Forumuz.Net Sitesine Hoşgeldiniz.
+ Konu Cevaplama Paneli + Yeni Konu aç
Sayfa 3 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 1 2 3
21 den 29´e kadar. Toplam 29 Sayfa bulundu
  1. #1
    AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka

    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    Burdan Kime Sorsan Soyler ..
    Mesajlar
    21,802
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    14149

    Ünlem Psikiyatrik Sözlük

    A

    Abreaksiyon

    Çok kere zihinsel baskı mekanizmaları dolayısıyla bilinç dışına itilen olayların bilinç yüzeyine çıkarılması işlemidir. Abreaksiyon unutulan anı ve yaşantıların hatırlanmasını sağlayan zihinsel yönünün yanı sıra bilinç dışına itilmiş olayların uygun bir emosyonel ifade ve boşalma ile yeni baştan yaşanması anlamına gelir. Abreaksiyonun sonucuna varmak için kullanılan yöntem ise katarsistir. Abreaksiyon formel ve analitik oryantasyonlu psikoterapi sırasında oluşabilir ve hasta önceden bastırılan emosyonları ile mevcut semptomlar arasındaki ilişkiyi bu sayede kavrayabilir.

    Abstinans Semptomları

    (uyuşturucu maddenin bırakılması halinde ortaya çıkan semptomlar) bu terim uyuşturucu madde alışkanlığı olanlarda maddenin kesilmesi ile birlikte ortaya çıkan sendrom için kullanılır. Bu sendrom afyonlu madde alışkanlığı barbitürat Ve alkol Alışkanlığı gibi durumlarda beliren fizik alışkanlıklarla ilgili spesifik klinik özellikler taşır. Fizik alışkanlık ile ilgili olan psişik semptomlar bütün uyuşturucu madde alışkanlıklarında kendilerini gösterirler ve karakteristikleri genellikle sübjektif üzüntü ve bir şeye özlemdir. Tedavi ya uyuşturucu maddenin devamı veya yerine hasta tarafından benimsenebilecek başka bir maddenin uygulanması ya da trankilizan kullanımı ile olur.

    Abulia

    Abulia iradesizlik anlamına gelir. Özellikle hipobuli gibi daha az tanınan bir biçimde kendini gösteren bir ruh hastalığıdır. Kişi karar verme ve kararlı davranma yeteneklerini kaybeder. Birçok nevrozlarda rastlanan ortak bir şikâyettir.

    Acting Out (Çocuksu Davranış)

    Tedavi sırasında gelişmenin ilk safhalarına ait davranışların tekrarlanması. Meselâ çocukluğa ait bazı komplekslerin yeniden harekete geçirilmesi sonucunda tahripkâr davranış saldırganlık kaçma vs. gibi tepkiler. Bazı kişiler diğerlerine oranla çocuksu davranışa daha yatkın olurlar ve psikolojik bir gerginliği gidermek için meselâ anksieteyi gidermek gibi günlük hayatta belirli bazı davranış biçimlerine sığınırlar. Psikiyatristlerin birçoğu bu terimi; endişe ve rahatsızlık verici davranışlar gösteren hastalarını tanımlamak için kullanırlar.

    Addison Hastalığı

    Addison hastalığında koma öncesi veya sonrasında delirium semptomları belirebilir. Bunun dışında tedavi görmemiş Addison hastalarının birçoğunda belirgin ruhsal bozukluklara rastlanır. Karakteristikleri depresyon veya apatidir. Oysa bazan da hasta kendisini iyi hisseder. Yakın geçmişle ilgili hafıza bozukluklarına ise sık rastlanır. Uygun bir yer değiştirme (replacement) tedavisiyle bütün psikiyatrik semptomlar iyileşme göstermektedir.

    Adenerjik

    Uçlarından sinaptik iletici madde olarak noradrenalin salgılayan sinir lifleri için kullanılan bir terimdir. Bunlar çoğunlukla sempatik sinir sistemine ait liflerdir. Bununla birlikte santral sinir sistemindeki birtakım sinapsların da adrenerjik olduğuna dair deliller vardır. Bu özellikle bazı orta beyin merkezleri için doğrudur. Genellikle adrenerjik lifler vücudun ergotrofik reaksiyonlarıyla yani aktivite ve stress'le ilgili liflerdir.

    Adolesans
    Buluğ çağının başlangıcından tam cinsel olgunluğa erişinceye kadar geçen dönem.

