyuya inilmez.
    Çürük tahtaya çivi çakma.

    Çabuk parlayan çabuk söner.
    1. Bazı insanlar vardır ki bir olay karşısında çok çabuk öfkelenip kızarırlar. Ancak öfkelenip kızdıkları gibi de çabuk sakinleşirler. 2. Bazı insanlar hak etmedikleri hâlde kimi yolları kullanarak yasa ve kurallara uymaksızın önemli mevkilere makamlara çok kısa zamanda gelirler; ancak o görevin ehli o makamın adamı olmadıkları anlaşıldığında da çabucak o yerden uzaklaştırılırlar.

    Çağrılan yere erinme çağrılmayan yere görünme.
    İçinde yaşanılan toplumda sosyal ilişkiler oldukça önemlidir. Bu sebeple yapılan davetlere-çok önemli bir sebep yoksa-bir nezaket gereği olarak gitmelidir. Toplum dayanışması bakımından bu bir görevdir. Kişi çağrılmadığı yere ise gitmemelidir. Geleneğimize göre çağrılmadığı yere gitmek terbiyesizlik ve yüzsüzlüktür. Çünkü gittiği o yerde insanların rahatını kaçırabilir.

    Çalıda gül bitmez cahile söz yetmez.
    Her varlığın bir niteliği bir yapısı vardır. Gülü ancak gül ağacından alabilirsin. Bir çalının gül açması mümkün değildir. Çünkü tabiatına aykırıdır. Bunun gibi cahil kimselere de bir söz anlatmak hemen hemen mümkün değildir. Çünkü cahil kimsenin kavrayışı kıttır ayrıca inatçıdır ve bildiğinden de şaşmaz. Dolayısıyla onu yola getirmek ondan olumlu davranışlar beklemek son derece zordur; ona ne söylerseniz boşa gider.

    Çalma elin kapısını çalarlar kapını.
    Kimseye kötülük yapma kimseyi arkasından çekiştirme bu tür hareketlerden kaçın. Yoksa günü gelir benzer bir şeyi onlar da sana yaparlar ve zor durumda kalırsın.

    Çam sakızı çoban armağanı.
    İnsanlar birbirlerini sevindirmek mutlu etmek için karşılıklı hediyeleşirler. Bu hareket insanların gönüllerini okşar onları birbirlerine yaklaştırır. İnsan ne kadar yoksul olsa da böyle bir eylemde bulunmak ister. Ne var ki o varlıklı insanlar gibi değeri yüksek armağanlar veremez. Onun armağanı küçük bir şeydir. Ama taşıdığı değer büyüktür. Davranışı da soylucadır.

    Çanağa ne doğrarsan kaşığına o çıkar.
    İnsan harcadığı çabanın başkalarına gösterdiği tavrın karşılığını ileride görür. Bir işte ne kadar hazırlık yapmışsa o kadar verim alır. İnsan diğer ilişkilerinde de böyledir. İyilik yapan iyilik kötülük yapan kötülük bulur.

    Çanakta balın olsun arı Bağdat`tan gelir.
    Elindeki malın iyi ve değerli ise müşteri bulmakta güçlük çekmezsin. Öyle ki nerede olursan ol alıcılar çok uzakta da olsa gelip seni bulurlar.

    Çarşı iti ev beklemez.
    Boş gezen şurada burada dolaşan hiç ciddî bir iş yapmayan ve aylaklığı alışkanlık edinenler düzenli bir iş yapmaya gelemezler. Çalışmaktan hoşlanmadıkları gibi kolay kolay disiplin altına da girmezler.

    Çatal kazık yere çakılmaz.
    Bir işe çok başlılık zarar verir. Çünkü her kafadan bir ses çıkar. Bir o yana biri bu yana çeker. Dedikleri birbirini tutmadığı için iş bir türlü ortaya gelemez. Yapılmamış olarak öylece kalakalır.

    Çıkmadık candan umut kesilmez.
    1. İnsanların ölüm ve dirimi Yüce Allah`ın takdirine bağlıdır. Bu bakımdan eceli gelmeyen kimsenin ölümcül hâlde de olsan canı çıkmadığı sürece iyileşeceğinden umut kesilmez. 2. İşlerimiz içinde durum böyledir. Kötü giden felâkete uğrayan işlerin yok olma kertesine gelmiş de olsa düzelmeyeceğini kim söyleyebilir? Yüce Allah`tan hiçbir durumda umut kesilmez.

    Çıngıraklı deve kaybolmaz.
    Kimi kişiler vardır ki nerede olurlarsa olsunlar onlar bazı özelliklerini koruyarak kendilerini belli ederler. Bir yol bulup toplum içinde yitip gitmelerini önlerler.

    Çiftçinin ambarı sabanın ucundadır.
    Çiftçi geçimini toprağı ekerek sağlamaya çalışan kimsedir. Bu bakımdan toprağı zamanında ve iyi sürmeli tohumunu zamanında ekmelidir. Eğer bu işlerini zamanında ve lâyıkıyla yapmazsa iyi verim alıp ambarlarını dolduramaz; başkasına muhtaç olup kapı çalar hâle gelir. Hemen her işte durum aynıdır. İyi sonuç almak isteyen kişi işini zamanında ve iyi yapmalıdır.

    Çiftçiye yağmur yolcuya kurak; cümlenin muradını verecek Hakk.
    İnsan ne ile uğraşıyorsa onun yararına bir sonuç vermesini ister. Çiftçinin iyi ürün alabilmesi için yağmura ihtiyacı vardır. Bir kimse de güzel ve sıkıntısız bir yolculuk yapabilmek için kurak havayı ister. Görüldüğü gibi birinin istediği şey diğerinin zararınadır. Ancak sonucu yine Yüce Yaratan belirler. O nasıl takdir etmişse öyle olur kime neyi nasip etmek isterse o gerçekleşir.

    Çingene çingeneye çatmadıkça kasnak boynuna geçmez.
    Kişilerin ne kadar cahil görgüsüz ve bayağı oldukları ilk bakışta anlaşılmaz. Ta ki kendi ayarlarında bir kişiyle karşılaşıp kavga edene dek. O zaman gerçek kişilikleri ortaya çıkar.

    Çingeneden çoban olmaz Yahudi`den pehlivan.
    Her kişinin ayrı bir karakteri vardır soyu sopu farklıdır. Yetişmesi bilgi ve becerisi doğrultusunda yapacağı işleri de birbirine uymaz. Çobanlık öyle sanıldığı gibi kolay bir iş değildir; önce sabır ve sorumluluk sonra sözünde durma ve bir yere bağlanıp kalmak ister. Çingenede ise bu hasletler bulunmaz bunun için de çobanlık yapamaz. Benzer şekilde pehlivanlık da cesaret yürek ve mertlik ister. Oysa Yahudi tam tersine korkaktır bu yüzden pehlivanlık yapamaz.

    Çingeneye beylik vermişler önce babasını asmış.
    Sorumsuz bayağı ve soysuz kimse eline bir yetki ya da imkân geçince mizacının gereğini yerine getirir. Öyle ki değil yabancılara en yakınlarına bile kötülük yapmaktan çekinmez. Ve işe başladığını böyle belli eder.

    Çirkefe taş atma üstüne sıçrar.
    Şerli etrafa kötülük saçıp duran kimselerden uzak dur; zorunlu olmadıkça onlara çatma söz atma. Çünkü onlar bir kötülük yapmak için fırsat kollarlar. Böyle bir fırsatı onlara verirsen onların kötülükleri sana bulaşır kirlenir ve zararlı çıkarsın.

    Çivi çıkar ama yeri kalır.
    Birine yaptığımız kötülüğü ne denli gidermeye çalışırsak çalışalım yeni de o kötülüğün bir izi ve hatırası kalır. Bunun için kimseyi incitmemeye kırmamaya gayret edelim.

    Çivi çiviyi söker.
    Güçlü bir şeyin etkisine en az kendisi kadar güçlü bir başka şeyin etkisiyle karşı konabilir.
    Çobana verme kızı ya koyun güttürür ya kuzu.
    1. Kararını vermeden önce iyi düşün. Kızını vereceğin kimse ne işle ilgileniyorsa kızın da o işle ilgilenmek zorunda kalacaktır. 2. İncelikli hassasiyet gerektiren bir işi o işten anlamayan birine teslim etme. Kabalığı beceriksizliği dikkatsizliği yüzünden işi berbat edebilir.

    Çobansız koyunu kurt kapar.
    1. Elindeki nesneleri kaybetmek birine kaptırmak istemiyorsanız gereken önlemleri alıp koruyunuz. 2. Yöneticisi ve koruyucusu bulunmayan başsız kalan toplum onun bunun saldırısına uğrar; sonunda dağılıp çözülür.

    Çocuğa iş buyuran ardına kendi düşer (Çocuğa iş ardına sen düş/ Çocuğu işe sal ardınca sen var).
    Çocuk gerek yaşı gerek bilgi ve becerisi sebebiyle kimi işlerin altından kalkamaz. Çocuğa yapamayacağı üstesinden gelemeyeceği belli bir sorumluluk gerektiren işi yükleyen kimse bunun farkına vardığı anda onun arkasından gitmek ve işle ilgilenmek zorunda kalır.

    Çocuğun bulunduğu yerde dedikodu (gıybet) olmaz.
    1. Çocuk bir sözün nereye varacağını bilmez. Onun için sözün gizlisi ya da saklısı da olmaz. Duyduğunu hiç umulmadık bir anda ve yerde lâf olsun diye söyleyip başkalarına aktarabilir. Bu korkuyla çocuğun bulunduğu yerde başkasını çekiştirme olmaz dedikodu yapılmaz. 2. Çocuğun bulunduğu yerde dedikodu olmaz. Çünkü herkes çocukla meşgul olur oyalanır ve dedikoduya fırsat bulamaz.

    Çocuğun yediği helâl giydiği haram.
    Çocuğun sağlıklı dinç ve güçlü olması için iyi beslenmeye ihtiyacı vardır. İyi beslenmeyen çocuk kimi hastalıkların pençesine kolayca düşebilir ve sağlıklı bir gelişim gösteremez. Bu bakımdan onun gelişip büyümesi iyi beslenmesi için ne kadar para harcansa yerindedir. Ancak giyim için yapılan hesapsız harcamalar doğru değildir. Çocuk giydiği elbisenin kıymetini bilemez hor kullanır kirletir ve paralar. Ayrıca gittikçe büyüdüğü için bugün kullandığını yarın da kullanamaz. Bu sebeple gerekli olan dışında çocuğu pek pahalı giysilerle donatmak yanlıştır.

    Çocuk büyütmek taş kemirmek.
    Çocuk büyütmek büyük fedakârlık ister. Çünkü anne_baba çocuğu büyütmek için türlü zahmetler çeker büyük emek verirler. Gerek yeme ve içmeleri gerek eğitimleri için ellerinden geleni yapıp olmadık zorluklara katlanırlar.

    Çocuk doğmadan kaftan biçilmez.
    Bir iş henüz ortaya çıkmadan bir neticeye varmadan kimi hazırlıklara girişmek onun hakkında yorum yapmak yanlıştır. Önce iş ya da olay netleşmeli ne olup olmadığı anlaşılmalı sonra hazırlık yapılmalıdır.

    Çocuk düşe kalka büyür.
    Hemen her çocuk emeklemeye yürümeye başladığı zamanda sık sık düşüp şurasını ya da burasını incitebilir. Bu durum son derece doğaldır. Anne_baba bunun için kaygı duymamalıdır.

    Çocuktan al haberi.
    1. Çocuk gizlilik kavramından haberdar değildir. Dolayısıyla duyduğu şeyi kolayca başkalarına söyleyebilir. Bunun yanlış olduğunu da düşünemez. Bu sebeple başkasının duyması istenmeyen sır olarak kalması gereken şeyleri çocuğun yanında konuşmaktan kaçınılmalıdır. 2. Çocuklar yaşları gereği yalan dolan nedir pek bilmezler. Kendilerine sorulan bir şeyi bildikleri ve tanık oldukları bir olayı duydukları bir sözü olduğu gibi anlattıkları çarpıtmadıkları için haberin doğrusu çocuklardan alınır.

    Çoğu zarar azı karar.
    Her şeyin bir ölçüsü ve bir sınırı vardır. Bunları ihlâl eden aşan aşırıya kaçan insan zararla karşılaşır. Böyle bir sonuçla karşılaşmamak için en uygun ölçü olan “karar” sınırında kalınmalı öteye gidilmemelidir.

    Çok arpa atı çatlatır.
    At arpayı çok sever ama ölçüyü kaçırıp da gereğinden fazla yerse zararını hemen görür. Bunun gibi her işte de bir ölçü vardır ölçüyü kaçırıp işte aşırı gitmek zararımıza olur.

    Çok bilen çok yanılır.
    Bir insan çok bilgi sahibi olabilir. Ama bu demek değildir ki her şeyin mahiyetini biliyor. Onun da bilmediği inceliğini kavramadığı pek çok şey vardır. Bu bakımdan bilgisi sebebiyle bir insan kendisine güvenip öyle olur olmaz şeylere karışmamalıdır. Yoksa yaptığı bir hareket söylediği bir söz fark etmediği bir durum onu yanılgıya düşürüp zor durumda bırakabilir.

    Çok gezen çok bilir.
    Bilgi edinmenin çeşitli yolları vardır. Bunlardan biri de gezip görerek öğrenmedir. İnsanlar gezdikleri yerlerde gördükleriyle ilgili pek çok bilgi edinirler. Ne kadar çok yer gezerlerse bilgileri de o kadar çok artar; bu yolla bildikleri üzerine bilgi katarlar bilgi dağarcıklarını zengin kılarlar.

    Çok havlayan köpek ısırmaz.
    Bilinen şu ki bağırıp çağıran yapacağı kötülüğü açıkça söyleyen sözleriyle karşısındakini korkutmaya çalışan kimse saldırıda bulunamaz; istese de bunu yapamaz. Bunun aksine sesini çıkarmayıp sinsice hareket edenler tehlikelidirler. Onlar yapacaklarını yapıp gösterirler.

    Çok koşan (seğirten) çabuk (tez) yorulur.
    Hemen her işte sağlıklı sonuca ulaşmak dengeli çalışmakla mümkündür. İnsanın gücü bellidir. Gücünün üstünde çalışır aşırı çaba gösterirse çabuk yorulur; yorgun düşer dolayısıyla sonuca da geç ulaşır. Gücünün üstüne çıkmadan kendisini çok yormadan çaba harcayanlar hem sürekli çalışırlar hem de sonuca daha kolay ulaşırlar.

    Çok söyleme arsız olur aç koyma hırsız olur (Aç bırakma hırsız olur çok söyleme arsız olur).
    Yönettiğin eğittiğin koruduğun kimselere aşırı ölçüde söylemek ardı arkası kesilmeyen buyruklar vermek eleştirilerde bulunmak sözlerinin gücünü kırıp tesirsiz bırakabilir; dolayısıyla o kimseler yüzsüz ve söz dinlemez olurlar. Benzer bir şekilde bu kimseleri aç da bırakma haklarını ver; gerek yiyecek gerek para bakımından bir sıkıntıya düşürme; yoksa onları kötü yola iter hırsızlığa sevk edersin.

    Çok yaşayan bilmez çok gezen bilir.
    İnsanın bilgisi yaşıyla ölçülemez. Uzun bir ömür süren ama çevresinden hiç ayrılmayan kimselerin bilgileri de sınırlıdır. Oysa çok gezen çok yer gören kimseler daha bilgilidirler. Çünkü onlar gördükleri yerler hakkında ayrı ayrı bilgiler edinmişler ve bilgi dağarcıklarını zenginleştirmişlerdir.

    Çürük tahta çivi tutmaz.
    1. Gerçek niteliğini yitirmiş aslı bozulmuş eskimiş işe yaramaz bir hâle gelmiş bulunan bir şeyi ne kadar uğraşırsak uğraşalım faydalanabilecek bir duruma getiremeyiz. 2. Şahsiyetini yitirmiş soyluluğu kalmamış kaypak ve güvenilmez kimselerle bir işe girişilemez. Bu gibi kimselerle kurulacak ilişkilerin sonu hüsranla biter.




  3. #13

    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    KaYıPKeNT
    Tecrübe Puanı
    1866
    Mesajlar
    8,933

    Standart

    D

    Dağ başına harman yığına yel alır odada savurma sel alır.
    Dağ diye dangırdama dağın kulağı vardır.
    Dağda gezen kurdu görür.
    Dağdan yayılan gölden sulanır.
    Dağına göre kış olur.
    Damdan düsenin halinden damdan düsen bilir.
    Dan din desen oynar.
    Danışan dağı asmış danışmayan düz yolda şaşmış.
    Davacısı kadı olanın yardımcısı Allah olsun.
    Davul bile dengi dengine çalar.
    Davulu görür oynar mihribanı görür ağlar.
    Dede çağla yese torunun dişi kamaşır.
    Dediğim dedik çaldığım düdük.
    Değirmen iki tastan muhabbet iki bastan.
    Dek duranın devesi ölmez.
    Deli deliyi görünce değneğini saklar.
    Deli dersin deli veli dersin veli olur.
    Deli ile devletli bildiğini işler.
    Deli ineğin akilli buzağısı olmaz.
    Deli deliden hoşlanır.
    Deli deliyi görünce değneğini saklar.
    Deliyle çıkma yola ya sağa saparsın ya sola.
    Demir nemden insan gamdan cürür
    Demirden korkan trene binmez.
    Dert ağlatır âşık söyletir.
    Dert derdi acar.
    Dert saklayınca kalır.
    Deveye oyna demişler dokuz kazan süt devirmiş.
    Deveye sormuşlar: “Neden boynun eğri?’’ Nerem doğru ki? Demiş.
    Deveye “inişi mi seversin yokuşu mu” demişler “Düz yere kıran mı girdi?” Demiş.
    Deveyi hendekten atlatan bir tutam ottur.
    Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.
    Dibi görünmeyen kaptan su içilmez
    Dibi görünmeyen kuyudan su içilmez.
    Dilencinin torbası dolmaz
    Dileyen Leylasını da bulur Mevlasını da.
    Dilim dilim dilim etti benim dilim.
    Dilim senden çektiğim zulüm.
    Dilin kendi küçük cürümü büyüktür.
    Dirlik olmayan yerde varlık olmaz.
    Dişini gösteren it ısırmaz.
    Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
    Doğruluk minarede kalmış.
    Domuzu vurmuşlar kanı ormana yayılmış.
    Dost yoluna post olmalı.
    Dostluk başka alışveriş baksa.
    Dönen değirmenin ağzına necaset atılmaz.
    Döven öküzünün ağzı bağlanmaz.
    Düğün olur iki kişiye tasası düşer deli komşuya.
    Düşenin dostu olmaz
    Düşmez kalkmaz bir ALLAH.
    Düşünmeden çis yapmaya oturan çömüdü çömüdü taş atar.
    Damlaya Damlaya göl olur.