    Aerofaji

    Çoğu zaman yutkunamama (disfaji) ve bazan da kusmayla birlikte olan hava yutma genellikle bir histeri (yani konversiyon) semptomu sayılmaktadır. Bazan da sekonder bir amaçla yani hasta taklidi yapma maksadıyla başvurulan bilinçli bir alışkanlıktır. Büyük miktarda hava yutan bazı hastalarda şiddetli anormal şişkinlik olur. Semptomatik düzeyde etkin olabilecek hiçbir tedavi yoktur. Semptomun altında yatan durumun tedavisi psikoterapi veya bir şartlama tedavisi gerektirebilir. Bazı aerofaji hastalarında temelinde depressif hastalıklar olan histerik fenomenler tezahür etmektedir.

    Afazi

    Sözlük anlamı «konuşamama» olan afazi terimi; konuşma yazma veya el kol hareketleri gibi her türlü komünikasyonda ifade ve anlama yeteneğinin kaybı veya kısmen kaybı anlamında kullanılmaktadır. Efektör veya reseptör nöron yollarındaki bir bozukluktan ötürü olmayıp merkezi kavram veya konstrüksiyon güçlüklerinden ötürü olur. Spontan veya açıklayıcı konuşmalar; uygunsuz tutarsız ve hastanın öğrenimiyle sosyal temeli bakımından gramer yanlışlıkları ile dolu olduğu zaman bu durumdan şüphe edilmelidir.

    Afoni
    Organik lezyon veya histerik reaksiyona bağlı konuşamama.

    Agnosia
    tanıma yetersizliği insanların yüzlerini tanıma yetersizliğine «prosopagnosia» denir ve çoğunlukla paranoid bir tezahürle birlikte mevcuttur: aynaların arkalarında yabancı insanlar görüldüğü için üzerleri örtülür işitme yetersizliği (oditer agnosia) dominan lobus terminalis'deki lezyonlardan ötürü bilinen sesleri meselâ para şıkırtısını su şırıltısını tanıyamamadır. Dokunmayla tamına yetersizliği (tactiie agnosia) yüzeysel ve derin duyarlık bozuk olmamasına rağmen objeleri tanıyamamadır ve lobus parietalis'deki bir lezyonu belirtir. Eğer duyuda bir bozukluk varsa tanıma yetersizliğine astereognosis denir. Agnosia çoğunlukla vaskülar lezyonlardan ötürü ortaya çıkar ve genellikle karmaşıktır. Beyinde derin yaralar sonucu olan «tam yetersizlik» durumları da vardır.

    Agorafobi
    Özellikle yalnız başına dışarı çıkmak korkusu olarak nitelenen ruhsal çöküntü ve güçsüzlük yaratıcı nispeten çok rastlanan bir bozukluktur. Agorafobi genellikle buluğ çağında ve en çok 15-35 yaşları arasında başlayıp erkeklerden çok kadınlarda belirir. Bilinen bir tek basit nedeni yoktur. Çocukluktaki travmatik olaylardan ziyade stress yaratan olaylar ve nörotik kişiliğin etken olması ihtimali yüksektir.

    Agyria (Gyrus yokluğu-Lissansefali)
    Bir gelişme bozukluğudur. Genetik olabilir fakat bu konuda kesin bir dayanak yoktur. Beyinde hiç kıvrım (konvolüsyon) olmaz ve bunun sonucunda şiddetli akıl bozuklukları ortaya çıkar.

    Ajitasyon

    Bu çoğu zaman relaksasyon veya konsantrasyon yoksunluğu ile beliren ve sübjektif kuruntulardan ötürü ortaya çıkan bir huzursuzluk durumudur. Aslında huzursuzluğun mutlaka belirmesi gerekmez. Süjenin davranışı tekrarlamalı ve amaçsızdır; amaçlı görünse bile hiçbir amaca ulaşamaz.

    Akathisia
    Sözlük anlamı «oturamamak» olan «akathisia» en ansefalit epidemisinde aslında vücutça hareketsiz olan parkinsonizm hastalarındaki hafif huzursuzlukları kımıldanmaları ve kalkıp yeniden oturma eğilimi ifade eder.

    Akçaağaç Balı İdrar Hastalığı

    Bu hastalık doğuştan mevcut bir metabolizma bozukluğudur. Lösin izolösin ve valin gibi aminoasitler idrarla birlikte itrah olduğu için idrarın akçaağaç balı kokusunu andıran karakteristik bir kokusu vardır. Birçok vakada semptomlar neonatal dönemde gelişememe beslenme güçlükleri ve genellikle spastik paralize konvülsiyonlara erken ölüme yol açan hızla ilerleyici bir nörolojik yıkını biçiminde belirir. Bazı hastalar yaşarlar ama şiddetli akıl geriliği gösterirler. Yan zincirli aminoasitler bakımından düşük bir dietle erken tedavinin başarılı olduğu ileri sürülmüştür. Bu durum otosomal resessif tipte bir kalıtım biçimidir.

    B

    Babcock Cetveli

    Zekâ gerilemeleri Babcock-Levy testiyle belirlenerek sonuçlar Babcock cetvelinde gösterilir.

    Barbitüratlar

    Barbitüratlar genel depresanlardır fakat santral sinir sistemi bunların etkisine karşı öbür dokulara kıyasla daha duyarlıdır. Santral depresan etkiler bileşiğe dozuna uygulama yoluna ve o sırada sinir sisteminin eksitabilite derecesine göre hafif sedasyondan komaya kadar değişir. Önce neokorteks etkilenir; disinhibisyon ve öfori etkileri alkol kullanımı sonunda görülen etkilere çok benzer; barbitüratların «hafif» uyuşturucu maddeler olarak kullanılması bu yüzdendir.

    Barbitüratlar klinik bakımdan hipnotik olarak kullanılır. Uykusuzluk başlangıçlarında genellikle kısa süre etkili bileşiklerin geceleri rahatsızlık veren uyku ye sabah erken uyanma durumlarında da daha uzun süreli bileşiklerin verilmesine rağmen bazı araştırmacılar etki süresini uzatmak için dozu arttırmanın daha iyi bir yol olduğunu ileri sürmektedirler.

    Psikiyatride barbitüratlar etkin anksiolitik ilaçlardır ve geçmişte bu amaçla yaygın olarak kullanılmışlardır. Son onbeş yıl içinde benzodiazepin bileşiklerinin bazı belirgin avantajları dolayısıyla anksietenin tedavisinde barbitüratların yerini aldığı görülmüştür. Yine de anksietenin giderilmesinde barbitüratların sınırlı fakat yararlı bir fonksiyonları vardır.

    Psikotik veya nörotik hastalıkta akut ve şiddetli davranış bozuklukları derhal kimyasal bir frenleyicinin uygulanmasını gerektirebilir. Oral veya parenteral barbitüratlar bir trankilizanın yerine veya trankilizan terapisini destekleme amacıyla kullanılabilecek yararlı bileşiklerdir. Barbitüratların disinhibisyon etkileri narkoanalitik tekniklerde teşhis için kullanılmaktadır

    Fenobarbiton bu grubun uzun süreli etki gösteren bir bileşiğidir. Öbür bileşiklerden farkı hafif bir ruhsal depresyon yaratma özelliğidir; bu yüzden psikiyatride pek rağbet görmemiştir. Oysa antikonvülsan olarak uzun bir zamandan beri yarar sağlamaktadır.

    Normal dozlarda kullanıldığı zaman barbitüratların yan etkileri çok sık görülmez. En çok rastlanan şikâyet ertesi sabah duyulan ve sarhoşluk sonrasını andıran hafif bir rahatsızlık ve sıkıntı duygusudur. Hipersansitivite reaksiyonları pek görülmez; bunlar çoğu zaman lekeli kabartı ve ürtiker biçiminde belirir. Yatkın hastalarda akut porfiria'ya (kanda porfirin mevcudiyeti) ender olarak rastlanır.

    Barbitüratlara tolerans hemen başlar ve aynı etkinin sağlanması için doz gittikçe artar. Alkol gibi diğer depresanlara karşı bir çapraz toleransa rastlanmamıştır. Barbitüratların hafif dozda sürekli kullanılmaları kolayca alışkanlığa yol açabilir. Bu özellikle kronik anksietesi bulunan hastalar için sözkonusudur. Barbitürat kullananların bunu bırakmaları halinde şiddetli anksiete titreme göz seğirmesi baş dönmesi bulantı kusma ve kilo kaybı görülür; bu arada ihtilâçlara ve delirium durumlarına da rastlanılabilir.