    Dağ başı dumansız olmaz.
    Tabiatları gereği dağ başları genellikle dumanlı olur. Nasıl dağ başlarından duman eksik olmazsa toplumda yüksek mevkilere makamlara çıkan ve sorumluluk alan kimselerin başında da dert eksik olmaz.

    Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur.
    İnsanlar gezen dolaşan hareket eden varlıklardır. Bir yerden kalkıp başka bir yere gidebilirler. Arkadaşlar dostlar tanıdıklar birbirlerinden ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar günün birinde bir yerde karşılaşabilirler; hatta hiç karşılaşmayacaklarını sanan insanlar dahi birbirlerine kavuşabilirler.

    Dağ ne kadar yüce olsa yol (onun) üstünden aşar.
    1. Güçlünün daha güçlüsü yetkilinin daha yetkilisi yönetilmez sanılanın bir yöneteni vardır. 2. Çözümü güç meselelerin yenilmesi imkânsız gibi görünen zorlukların da üstesinden gelinebilecek bir yol vardır. Yeter ki gerekli azim sabır ve cesaret gösterilsin yılgınlığa düşülmesin.

    Damlaya damlaya göl olur.
    Her çok azdan olur. Küçük ve önemsiz şeyler birikerek büyük şeyleri meydana getirirler. Bunun için küçüktür azdır önemsizdir deyip hiçbir şey hor görülmemelidir; bunların önemi bilinmeli çarçur edilmemelidir.

    Danışan dağı aşmış danışmayan (-ın) yolu şaşmış.
    Kimi meseleler vardır ki insanın onu tek başına halletmesi mümkün değildir. Bu durumda yapacağı tek şey bilmediği şeyler hakkında uzmanlara başvurmak ve onlardan bilgi almaktır. Bu durumda işleri kolaylaşacak güçlükleri zorlanmadan yenecektir. Aksine hareket etmek bilene sorup danışmaktan kaçmak işleri zorlaştıracak insanı çıkmazın içine itecektir.

    Darı unundan baklava incir ağacından oklava olmaz.
    Her işin kendine has araç ve gereci vardır. O işten sağlıklı bir sonuç alınmak isteniyorsa uygun olan araç ve gereç kullanılmalıdır. Kötü uygun olmayan araç ve gereçlerle iyi bir şey kaliteli bir ürün alınamaz.

    Davul dengi dengine çalar.
    Bir işte çalışacaklar dostluk ve arkadaşlık kuracaklar özellikle de evlenecek olanlar her bakımdan (zenginlik makam alışkanlık karakter vb.) kendilerine uygun kimseleri seçmelidirler. Aksi takdirde kısa zamanda anlaşmazlıklar başlar kurulan ilişkiler bozulur.

    Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
    İçindekilere hiç tat vermeyen onları rahatsız eden kimi işler vardır ki uzakta olanlara kolay hoş ve sevimli gelir. Ne zaman ki işin içine girerler işte o zaman gerçeği görüp yanıldıklarını anlarlar.

    Değirmen iki taştan muhabbet iki baştan.
    Birlikte iş görmek birlikte yolculuk etmek birlikte yaşamak isteyen karı-koca gibi insanlar arasında öncelikle bir uyumun olması şarttır. Bu uyum da karşılıklı saygı ve sevgi temeline dayanır. Tek taraflı sevgi ve saygı uyumu sağlamaya yetmez ortada düzen diye bir şey kalmaz kurulan beraberlikten de hayır gelmez.

    Deli deliden hoşlanır imam ölüden.
    Kişiler her bakımdan (mevki yaş fikir duygu eğitim v.b.) kendilerine benzeyen uygun olan ya da yarar yağlayabilecekleri kimse ve şeylerden hoşlanıp onlara yaklaşırlar.

    Deli ile çıkma yola başına getirir (gelir türlü) belâ.
    Kavrayışı kıt akılsız aşırı davranışları olan kimselerle ne işe girilir ne de yolculuk edilir. Buna kalkışan başına türlü dertler alır çok zarar görür.

    Deliye her gün bayram.
    Aklı kıt kavrayışı az sorumluluk nedir bilmeyen hiçbir şeyi kendisine dert edinmeyen istediği işi yapıp istediği yerde dolaşan ne kazanıp ne kaybettiğinin farkında olmayan kişinin hâli tıpkı bir delinin hâli gibidir. Onun için günlerin birbirinden farkı yoktur hemen her gününü bayram neşesi içinde geçirir.



    Konu ~|Giяℓ_ℓéé|~™ tarafından (12-06-2008 Saat 10:41 ) değiştirilmiştir.

  4. #14

    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    KaYıPKeNT
    Tecrübe Puanı
    1866
    Mesajlar
    8,933

    Standart

    Demir nemden insan gamdan çürür (Duvarı nem insanı gam yıkar).
    Bir demirin paslanıp niteliğini kaybetmesine nasıl nem sebep oluyorsa bir insanın yıpranmasına çöküntüye uğramasına için için erimesine harap olmasına da üzüntü sıkıntı ve çeşitli dertler sebep olur. Bu bakımdan insan her olur olmaz şeyi kendisine dert edinmemelidir.

    Demir tavında dövülür.
    Demirin istenilen biçime sokulabilmesi çekiçle dövülüp işlenebilmesi için önce ateşte ısınıp kızarması yumuşaması gereklidir. Bunun gibi her işin yapılması o işten iyi netice alınması için de en uygun zamanı kollamak ve bundan yararlanmak gereklidir.

    Denize düşen yılana sarılır.
    Son derece tehlikeli bir durumla karşı karşıya gelen çaresiz kalan kurtuluş için bir çıkar yol bulamayan kişi bu kötü durumdan kurtulmak için her türlü yola başvurur. Öyle ki en tehlikeli şeylere bile sarılmaya çalışır onlardan yardım bekler. Çünkü hiçbir tutar seçeneği kalmamıştır.

    Derdini söylemeyen derman bulamaz.
    Her derdin müşkülün güç ve sıkıntının altından insanın tek başına kalkması mümkün değildir. Böyle kötü bir durumda bulunan kişi içinde bulunduğu bu durumu kendisine yardımı dokunacak kimselere yakınlarına açmalıdır. Derdine ancak bu şekilde çare bulabilir sıkıntılarından kurtulup rahatlayabilir.

    Dertsiz baş (kul) olmaz.
    Hemen herkesin az veya çok bir derdi vardır. Dertsiz insanın düşünülmesi mümkün değildir. İnsan bunu bilmeli ve karamsarlığa kapılmadan dertlerini azaltmaya çalışmalıdır.

    Dervişin fikri ne ise zikri de odur.
    Bir insan ne düşünüyor gönlünden ne geçiriyorsa bunu hareket ve sözleriyle belli eder; açığa vurur. Devamlı kafasında ve gönlünde taşıdıklarının gündemde kalmasını ister.

    Destursuz bağa girilmez (gireni sopa ile kovarlar).
    İzin alınmadan girilmeyecek bir yere girmeye yapılmayacak bir işi yapmaya kalkan kimse bunun cezasını fazlasıyla çeker.

    Deveden büyük fil var.
    Hiçbir insan sahip olduğu makamın büyüklüğü elindeki yetki ve imkânların genişliği ile övünmemeli bunlara sırtını dayayarak büyüklenmemeli kimseyi hor görmemelidir. Çünkü ondan büyüğü ve üstünü her zaman vardır.

    Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.
    Tamah açgözlülük insanı küçük çıkarlar peşinde koşturur; onu tehlikelere iter felâketlerle karşı karşıya bırakır ve zarar görmesine yol açar.

    Devletin malı deniz yemeyen domuz.
    Kimi vatan haini rüşvetçi menfaatçi kimseler soygunculuğu kural edinmişlerdir. Bunlara göre devletin malı çalıp çırpmakla yemekle tükenmez; bir yolunu bulup da bu maldan aşırıp yararlanmayandan daha budala kim olabilir.

    Dibi görünmeyen suya girme.
    İç yüzünü iyi bilmediğin anlamadığın öğrenmediğin bir işe girişme; yoksa tehlikeye düşüp zararlı çıkabilirsin.

    Dikensiz gül olmaz.
    Hoşumuza giden bizi sevindiren fayda temin ettiğimiz hemen her güzel şeyin kusurlu eksik ve kötü bir yanı da bulunabilir. Eğer bunları elde etmek istiyorsak hoşa gitmeyen ve bize sıkıntı veren bu yanlarını da hoş görmeliyiz.

    Dilim seni dilim dilim dileyim başıma geleni senden bileyim.
    İnsanların başına kimi felâketler sıkıntılar da çok kez dilleri yüzünden gelir. Dilini tutmayan ne zaman ve nasıl konuşacağını bilmeyen insanların başlarına belâ geldiği ve bu yüzden pişmanlık duydukları çok görülmüştür.

    Dilin cismi küçük cürmü büyük.
    Konuşma organımız olan dil küçük hacimli bir nesnedir. Küçük olmasına küçüktür ama büyük suçlar onunla işlenir. Kimi zaman sarf ettiği kötü sözler insanın başını belâya sokup felâketini hazırlayabilir.

    Dilin kemiği yok.
    Dil kolayca her yana dönebilir. Bu özelliğe sahip olan dilde her türlü kelimeler de kolayca çıkar; insan doğru olmayan birbiriyle çelişkili sözleri söyleyebilir; önce söylediğini sonra inkâr edip başka şekle çevirebilir.

    Dinsizin hakkından imansız gelir.
    Acımasız kötü insafsız ve ahlâksız bir kişinin hakkından ancak ondan daha kötü bir kişi gelebilir.

    Doğmadık çocuğa kaftan (don) biçilmez.
    Daha ihtimal dahilinde olan henüz ne olacağı belli olmayan ele geçmeyen ortaya çıkmayan bir şey için önceden hazırlık yapmak ve kesin karar vermek doğru değildir. Çünkü beklediğimizin aksine bir durumla karşılaşıp zarar görebiliriz.

    Doğrunun yardımcısı Allah`tır.
    Hak ve adaletten kopmayan işlerinde doğruluktan ayrılmayan kişiye Yüce Allah her zaman yardım eder.

    Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
    Özellikle çıkarlarını düşünen insanların çoğaldığı fedakârlığın azaldığı yerlerde yalan dolan hile ahlâksızlık artar ve insanlar iki yüzlü olurlar. Böyle bir ortamda doğru sözlü olan sözünü esirgemeyen ve sakınmadan herkesi eleştiren kişiyi kimse sevmez. Herkes onu kınar yanından ve yöresinden uzaklaştırmaya çalışır. Çünkü bu kişi doğru sözleriyle ahlâksızlık üzerine bina edilmiş menfaat düzenini bozmaya çalışır ve çok kimseyi rahatsız eder. Dolayısıyla çıkarları zedelenen kusurları yüzüne söylenen ikiyüzlülükleri yüzlerine çarpılan insanlar tarafından hor görülüp kovulurlar.

    Doğru söz (ağıdan) acıdır.
    Kimi insanlara (özellikle yalancı çıkarcı ahlâkı bozuk) kusurlarını yanlışlarını düzensizliklerini yolsuzluklarını ortaya çıkaran sözleri yüzüne karşı söylemek çok acı gelir. Çünkü çoklukla bu tür insanlar ya açıklarının ortaya çıkmasını istemezler ya da doğru sandıkları hareketlerinin yanlış olduğunu kabul etmezler.

    Dokuz at bir kazığa bağlanmaz.
    1. Her tedbir tehlikenin büyüklük oranı düşünülerek alınmalıdır. Gücü büyük olan tehlikelere küçük ya da zayıf tehlikelerle önlenemez. 2. Bir işin başına birbiri ile anlaşması mümkün olmayan birden çok yetkili kimse getirilmemelidir. Çünkü her biri bir yana çeker anlaşamaz ve birbirlerine düşerler. İşi aksatıp geciktirirler.

    Dolu bardak su almaz.
    Bilinmeli ki her insanın kaldıracağı taşıyacağı bir yük vardır. Eğer bu yükten fazlası kendisine yüklenir ve taşıması istenirse verimli bir sonuç da umulmamalıdır. Çünkü gücünün üstündeki bir yükün altından yıkılıp kalması çöküp ezilmesi kaçınılmazdır. Bu bakımdan her kişiye ancak yapabileceği bir işi yüklemek lâzımdır.

    Dolu küpün sesi çıkmaz.
    Bk. “Boş fıçı çok langırdar.” Domuz derisi post olmaz eski düşman dost olmaz.
    İslâm dinine göre domuzun her şeyi pistir. Eti haramdır beslenmesi yasaktır. Bu nedenle onun derisi de kullanılamaz. Üstünde namaz kılınamadığı gibi oturulamaz da. Eski düşman da domuz derisi gibidir. Ne kadar iyi niyet beslerse beslesin yakınlık gösterirse göstersin ona güvenilemez; dostluğuna inanılamaz. Hiç ummadığımız bir zamanda bize kötülük yapabilir. Çünkü kolay kolay düşmanlık duyguları silinmez.

    Dost acı söyler.
    Dost sevilip güvenilen yakın arkadaş gönüldaş iyi görüşülen kimsedir. Dostlar hiçbir çıkar kaygısı gütmeden yaklaşırlar insana. Düşman kimselerin aksine insanın iyiliğini isterler. Sevinci paylaştıkları gibi üzüntüyü de paylaşırlar. Bu bakımdan dostlarımız olanlar eksikliklerimizi kusurlarımızı yanlışlıklarımızı yüzümüze karşı söylemekten çekinmezler. Bizi memnun etmek için değil doğruyu göstermek için konuşurlar. Amaçları bizi düzeltmek acı da olsa gerçeği yüzümüze söylemektir. Bu bakımdan iyiliğimiz için söyledikleri sözlerden ötürü onlara kırılmamalıyız.

    Dost başa bakar düşman ayağa.
    Temiz giyinip kuşanmak hem dost hem de düşman için oldukça önemlidir. Bu durum başımızı yukarıda görmek isteyen dostlarımızı sevindirecek ayağımızın kaymasını bekleyen düşmanlarımızı da kahredecektir.

    Dost dostun eyerlenmiş atıdır.
    Hakikî dost dostunun en sıkışık zamanında yardımına koşmaya hazır durumda bekler.

    Dost ile ye iç; alış veriş etme.
    Her türlü alış verişin temelinde çıkar yatar. Dolayısıyla çıkarların çatıştığı yerde tatsızlıkların baş göstermesi giderek de dostluğu bozması mümkündür. O hâlde dostluklarını sürdürmek isteyen kimseler birbirleriyle alışveriş yaparken ya çok dikkatli olmalı ya da alışveriş yapmaktan mümkün olduğunca kaçınmalıdırlar.

    Dost kara günde belli olur.
    Varlıklı iyi güzel ve mutlu günlerimizde bizimle dostluk kuran arkadaşlık eden yanımızdan ayrılmak istemeyen çok olur. Herkesin mutluluktan bir pay almaya çalıştığı böyle günlerimizde etrafımızdaki bu kişilerin hepsine gerçek dost diyebilir miyiz? Kuşkusuz hayır. Bu ancak işlerimizin kötü gittiği üzüntülerimizin arttığı felâketlerin bizi boğmaya çalıştığı günlerimizde belli olur. İyi ve mutlu günlerimizde olduğu gibi bizi kara günlerimizde de yalnız bırakmayan sıkıntılarımızı paylaşan kişiler gerçek dostlarımızdır.

    Dostluk başka alış veriş başka.
    Alış verişin temelinde çıkar dostluğun temelinde ise fedakârlık yatar. Bunu bilip dost kalmak isteyenler alış verişlerini arkadaşlık ilişkisinden ayrı tutarlar. Bu kişiler arasındaki dostluk birinin ötekine fedakârlık yapmasını gerekli kılmaz.

    Dostun attığı taş baş yarmaz.
    Dostun acı sözünden veya sert davranışından bize kötülük gelmez. Biliriz ki onun bu yaptığı bizim iyiliğimiz içindir.

    Duvarı nem insanı gam yıkar.
    Bk. “Demir nemden insan gamdan çürür.”

    Dünya malı dünyada kalır.
    Mal varlık servet insanın hoşuna gidecek durum ve şartların bütünü bu dünya içindir. İnsan bunların hiçbirini öldükten sonra öbür dünyaya götürecek güçte değildir. Öbür dünyaya götüreceği ise iyilik ya da kötülükleridir. Bu bakımdan dünya malına fazla tamah etmemeli kendisini sıkıntıya sokmamalı gerek kendisi ve gerekse başkaları için malını harcamaktan kaçınmamalıdır.

    Dünya Sultan Süleyman`a bile kalmamış.
    Peygamber Hz. Süleyman aynı zamanda büyük ve zengin bir hükümdardı da. İnsan cin hayvan ve rüzgâr bile Allah`ın izniyle onun hükmüne tâbi idi. Ancak o bile bu eşsiz egemenliğine rağmen ölümden kurtulamadı öbür dünyaya gitti. O hâlde ibret alınmalı bu dünyaya tamah edip bel bağlanmamalıdır.

    Dünya tükenir yalan tükenmez.
    Dünyada yalancıları saymak mümkün değildir. Yalancıların çokluğu yalanın hemen her yerde barınmasına imkân hazırlamıştır. Yalanın ortadan kalkması insanların yalan söyleme alışkanlıklarından vazgeçmeleriyle mümkündür. Ancak bu da çok zordur dolayısıyla yalan sürüp gidecektir.

    Düşenin dostu olmaz hele bir yol düş de gör.
    Zenginliğini makamını itibarını kaybeden ve bir felâketle karşılaşan kişinin etrafında kimse kalmaz; iyi güzel ve mutlu günlerin dostları birer birer kaybolur; çünkü çıkar sağladıkları kaynak kurumuştur. Bunun böyle olduğunu ise ancak bu duruma düşen bilir.

    Düşman düşmana rahmet (gazel yasîn) okumaz.
    Hiçbir zaman düşmandan bir yakınlık yumuşama ve bir iyilik umulup beklenmemelidir. O eline fırsat geçse kötülüklerin en beteriyle üstünüze yürür.

    Düşmez kalkmaz bir Allah.
    Hayatta hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Hemen her şey değişip hâlden hâle girer. Sağlıklı bir insan hastalanabilir zengin de yoksul düşebilir. Küçük imkânlar içinde olanlar büyük imkânlara kavuştukları gibi büyük imkânlar içinde olanlar da ellerindekini yitirebilirler. Olumlu ve olumsuz tüm değişmelerin dışında kalan sadece Yüce Allah`tır. Bu bakımdan insan kendini büyük görmemeli elindeki imkânların sürekli varolacağını düşünüp de kibirlenmemelidir

    E

    Ecel geldi baş ağrısı bahane.

    Eceli gelen it cami duvarına işer.

    Eceli gelen köpek cami duvarına siyer.

    Ekmeden biçmek Allah’a mahsustur.

    Ekmeği ekmekçiye ver bir ekmek de üste ver.

    El adama akıl verirde ekmek vermez.

    El adamı var sever er adamı sağ sever.

    El adamın düşünü azdırır ama çimecek su vermez.

    El adamın düşünü azdırırda suyunu ısıtmaz.

    El ağzına bakan avradını tez boşar.

    El atına binen çabuk iner.

    El ayranı ciğer soğutmaz.

    El elden üstündür

    El eli yur el de döner yüzü yur.

    El elin aynasıdır.

    El elin nesine? Gülerek gider yaşına.

    El eliyle yılan tut bir ucunu yalan tut.

    El gömleği ile gerdeğe girilmez.

    El gör elini beğen harman gör yelini beğen.

    El işlerse ağız gevişler.

    El yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu balyoz zanneder.

    El elin eşeğini türkü söyleyerek arar.

    Elden ekmek yiyen yolda acıkır.

    Elden gelen elli gün gitmez.

    Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde gelmez.

    Ele değen saman çuvalına da değer.

    Ele verir talkını kendi tutar salkımı.

    Elin iyisinden kendi kötümüz yeğdir.

    Elti eltiyle iyi olsa da bohçası hamamda çekişir.

    Emanet ata binen tez iner.

    Emanet atın kuskunu yokuşta kopar.

    Emanetin bağrı yufka olur.

    Er dayıya kız ebeye çekermiş.

    Er dediğin oturunca bucağa çekince kucağa yakışmalı.

    Ergen gözü ile kız alma gece gözü ile bez alma.

    Erkek tazıya çul dayanmaz.

    Eşeğe binen osuruğuna katlanır.

    Eşeğe gerdan kır demişler zartadan osurmuş.

    Eşek eşeği öndüçlü kaşır.

    Eşek tavlanmakla eşeklikten kurtulmaz.

    Eski camlar bardak oldu.

    Eskisi olmayanın yenisi olmaz.

    Eskiye rağbet olsaydı bitpazarına nur yağardı.

    Eşeğe cilve yap demişler tutmuş çifte atmış.

    Eşeği süren osuruğuna katlanır.

    Eşeğin yoksa enişten de mi yok?

    Et tırnaktan ayrılmaz.

    Etme kulum bulursun inileme ölürsün.

    Evden kedi gitse yeri belli olur.

    Ecel geldi cihana baş ağrısı bahane.
    Her canlı gibi insan da yaşar ve ölür. Her insanın da Yüce Allah tarafından takdir edilmiş bir ömrü vardır. İnsan bunu ne uzatabilir ne de kısaltabilir. Ecel saati gelen kimse bir nedenle ölür. Ancak ölüm nedeni olarak gösterilen hastalık kaza gibi bir şeyler aslında bir bahanedir. Asıl neden kişinin kendisine takdir edilen yaşam süresinin dolmasıdır.

    Eceli gelen köpek cami duvarına işer.
    Tutum ve davranışlarıyla herkesin nefretini kazanmış büyük bir cezayı hak etmiş ve çaresiz kalmış kimse şaşkınlığa düşer; sanki hak ettiği cezanın biran önce uygulanmasını ister gibi daha büyük suçlar işler; kendisini yargılayacak kimselere çatar onları kötüler öfkelerini üzerine çeker. Bütün bu hareketleri onu kötü bir sona ulaştırır.

    Eden bulur inleyen ölür.
    Bir durumun nasıl sonuçlanacağı olayın gidişatından bellidir. Birilerine kötülük yapmayı kural edinenler yaptıkları kötülüğün cezasını eninde sonunda görürler; bu dünyada olmasa bile öbür dünyada. Öte yandan inlemekten kurtulamayan ağır hasta da ölür.

    Eğilen baş kesilmez.
    Bize teslim olan hatasını anlayıp af dileyen bize sığınan kişi bağışlanmalıdır. Bu davranış Türk-İslâm geleneğinin önemli bir kuralıdır.

    Eğreti ata (el atına) binen tez iner.
    Başkasının malına yetkisine ve gücüne güvenerek iş yapan yarı yolda kalır. Çünkü kısa bir süre sonra bunları asıl sahibine iade etmek zorunda kalacaktır.

    Eğri otur doğru söyle.
    Yalnızca seni ilgilendiren konularda özgür sayılabilirsin sana kimse karışamaz; istediğin gibi yer içer giyinir ve oturursun. Ancak toplumu ilgilendiren konularda doğru konuşmalı yalandan kaçınmalısın; eğer çıkar kaygısı ile yalan söyler doğruyu eğri diye gösterirsen toplumu ayakta tutan güven duygusunu sarsmış olursun.

    Ekmeden biçilmez.
    1. Verim alınmak isteniyorsa mutlaka emek ve çaba harcanmalı; para yatırılmalıdır. 2. Birine iyilik yapıp fedakârlık göster ki benzer şekilde karşılığını alabilesin.

    Ek tohumun hasını çekme yiyecek yasını.
    Bir işten sağlıklı bir sonuç almak istiyorsan onu sağlam temel üzerine oturt. Nitelikli tohumdan güzel ve bol ürün alındığı bilinen bir şey. Bunun gibi nitelikli insan nitelikli araç ve gereçle iyi iş yapılır; olumlu sonuç alınır.

    Elçiye zeval olmaz.
    İki taraf arasında uzlaşma sağlanması bir işin bitirilmesi için birinin yanına söz götürmekle görevli kimse götürdüğü sözler ne kadar kötü de olsa bu sözlerden sorumlu tutulamaz. Çünkü o sözleri söyleyen değil sadece iletendir. Bu bakımdan cezalandırılamaz.

    El elden üstündür.
    Bir kimse kendisinden üstün olan bir başkasının da olabileceğini bilmeli; “hiç kimse bu işi benden daha iyi yapamaz” dememelidir.



    Konu ~|Giяℓ_ℓéé|~™ tarafından (12-06-2008 Saat 10:42 ) değiştirilmiştir. Sebep: Flood mu yaptınız ne :D

  5. #15

    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    KaYıPKeNT
    Tecrübe Puanı
    1866
    Mesajlar
    8,933

    Standart

    El el ile değirmen yel ile.
    Nasıl ki bir değirmenin dönüp buğdayı öğütebilmesi için rüzgâra ihtiyacı varsa insanın da birtakım ihtiyaçlarını karşılaması işlerini görebilmesi için diğer insanlara ihtiyacı vardır. Çünkü toplum hayatı yardımlaşma esası üzerine kurulmuştur insan tek başına bütün işleri yürütemez ve başarıya ulaşamaz.

    El elin eşeğini türkü çağırarak arar.
    Hiç kimse başkasının içine düştüğü derdi tam anlamıyla kavrayamaz. Çünkü üzücü olaylar sadece ilgili kimseleri kederlendirir onlara acı verir. Bu bakımdan birinin derdine çare bulacak kimseler olayla ne kadar ilgilenseler de keyiflerini bozmazlar derinden acı duyarak işe girişmezler acele etmezler.

    El eli yıkar iki el de yüzü.
    Toplu yaşama biçimi herkese bir görev yükler. Bu görevlerin yapılması bir yandan düzeni sağlar bir yandan da sıkıntıların ortadan kalkmasını. Dolayısıyla karşılıklı yardımlaşma esasına dayalı bu görev iyilikleri çoğaltır toplumu güçlü kılar.

    El için kuyu kazan evvelâ kendi düşer.
    Başkasının kötülüğünü düşünen bunun için tuzaklar kuran kimse kurduğu tuzağa önce kendisi düşer hiç kimsenin yaptığı kötülük yanına kalmaz ona yarardan çok zarar getirir.

    El ile gelen düğün bayram.
    Bir topluluğun hep birlikte uğradığı bir sıkıntıya yakınmasız katlanılır; çünkü insanın sadece kendisi değil herkesin sıkıntı içinde olduğu düşünülür.

    El kazanı ile aş kaynamaz.
    Başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabımıza kullanarak iş yapamayız. Her en imkânlar geri alınıp iş yarıda kalabilir başarısız olabiliriz.

    El mi yaman bey mi?
    Baştakiler ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler asıl güç halktadır; halk yöneticilerden her zaman ağır basar.

    El yarası onulur (geçer iyi olur) dil yarası onulmaz (iyi olmaz).
    Silâh bıçak taş ve sopa ile açılan yara çabuk iyi olur. Ama acı sözlerin gönülde açtığı yara kolay kolay iyi olmaz. Çünkü hatırlandığı her an acı tazelenir ve kişiyi üzer.

    Emanete hıyanet olmaz.
    Bize güvenerek korumamız altına bırakılan şeylere el uzatmamalı kötülük etmemeli haince davranmamalıyız. Böyle bir davranış ne dinimiz İslâm`a ne de örf ve âdetlerimize yakışır. Bize düşen onların güvenine lâyık olmak ve emaneti titizlikle korumaktır.

    Emek olmadan yemek olmaz.
    Özenle ve çok çalışmadan bir şey kazanıp meydana getiremeyiz. Yiyip içmek harcamak ve kısacası yaşayabilmek için haksız bir yolla değil alın teri dökerek kazanmamız şarttır.

    Er ekmeği er kursağında kalmaz.
    Mert cömert olan insanlar gördükleri iyiliği unutmazlar; bunun karşılığını mutlaka bir gün öderler.

    Erkek arslan dişisinden kuvvet alır.
    Toplum hayatında kadınların yeri ve görevi asla küçümsenemez. Bu bakımdan erkekler daima arkalarında güçlü bir kadının desteğine ihtiyaç duyarlar. Bu desteğe kavuşanların başarıları daha da artar.

    Er olan ekmeğini taştan çıkarır.
    Çalışkan namuslu gücüne ve kendine güvenen kişi aç kalmaz; başkasına muhtaç olmamak için en zor işlerde bile çalışır her zorluğa katlanır rızkını arayıp bulur.

    Erteye kalan arkaya kalır.
    Bir iş zamanında yapılmalı başka bir zamana bırakılmamalıdır. Yoksa başarılı bir sonuç alınamaz. Geç kalan sırasını geçiren erken davranmayan fırsatı kaçırdığı için o şeyden fayda temin edemez.

    Esirgenen göze çöp batar.
    Titizlikle korunmak istenen üzerine fazla düşülüp titrenen şeye çoklukla bir zarar gelir. Bunu önlemek insanın elinde değildir. Bu bakımdan bir şey üzerinde gereğinden fazla aşırı ölçüde durulup titrememelidir.

    Eski dost düşman olmaz yenisinden vefa gelmez.
    Temeli çok eskiye dayanan ve devam eden dostluklar sağlamdır. Kolay kolay bozulmaz. Çünkü dostluğu yaşatabilmeyi başaran eski dostlar pek çok sıkıntılı acı ve tatlı günleri birlikte paylaşmışlar; birbirlerine duydukları güveni içinde oldukları zamana kadar taşıyabilmişlerdir. Bu bakımdan kimi ufak tefek meseleler yüzünden birbirlerine düşman olamazlar. Öte yandan yeni dostlar arasında ise böyle bir dostluktan söz edilemez. Çünkü birbirlerini yeterince denememişler sıkıntılara ve acılara birlikte göğüs gerip tavırlarını tam olarak ortaya koyamamışlardır. Dolayısıyla dostluğu oluşturacak güven bağı henüz oluşmamıştır.

    Eşeğe altın semer vursalar eşek yine eşektir.
    Hiçbir yeteneği bilgisi olmayan kavrayıştan ve faziletten yoksun kimse hangi mevkiye geçerse geçsin ne kadar yetki ve mal sahibi olursa olsun değerli ve saygın kılınamaz. Kısa zaman içinde gerçek kişiliğini bayağı ve kötü olduğunu tavır ve davranışlarıyla belli eden bu gibi kimselerin aslını kimi unsurlarla değiştirmek mümkün değildir.

    Eşeğini sağlam kazığa bağla sonra Allah`a ısmarla.
    Akıl insan içindir. İnsan önce aklını kullanarak işlerinin iyi yürümesi için tedbir almalı sonra da tevekkül etmeli yani o konuda yüce Allah`a güvenmelidir.

    Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi uzun kimi kısa der.
    Kimi işlerimiz vardır ki onları yalnız yapmamız daha uygundur. Eğer ona buna açar şundan bundan fikir almaya çalışırsak her kafadan bir ses çıkar; birbirine ters öneriler kafamızı karıştırır işin içinden çıkmamız da güçleşir.

    Eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez.
    İçine düştüğümüz kötü durumlardan başımıza gelen felâketlerden ders almalı zarar gördüğümüz işe bir daha bulaşmamalı hata yapmaktan geri durup kendimizi korumalıyız.

    Eşek hoşaftan ne anlar; suyunu içer tanesini bırakır.
    Kavrayışsız bilgisiz kaba ve zevksiz kimseler bir şeyin gerçek değerini bilemez; küçümser anlamsız bulup hiçler güzellik ve inceliğin farkına varamaz.

    Etle tırnak arasına girilmez.
    Ortaya çıkan aile anlaşmazlıklarında bir yanı tutmak doğru değildir. Karı-koca ana-baba ile evlâtlar birbirine çok yakın insanlardır. Bunlar kimi zaman birbirlerine darılıp küsebilirler ancak bu durum gelip geçicidir. Bunu fırsat bilip onların aralarını açmaya çalışmak yanlış yanlış olduğu kadar da faydasız bir davranıştır.

    Etme bulma dünyası.
    Şurası muhakkak ki yaptığı kötülük hiç kimsenin yanına kalmaz; cezasını çoklukla bu dünyada çeker. Bu dünyada görmese bile öbür dünyada mutlaka görür.

    Ev alma komşu al.
    İnsanlar bir arada yaşarlar. Dolayısıyla yakınlarında oturan komşularının ilişkiler açısından önemi büyüktür. Kötü komşular ile yan yana yaşamak oldukça zordur. Kavgalara gürültülere ve anlaşmazlıklara yol açar. Bu bakımdan ev almadan önce komşuların nasıl insanlar olduklarını öğrenmek incelemek her zaman yarar sağlayacaktır.

    Evdeki hesap çarşıya uymaz.
    Bir iş bir sorun hakkında önceden yapılan tasarılar hesaplar ve plânların çoklukla hayat gerçeklerine aykırı düştüğünü uygulamada açıkça görürüz. Bu sebeple geleceğe dönük hesaplarımızda bu gerçeği daima göz önünde bulundurmalıyız.

    Evi ev eden avrat yurdu şen eden devlet.
    Mutluluk havası ancak düzenli temiz güzel ve ekonomik açıdan rahat bir evde eser. Bunu sağlayan da kadındır. Eğer kadın becerikli tertipli ve nazik değilse yuva yaşanılır bir yer olmaktan çıkar. Benzer bir şekilde içinde yaşanılan yurdu şen eden de devlettir. Eğer devletin başında bulunanlar beceriksiz zalim hain ve kendi çıkarlarını düşünen insanlarsa bunların ülke insanını mutlu etmesi düşünülemez.

    Evli evinde köylü köyünde gerek.
    Yaşanan sosyal hayat bir düzeni kurarken kişilere de toplumda uygun bir yer bir iş göstermiştir. Dolayısıyla herkes buna uymalı; hem kendinin hem de toplumun rahatını ve düzenini bu şekilde sağlamayı görev bilmelidir. Aksine bir hareket huzursuzluğa ve kargaşalığa yol açar.

    F

    Fakiri dövme üstünü yırt.

    Fakirleri hakir görme.

    Fare çıktığı deliği bilir.

    Fare olmadan çuval delinmez.

    Fazla yüksekten atma insanı uçuruma düşürür.

    Fukaranın şaşkını beyaz giyer kış günü.

    Fukaranın tavuğu tek yumurtlar.

    Fakirlik ayıp değil tembellik ayıp.
    İnsanın kusur ve eksiği ahlâkî yönü varlıkla belirlenemez. Bu bakımdan yoksul olması geçimini sağlamakta güçlük çekmesi utanılacak bir durum değildir. Asıl utanılacak durum ve davranış gücü varken tembellik edip çalışmamak ve yoksul düşmektir.

    Fare (sıçan) deliğe sığmamış bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış.
    1. Yapamayacağı kadar ağır bir iş varken başka bir iş daha yüklenmek son derece sakıncalıdır. İnsan önce kendi işini yapıp düzlüğe çıkmalı daha sonra başkalarının yükünü omuzlamayı düşünmelidir. 2. Kendisi sığıntı durumunda iken yanına bir kişi daha almak yanlış ve tutarsız bir davranıştır.

    Faydasız baş mezara yaraşır.
    Mademki yaşıyor o hâlde bir işe yaramalıdır insan. Ne kendisine ne de etrafına bir yararı bir kârı dokunmayan ve ona buna yük olan kişinin yaşaması ile ölmesi arasında bir fark yoktur.

    Fazla (artık) mal göz çıkarmaz.
    O an için ihtiyaç duyulmayan mal ne kadar ve ne türden olursa olsun elden çıkarılmamalıdır. Hiç umulmadık bir günde ona gerek duyulabilir. Ayrıca malın çok olmasının kimseye bir zararı da yoktur.

    Fırsat her vakit ele geçmez.
    Ele geçirilen imkân veya durumdan en iyi biçimde yararlanmak gereklidir. Çünkü insanın karşısına çok seyrek çıkar.

    Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar.
    Yoksulun şansı hemen hemen hiç gülmez. Onun eline geçen imkânlar da öyle çok değildir. İmkânları sınırlıdır; bunun için hangi işe el atarsa atsın zengin gibi kazanamaz. Umduğundan fazla kazandığı görülmemiştir.