    Uzun süreli yüksek dozaj sonucunda alışkanlığın yanısıra sürekli entoksikasyon ve kişilik sorunları da ortaya çıkabilir; duygularda (affekt) kararsızlık sinirli ve kavgacı bir tutum konsantrasyon ve hafıza bozuklukları ile yanlış kararlar halinde beliren akıl fonksiyonu bozuklukları görülür. Motor koordinasyon bozuklukları ataksiye dizartriye ve nistagmusa yol açar.

    İntihar girişimi amacıyla aşırı barbitürat dozları alınması üzüntü verecek derecede olağan hale gelmiştir; bu bakımdan depresyon hastaları için özellikle yüksek olan tehlike derecesi her zaman göz önünde tutulmalıdır. Aşırı barbitürat dozu alınan durumların bir kısmının rastlantı olduğu ve barbitürat otomatizmi yani şaşırarak istemeden tekrar normal dozda barbitürat almaktan ötürü meydana geldiği ileri sürülmektedir.

    Basit Şizofreni

    Şizofreninin bir altgrubu olan bu bozukluk en az tanımlanmış ve en güç teşhis edilen vak'alardan biridir. Başlıca özellikleri sinsi bir başlangıç göstermesi ve açık klinik semptomlar bulunmamasıdır. İleri adolesans döneminde tuhaf davranışlar sorumlulukları ihmal toplumsal ilişkilerde zayıflama mantıksız davranışlar ve toleranssızlıkla belirir. Klinik muayenede daha önceki toplumsal yetersizliklere kolay açıdan bakma dışında çok az anormallikler görünebilir. Oysa hastanın yakınları onda umursamaz bir kayıtsızlık veya sürekli yakınmalara eskiden gösterdiği sevgi yerine kavgacı bir despotluğun farkına varırlar. Toplum koşullarına ve akrabaların göstereceği destek derecesine göre hasta alkolizm ya da fuhuş gibi tuhaf davranışlara veya toplumsal bir düşüşe sürüklenebilir. Basit şizofreni hastalarından çoğunluğunun psikiyatrik hastahanelere alınmayıp basit suçlular serseriler ve diğer toplumsal uyumsuzlar sınıflarında yer aldıklarına inanılmaktadır.

    Baş Ağrısı

    Lokal organik lezyonlar (ya da fonksiyon bozuklukları) nedeniyle olan baş ağrılarını sistemik hastalıktan ileri gelen baş ağrılarından ayırdetmek gerekir. Ayrıca bu iki tür başağrısı psikolojik faktörlerden ileri gelen veya bu faktörlerle ilgili baş ağrılarından da ayırdedilmelidir. Birçok vakada lokal fizik ve psikolojik faktörler arasında bir bağlantı bulunur. Lokal organik lezyonlar arasında serebral tümör subdural hematoma temporal arterit sinüzit vazomotor rinit ve migren vardır. Baş ağrısının sistemik nedenleri arasında ise hipertansiyon böbrek yetersizliği amfizem göz yorgunluğu (refraktif hatalar nedeniyle) ve konstipasyon vardır. Klinik tababette en sık görülen vakalar muhtemelen gerilim baş ağrılarıdır. Ağrı genellikle frontal bazan oksipitaldir bazan da kranyuma kadar yayılır. Sorumlu mekanizmanın oksipito-frontalis kasındaki bir spazm olduğu ileri sürülmüştür. Baş ağrısı çekenlerin fazla anksiete göstermedikleri söylenmektedir baş ağrısı bir çeşit boşalma semptomu görevini görür. Ortamsal stress ve yorgunluk presipitan faktörlerdir. Gerilim baş ağrısının ayırıcı teşhislerinden biri migrendir. Depressif hastalıklı kişiler baş ağrısından daha doğrusu kafatasında anormal ve nahoş duygulardan şikâyet etmektedirler. Bazı hastalar bunu kafalarının tepesinde bir basınç duygusu olarak bazıları ise kafalarına sıkı bir şerit sarılıymış gibi bir duygu olarak tanımlamaktadırlar. Kronik hipokondria hastalarından bazıları baş ağrılarından yakınırlar ama bu genellikle başta tuhaf duygulardan ibarettir. Bu tanım bazan elektrik bazan da fizyolojik terimlerle dile getirilir yani hasta «beyninden kan dalgaları aktığından» söz eder.