    Konu ~|Giяℓ_ℓéé|~™ tarafından (12-06-2008 Saat 10:43 ) değiştirilmiştir. Sebep: Flood mu yaptınız ne :D

  6. #16

    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    KaYıPKeNT
    Tecrübe Puanı
    1866
    Mesajlar
    8,933

    Standart

    G

    Gardaş gardaşı atar yar başında tutar.
    Garip hırsızlığa çıksa ay ilk aksamdan doğar.
    Garip itin kuyruğu döşünde gerek.
    Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
    Gavura kızıp oruç yeme.
    Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını çalar.
    Gayret ve sebat her zorluğu yener.
    Geç olsun güç olmasın.
    Gelin ata binmiş gör nereye inmiş.
    Gelin atta kısmeti yâdda.
    Gelini bindirmişler deveye gör kısmet nereye.
    Gençliğinde oynamadık tay olmaz.
    Gençlikte kazan kocalıkta ye.
    Gıramınan yiyen dirheminen çıkarır.
    Giden gelse dedem gelirdi.
    Gökyüzünde düğün var desen kadın merdiven kumaya kalkar.
    Göl yerinden su eksik olmaz.
    Göle su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar.
    Gönülsüz köpek kurda gitmez.
    Görmediğin bir oğlu olmuş tutmuş bacağını ayırmış.
    Göz bakar can çeker.
    Gurbette övünmek hamamda türkü söylemeye benzer.
    Güneş çarığı sıkar çarık da ayağı.
    Gardaş gardaşı atar yar başında tutar.
    Garip hırsızlığa çıksa ay ilk aksamdan doğar.
    Garip itin kuyruğu döşünde gerek.
    Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
    Gavura kızıp oruç yeme.
    Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını çalar.
    Gayret ve sebat her zorluğu yener.
    Geç olsun güç olmasın.
    Gelin ata binmiş gör nereye inmiş.
    Gelin atta kısmeti yâdda.
    Gelini bindirmişler deveye gör kısmet nereye.
    Gençliğinde oynamadık tay olmaz.
    Gençlikte kazan kocalıkta ye.
    Gıramınan yiyen dirheminen çıkarır.
    Giden gelse dedem gelirdi.
    Gökyüzünde düğün var desen kadın merdiven kumaya kalkar.
    Göl yerinden su eksik olmaz.
    Göle su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar.
    Gönülsüz köpek kurda gitmez.
    Görmediğin bir oğlu olmuş tutmuş bacağını ayırmış.
    Göz bakar can çeker.
    Gurbette övünmek hamamda türkü söylemeye benzer.
    Güneş çarığı sıkar çarık da ayağı.

    Gafile kelâm nafile kelâm.
    Çevresindeki gerçekleri görmeyen sezmeyen bilgisiz dalgın kimseye ne söylense kâr etmez. O bildiği gibi hareket eder. Dolayısıyla ona söylenecek her söz boşa gider.

    Gammaz olmasa tilki pazarda gezer.
    Gizli-saklı kanunsuz yollarla çıkar sağlamayı iş edinen kimseleri söz getirip götüren kimselerin varlığı korkutur. Dolayısıyla bunlar yakayı ele vereceklerinden çekinerek herkesin içinde öyle uluorta dolaşamazlar.

    Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
    Kimsesiz zavallı yoksul ve güçsüz kişiye yüce Allah yardım eder. Hiç ummadıkları bir yerden kendilerine yardım eli uzanır ve darda kalmazlar. Yüce Allah onları korur gözetir ve mal sahibi yapar.

    Gâvurun ekmeğini yiyen gâvurun kılıcını çalar.
    Kişi geçimini kimden sağlıyorsa kimin hizmetinde ise ne kadar merhametsiz ve acımasız olursa olsun ne kadar fikirleri uyuşmazsa uyuşmasın onun yanında olur; onun istediklerini yerine getirir.

    Gelene git denilmez.
    1. Kendiliğinden gelen güzel bir şeyi faydayı geri çevirmek doğru olan ve yakışık alan bir şey değildir. 2. Gelenek ve göreneklerimize göre kendiliğinden gelen konuğu kabul etmeyip geri çevirmek doğru bir davranış olmaz.

    Gelen gidene rahmet okutur (Gelen gideni aratır).
    Bir işe veya göreve sonradan gelen orada daha önce çalışandan daha başarısız ve geçimsiz olabilir. Dolayısıyla beğenmediğimiz o eskiyi bize aratır ve “keşke o gitmeseydi o çok iyiydi” dedirttiği olur.

    Gemisini kurtaran kaptan.
    Tehlikeli güç bir duruma düşüp de ortalık iyice karışınca kimileri kendi başlarının çaresine bakarlar. Bunlar ne yapıp yapıp kurtulur ve iyi sonuca ulaşırlar.

    Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir (anlaşılır).
    İnsanın gençliği göz açıp kapayıncaya kadardır. Ne olup bittiği pek anlaşılamadan geçip gider. İnsan ihtiyarlayınca şöyle düşünür yapılacak pek çok şeyin varolduğunu fark eder. Ancak iş işten de geçmiştir. Çünkü bunları yapacak ne gücü ne de zamanı vardır. İşte o an gençliğin ve gençlik günlerinin ne denli kıymetli olduğunu anlar.

    Gençlikte para kazan (taş taşı) kocalıkta kur kazan (ye aşı).
    Gençlik insanın en verimli çağıdır. Güç ve enerji doludur. İnsan işte bu dönemde çalışıp para biriktirmeli mal-mülk sahibi olmalıdır. Çünkü ihtiyarlayıp gücünü yitirdiği çalışamadığı dönemde ona ihtiyaç duyacaktır. Elinde olduğu için de rahat yaşayacak ve sıkıntı çekmeden gün geçirecektir.

    Gidilmeyen yer senin değildir (olmaz).
    Ulaşıp yanına varamadığımız kendisinden yararlanamadığımız yer bizim olsa ne olur? Bizim dediğimiz yer elimizde bizzat tutup kendisinden yararlandığımız yer olmalıdır.

    Gidip de gelmemek gelip de görmemek (bulmamak) var.
    Bulunduğu yerden uzaklara gidecek kimsenin geri dönmemesi döndüğünde de bıraktıklarını bulamaması mümkündür. Bu sebeple yola çıkacak kişi bunu düşünmeli ve yakınları ile helâllaşmalıdır.

    Göğe direk denize kapak olmaz.
    Öyle işler vardır ki insanın gücünü ve imkânlarını aşar; gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bu tür işlerle uğraşmak bu yolda hayallere kapılmak boşunadır.

    Gönlün yazı var kışı var.
    Hayat inişli çıkışlıdır. Hayatın bu durumu insanı etkiler. Dolayısıyla insanın bir günü diğerine uymaz. İnsan bazen iyimser neşeli umutlu ve mutluluk doludur; bazen de kötümser üzgün neşesiz mutsuz ve bezgindir.

    Gönül bir sırça saraydır kırılırsa yapılmaz.
    Gönül; sevgi istek düşünüş anma ve hatır gibi kalpte var sayılan duygu kaynağıdır. Bu kaynak insanı yeterince nazik ve içli kılar. Dolayısıyla kaba ve sert hareketler karşısında fazla dayanamaz çabucak incinip kırılır ve gücenir. Kırılan bir gönlü kolay kolay onarmak ve eski hâline getirmek de oldukça güçtür. Öyleyse etrafımızdaki insanlarla olan ilişkilerimizde dikkatli olmalı gönül kırmaktan kaçınmalıyız.

    Gönülden gönüle (kalpten kalbe) yol vardır. (Kalp kalbe karşıdır).
    İnsanları bir araya getiren huy zevk alışkanlık fikir ve inanç birliğidir. Dolayısıyla bu insanların gönüllerinde de bir duygu birliği vardır. Biri öteki için ne düşünüyor ve ne hissediyorsa ötekide beriki için benzer şeyi düşünür ve hisseder.

    Gönül ferman dinlemez.
    Ne denli engel ne denli yasak konursa konsun gönül sevdiğinden asla vazgeçmez. Çünkü insanın gönlüne söz geçirmesi oldukça zordur.

    Gönülsüz namaz göğe (göklere) ağmaz (Gönülsüz davara giden köpekten hayır gelmez).
    İçten gelen bir istekle kılınmayan namazın kabul olunacağı her zaman şüphe götürür. Benzer şekilde içten gelen bir heves ve şevkle yapılmayan işten de hayır gelmez. İnsanlara zor kullanarak yaptırılan işlerden verim alınamaz. Verim ancak sevilerek zevk alınarak yapılan işlerden umulabilinir.

    Gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtır ya baş.
    İstenmeden zorla yenen yemek insana nasıl dokunup zarar verirse (sindirim sistemini bozma bulantı ve kusma yapma) zorla ve istenmeden yapılan iş de benzer bir şekilde kötü ve hayırsız bir sonuç verir.

    Gön yufka yerinden delinir. (İp inceldiği yerden kopar).
    Hemen her iş olay durum ve konunun zayıf ve çürük bir yanı vardır. Bu yanın bilinmesi dayanma ya da çökmede oldukça önemlidir. Düşman bu zayıf noktayı bulup yararlanmasını bilirse yenilgiyi kolay tattırır. Benzer şekilde bir zayıf noktasını bulup sağlamlaştıranlar düşmanlarının zafer yolunu kapatmış ve güçlerini artırmış olurlar.

    Görenedir görene köre nedir köre ne?
    Bir şeye karşı takınılacak sağlıklı tavır onu görmeye ve anlamını kavramaya bağlıdır. Görmesini bilmeyen yeterli bir kavrayışa da ulaşamaz. Dolayısıyla onun için hiçbir şeyin anlamı olamaz.

    Gören gözün hakkı vardır.
    Kendisinden faydalanılan elde de yeterince bulunan başkalarında bulunmayan yiyecek ya da imrenilecek bir şeyden gören kimselere de mümkünse vermek gerekir. Çünkü göz görünce gönülde o şeyi arzu eder.

    Görünen köy kılavuz istemez.
    Apaçık ortaya çıkan belli gerçekler karşısında duraksamak ayrıcı bir açıklama yapmaya kalkışmak yersizdir.

    Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.
    Ayrı düşenlerin arasındaki sevgi de zamanla azalır. Çünkü insan sevdiği kimseyle sıkça görüşüp sevgisini ve muhabbetini tazeleme imkânı bulamaz. Dolayısıyla ilgi bağı kopar yavaş yavaş da o kimseyi unutur.

    Göz görmeyince gönül katlanır.
    Yakınımızda bulunmayanların özlemine acısına daha kolay dayanabiliriz. Çünkü bizden uzakta yaşayan sevdiğimiz bir kimseyle istesek de ilgilenemeyiz. Dolayısıyla görüşmekten umudumuzu keser ve ayrılığa katlanırız. Ama yakınımızda bulunan ve her gün gördüğümüz kimseyle ilgilenmeden edemeyiz. Onun her zaman gördüğümüz acısına da tahammül edip katlanmamız oldukça güçtür.

    Gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulamaz.
    Gözü bir türlü doymayan sürekli çıkarını düşünen onun peşinde koşan ve bu uğurda her türlü işe kalkışan kimse yakasını tehlikelerden kurtaramaz; başına türlü belâlar gelir.

    Gülme komşuna gelir başına.
    Birinin başına gelen kötü bir durum gün olur senin de başına gelir. Başına gelen felâkete başkalarının gülmesi seni nasıl incitirse senin başkalarının kötü hâline gülmen de onları incitir. O hâlde birilerinin başına gelen kötü durumdan ötürü onlarla sakın alay etme.

    Gülü seven dikenine katlanır.
    Seven kişi sevdiği kimse veya sevdiği iş yüzünden başına gelecek sıkıntılara ses çıkarmadan katlanır. Bilir ki sevdiğini elde etmek için birçok güçlüğe göğüs germek fedakârlıkta bulunmak zorundadır.

    Gün doğmadan neler doğar.
    Yüce Allah`tan başka kimse yarının ne getireceğini bilemez. Yarın birçok değişikliklere gebedir. Beklenmedik bir sırada umut verici durumlarla da karşılaşma imkânı vardır.

    Güneş balçıkla sıvanmaz.
    Açıkça meydana çıkmış hemen herkesin bildiği gerçeği inkâr etmek gizlemeye çalışmak yalan dolanla değiştirmeye yeltenmek mümkün değildir. Buna güç yetirecek insan yoktur.

    Güneş girmeyen eve doktor girer.
    Güneşin insan sağlığı açısından önemi tartışma götürmez. Güneşin girmediği yerlerde mikropların daha çabuk çoğaldığı güneş yüzü görmeyen insanların da daha çabuk soluklaştığı bilinen gerçeklerdendir. Güneş birçok hastalığa iyi gelirken sağlığın da baş koruyuculuğunu yapar. Görülüyor ki güneşli evde hastalık olmaz.

    Güvenme dostuna saman doldurur postuna.
    Dost sandığı birtakım kimseler çıkarları söz konusu olduğunda sana kolaylıkla kötülük edebilirler. Üstelik bunu senin onlara duyduğun güvenden yararlanarak yaparlar. Bu bakımdan herkesi dost sanma ve onlara inanma.

    Güvenme varlığa düşersin darlığa.
    Varlık gelip geçicidir. Kimde ne zaman ne kadar duracağı belli olmaz. Bu bakımdan insan varlığına zenginliğine güven duyarak öyle olur olmaz işlere kalkışmamalı; har vurup harman savurmamalı tutumlu davranmalıdır. Gelecekte işlerinin kötüye gitmeyeceğini yoksul düşmeyeceğini darda kalmayacağını kim söyleyebilir?

    Güzün gelişi yazdan bellidir.
    Başlangıç ve gidişat bir işin nasıl sonuçlanacağı konusunda aşağı yukarı bir fikir verir. İyi başlamayan sürekli aksayan aksiliklerden bir türlü kurtulamayan işin olumlu sonuçlanacağı pek düşünülemez.




  7. #17

    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    KaYıPKeNT
    Tecrübe Puanı
    1866
    Mesajlar
    8,933

    Standart

    H

    Harman yel ile düğün el ile olur.
    Hasta yatan değil eceli gelen ölür.
    Havada ahreni ile uçmayan kuşun sesi havadan değil tavadan gelir.
    Haydan gelen huya gider.
    Hazıra hanak pişmişe konak.
    Hem kız hem baldırı düz hem de ucuz olur mu.
    Her akla geleni işleme her ağacı taslama.

    Hacı hacı olmaz gitmekle Mekke`ye dede dede olmaz gitmekle tekkeye.
    Bir işte asıl olan iyi niyet samimiyet ve içtenliktir. Bunlar olmadan bir işi görünüşte ve şeklen yapmakla o iş gerçekten yapılmış olmaz. Böyle yapılırsa gerçekten iyi sonuç alınıp amaca ulaşılamaz.

    Haddini bilmeyene bildirirler.
    Hemen herkesin toplumda belli bir konumu sınırı ve yetkisi vardır. Bulunduğu durumu söz ve davranışlarıyla aşanlar sert bir karşılık görürler cezalandırılırlar yola getirilirler.

    Hak deyince akan sular durur.
    Bir meselenin çözümünde bir anlaşmazlıkta adaletli ve tarafsızca davranılır doğru yol tutulur hakkaniyet gözetilirse hiç kimse bir şey söyleyemez herkes verilen kararı kabul eder.

    Hak gelince batıl gider.
    Kur`anıkerim`deki “Hak geldi bâtıl zâil oldu” âyetinden yola çıkılarak oluşturulan bu atasözünde “Hak” Yüce Allah`ın emri hükmü anlamındadır; “bâtıl” ise doğru ve gerçeğin karşıtıdır. Dolayısıyla bir anlaşmazlık sırasında doğrudan ve gerçekten yana olunur insaflı ve adaletli hüküm verilirse doğru ve gerçeğin karşısında olan zalimler çekip gitmek zorunda kalırlar.

    Hak yerde kalmaz.
    Gerçek doğru adalet insaf ve haklı kazanç hiçbir şekilde yok edilemez. Kişinin hakkı olan şey ya bu dünyada ya da öbür dünyada kendisine verilir. Hakkı hor görenler çiğnemeye kalkışanlar inkâr edenler büyük bir aldanış içindedirler.

    Hak yerini bulur.
    Haksızlık er veya geç ortaya çıkar bunun da hesabı kuşkusuz sorulur. Suçlunun cezalandırılması hakkıyla hakkının verilmesi bu dünyada veya öbür dünyada mutlaka gerçekleşir.

    Hamala semeri yük değildir (olmaz).
    İnsana kendi işi ağır gelmez. Çünkü üstlendiği iş ve sorumluluk yaşadığı hayatın tabiî bir sonucudur.

    Hamama giren terler.
    Bir işe girişen kimse o işin güçlüklerini sıkıntılarını ve masraflarını göze almalıdır. Çünkü bu işin durumunu sorumluluğunu kendi isteğiyle kabul etmiştir.

    Haramın temeli olmaz (Haramdan şifa olmaz).
    Yüce Yaratıcı`nın yasak ettiği yollardan emeksiz ve haksız olarak bir şeye el atıp sahip olmak haramdır. Bu çeşit kazanç insana ne tat verir ne de yarar getirir. Kişi o şeyden gereği gibi faydalanamaz geldiği gibi çabuk gider hayrını
    göremez.

    Harman dövmek keçinin işi değil.
    Hemen her işin bir yapılma biçimi ve ustası vardır. Ağır önemi büyük işleri öyle herkes yapamaz. Hele bu işler acemi kimselere hiç bırakılamaz. Bu tür işlerden iyi sonuç almak isteyenler işlerini mutlaka ehline vermelidirler.

    Hastalık sağlık bizim (insan) için.
    Sağlıklı bir insan organizmasında birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla fizyolojik görevlerin aksaması dolayısıyla sağlığın bozulması son derece tabiîdir. Bu sebeple hasta olmamak için önceden tedbir almalı her halükârda hastalığa yakalanırsa da bunu büyütmemeli insan.

    Hatasız kul olmaz.
    Hiçbir insan tam değildir. Her insan bilerek ya da bilmeyerek yanılıp yanlışlığa düşebilir suç işleyebilir günaha girebilir. Kusurları bakımından insanlara fazla yüklenmek doğru değildir. Önemli olan insanların hatalarını yüzüne vurmak değil hatalarını azaltmada onlara yardımcı olmaktır.

    Hay`dan gelen Hu`ya gider (Selden gelen suya gider).
    Sözün gerçek anlamında “Hay” ve “Hû” Allah demektir. Yani Allah`tan gelen yine Allah`a gider anlamındadır bu söz. Ancak halk arasında mecazî bir anlam kazanmıştır. Kolay ve emeksiz kazanılan şeyler elden kolay çıkar. Elde kalıcı olanlar emek sarf edip alın teri dökerek kazanılan şeylerdir.

    Hayır dile komşuna hayır gele başına.
    Kim başkaları için iyi niyet besler iyilik diler hayır isterse başkaları da onun için aynı şeyleri düşünür. Kural o ki iyilik ve kötülük karşılıklıdır. İyilik isteyen iyilik bulur kötülük isteyen de kötülük.

    Hayvanlar koklaşa koklaşa insanlar söyleşe söyleşe ( konuşa konuşa) anlaşır.
    İnsanlar konuşarak birbirlerini daha iyi anlarlar. Çünkü konuşma anlaşma yollarının başında gelir. İnsanlar duygu ve düşüncelerini konuşarak karşı tarafa aktarırlar tartışırlar ve birbirlerini tanımaya çalışırlar.

    Hayvan yularından insan ikrarından tutulur.
    Yular bir hayvanın idare edilmesinde oldukça önemlidir. Bir yere döndürülmesi çekilip götürülmesi bir yere bağlanıp tutulması yular vasıtasıyla olur. Bir insanı ise sözü (ikrarı) bağlar. Verdiği sözden dönen kimse itibarını da yitirmiş sayılır. İhbarını düşünen kimse sözünden caymaz. Eğer cayarsa bu kendisine hatırlatılır; sözünün istikametine yönelmesi istenir.

    Hayvanı yardan düşüren bir tutam ottur.
    Bk. “Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.”
    Hekimden sorma çekenden sor.
    Bir hastanın ne çektiğini hekim değil hasta bilir. Çünkü ateş düştüğü yeri yakar. Bunun gibi bir derde düşenin bir felâkete uğrayanın sıkıntılar içinde kıvrananın çektiği çileyi ancak kendisi bilir çare sunan çözüm yolu gösterenler değil.

    Hekimsiz hâkimsiz yerde oturma.
    Sağlığımızı yitirdiğimiz hastalandığımız zaman kapısını çalacağımız tek kişi hekimdir. Haksızlığa uğradığımız can ve mal emniyetini kaybettiğimiz yerde başvuracağımız kişi de hâkimdir. Bu önemli iki kişinin bulanmadığı yerde oturmak son derece sakıncalıdır.

    Her ağacın meyvesi olmaz.
    Etrafımızda yaşayan insanların dış görünüşlerine bakarak onlardan bir verim beklenmemelidir. Dıştan bize verimli gibi görünen nice insanın yararsız olduğu onlardan bir fayda gelmediği çok görülmüştür.

    Her ağaçtan kaşık olmaz.
    Kimi nesne iş ya da durumun kendine has bir özelliği vardır. Bu bakımdan özelliği bulunan bir şey için herhangi bir malzeme madde veya kimse kullanılamaz. Görünüşe aldanmamalı uygun olan seçilmelidir.

    Her çok azdan olur.
    Çoğun temelinde az yatar. Önce az olanlar birike birike çoğu meydana getirmiştir. Bu bakımdan azlar önemsiz görülüp atılmamalı aksine sabırla bir arada tutulup biriktirilmelidir.

    Her damardan kan alınmaz.
    İnsanların yapıları birbirine uymaz. Kimi iyi kimi kötü huyludur. Kimi yardımsever kimi bencildir. Bu sebeple herkesten yardım istenmez istense de yardım gelmez. Şu hâlde insan kimden yardım isteyeceğini belirlerken dikkatli olmalı her önüne gelenden yardım istememelidir.

    Her deliğe elini sokma ya yılan çıkar ya çıyan.
    Hiç kimse içyüzünü iyi bilmediği yeterince incelemediği hakkında bilgi sahibi olmadığı denemediği bir işi yapmaya kalkışmamalıdır. Yoksa kendini tehlikeye altından kalkamayacağı zararlı sonuçlara atmış olabilir.

    Her Firavun`un bir Musa`sı olur.
    Her zalimden toplumu kurtaracak zalime yaptıklarının hesabını soracak bir kurtarıcı mutlaka çıkacaktır.

    Her horoz kendi çöplüğünde öter.
    Herkes ancak kendi çevresinde bir değer taşır kuvvet bulur ve sözünü geçirebilir. Çünkü asıl yeri orasıdır bağlıları çevresindedir orada güvence altındadır orada rahat etmektedir.

    Her inişin bir yokuşu vardır.
    Hayatın akışında hiçbir durum olduğu gibi kalmaz. Olumlu olumsuzu iyi kötüyü yükselme alçalmayı; başarı başarısızlığı kovalar. Bunun tersi de kaçınılmazdır. Bu bakımdan işleri bozulan başarısızlığa uğrayan kimse üzülmemeli; kötü durumunun devamlı olmadığını bilmeli umut var olmalıdır.¡

    Her işin başı sağlık.
    İnsanın yapacağı her şey vücut sağlığına bağlıdır. Sağlıklı olmayan kimse hiçbir iş yapamaz. Bir iş yapamayan başarılı olamayan kimse de yaşadığı hayattan bir tat almaz; mutlu olamaz.

    Her kaşığın kısmeti bir olmaz.
    Her insanın talihi kaderi bir değildir. Bu bakımdan kazançlarının farklı olması da doğaldır. Bir işte kişiler aynı çabayı gösterseler aynı emeği verseler de biri diğerinden daha az kazanır. Çünkü kısmeti o kadardır.

    Herkes bildiğini okur.
    İnsanlar çoklukla kendi akıllarını beğenirler. Dolayısıyla başkaları ne derse desin onların düşüncelerine uymaktansa kendi düşüncelerine göre iş yapmayı daha uygun bulurlar.

    Herkesin arşınına göre bez vermezler.
    Genel kurallar herkesin istek ve ihtiyacına göre bozulamaz. Dolayısıyla bir durumun ölçülerimize göre gerçekleşmesini beklemek doğru değildir. İstenen ölçüde değil gerektiği oranda yarar sağlanacağı bilinmeli.

    Herkesin ettiği yoluna gelir.
    Bir kimse başkasına nasıl davranıyorsa başkaları da ona öylece karşılık verirler. İyilik eden iyilik kötülük eden de kötülük görür.

    Herkesin tenceresi kapalı kaynar.
    Kimsenin durumu içinde bulunduğu yaşayış şartları başkalarınca gereği gibi bilinemez.

    Herkesin yorulduğu yere han yapılmaz.
    Bir yerde bir düzende herkesin uymak zorunda olduğu genel kurallar vardır. Bunlar kişinin dileği doğrultusunda değiştirilemez.

    Herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez.
    Herkes bir iş yapar ama istenildiği kadar güzel ve kusursuz biçimde yapıp da ortaya çıkaramaz. Bunu becerenlerin sayısı da bir hayli azdır.

    Herkes ne ederse kendine eder.
    Kişi çevresine nasıl davranırsa çevresi de ona benzer şekilde davranır. İyilik eden iyilikle kötülük eden kötülükle karşılaşır. Kişi muhatap olduğu davranışların sorumlusudur.

    Her koyun kendi bacağından asılır.
    Herkes kendi davranışlarından sorumludur. Herkes kendi hatasının cezasını kendi çeker. Hiç kimse başkasının yaptığı bir hatadan ötürü hesap vermez.

    Her kuşun eti yenmez.
    1. Herkes zorbalığa boyun eğmez. Bu zorbalığa karşı gelecekler de vardır. Öyleleri çıkar ki seni alt eder pişman bile olursun. 2. Kimi işlerin altından kalkmamız mümkündür. Ama öyle işler de vardır ki asla başaramayacağımız işlerdir. Öyle görünüşe aldanıp da o işin altına girmeyelim. Yoksa hiç ummadığımız bir zarar görebiliriz.

    Her şeyin bir vakti var horoz bile vaktinde öter.
    Bir işten olumlu sonuç bekleniyorsa zamanında yapılmalıdır. Çünkü gerekli şartlar ve elverişli ortam o zamandadır. Bu bakımdan bir işi zamanından evvel yapmaya kalkışmak ne kadar zararlıysa sonraya bırakmak da o kadar zararlıdır. Bir işte acelecilik kadar geç kalmışlık da başarısızlığa neden olur.

    Her şeyin yenisi dostun eskisi (makbuldür).
    Sürekli kullanılan eşya yıpranır eskir gözden düşer gittikçe de insana sıkıntı verir yenisini aratır. Ancak dostluk böyle değildir. Dostluk eskidikçe güç ve değer kazanır. Çünkü birçok hatıralar birlikte yaşanmış birlikte birçok imtihandan geçilmiş bağlar gittikçe sağlamlaşmıştır. Eski dostluk içten olduğu için aranır yeni dostluklar ise henüz gönüllerde kökleşmediği için pek makbul değildir.

    Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
    Herkesin kendine özgü bir çalışma yöntemi bir iş yapma biçimi vardır. Çünkü kişilikleri bilgileri yetenekleri yöntemleri ve yolları birbirinden farklıdır.

    Her yiğidin gönlünde bir arslan yatar.
    Herkesin kendine göre yüksek bir emeli vardır. Hoşlandığı sevdiği kavuşmak istediği bu emeli devamlı gönlünde taşır onun özlemiyle yaşar.

    Her zaman gemicinin istediği rüzgâr esmez.
    Gerçekleştirmek istediğiniz bir iş için uygun şartları dilediğiniz anda bulmanız mümkün değildir. Çünkü olaylar dileğimize göre oluşmaz. Bu bakımdan fırsat elimize geçtiğinde ondan hemen yararlanma yoluna gitmeliyiz.

    Her ziyan bir öğüttür.
    Bilerek ya da bilmeyerek uğradığı her zarar kişiye ders olur. Kendisini bu duruma düşüren yanlış hareketi bulur aynısını tekrarlamayarak doğabilecek başka zararlardan kendisini korur.

    Hesapsız kasap ya bıçak kırar ya masat (Hesabını bilmeyen kasap ne satır bırakır ne masat).
    1. Alacağını ve borcunu bilmeyen gelirini giderini işine göre ayarlamayan kişi elinde avucunda bulunanı da kaybeder; zarara uğrar. 2. Önlemini iyi almadan ne yapıp edeceğini iyi düşünmede bir iş girişiminde bulunan kişi başarıya ulaşamaz; o iş için gerekli olan imkânları da yitirir.

    Hırsızlık bir ekmekten kahpelik bir öpmekten.
    Hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz. Kişi bir ekmek de çalsa hırsız olur yavaş yavaş da hırsızlığı meslek edinir. Kahpelik de benzer şekilde oluşur. Bugün bir öpücük verip de bunu önemsemeyen kız ya da kadın yarın sokaklara düşer. Dolayısıyla bir öpücük bir namus kirletmeye ve kahpeliğe kapı aralamaya yeter.

    Hiddetle kalkan nedâmetle oturur.
    Öfkeyle kızgınlıkla hareket eden kişi ne yaptığını pek bilmez; sağı solu incitir kırar. Kısa bir zaman sonra etrafa ve kendisine verdiği zararı anlar ve pişman olur. Ne var ki iş işten geçmiştir bir kere.

    Hocanın (imamın) dediğini yap (söylediğini dinle) arkasından gitme (yaptığını yapma).
    Bir din görevlisinin anlattıkları dinin buyruklarıdır. Ancak insan beşerdir şaşar. O da hatalı kusurlu olabilir; hatta bile bile yanlış da yapabilir söyledikleriyle yaptıkları birbiriyle çelişebilir. Bu bakımdan dikkatli ol; bu gibi yanlış yola sapmışların peşinden onlar dinin buyruklarını anlatıyorlar diye sakın gitme.

    Hocanın (öğretmenin) vurduğu yerde gül biter.
    Öğretmen ne yaptığını bilen adamdır. Eğer bir öğrenciye vurmayı gerekli görmüşse bunu mutlaka eğitmek amacıyla yapmıştır. Sakın ola ki bu tavrından ötürü ona darılıp gücenmeyiniz. Tam tersine onun bu tavrından ötürü sevininiz. Çünkü onun vurduğu yerde meydana gelen kızarıklık öğrencinin yarın yapacağı yanlışlıklardan edineceği kötü alışkanlıklardan kurtuluşunun bir işareti olarak görülmelidir.

    Horoz ölür gözü çöplükte kalır.
    Yaşanılmış erişilmiş alışılmış bir durum veya makam yitirildikten sonra yine o durum veya makamda gözü kalır insanın. Kişinin bu tutkusu ihtiyarlık hatta ölüm hâlinde bile devam eder.

    Horozu çok olan köyde sabah geç olur.
    Karışanı çok olan işlerden güç sonuç alınır. Çünkü her kafadan bir ses çıkar herkes başka bir yol seçer işin nasıl yapılacağı konusunda kesin karar verilemez. Dolayısıyla böyle bir işi sonuca ulaştırmak da oldukça güç olur.

    Huy canın altındadır.
    Bk. “Can çıkmayınca huy çıkmaz.”

    Huylu huyundan vazgeçmez.
    Doğuştan gelen özellikler kolay kolay değiştirilemez. Bunun için ne kadar uğraşılsa boştur. Çünkü o huy biçimi kişinin karakterinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bunun için onu kolay kolay söküp atamaz.

    I

    Irmak kenarına çeşme yapılmaz.
    Irmaktan geçerken at değiştirilmez

    Irmak kenarına çeşme yapılmaz.
    Bir yerde ihtiyacı karşılayan bir şey varsa onun yanına yine aynı ihtiyaca yönelik ve üstelik de daha küçük bir şeyi yapmak gereksizdir; ayrıca bu boşuna bir çabadır; geri durmak gereklidir.

    Irmaktan geçerken at değiştirilmez.
    Yürütülmekte olan bir işin tam ortasında işi tehlikeye düşürebilecek bir yöntem bir araç-gereç değişikliği girişiminden kaçınılmalıdır. Yoksa işimizi büsbütün bozup büyük bir zararla karşılaşabiliriz. Bu tür girişimler için en uygun zaman kollanmalı değişiklik zamanında ve yerinde yapılmalıdır.

    Irz insanın kanı pahasıdır.
    Irz bir kimsenin başkaları tarafından dokunulmaması saygı gösterilmesi gereken iffetidir. Dolayısıyla her şeyden önemlidir. Bu bakımdan kişi kanını döker canını verir ama namusunu kirlettirmez.

    Isıracak it dişini göstermez.
    Kötülük edecek kimse bunu daha önceden haber vermez. Dolayısıyla bize açıktan açığa cephe alan bunu gürültü ve patırtısıyla belli eden kimselerden değil bize sinsice yaklaşan ve yaklaştığını da belli etmeyen kimselerden çekinmeliyiz; asıl tehlikeli olan ve bize zararı dokunacak kimseler onlardır.

    Isırgan ile taharet olmaz.
    1. Kötü zararlı kişiden iyilik beklenmez. 2. Her işin aracı farklıdır. İyi sonuç bekleniyor ve zarara uğranmak istemiyorsan uygun araç-gereç seçilmelidir.
    Islanmışın yağmurdan pervası yoktur.
    Daha önce kötülük görmüş zarara uğramış kimse kendisini bu duruma düşüren şeyden artık çekinip korkmaz.

    Issız eve it buyruk.
    Sahip çıkılmayan başında bulunulmayan mal ya da iş seviyesiz ve niteliksiz bayağı kişilerin eline geçer; onlarca kullanılır ve idare edilirler.



    Konu ~|Giяℓ_ℓéé|~™ tarafından (12-06-2008 Saat 10:56 ) değiştirilmiştir. Sebep: Flood mu yaptınız ne :D

  8. #18

    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    KaYıPKeNT
    Tecrübe Puanı
    1866
    Mesajlar
    8,933

    Standart

    İ

    İğneyi kendineçuvaldızı ele batır.
    İki cambaz bir ipte oynamaz.

    İbadet de gizli kabahat de.
    Yüce Allah`ın buyruklarını yerine getirmek her insana borçtur ve gösterişten uzaktır. Gerçek iman sahipleri ibadetlerini başkaları görsün diye yapmazlar. Eğer böyle yaparlarsa ibadetleri ibadet olmaktan çıkar. Benzer şekilde kabahat de başkalarına gösterilecek bir şey değil tam tersi utanılacak bir şeydir. Bu bakımdan onu da açıktan açığa yapmak insana yakışmaz gizlenmeli ve örtülmelidir.

    İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır.
    Hoşlanılmayan bir davranışın en küçüğünü başkalarından önce kendimizde deneyip etkiyi görmeli; ondan sonra bunun daha büyüğünü başkalarına uygulamanın ne denli uygun olup olmayacağına karar vermeliyiz.

    İki at bir kazığa bağlanmaz.
    Kendi başına buyruk kimseden izin almaksızın dilediği gibi davranan iki kişi aynı iş üzerinde görevlendirilip çalıştırılamaz. Her an aralarında anlaşmazlığın çıkması bunun da kavgaya dönüşmesi kaçınılmazdır.

    İki baş bir kazanda kaynamaz.
    Fikirleri eğilimleri ve davranışları birbirinden farklı olan iki kişi belli bir konuda bir iş üzerinde uyuşamazlar; görüş ayrılıkları yüzünden ortaya bir şey çıkaramazlar.

    İki cambaz bir ipte oynamaz.
    Kurnazlıkta eşit olan iki kimse bir iş üzerinde birlikte çalışamazlar; birbirlerini aldatmak saf dışı bırakmak için uğraşırlar. Bunda ısrarlı olmaları her ikisini de daha tehlikeli bir duruma iter.

    İki dinle (bin işit) bir söyle.
    Haddinden fazla konuşmak gereksiz ve yanlış sözlerin ağızdan çıkmasına yol açar. Ayrıca konuşan kişiyi de itici yapar. Bu bakımdan az konuşmalı çok dinlemelidir. Hem yerinde konuşabilmek için de dinlemek şarttır. Çünkü söylenenler ancak bu şekilde kavranır çenesi düşüklükten de bu şekilde kurtulur insan.

    İki el bir baş içindir.
    1. Yüce Allah insanları geçimlerini sağlayabilecek bir güçle donatmıştır. Bu gücü kullanan insan başkalarına muhtaç olmadan yaşayabilir. 2. İnsan ancak kendi geçimini sağlayabilecek bir güce sahiptir. Başkalarına yardım edecek bir durumda değildir.

    İki karpuz bir koltuğa sığmaz.
    Kimisi önemi büyük birkaç işi bir arada yapmaya kalkışır. Bu ise çok zor ve sakıncalıdır. Çünkü gücü ve dikkati dağıtır. Buna aldırmayanlar çoklukla yapmaya kalkıştıkları işleri sekteye uğratırlar.

    İki ölç bir biç.
    Hangi iş olursa olsun bir işe kalkışmadan önce işin ayrıntıları iyice düşünülmeli; boyutları gözden geçirilmeli; nasıl başlanıp nasıl gelişeceği ve nasıl sonuçlanacağı ne alıp ne götüreceği dikkatle hesaplanmalı ve daha sonra işe başlanmalıdır.

    İnsan beşer kuldur şaşar.
    Hiçbir insan hatasız değildir. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Dolayısıyla şaşırıp yanlışlık yapması da kaçınılmazdır. Bu bakımdan dalgınlıkla şaşkınlıkla yapılan hatalara hoşgörüyle bakılmalıdır.

    İnsan doğduğu yerde değil doyduğu yerde.
    İnsan doğduğu andan itibaren sosyal bir hayatın içine girer. Dolayısıyla herkes gibi o da yaşamak için çabalamaya başlar. Ne var ki yaşadığı hayat şartlarının zorluğu insanı doğduğu yerin dışına iter. İnsan da istemeden geçimini temin ettiği yerde kalır orayı yurt edinir.