    Fizik tipteki baş ağrısının tedavisi öncelikle temelindeki bozukluğun tedavisidir; yine de semptomatik tedavi de endike olabilir. Gerilim baş ağrıları çoğunlukla medazepam gibi trankilizanlarla giderilir. Oysa aynı zamanda psikiyatrik tedavi kapsamına da kişiliğin ve ortamsal stresslerin değerlendirilmesi ve semptomlar başgöstermeden önce sitüasyonel baskıların daha iyi çözümlenmesini ve daha etkin bir deşarjın sağlanmasını amaçlayan bir psikoterapi girmektedir. Tamamen psikiyatrik olan sendromlar (yani depresyon ve hipokondria) temeldeki duruma yeterli bir tedavi uygulanmasını gerektirir (elektrokonvülsif terapi farmakoterapi vs.).

    Belle indifference

    Histerik konversiyon semptomları gösteren hastalardaki uygun emosyonel ifade eksikliği anlamına gelir. Böyle bir hasta aksaklığından meselâ paralize bacağından şikâyet ederken aynı zamanda da buna karşı donuk ve kayıtsız bir emosyonel tepki gösterir; hattâ başka konularla ilgili şakalar yapıp gülebilir. Endişe verici bir semptom sayılabilecek bu durumu hiç düşünmediği ilgi bile duymadığı bellidir.

    Belle indifference şizofrenide görülebilen duygusal (affektif) donuklaşma veya tutarsızlıktan farklıdır. Doktorun teşhisine şizofrenide görülen diğer özellikler ışık tutar.

    Bestialite (hayvanlarla cinsel ilişki)

    Cinsel uyarım amacıyla bir hayvanın kullanılması bir inek veya kısrakla vaginal yahut anal koit (zoerasti) bir köpekle fellasyo ya da hayvanın mastürbasyonu biçiminde olur. En çok adolesans döneminde toplumdan uzak kalan çiftlik işçilerinde veya kişinin sevdiği süs hayvanlarıyla ilgili olarak rastlanır kinsey adolesan çiftlik işçilerinden %17'sinin mutlaka bir hayvanla orgazma geçmiş olduğunu oysa toplam nüfusa göre bu oranın ancak %6 olduğunu tahmin etmiştir. Bazı psikopatik anormal hastalarda zulüm eylemleri orgazmı stimüle edebilir (bestoseksüel sadizm). Tedavi grup psikoterapisi ve ortamsal faktörlerin ele alınması yoluyla daha geniş bir toplumsal uyumun sağlanmasıdır.

    Beyin Bölünmesi

    Ender olarak «intractable» epilepsinin giderilmesi için korpus kallosum hippokampus komissürü anterior komissür ve talamusdaki massa intermedia ameliyatla alınır. Bu ameliyat iki serebral hemisferi fonksiyonel olarak ayırır ve etkileri akademik bakımdan ilginçtir. Kişilik mizaç ve zekâ hasara uğramaz ve hasta normal koşullar altında her iki hemisferin de serbest fonksiyon göstermesi durumunda normal davranış gösterir. Oysa bazı özel durumlar bir hemisferin öbürünün aldığı stimulusları bilmesini önlediği zaman belirgin yetersizlikler ortaya çıkar. Böylece bir hasta sol eliyle sol bacağında stimüle edilen bir noktayı gösterebilir ama bunu ne sözle ne de sağ eliyle gösteremez. Konuşma hesaplama görme emosyon bilinçlilik ve irade üzerinde değişik şartlar ve yaşlarda yapılan benzer deneyler beyin fonksiyonuyla ilgili önemli bir bilgi sağlayabilir.

    Beyin Skanı

    Klormerodrin merkür 197 veya 203 sodium perteknetat tc99 ve indium 113m gibi birtakım bileşiklerin intravenöz zerkiyle kan damarlarında bir anormallik olup olmadığı belirlenir. Bu radyoaktif bileşikler kısa ömürlüdür ve bir sodyum iodit (TI) kristalli çizgisel skanner kullanılarak beyinde taranır. Non-merkür bileşikleri %70-80 kesinlikle meninjiomalar gibi vaskülarize tümörlerin teşhisinde yardımcı olmalarının yanısıra serebro-vasküler anormalliklerin ve dura altı hematomalarının gözükmesini de sağlarlar. Cıva bileşikleri sinir hücresine girebilir ve neoplazilerde tutulma artar. Ayrıca ventrikülleri ve subaraknoid boşluğu gözlemlemek için intratrakeal yoldan teknetium serum albumen verilir.