    İnsan göre göre hayvan süre süre (alışır).
    Bir işi öğrenmenin en iyi yolu o işi görmekten denemekten ve defalarca yapmaktan geçer. Bunu sürekli yapan insanlar hem tecrübe hem de alışkanlık kazanırlar; dolayısıyla o işi kolayca yaparlar. Hayvanların bir işe alışmaları ve o işi öğrenmeleri ise o işi tekrar tekrar yapmaları ile sağlanır.

    İnsan insanın (adam adamın) şeytanıdır.
    Çoklukla görülür ki kötü ve art niyetli kimi uygunsuz kişiler bazı saf ve iyi niyetli kişileri kurdukları tuzaklarla doğru yoldan saptırıp yanlış yola sürüklerler.

    İnsanoğlu çiğ süt emmiş.
    Şurası muhakkak ki insanın ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Çoklukla güven de vermez. Hiç umulmadık bir anda nankörlük edip çıkarı için iyilik gördüğü kimseye bile kötülük yapabilir.

    İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.
    Kişi pek çok özelliğini doğuşuyla birlikte getirir. Bunun yanı sıra yedi yaşına kadar da çevresinden etkilenerek kimi davranışlar kazanır ve bir huy edinir. Edindiği bu huy ihtiyarlasa da kolay kolay değişmez.

    İp inceldiği yerden kopar.
    Bir durum bir olay ve bir iş en zayıf yerinden en çürük noktasından bozulur veya kopar.
    İslam`ın şartı beş altıncısı insaf demişler.
    “Kelime-i şahadet getirmek namaz kılmak oruç tutmak hacca gitmek zekât vermek” İslâm dininin beş temel buyruğudur. Eğer bu beş şarta bir şart daha eklenecek olsaydı bu mutlaka “insaflı olmak” olurdu. Çünkü insaf sahibi olmak Müslümanlar için son derece önemli bir vasıftır.

    İsteyenin bir yüzü kara vermeyenin iki yüzü.
    Birinden bir şey isteyen biraz utanır ama isteği yerine getirmeyen daha çok utanması gerekir. Darda kalanın ihtiyacı olanın bir şeyi başkasından istemesinde utanılacak bir yan yoktur.

    İşine hor bakan (sanatını hor gören) boynuna torba takar.
    Kişi nasıl olursa olsun işini ya da sanatını küçük görmemelidir. Eğer böyle görürse işinin sanatının gereğini yerine getirip para kazanamaz. Para kazanamayınca da geçim darlığına düşer. Sonunda ona buna avuç açar dilencilik yapmaya başlar.

    İş insanın aynasıdır.
    Bir kişi hakkında yargıya varmak nasıl bir kişi olduğunu öğrenmek mi istiyorsunuz? O hâlde onun yaptığı işe bakınız. Çünkü yaptığı o iş onun ne kadar sorumlu bilgili ve yetenekli olduğunu açığa çıkarır.

    İşleyen demir ışıldar (pas tutmaz).
    Durağan durumdan hareketli duruma geçmek ve çalışmak insandaki hantallığı isteksizliği ve uyuşukluğu söküp atar; onu canlı yetenekli ve verimli kılar. Ruhen ve bedenen güçlendirdiği gibi maddî yönden de kazançlı yapar.

    İş olacağına varır.
    Her işin kendine has bir akışı ve sonucu vardır. Ne yapılırsa yapılsın ne tedbir alınırsa alınsın o iş ulaşacağı sonuca ulaşır. Bunu değiştirmek mümkün değildir. Bu bakımdan işin istediğin biçimde sonuçlanmadı diye kaygılanıp üzülme.

    İşten artmaz dişten artar.
    Kazanç ne kadar çok olursa olsun tutumlu davranılmazsa para biriktirilemez. Tasarruf savurganlık yapmamak tüketimi kısmakla mümkündür ancak.

    İt derisinden post olmaz.
    Ahlâksız bayağı ve değersiz kimseler bir göreve veya mevkiye gelip önemi büyük yüce bir amaç için hizmet yapamazlar.

    İtin (köpeğin) duası kabul olunsaydı gökten kemik yağardı.
    Eğer art niyetli aşağılık kişilerin istedikleri yerine gelseydi onlar mutlu olurken dünya kötülüklerle dolar; iyilere de barınacak yer bulunamazdı. Şükür ki bunların dilekleri yerine gelmemektedir.

    İt itin ayağına (kuyruğuna) basmaz.
    Hilebaz ahlâksız başkalarına kötülük etmeyi kural hâline getiren insanlar birbirlerini gayet iyi tanırlar. Bu yüzden birbirlerini anlayışla karşılar birbirlerine rahatsızlık verip kötülük etmekten mümkün olduğunca kaçınırlar.

    İtle çuvala girilmez.
    Bilgisiz düzenbaz bayağı taşkın kimselerden uzak dur. Onlarla iş yapmak yakın ilişki kurmak tartışmaya girmek hatta kavga bile etmek sakıncalıdır.

    İtle yatan bitle kalkar.
    Bk. “Körle yatan şaşı kalkar.”

    İt ürür kervan yürür.
    Gerçekleşmesi doğal olan işlere durumlara karşı çıkılsa da engellenemez. Bu bakımdan kötü niyetli kimselerin sözlerine ve davranışlarına aldırış etmeden doğru bilinen yolda ilerlemeye devam edilir.

    İyi dost kara günde belli olur.
    Bk. “Dost kara günde belli olur.”

    İyi evlât babayı vezir kötüsü rezil eder.
    İstenilen ve beğenilen nitelikleri taşıyan yararlı olup iyilik sunan evlâtlar baba ve anne için övünç kaynağı; kötülük yapan sağlıksız yararsız ve şerefsiz insanlar da utanç kaynağı olurlar.

    İyiliğe iyilik her kişinin kârı kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
    İyilik yapan bir kişiye iyilik yapmak kolaydır. Doğal olan bu tavrı hemen herkes gösterebilir. Önemli olan kötülüğü dokunan birine iyilik edebilmektir ki bunu herkes yapamaz. Bunu ancak mert faziletli ve olgun kimseler başarabilir.

    İyilik eden iyilik bulur.
    Bir karşılık beklemeden yardım yapan kayıran yardımcı olan yararlı işlerde bulunan kimse hemen herkes tarafından sevilir. Günü geldiğinde iyilik görenler bunun karşılığını ona iyilik yaparak öderler.

    İyilik et denize at balık bilmezse Hâlik bilir.
    Yaptığın iyiliklerden karşılık bekleme; yaptığın iyilik boşa çıksa da kıymeti bilinmese de sen iyilik yapmaya devam et. Bunu Yüce Allah görür. Bu davranışından ötürü seni bu dünyada olmasa bile öbür dünyada mutlaka ödüllendirir. Hem
    de kat kat fazlasıyla.

    İyilik (muhabbet) iki baştan.
    Gerek iş gerek evlilik gerekse herhangi bir konuda iki kişi arasında kurulacak sağlıklı bir ilişkide yalnız birinin iyi davranış göstermesi yeterli değildir. Ötekinin de iyi davranış sergilemesi zorunludur. Tek taraflı iyilik bir yere kadardır.

    İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir.
    Eğer Yüce Allah kötü durumda olan birinin düzelip iyi olmasını murat etmişse türlü sebepler yaratarak ona hiç ummadığı yerlerden yardım gönderir. Onun rahata kavuşmasını sağlar.

    K

    Kafirden hacı elden bacı olmaz.
    Kalem kılıçtan üstündür.
    Karga bülbülü taklit edeyim derken ötmeyi unutmuş
    Kakma el kapısını el ucuyla yiterler kapını var (olanca) gücüyle.
    Karamanın koyunu sonra çıkar oyunu.
    Karnıyın doymayacağı yere açlığını bidirme.
    Kasap et derdinde koyun can derdinde.
    Kaşıkla verip sapıyla gözünü çıkartma.
    Kaz gelecek yerden Tavuk esirgenmez.
    Keçinin canı sopa isteyince çobanın değneğine (sopasına) sürtünür.
    Kenarına bak bezini al anasına bak kızını al.
    Keskin sirke küpüne zarar verir.
    Kasap sevdiği postu yere vurur.
    Katranı kaynatsan olurmu şeker cinsi batasıca mutlaka cinsine çeker.
    Kazma kuyuyu kazarlar kuyunu.
    Kel yanında kabak anılmaz.
    Kendi düşen ağlamaz.
    Kılıç kınını kesmez.
    Kırk hırsız bir çıplağı soyamaz.
    Kızım sana diyorum gelinim sen anla.
    Kimi yer kimi bakar. Kıyamet ondan kopar.
    Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
    Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.
    Köpeklerin duası kabul olsa gökten kemik yağar.
    Köpeksiz köy buldu değneksiz gezer.
    Körler sağırlar birbirini ağırlar.
    Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur.
    Kırk yıl ecel yağsa eceli gelen ölür.
    Kızını dövmeyen dizini döver.
    Kişiyi nasıl bilirsin kendin gibi.
    Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
    Köpeğe dalaşmaktansa çalıyı dolaşmak hayırlıdır.
    Köpeklerin uluması bulutlara zarar vermez.(Arap Atasözü)
    prüyü gecene kadar ayıya dayı de.
    Kötü tarlanın verdiğini yiğit kardeş vermez.
    Kurt kuzu kaptığı yeri dokuz defa yoklar.
    Kurunun yanında yaş da yanar.
    Kızını dövmeyen dizini döver.

    Kaçan balık büyük olur.
    Çok önemsiz çok küçük de olsa her nedense elden kaçırılan fırsat ah vah edilerek gözde büyütülür.

    Kaçanın anası ağlamamış.
    Karşı koyamayacağı bir tehlikeden ve saldırıdan kaçan kişi kazançlı çıkar. Ayrıca yakınlarının üzülmesine yol açacak bir olaya da fırsat vermemiş olur.

    Kalaylı bakır küflenmez.
    Saf temiz dürüst ve namuslu kimseye kimse kara çalamaz; onun şahsiyetine kimse leke süremez.

    Kalıp kıyafetle adam adam olmaz.
    Ne kadar güçlü gösterişli sağlıklı bir vücuda sahip olursa olsun; bu vücudu ne kadar iyi güzel ve çekici giyim kuşamla donatırsa donatsın bütün bunlar kişiyi değerli kılmaz. Kişiyi değerli kılan güzel ahlâkı becerisi üretkenliği bilgisi ve çalışkanlığıdır.

    Kalp kalbe karşıdır.
    Sevgi karşılıklıdır. Birinin hissettiğini diğeri de hisseder birinin düşündüğünü diğeri de düşünür. Zevk alışkanlık arzu ve isteklerde de birlik mevcuttur.

    Kanaat gibi devlet olmaz.
    Elindekinden hoşnut olan onu yeter bulan fazlasını istemeyen ihtiras beslemeyen kişi kolay doyuma ulaşır ve mutlu olur. Bundan ötürü de kolay kolay yokluk çekmez sıkıntıya düşmez.

    Kanatsız kuş uçmaz (olmaz).
    Gerekli şartları sağlanmayan araç ve gereci temin edilmeyen kimi dayanaklardan yoksun bırakılan iş ya da insandan başarı beklenemez.

    Kanı kanla yumazlar kanı su ile yurlar.
    Bir kötülük kötülük yapılarak düzeltilemez; hatta böyle bir karşılıkta bulunmak işi daha da vahim hâle sokar içinden çıkılmaz yapar. Kötülük ancak iyilik yapılarak ortadan kaldırılabilir.

    Kara haber tez duyulur.
    Ölüm veya felâket haberi kötü haber çabuk duyulur; ağızdan ağıza geçerek hızla yayılır.
    Karaya sabun deliye öğüt neylesin.
    Esası özü bozuk olan şeyi düzeltmek hemen hemen imkânsızdır. İnsanlar için de durum aynıdır. Kimi akılsız anlayışsız yoldan çıkmış kimseleri de doğru yola getirmek mümkün değildir.

    Kardeş kardeşi atmış yar başında tutmuş.
    Kardeşler ne kadar geçimsiz anlaşmaz kavgalı dargın olurlarsa olsunlar yine de kötü bir durumda birbirlerine yardım ederler. Çünkü onları birbirine bağlayan bir kan bağı vardır ortada.

    Kardeş kardeşi bıçaklamış dönmüş yine kucaklamış.
    Bk. “Kardeş kardeşi atmış yar başında tutmuş.”

    Karga kekliği taklit edeyim demiş; kendi yürüyüşünü şaşırmış.
    İnsanlar yetiştikleri çevrenin eğitimini alırlar. Bu bakımdan görgüleri beceri ve bilgileri davranışları yol ve yöntemleri birbirinden farklıdır. Buna rağmen kimi kişiler özenti hastalığına yakalanırlar ve onu bunu taklit etmeye başlarlar. Ancak bunu beceremezler bunu beceremedikleri gibi tabiî davranışlarını da yitirir gülünç duruma düşerler.

    Karga yavrusuna bakmış “benim ak-pak evlâdım” demiş.
    Yaptığı iş ne kadar kusurlu çocuğu ne kadar çirkin olursa olsun kişiye bunlar iyi ve güzel görünür. Başkalarının bu konuda ne diyeceği o kadar önemli değildir.

    Kartala bir ok değmiş o da kendi yeleğinden.
    Kişi hayatta karşılaşacağı en büyük kötülüğü çoklukla en yakınlarından görür.

    Kâr zararın kardeşidir (ortağıdır).
    Ticarette sadece kâr etmek düşünülemez zarar da edilebilir. Ticarete atılan kimse bunu göze almalı alış verişe öyle girmelidir.

    Katıra “baban kim?” demişler “dayım attır” demiş.
    Kişi kusurlu yanının açığa çıkmasını istemez bunu gizlemeye çalışır. Sadece iyi yanıyla görünmeye ve övünmeye gayret eder.

    Kaynayan kazan kapak tutmaz.
    İçin için gelişen olaylar veya duygular bir yerde patlak verir önüne geçilemez kolay kolay yatıştırılamaz.

    Kaza geliyorum demez.
    Can veya mal kaybına sebep olan kötü olayın ne zaman olacağını kestirmek mümkün değildir. Bu bakımdan önceden kimi tedbir alınmalı ansızın ortaya çıkacak kazaya karşı hazırlık yapılmalıdır.

    Kazanmayanın kazanı kaynamaz.
    Yiyip içmek geçimini temin etmek isteyen insan çalışıp kazanç sağlamak zorundadır. Kazancı olmayan insanın geçinmesi mümkün değildir.

    Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.
    Büyük çıkarlar beklenen yer için küçük fedakârlıklar yapılmalı kimi sıkıntılara girilmeli ve bundan kaçınılmamalıdır.

    Kazma elin kuyusunu kazarlar kuyunu.
    Sen başkasına kötülük yaparsan o da sana kötülük yapacaktır. Her şeyin bir karşılığı vardır. Unutma ki her ne edersen onun karşılığını alırsın.

    Keçi can derdinde kasap yağ derdinde.
    Kötü bir duruma düşmüş büyük zarara uğramış kimi kimseler acı içinde kıvranırken kimileri de küçük yararlarını düşünürler ve hiç umursamadan bu durumdan istifade etmeye çalışırlar.

    Keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar.
    Küçükler daima büyüklerini taklit ederler örnek alırlar. Anne_baba ne yaparsa çocuk da onu yapar; hangi yola giderse çocuk da o yola gider.



    Konu ~|Giяℓ_ℓéé|~™ tarafından (12-06-2008 Saat 10:59 ) değiştirilmiştir. Sebep: Flood mu yaptınız ne :D

  9. #19

    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    KaYıPKeNT
    Tecrübe Puanı
    1866
    Mesajlar
    8,933

    Standart

    Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur.
    Açgözlü gözü doymaz hırslı insanlar küçük bir çıkar için bütün varlığını tehlikeye atar.

    Kedinin boynuna ciğer asılmaz.
    Kendisine güvenilmeyecek birine bir şey bırakmak emanet etmek doğru değildir. Yoksa o şey ya zarar görür ya da yok olur.

    Kedi uzanamadığı (yetişemediği) ciğere pis (murdar) der.
    Kimileri çok istedikleri hâlde elde edemedikleri şeyi hor göstermeye kalkışırlar; beğenmiyor görünürler. Böyle davranmakla asıl yapmak istedikleri şey kendi çaresizliklerinin ortaya koyduğu açığı kapatmaya çalışmaktır.

    Kele köseden yardım gelmez.
    Yardıma muhtaç olan kişi ihtiyaç duyduğu şey konusunda kendi dururken başkasına yardım edemez. Kendi derdine çare bulamamış kendi işini halledememiş ki başkasına nasıl yardım etsin?

    Kelin ilâcı olsa başına sürer.
    Bk. “Kele köseden yardım gelmez.”

    Kel ölür sırma saçlı olur kör ölür badem gözlü olur.
    Önce değersiz bulunan beğenilmeyen bir kimse küçük bir şey veya bir fırsat elimizden çıkıp yok olunca birden kıymet kazanır; çok önemli ve iyi gibi görülür.

    Kem göz kalp akçe sahibinindir.
    Kötü sözü kimse kabul etmediği gibi sahte parayı da kimse kabul etmez. Kötü söz söyleyenin geçmeyen para da onu kullananındır.

    Kendi düşen ağlamaz.
    Girdiği bir işte kendi zararına kendi sebep olan bir kimsenin yakınmaya hakkı yoktur. Çünkü bildiğini okumuş istediği gibi davranmış kimseyi dinlememiştir. O hâlde kötü sonuca da katlanmalıdır.

    Kesilen baş yerine konmaz.
    Bir iş yapıldıktan sonra eski durumuna getirilemez. Bu bakımdan bir işe girişmeden bir davranışta bulunmadan önce işin nasıl sonuçlanıp sonuçlanmayacağını iyi hesapla; pişman olup olmayacağını iyi düşün taşın ve ondan sonra harekete geçip geçmeme konusunda karar ver.

    Keskin sirke küpüne (kabına) zarar verir.
    Öfkeli sert sinirli kimsenin zararı kendisinedir. Kendini yıprattığı sağlığına zarar verdiği toplum içinde saygınlığını yitirdiği gibi işlerini de bozup alt üst eder.

    Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz.
    Kişi öncelikle kime danışacağını kimin peşinden gideceğini iyi bilmelidir. Çünkü seçtiği kişi kötü işe yaramaz biri olabilir ve onun başını belâya sokabilir.

    Kılıç kınını kesmez.
    Ne kadar sert ve öfkeli olursa olsun hiçbir kişi yanındakilere yakınlarına zarar vermez.

    Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan.
    Kişi kiminle arkadaşlık ederse ondan etkilenir; onun alışkanlıklarına düşüncelerine eğilim duyar; huyunu gidişini kapar.

    Kırkından sonra azanı teneşir paklar.
    Yaşlandıktan sonra yaşına uymayan davranışlarda bulunan ahlâksız bir yola sapan kötü işlere bulaşan insanları doğru yola getirmek çok zordur. Bu gibi kimselerin sonu da iyi değildir.

    Kırk yıllık Kâni olur mu Yani.
    İyi alışkanlıklar edinmiş ve bunu uzun yıllar sürdürmüş kişi kolay kolay bu yapısından vazgeçip de kötülük edemez.

    Kısmetinde ne varsa kaşığına o çıkar.
    Kişi ne kadar çalışırsa çalışsın çabalarsa çabalasın alın yazısındaki şeye ulaşır. Yüce Allah ona ne nasip etmişse ancak ona kavuşur; bu az da olur çok da.

    Kızı gönlüne (keyfine) bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya.
    Evlenme çağındaki kızı büyükleri uyarmazlarsa uygun olmayan birisiyle evlenir. Çünkü yaşı gereği hem tecrübesiz hem de eğlenceye düşkün olur ve ileriyi göremez. Bu bakımdan anne baba tarafından denetlenmeli uyarılmalıdır.

    Kızını dövmeyen dizini döver.
    Kızını çocuğunu daha küçük yaşta eğitme yoluna gitmeyen terbiye kurallarını öğretmeyen gerekirse dövmeyen ileride çok pişman olur; ancak iş işten geçmiştir.

    Kimi köprü bulamaz geçmeye kimi su bulamaz içmeye.
    Hayat sıkıntılarla çelişkilerle doludur. Buna bir de insanların nasipleri arasındaki tutarsızlıklar eklenince hayat daha da çekilmez olur. Kimileri bolca bulurken kimileri hiç bulamaz. Bu da toplumu kargaşaya sürükler. Gerekli olan şey dengeyi sağlamaktır.

    Kiminin parası kiminin duası.
    Öyle işler vardır ki kiminden para kiminden de dua alınarak yürütülür. Bu dünyada para kadar dua da önemlidir. Canı gönülden yapılan duanın önemi büyüktür.

    Kimse ayranım (yoğurdum) ekşi demez.
    Herkes sattığı malı; kendi işini tutumunu ve davranışını över. Kendine yönelik eleştiriler yapılsa da aldırmaz kusur kabul etmez o methe devam eder.

    Kimseden kimseye hayır yok (gelmez).
    İnsan yapacağı işte başkasının yardımına güvenirse hayal kırıklığına uğrar. Bu bakımdan bir işe girerken kendine dayanmalı kendi gücüne güvenmelidir.

    Kimsenin âhı kimsede kalmaz.
    Güçlü bir kimsenin dine yasaya veya vicdana aykırı olarak başkasını uğrattığı kötü durum kıyım acımasızlık haksızlık ve cefa asla karşılıksız kalmaz. Zalimler er veya geç zulme uğrayanların âhını bedduasını alırlar ve perişan olurlar.

    Koça boynuzu yük değil.
    1. Kişiye kendisinin ve yakınlarının işini görmek ağır gelmez. 2. Kişi kendini savunacak araç-gerecini güvenlik sistemlerini taşımaktan ve kullanmaktan geri durmaz bunlar ona yük değildir.

    Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
    Hayat şartları insanları bir arada yaşamaya zorunlu kılmıştır. Bir arada yaşama sosyal hayatı sosyal hayat da karşılıklı olarak yardımlaşmayı beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla insan her meselesini tek başına halledemez olmuş yakınındakine başvurmak zorunda kalmıştır. Bu bakımdan komşular birbirlerine en küçük şey için bile muhtaçtırlar. Çünkü en önemsiz şeyin yokluğu büyük bir işin aksamasına yol açabilir.

    Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
    Başka bir kimsenin malı kişiye olduğundan daha değerli görünür. Çünkü insan nefsi doymak bilmez başkasının elindekine imrenir. Hele insanlar birbirlerini çekemiyorlarsa birinin elindeki mal diğerini sürekli rahatsız eder.

    Kork Allah`tan korkmayandan.
    Allah korkusu öte dünyaya inanan insanları pek çok kötülükten uzak tutar. Çünkü yaptığı kötülüklerin cezasız kalmayacağını bilir ve kolay kolay kötülük yapamaz. Ama insan yüreğinden Allah korkusunu söküp attı mı şeytanla baş başa kaldı demektir. Artık onun düşünemeyeceği kötülük yoktur her türlü fenalığı eline fırsat geçti mi kolaylıkla yapar. Bu bakımdan böylelerinden çekinmek uzak durmak kendini korumak gereklidir.

    Korku dağları bekletir.
    1. Korku varlığını her yerde duyurur. Yapacağı işe karşı verilecek cezadan korkan kimse o işi yapmaktan çekinir. 2. Cezadan veya zulümden kaçan dağlara kaçar gizlenir zor da olsa orada yaşamaya çalışır.

    Korkulu rüya (düş) görmektense uyanık yatmak yeğdir (hayırlıdır).
    Tehlikeli bir işe girişmektense o işin sağlayacağı kazançtan vazgeçmek daha iyidir. Çünkü sonu pek iyi görülmeyen her gün ha battım ha batacağım korkusu veren işten insana pek hayır gelmez.

    Korkunun ecele faydası yoktur.
    Kişi korkmakla kendisine gelecek bir kötülüğü önleyemez. Bu sebeple korkuyu sürdürmek yerine gelecek tehlikelere karşı önlem alma yoluna gitmek gereklidir. Çünkü gelecek olan gelecek olacak olan olacaktır. Üzüntü korku ise bunu
    önleyemeyecektir.

    Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.
    İstenilen nitelikteki şey bulunamayınca onun daha düşük nitelikte olanına da razı olunur. Çünkü bir ihtiyaca kalitesi düşük de olsa cevap verecektir.

    Köpeğe gem vurma kendisini at sanır.
    Hiçbir değeri olmadığı hâlde kendisine değer verilen lâyık olmadığı hâlde bir makama getirilen kişi kendisini gerçekten kıymetli sanıp buna da inanmaya başlar.

    Köpek ekmek veren kapıyı tanır.
    Şurası unutulmamalıdır ki köpek bile kendisini besleyen yeri bilir; o yerin insanına karşı bunu iyi davranışlarıyla belli eder. O hâlde insan bunu görmeli ve bunun çok ötesinde olmalıdır. Kendisine iyilik eden yardımcı olan kimselere karşı gerekli saygıyı göstermeli nankörlük etmemeli ve kendisine uzanan şefkatli elleri unutmamalıdır.

    Köpek sahibini ısırmaz.
    Köpek bile kendisini besleyen kendisini koruyan sahibine saygılı davranır. Peki kişi ne kadar kötü olursa olsun iyilik gördüğü geçimini sağladığı yere nasıl kötülük edecektir? O da nankörce davranıp zarar veremez.

    Köpeksiz sürüye (köye) kurt dalar (iner).
    Koruyucusuz kalan yere veya ülkeye düşman girer saldırır ne var ne yok hepsini talan eder. Eğer elinizdeki yeri ya da ülkeyi iyi koruyup gözetirseniz düşman sizden uzak durur ve kötü sonlarla karşılaşmazsınız.

    prüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler.
    Kişi işini gördürünceye kadar yardım beklediği kimseye dil döker onu över ne kadar kötü de olsa onu göklere çıkarır. Ancak işini gördürdükten sonra bu tavrı birdenbire değişir. Karşısındaki kimse sanki o övdüğü kimse değildir. Kuşkusuz bu tavır iki yüzlü kimselerin tavrıdır ki namuslu insanlar bundan uzaktırlar.

    Körler memleketinde şaşılar padişah olur.
    Bilgisiz anlayışsız beceriksiz insanların bulunduğu bir yerde çok az bilgi anlayış ve becerisi bulunan kişiler başa geçip yönetimi ele alırlar.

    Körle yatan şaşı kalkar (İtle yatan bitle kalkar).
    Değersiz kötü ahlâksız kişilerle ilişki kurup arkadaşlık yapanlar ister istemez onlardan etkilenir ve kötü huylar kaparlar. Çünkü insanı en çok etkileyen yakınında bulunduğu insanlardır.

    Kötü komşu insanı (adamı) hacet sahibi eder.
    İnsanlar en çok birbirlerine yakın olan insanlarla yardımlaşırlar. İnsanın yardımlaşacağı insanlardan biri de komşusudur. Eğer komşu kötü huylu biri ise kendisinden emanet olarak istenen bir şeyi vermez. Emanet isteyen de geri çevrildiği için ihtiyaç duyduğu şeyi satın almak zorunda kalır. Böylelikle o kötü komşu insanı bir alet-eşya sahibi yapmış olur.

    Kötülük her kişinin kârı iyilik er kişinin kârı.
    Bk. “İyiliğe iyilik her kişinin kârı…”

    Kötü söyleme eşine ağu katar-aşına.
    Yakın ilişkide bulunduğun kimselere (aile fertleri komşu arkadaş mesai arkadaşları vs.) iyi davran onları incitip kırma. Eğer böyle yaparsan onlar da senin hakkında hiç iyi düşünmezler sana daha büyük kötülük yapma yoluna giderler.

    Kul azmayınca Hak yazmaz.
    Kişinin başına gelen felâketler hep onun azgınlığı sapkınlığı yüzündendir. Çünkü Yüce Allah hiçbir kuluna zulüm yapmaz. Doğru yolda giden toplumlar selâmete ermişler sapanlar ise felâketlerle karşı karşıya kalmışlardır.

    Kul hatasız (kusursuz) olmaz.
    Bk. “Hatasız kul olmaz.”

    Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez.
    Sıkıntıda olan dara düşen ve kendisine inanan insanları Yüce Allah darda koymaz. Onlara en sıkışık anlarında yardım eder yeter ki o kullar kötü yola sapmadan sabrederek yollarına devam etsinler.

    Kurda “Neden boynun (ensen) kalın?” demişler; “İşimi kendim görürüm de ondan” demiş.
    Kendi işini kendisi gören başkasına bırakıp yaptırmayan kişinin içi rahattır; çünkü işin bütün yükü ve sorumluluğu ona aittir. Dolayısıyla hiç kaygılanıp üzülmez de keyfine bakar.

    Kurt dumanlı havayı sever.
    Kötü niyetli kimseler ortalıktaki karışıklıklardan yararlanma yoluna giderler. Çünkü o anda dikkatler dağılmıştır kimin ne yaptığı belli değildir. Dolayısıyla kendilerine engel olacak kimselerin bulunmadığı bu ortamı sever ve bu ortamın oluşmasını istekle beklerler.

    Kurt kocayınca köpeklere maskara olur.
    Güçlü kuvvetli bir kurt ile köpekler kolay kolay başa çıkamazlar ondan çekinip korkarlar. Bunun gibi her bakımdan güçlü kuvvetli iken herkesi korkutan tedirgin eden yıldıran kişi bu gücünü-kuvvetini kaybettikten sonra onun bunun aşağılık kimselerin eğlencesi ve oyuncağı hâline gelir.

    Kurt tüyünü (köyünü) değiştirir huyunu değiştirmez.
    Kötü zalim kimseler kılık-kıyafetlerini oturdukları ev ve yerlerini değiştirseler de huylarını değiştirmezler; onların bu kötü yapıları devam edip gider.

    Kuru lâf karın doyurmaz.
    Anlamsız yersiz boş sözlerle bir iş yapılamaz. Bir işten olumlu sonuç alınmak isteniyorsa o konuda eylemde bulunmak yararı dokunan davranışlar göstermek gereklidir.

    Kurunun yanında yaş da yanar.
    Bir düzeni kurmak huzuru sağlamak için girişilen bir eylem sırasında suç işlemiş kötülerin yanı sıra suçsuzların da cezalandırıldığı ve zarara uğratıldığı görülür.

    Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
    Eksiksiz noksansız kişi olmaz hiç kimse mükemmel değildir. Bu sebeple kusursuz dost aramak boşunadır. Arayan da dostsuz kalır. Dost bulmak istiyorsak insanları kusurları ile kabullenip sevmeliyiz.

    Kuzguna yavrusu güzel (anka) görünür.
    Bak. “Karga yavrusuna bakmış…”

    Küçük suda büyük balık olmaz.
    1. Yetenekli büyük kişiler küçük çevrelerde yetişse bile barınıp kalamaz. Bu kişiler kendilerini besleyecek barındıracak ve olgunlaştıracak daha büyük çevrelere kültür ortamlarına ihtiyaç duyarlar. 2. Küçük kazançlar küçük ortamlarda; büyük kazançlar da büyük ortamlarda elde edilir. Sınırlı küçük bir ortamda yapılan işten bol kazanç sağlanamaz.

    Kürkçünün kürkü olmaz börkçünün börkü.
    Başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan bir meslek dalında çalışıp çabalayan kişi kendi ihtiyaçlarını ha bugün ha yarın diyerek ihmal eder ve savsaklar.

    L

    Lafla peynir gemisi yürümez.
    Lokma karın doyurmaz şefaat artırır.
    Leyleğin günü lak lak ile geçer.

    Lâfla peynir gemisi yürümez.
    Yalnız konuşarak yaparım ederim diyerek bir yere varılmaz ve hiçbir iş gerçekleştirilemez. Atıp tutmaktan ziyade harekete geçip uygulamak ve çalışmak lâzımdır.

    Lâf torbaya girmez.
    Ağızdan söz bir kez çıktı mı artık onu gizlemek mümkün değildir. Çünkü onu herkesin duyması kaçınılmazdır. Bu sebeple söz ağızdan çıkmadan önce iyice düşünmeli nereye varıp varmayacağı hesaplanmalı ondan sonra sarf edilmelidir.

    Lâtife lâtif gerek.
    Şaka yaparken bile kaba kırıcı olmamak incelikten ayrılmamak gerektir.

    Leyleğin ömrü laklakla geçer.
    Aylak işsiz-güçsüz bir iş yapmak istemeyen kişi zamanını boş ve anlamsız konuşmalarla geçirir. Çene çalmaktan başka bir işe yaramayan bu kimselerle bir arada bulunarak zaman harcamaktan kaçınmak bir zorunluluktur.

    Lodosun gözü yaşlı olur.
    Güneyden veya güney batıdan esen rüzgâr ardından çoğunlukla yağış getirir.

    Lokma çiğnenmeden yutulmaz.
    Her iş bir emekle yapılır. Emek çaba ve diğer yardımcı güçleri sarf etmeden bir şey elde edilemez. Alın teri dökülmeden kazanılan şeyden hayır gelmez. Nasıl ki çiğnemeden yuttuğumuz şey midemize zarar veriyorsa emek vermeden elde ettiğimiz şey de bize zarar verir; çünkü helâl değil haramdır. O hâlde bir şey elde etmek istiyorsak çalışmak alın teri dökmek ve emek vermek zorundayız.



    Konu ~|Giяℓ_ℓéé|~™ tarafından (12-06-2008 Saat 11:00 ) değiştirilmiştir. Sebep: Flood mu yaptınız ne :D

  10. #20

    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    KaYıPKeNT
    Tecrübe Puanı
    1866
    Mesajlar
    8,933

    Standart

    M

    Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır.
    Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
    Misafir misafiri sevmezev sahibi ikisinide sevmez.

    Mahkeme kadıya mülk değil.
    Hiçbir kimse hizmet için bulunduğu kamuya ait bir makam ya da mevkide ömrünün sonuna kadar kalamaz. Ayrıca o yeri kendi malı ve mülküymüş gibi de kullanamaz. Gün gelir onu o yere getirenler onu oradan alır yerine bir başkasını getirebilirler. Bu sebeple geçici de olsa devlete ait olan yerleri işgal edenler o yerlerde yetkilerini yanlış yolda kullanmamalıdırlar.

    Mal bulunur can bulunmaz.
    Mal ve mülk kazanmakla elde edilir. Bugün kaybeden yarın gayretli çalışması sonucu yine bulabilir. Ama can öyle mi ya? Canını kaybeden onu bir daha elde edemez. Bu bakımdan insan canının kıymetini bilmeli onu tehlikeye atmamalı. Unutmamalıdır ki ancak sağlığı yerinde olan insan mal kazanabilir.

    Mal canın yongasıdır.
    İnsan malına gelen zarardan canına gelmişçesine acı duyar. Çünkü onu kazanırken çok uğraşmış canını dişine takmış didinip durmuş ve mal sanki onun bir organı gibi olmuştur.

    Mart kapıdan baktırır kazma-kürek yaktırır.
    Mart ayı şiddetli soğukların olduğu bir aydır. Zaman zaman güneş görünse ve havalar ısınıyor gibi olsa da soğuklar şiddetini azaltmaz. Çoklukla bugünlerde yakacak tükenir insanlar zor durumda kalırlar evde bulunan kazma-kürek saplarını bile yakmak zorunda kalırlar.

    Mart`ta yağmaz Nisan`da dinmezse sabanlar altın olur.
    Mart ayı oldukça soğuk bir aydır. Bu ayda yağmurun yağması ürün için iyi değildir. Nisan ise havaların ısınmaya başladığı bir aydır. Bu ayda yağacak yağmur hem de çok yağacak yağmur ürün için oldukça faydalıdır verimi artırır ve çiftçiyi son derece memnun eder.

    Maşa varken elini ateşe sokma.
    1. Bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol vardır o yolu tut. Kendini zarardan koruduğun gibi rahat da edersin. 2. Yaptırabileceğin biri varken tehlikeli bir işe kendin girme.

    Mayasız yoğurt çalınmaz (tutmaz).
    Bir işin başarıyla yürütülebilmesi bir işten verim alınabilmesi için uygun bir ortama gerekli araç-gerece az da olsa bir sermayeye ihtiyaç vardır.

    Mazlumun âhı indirir şahı (yerde kalmaz).
    Bk. “Kimsenin âhı kimsede kalmaz.”

    Merhametten maraz doğar.
    Bir kimsenin karşılaştığı kötü durum karşısında üzüntü duyar ve o kişiye yardımda bulunur iyilik ederiz. Ne var ki kimileri kendisine gösterilen bu yakın ilgiyi kötüye kullanır ve başımızı derde sokar.

    Mermer iyi taştan iyilik iki baştan.
    Bk. “İyilik iki baştan olur.”

    Mescide gerek olan meyhaneye haramdır.
    Her özellikli şeyin gerekli olduğu bir yer vardır. Onun dışında başka bir yerde kullanılamaz. Kullanılırsa son derece zararlı olur. İçki Müslüman`a haramdır dolayısıyla içemez ve bulunduramaz. Domuz eti Hıristiyanların sofrasına konabilir ama Müslümanların sofrasına sokulamaz. Aksi takdirde Müslümanlığın özüne zarar verilmiş olur.

    Meyveli ağacı taşlarlar.
    Öyle sıradan kimselerle pek uğraşan olmaz. Ama toplumda bir konum edinmiş bilgili becerikli ve başarılı kimse kolayca hedef olur; hücumlara maruz kalır. Çünkü onun toplumdaki konumu kimilerinin kıskançlık duygularının kabarmasına yol açar.