    Beyin Tümörü

    Beyin tümörleri özellikle parazitik olan enfeksiyonlardan oluşabilir (sistikerkus hidatid). Primer olarak ise bronchus'da fakat muhtemelen göğüs mide prostat pankreas veya böbrekte görülür.

    Tümörler beyni örten kısımda (meninjioma) beyin dokusunda (glioma) ventriküllerin içinde (üçüncü ventrikülde kolloid kist) kan damarlarında (anjioma) hipofiz bezinde veya kafatasının içindeki kranyal sinirlerde (oditer nöroma) oluşabilir. Çocukluk döneminde en çok rastlanan tümör habis serebellar medulla blastoma'dır. Oysa yetişkinlerde en az daha yavaş büyüyen astrositoma kadar infiltratif glioblastomaya da rastlanmaktadır. Bunlardan sonra da meninjiomalar ve oditer nöromalar gelir.Anjiomalar ender görülür. Kafatası iç basıncının artmasından ötürü olan semptom ve belirtiler arasında başağrısı (paroksizmal «bıktırıcı» «zonklayıcı» veya «çatlayıcı») kusma papillodem jeneralize konvülsiyonlar ve altıncı sinir felci vardır. Iritasyon veya nekrozdan ötürü olan lokal belirtiler arasında ise fokal epilepsi (Jackson yeya lobus temporalis nöbetleri) diğer kafatası sinir felçleri piramidal belirtiler afazi görme bozuklukları ve diğer duyu kayıpları vardır. Zihinsel değişimler; depresyon anksiete sinirlilik ve paranoid yanılgılardır. Yavaş büyüyen tümörlerde hallüsinasyonlara ve uzun süreli «fonksiyonel» görüntülere (depressif ve paranoid) rastlanır.

    Sonunda apati emosyonel uysallık oryantasyon bozukluğu ve zekâ geriliği ile birlikte daha tipik bir organik tablo gelişir. Kafatası röntgeni (kemik aşınması kireçlenmesi) ventrikülografi (deforme veya yanlış yerlerdeki ventriküller) serebral anjiografi (damarların yerleri kan damarı tümörlerinin görülmesi) elektroansefalografi (fokal yavaş dalgalar) ekoansefalografi (ortadaki yapılarda kayma) ve beyin skanı (tümör dokusunda differansiyel tutulma) yardımıyla teşhis sağlanır.

    Lomber ponksiyon kafatası iç basıncını ve serebro-spinal sıvıdaki proteinin artıp artmadığını gösterebilir fakat ancak nöroşirürjik kolaylıkların sağlandığı yerlerde uygulanabilir. Özellikle meninjioma ve oditer nöromada iyileşme sağlayan tedavi yolu ameliyattır. Radyoterapinin rolü ancak palyatiftir.

    Beyin Yıkama

    Beyin yıkama teriminin kapsadığı birçok tekniğe bazı ülkelerde rejime karşı çıkanların fikirlerini değiştirmek amacıyla başvurulmaktadır. Bunlar arasında endoktrinasyon tekrarlı telkin bir korku ve dehşet ortamı içinde zihinsel ve fiziksel yorgunluk yaratılması gibi teknikler vardır. Teknikleri uygulayanların amaçları bir mahkemeye veya dünyaya karşı tutukluya doğru yahut yanlış itiraflar imzalatmak ve tutukluyu o günkü rejime uymamakla ne korkunç bir suç işlediğine inandırmaktır. Beyin yıkamaya karşı gösterilen direnç tutuklunun itidaline ülkesi yahut Tanrısına inancına fizik sağlığına ve sorgu yöntemlerine karşı daha önceden gördüğü eğitime bağlıdır.

    Bielschowsky-Jansky Hastalığı

    İleri çocukluk yaşlarında görülen bir çeşit amorotik kalıtsal zekâ geriliği

    Bilinç bulanıklığı durumları (twilight states)

    Çeşitli nedenlerden ötürü olan kısmi bilinçsizlik durumlarıdır. Bilinçlilik sınırlanır anlama yeteneği körelir ve anormal davranış ya anormal akıl fenomenleriyle birlikte görülür ya da bu fenomenleri yansıtır. Bir nöbet yahut nöbetler serisinden sonra bir saat kadar sürebilen bu durumlar normal fonksiyona yalnızca kısmi bir dönüş olarak kabul edilebilir. Hughlings Jackson terminolojisine göre bazı nöbetler de aynı şekilde bilincin en yüksek düzeyine müdahale etmektedir. Böylece ilaç entoksikasyonu (özellikle kannabis ve kokain) histerik disosiyasyon durumları (özellikle hafif serebral travmaların harekete geçirdiği durumlar) da aynı etkiyi gösterebilir. Fizik ve akıl performansın da yavaşlama irritabilite ve fevri davranışlar hallüsinasyonlar ve paranoid fikirlere rastlanabilir. Bunların diğer bilinçsizlik durumlarından farkı nispeten kısa sürmeleridir.