    Mızrak çuvala sığmaz (girmez).
    Herkesin gözü önünde duran apaçık bilinen gerçeklerin gizli tutulması örtbas edilerek yokmuş gibi gösterilmesi imkânsızdır.

    Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
    Kolay kolay saklanamayacak kadar büyük bir yolsuzluk yapan kimse sorumluluktan kurtulma yollarını iyiden iyiye düşünür ve ortaya çıkmasını önleyecek tedbirleri önceden alır.

    Mirî malı balık kılçığıdır yutulmaz.
    Devletin malını mülkünü kendisine mal etmek son derece zor ve tehlikelidir. Böyle bir teşebbüste bulunsa da rahatça kullanamaz günün birinde er veya geç bunun hesabı kendisinden sorulur.

    Misafir kısmeti ile gelir.
    Geleneklerimiz ve dinimiz olan İslâm yoldan gelene yolcuya konuğa gerekli ilgiyi göstermeyi ve ikramda bulunmayı emreder. Bu bakımdan evimizi konuğa açmalı onu başımıza gelmiş bir külfet gibi görmemeliyiz. Eğer dinimizin buyurduğu gibi davranırsak misafiri ağırlamakta güçlük çekmeyiz evimize bereket dolar. Çünkü ikram edene sakınmadan verene Yüce Allah misliyle verir. Dolayısıyla misafir kısmetini de getirmiş olur.

    Misafir on kısmetle gelir; birini yer dokuzunu bırakır.
    Bk. “Misafir kısmeti ile gelir.”

    Misafir umduğunu değil bulduğunu yer.
    Bir yere konuk olan ev sahibinin kendisine özel olarak yapılmış çok güzel şeyler ikram edeceğini düşünebilir. Ancak umduğuna kavuşamaz; çünkü ev sahibi evde ne varsa onu ikram eder. Bu bakımdan özel yiyeceklerle ağırlanacağını düşünmemelidir.

    Misafir üç gün misafirdir.
    Geleneğimiz bir yerde haddinden fazla kalınmasını ve ev sahibine fazla sıkıntı verilmesini hoş görmez. Konuğun bir evde kalmasını üç günle sınırlar. Üç günden fazlası ev sahibini sıkıntıya soktuğu gibi misafiri de zor durumda bırakır. Bu bakımdan konuk ev sahibinin durumunu anlamak ve üç günden sonra o yerden ayrılıp ev sahibini rahatlatmalıdır. Unutulmamalı ki suratlarının asılmasına sebep olduğumuz insanların yanına bir daha zor gideriz.

    Muhabbet iki baştan.
    Bk. “İyilik iki baştan olur.”

    Mum dibine ışık vermez.
    Konumu ve yapısı gereği etrafına ışık saçan mum kendi dibini aydınlatamaz. Güçlü kişiler de uzaktakileri kollayıp kayırdıkları ve çokça yardım yaptıkları gibi kendi yakınlarına o kadar fayda sağlayamazlar. Çünkü onlar her şeyden önce çıkarlarını düşünen insanlar olmaktan uzaktırlar.

    Mühür kimde ise Süleyman odur.
    Hz. Süleyman`ın peygamber ve hükümdar olduğunu belirten bir mührü vardı. Bu yetki gücünün işareti olarak görülmüş burdan hareketle söze şu anlam verilmiştir: Bir işte yetki kimde ise kuvvet ondadır onun buyrukları geçer.

    Mürüvvete endaze olmaz.
    Yiğit mert iyiliksever cömert olmanın ne ölçüsü ne de sınırı vardır. Kişi bu hasletlerini olabildiğince geniş ve sınırsız tutabilir; tuttuğu oranda da kendini değerli eşsiz bir insan yapar.

    N

    Namazda meyli olanın kulağı ezanda olur.
    Nasihat vereceğine para ver.
    Nazar insanı mezara hayvanı kazana götürür.
    Ne ekersen onu biçersin.
    Ne verirsen elinle o gider seninle.
    Nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilme.

    Namaza meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz.
    Müslümanların günde beş kez yapmaları dince buyurulan ve dua okuyarak kıyam rükû sücut kuut denilen beden durumlarını kuralınca tekrarlayarak Yüce Allah`a edilen bir ibadettir namaz. Buna salât da denir. Namaza çağrı işareti de ezandır. Namazı gerçekten kendine bir görev bilmiş olanlar onun vaktini dört gözle beklerler ve onun çağrı işareti olan ezana da kulak verirler. Namaz ve ezan arasındaki bu ilişkiden hareketle atasözü şu anlamı vermek için söylenir: Kişi bir işin esasıyla ilgileniyor ve ona karşı istek duyuyorsa o şeyin ayrıntılarıyla da ilgilenir; istemiyor ve ilgilenmiyorsa ayrıntılarıyla da uğraşmaz.

    Ne doğrarsan aşına o çıkar kaşığına.
    Kişi çalışma miktarına ve biçimine göre karşılık görür. Çok ve iyi çalışan iyi az ve kötü çalışan da kötü sonuçla karşılaşır. Elde edilen verimin iyi veya kötü olmasında niyetin rolü de büyüktür.

    Ne ekersen onu biçersin.
    Nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün. Birine kötülük yapan ondan kötülük iyilik yapan da iyilik görür.

    Ne karanlıkta yat ne kara düş gör.
    İleride zarara uğrayıp üzülmek istemiyorsan karşına çıkabilecek tehlikelere karşı şimdiden tedbir al. Bk. “Korkulu rüya görmekten…”

    Ne oldum dememeli ne olacağım demeli.
    Kişi ummadığı bir duruma ulaşabilir varlıklı ve başarılı olabilir. Bu duruma ulaşan kimse çok şımarmamalı sağında solunda bulunan kimseleri küçük görmemeli bu durumun sürüp gideceğini düşünmemelidir. Yarın elinde olanı bulunduğu konumu kaybedeceğini ve kötü duruma düşeceğini de hesaba katmalıdır.

    Nerde birlik orda dirlik.
    Hangi yerde toplumda duygu düşünce ve inanç birliği varsa dirlik ve düzenlik de oradadır. Orada insanlar mutlu huzurlu başarılı ve uyumlu bir hayat sürerler.

    Nerde hareket orda bereket.
    Hareket olan yerde bolluk olur. Çünkü orada devamlı iş çalışma ve üretim vardır. Üretimin olduğu yerde de yokluktan değil bolluktan söz edilir ancak.

    Ne verirsen elinle o gider seninle.
    Yaşadığı sürece yoksula yetime yolda kalmışa yardım eden onları doyurup giydiren ve gözeten kimse bunların karşılığını öbür dünyada alacaktır. Hatta Yüce Allah ona kat kat fazlasıyla verecektir.

    Ne yavuz (azgın) ol asıl ne yavaş (şaşkın miskin) ol basıl.
    Sertlikten kaçın ona buna saldırıp kimseyi ezme yoksa seni kötü biçimde cezalandırırlar. Çok sessiz uyuşuk pısırık korkak ve yumuşak da olma; yoksa seni hırpalayıp ezerler. İkisinin ortası bir yol izle.

    Nikâhta keramet vardır.
    Nikâh evlenenleri sevgi bağıyla bağlar. Daha önce tanışmadan evlenenler evlendikten sonra anlaşır ve birbirlerini severler. Bekâr durmaktansa evlenmek yeğdir.

    Nisan yağmuru altın araba gümüş tekerlek.
    Bk. “Mart`ta yağmaz Nisan`da dinmezse…”

    Niyet hayır akıbet hayır (selâmet).
    Bir şeyin yapılması önceden iyi niyetle istenip düşünülmüşse o şeyin sonu hayırlı olur. Kötü niyetle yapılan işten hayır gelmez.

    O

    Okumayı sevmeyene dokuz hoca az.
    Olmaz olmaz deme olmaz olmaz.

    Oduncunun gözü omçada dilencinin gözü çömçede.
    Kişiler iş meslek ve durumlarına göre kendilerine gerekli olan şeylerin peşine düşerler; onları elde etmeye çalışırlar.

    Olacakla öleceğe çare bulunmaz.
    İnsanın kaderinde ne varsa o olur bunu değiştirmek mümkün değildir. Dünyada olup biten her şey Yüce Allah`ın kaza ve kaderine göre olur. Dolayısıyla ölüm de insanın iradesinin dışındadır. Eceli gelen günü dolan ölür; bu mutlaka olacaktır bunun önüne geçilemez.

    Olan dört bağlar olmayan dert bağlar.
    Zengin varlıklı kişi dilediği gibi yaşar; istediği gibi yer içer; giyinir kuşanır; rahatına rahat katar. Ama yoksul kişi değil rahatına bakmak geçimini temin edemediği için içten içe üzülür; acı çeker.

    Olsa ile bulsayı ekmişler hiç bitmiş (yel ile yuf bitmiş).
    İnsan başarılı sonuca boş söz ve hayalle değil çalışarak ulaşır ancak. Bu sebeple “bu iş böyle şu iş şöyle olsa şu şartlar yerine gelse” gibi sözler sarf etmekle insanın eline bir şey geçmez. İnsan bir şey kazanmak istiyorsa hareket etmeli çalışıp çabalamalıdır.

    Ortak (kuma) gemisi yürümüş elti gemisi yürümemiş.
    Bir erkeğin hanımları birbirleriyle iyi-kötü anlaşabilirler ama kardeşlerin hanımları birbirleriyle geçinemezler.

    Osmanlı`nın ayağı üzengide gerek.
    Bir devleti ayakta tutmak yüzyıllar boyu yaşatmak sınırları genişletmek dini yaymak o kadar kolay bir şey değildir. Ancak atalarımız bunu becermişlerdir. Becerirken de sürekli hareket hâlinde olmuşlar didinip çalışmışlar dur durak bilmemişler bir yere bağlanıp kalmamışlardır. Onlar bilirlerdi ki hareketsiz kalan tembelleşen bir yere bağlanıp kalan (yani ayağını üzengiden çeken) kişi ne başarılı olabilir ne de dirlik ve düzenliğini sağlayabilirdi.

    Otu çek köküne bak.
    Bir kişinin kimliğini nasıl birisi olup olmadığını öğrenmek için soyunu sopunu bilmek ve tanımak gerekir.

    Otuz iki dişten çıkan otuz iki mahalleye yayılır.
    Ağızdan çıkan söz çok çabuk duyulur; başkalarının diline düşer ve bir anda her tarafa yayılır.

    Oturduğu ahır sekisi çağırdığı İstanbul türküsü.
    Kimi kişiler bulundukları yer ve şarta uymayan ters düşen davranışlarda bulunur; kendilerini alay konusu ederler.

    Oynamasını bilmeyen gelin yerim dar demiş.
    Kimi beceriksiz başarısız kendisinden bekleneni veremeyen kişiler bazı bahanelerin arkasına saklanarak açıklarını kapatmaya çalışırlar.

    Ö

    Öfke gelir gider kelle gider gelmez.
    Öfke ile kalkan zarar ile oturur.
    Öksüz kuzu toklu olmaz.

    Ödünç güle güle gider ağlaya ağlaya gelir.
    İleride geri alınmak şartıyla verilen para eşya ya da herhangi bir mal her iki tarafı da mutlu eder. Veren yardımcı olduğu alan da ihtiyacını gördüğü için sevinir. Ancak geri verme zamanı gelince bu sevinç kaybolur. Çünkü çoklukla geri ödeme ya çok geç yapılır ya da ödünç olarak verilen şeyin yıprandığı görülür. Bu durum ödünç verenle ödünç alanın arasını açar; dostlukları bozup zedeler.

    Öfkeyle kalkan zararla (ziyanla) oturur.
    Öfkesine kapılarak iş gören sonunda güç duruma düşer. Çünkü öfkeli kızgın sinirli insan iyi düşünemez olup biteni iyi göremez sonucu iyi hesaplayamaz. Bu yüzden de yanlış iş yapar.

    Öküze boynuzu yük değil.
    İnsan kendi yakınlarının işleri ile kendi işlerini yük saymaz. Her ne kadar külfetmiş gibi görünüyorlarsa da aslında yaptığı işler kişinin kendi yararınadır. Bk. “Koça boynuzu yük değil.”

    Ölenle ölünmez.
    Her canlının hayatı sona erer. Bu kaçınılmaz bir sondur ve doğal karşılanmalıdır. Çünkü ölüme çare bulunmaz. Bu bakımdan yakınını kaybeden bir kimse kendini tüketircesine üzülmemeli sakin olup dövünmeyi bırakmalıdır. Ne yaparsa yapsın ne kadar üzülürse üzülsün öleni geri getiremeyecektir.

    Ölmüş eşek kurttan korkmaz.
    Bazı sebeplerden ötürü çok sıkıntı ve acı çeken felâket üstüne felâket görüp zarara uğrayan kaybedecek bir şeyi kalmayan kimse artık hiçbir şeyden korkmaz; ne tehlikeye aldırır ne de tehdide.

    Ölüm kalım (dirim) bizim için.
    İnsan yaşadığı gibi her an ölebilir de. Bu bakımdan öbür dünyayı da hesaba katmalı ona göre davranmalı dinin buyruklarını yerine getirmeli bu dünyadaki işlerini de yarın öleceğini düşünerek bir yola koymalı insan.

    Ölüm ile öç alınmaz.
    Düşmanlarının ölümünden sevinç duymak veya böyle bir duyguya kapılmak insana yakışmaz.

    Önce can sonra canan.
    İnsanlar bencil yaratıklardır. Can da kıymetlidir. Kaybedilmesi göze alınamaz. Bu bakımdan büyük fedakârlık gerektirecek konularda önce kendilerini sonra sevdiklerini ve yakınlarını düşünür insanlar.

    Önce düşün sonra söyle.
    Ağızdan çıkan sözü değiştirmek ya da geri almak çok zordur. Sarf edilen bir söz insanı güç durumda bırakabilir zarara sokup pişman edebilir. Bu sebeple bir sözü sarf etmeden önce dikkatlice düşünmeli ne getirip götüreceği iyice tartılıp hesaplanmalıdır.

    Öpülecek el ısırılmaz.
    Saygı sevgi bağlılık gösterilecek ve teşekkür edilecek kimse incitilmemeli; sert ve kaba davranışa muhatap kılınmamalıdır.



    Konu ~|Giяℓ_ℓéé|~™ tarafından (12-06-2008 Saat 11:04 ) değiştirilmiştir. Sebep: Flood mu yaptınız ne :D

 

 

LinkBacks (?)

  1. 19-04-2014, 11:17

Konu Etiketleri

Künye Uyarı
Powered by vBulletin® Version 4.1.12
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0
Extra Tabs by vBulletin Hispano
Sanal Dünyanın Gerçek Ailesi
Copyright ©2007-2014 Forumuz.Net

Sosyal paylaşım platformu olan Forumuz.Net sitemizde, kullanıcılar, 5651 sayılı kanunun ilgili maddesine ve TCK'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur, kullanıcı kaynaklı herhangi bir durumdan Forumuz.Net sitesi sorumlu değildir. Tüm hukuksal bildirimleriniz/sorunlarınız/istekleriniz ve şikayetleriniz için İLETİŞİM panelinden bizlere ulaşabilirsiniz, Forumuz.Net yönetimi en geç "3" iş günü içerisinde dönüş yapacaktır. Platformumuz; kişilik ve telif hakları korunumu, illegal paylaşım ve korsanla mücadele konusunda yetkililere yardımcı olmayı ilke edinmiştir.

aduket.net

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848 849 850 851 852 853 854 855 856 857 858 859 860 861 862 863 864 865 866 867 868 869 870 871 872 873 874 875 876 877 878 879 880 881 882 883 884 885 886 887 888 889 890 891 892 893 894 895 896 897 898 899 900 901 902 903 904 905 906 907 908 909 910 911 912 913 914 915 916 917 918 919 920 921 922 923 924 925 926 927 928 929 930 931 932 933 934 935 936 937 938 939 940 941 942 943 944 945 946 947 948 949 950 951 952 953 954 955 956 957 958 959 960 961 962 963 964 965 966 967 968 969 970 971 972 973 974 975 976 977 978 979 980 981 982 983 984 985 986 987 988 989 990 991 992 993 994 995 996 997 998 999 1000 1001 1002 1003 1004 1005 1006 1007 1008 1009 1010 1011 1012 1013 1014 1015 1016 1017 1018 1019 1020 1021 1022 1023 1024 1025 1026 1027 1028 1029 1030 1031 1032 1033 1034 1035 1036 1037 1038 1039 1040 1041 1042 1043 1044 1045 1046 1047 1048 1049 1050 1051 1052 1053 1054 1055 1056 1057 1058 1059 1060 1061 1062 1063 1064 1065 1066 1067 1068 1069 1070 1071 1072 1073 1074 1075 1076 1077 1078 1079 1080 1081 1082 1083 1084 1085 1086 1087 1088 1089 1090 1091 1092 1093 1094 1095 1096 1097 1098 1099 1100 1101 1102 1103 1104 1105 1106 1107 1108 1109 1110 1111 1112 1113 1114 1115 1116 1117 1118 1119 1120 1121 1122 1123 1124 1125 1126 1127 1128 1129 1130 1131 1132 1133 1134 1135 1136 1137 1138 1139 1140 1141 1142 1143 1144 1145 1146 1147 1148 1149 1150 1151 1152 1153 1154 1155 1156 1157 1158 1159 1160 1161 1162 1163 1164 1165 1166 1167 1168 1169 1170 1171 1172 1173 1174 1175 1176 1177 1178 1179 1180 1181 1182 1183 1184 1185 1186 1187 1188 1189 1190 1191 1192 1193 1194 1195 1196 1197 1198 1199 1200 1201 1202 1203 1204 1205 1206 1207 1208 1209 1210 1211 1212 1213 1214 1215 1216 1217 1218 1219 1220 1221 1222 1223 1224 1225 1226 1227 1228 1229 1230 1231 1232 1233 1234 1235 1236 1237 1238 1239 1240 1241 1242 1243 1244 1245 1246 1247 1248 1249 1250 1251 1252 1253 1254 1255 1256 1257 1258 1259 1260 1261 1262 1263 1264 1265 1266 1267 1268 1269 1270 1271 1272 1273 1274 1275 1276 1277 1278 1279 1280 1281 1282 1283 1284 1285 1286 1287 1288 1289 1290 1291 1292 1293 1294 1295 1296 1297 1298 1299 1300 1301 1302 1303 1304 1305 1306 1307 1308 1309 1310 1311 1312 1313 1314 1315 1316 1317 1318 1319 1320 1321 1322 1323 1324 1325 1326 1327 1328 1329 1330 1331 1332 1333 1334 1335 1336 1337 1338 1339 1340 1341 1342 1343 1344 1345 1346 1347 1348