    Bilinçlenme Tedavisi

    Operant şartlama ilkelerine dayanan bir davranış terapisidir. Hastaya sistematik olarak korktuğu şeyi yapması söylenir bunu başardığı zaman terapistten övgüyle ödüllenir başaramadığı zaman ise hiçbir karşılık görmez. Biçimleme tedavisinin model tedavisinden farkı hastanın korktuğu eylemi terapistin kendisinin yaparak ona bir örnek olmamasıdır. Model tedavisi gibi biçimleme tedavisi de fobik ve obsessif semptomlarda anlamlı bir yarar sağlayarak şizofreniye ve çocukluk dönemindeki otizme sekonder olan davranış bozukluklarında yardımcı olabilir.

    Bilinç Bulutlanması

    Bilinç dış ortamla tam bir temas ve dış ortamı kavrayarak organizmanın maksimum kapasitesiyle kullanma anlamına gelen bir «farkında olma» durumudur. Dolayısıyla bilinç bulutlanması da bu bakımlardan daha düşük düzeyde olan herhangi bir bilinç durumudur. Uykuyla uyanıklık arasındaki durumlarda bulutlanma fizyolojik olabilir. Beynin normal fonksiyonlarını etkileyen durumlarda ise bulutlanma patolojik olabilir.Metabolizma bozuklukları toksik durumlar aktivasyon merkezlerinin bulunduğu hipotalamus bölgesinde yapısal hasar veya kortikal aktiviteyi bozan durumlar.

    Bilinç bulutlanması klinik açıdan psikofizyolojik ve elektroansefalografik (EEG) yöntemlerle saptanır. Davranış bakımından da aşırı uyku haliyle birlikte görülebilen apati veya kayıtsızlık durumu biçiminde belirir; fakat heyecan çok kere delirium tremens'deki kadar belirgindir. Hafıza kayıt fonksiyonundaki periodik bozukluklar yarı hafıza kaybı olarak belirir. Olayların sıralarının karıştırılması zaman kavramıyla ilgili bozukluklar ise dikkat kaybı belirtileridir. «yedi serisi testi» kullanılarak konsantrasyon denenir; bu testte hastaya yüz sayısından yedi sayısını çıkarması kalan sayıdan yine yediyi çıkarması vs. Söylenir. Son olarak bulutlanma zekâ fonksiyonuna müdahale edebilir ve sonucunda değişken bir entellektüel performans kaybı görülür. Ya basit bir stimulus-tepki testi ya da seçilen tepkiyi belirtici bir test şeklindeki reaksiyon süresi testleriyle uyanıklık ölçülür. Bu testler bazan EEG ile birlikte uygulanır ve performans yavaşlamaları yahut yapılan yanlışlar elektroansefalogramda yavaşlama ve anomali olarak gözükür.

    Uykudan önceki bulutlanma durumlarında görülen hallüsinasyonlara hipnagojik hallüsinasyonlar denir ve bunların fazla bir klinik önemi yoktur. Göz önünde bulundurulması gereken patolojik durumlar üremi diabet hipoglisemi petit mal epilepsi post-iktal durumlar epileptik otomatizm veya füg durumları; barbitürat ve alkol entoksikasyon ve abstinansı; encephalitis lethargica narkolepsi üçüncü ventrikül hematoması ve kafatası iç basıncının artmasına yol açan birçok nedenlerdir.

    Bilinçsiz Yanlış Hatırlama

    Geçmiş yaşantıları halihazırdaki emosyonel ihtiyaçlara cevap verebilecek biçimde bilinçsiz olarak değiştirmek yahut yanlış hatırlamaktır.

    Binet Simon testi

    Binet ve Simon tarafından hazırlanan ilk zekâ testleridir. Gitgide zorlaşan otuz testi kapsar. Bu teste verilen cevaplara göre çocuğun zekâ derecesini gösteren bir cetvel hazırlanmıştır. Stanford-Binet testi ise bunun sonradan geliştirilen bir biçimidir ve ABD 'de yaygın olarak kullanılmaktadır.










  2. #21
    AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka

    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    Burdan Kime Sorsan Soyler ..
    Mesajlar
    21,802
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    14149

    Standart

    Psikiyatrik Sözlük

    SAVUNMA MEKANİZMALARI

    Akıl hastalığına ilişkin Freud'cu psikanalitik yaklaşıma göre bilinçdışı zihin kavramı çok önemlidir. İçgüdüsel istekler çözümlenmemiş çatışmalar ve acı veren yaşantılar bilinçdışı zihinde depolanır. Bilinçdışı zihin içeriğinin büyük bir bölümü emosyonel ve sosyal yönden öylesine kabul edilemeyecek niteliktedir ki bunun bilince ulaşması aktif olarak engellenir.
    Savunma mekanizmaları bir yandan benliği (EGO) kabul edilemeyecek içgüdüsel (ID) impulsların bilince geçmesinde koruyan bir yandan da vicdan (SU-PERGO) ve dış gerçeklikle uyumu sürdüren psikolojik araçlardır. Bunun yanısıra Freud çocuğun yaşamının ilk yedi yılında bazı psikolojik gelişim evrelerinden geçtiğini öne sürmüştür. Bu evrelerden herbirinde. ortamla olan spesifik etkileşimler kişiliği biçimlendirmektedir. Böylece örneğin birinci ya da oral evrede bebeğin gerçeklik ve zevk dürtüsüyle (Freud'un kullandığı anlamda libido yahut seksüalite) teması ağız yoluyla yiyecek almasıdır. Freud'a göre psikolojik gelişimin her evresine özgü içgüdüsel dürtüler karakteristik savunma mekanizmalarına yol açmaktadır. Örneğin entrojeksiyon yadsıma ve projeksiyon gelişimin oral evresiyle ilgilidir. Öte yandan «reaksiyon formasyonları» (örneğin utanç ve tiksinti) anal impuls ve zevklerle ilgili olarak gelişir. Freud böylece ego'nun savunma mekanizmalarını kavramlaştırmıştır. Bunlar gelişimsel olarak yani belirdikleri psikolojik evreye göre yahut genellikle ilgili oldukları psikopatoloji temeline göre (örneğin obsesyonel savunma mekanizmaları yadsıma distorsiyon ve yer değiştirmeyi kapsar) ya da basit (yani temel) veya karmaşık yani basit mekanizmaların bir bileşimi) olmalarına göre sınıflandırılabilirler. Represyon savunma mekanizmaları arasında merkezdeki yerini korumaktadır. «Anımsayamama» ile sonuçlanır ve istenmeyen cinsel impulsların inhibisyonunda özellikle belirgindir. Süblimasyonda represyon rol oynar ve başlangıçta cinsel bir amaca yönelik enerji saptırılarak cinsel olmayan toplumca kabul edilebilecek başka bir alana yöneltilir. Yer değiştirme bir fikir yahut nesneyle ilgili bir duygu veya dürtünün buna bir bakımdan benzeyen başka bir fikir yahut nesne ve yöneltilmesi anlamına gelir. Böylece örneğin obsesyonel nörotik bir kişideki bir bıçak korkusu aslında mevcut saldırganlık duygularının tehlike potansiyeli taşıyan bir nesneyle «yer değiştirmesi» olabilir. İzoasyon bir savunma mekanizması olarak anımsanan bir fikrin bununla ilgili bastırılmış emosyondan soyutlanması ayrılması anlamına gelmekledir. Rasyonalizasyon'da kişi davranışının gerçek nedenlerini kendisinden ve başkalarından saklamak için (geçerli ya da geçersiz) gerekçeler bulur. Entellektüelleştirme biçimindeki savunma da emosyonel motivasyonu kabulden kaçmak için entellektüel yorumların aşırı kullanılması olup rasyonalizasyona çok benzer. Yadsıma da yaygın olarak başvurulan bir savunma mekanizmasıdır. Belli bir olayla ilgili olarak yalnızca buna eşlik eden duygu yahut bütünüyle bu yaşantı ya da anısı yadsınır. Projeksiyon hem normal kimselerde hem de karakteristik olarak paranoid sendromlarda görülür. Kişi kendi duygu ve dileklerini başka birisine yükler çünkü kişiliği (ego'su) bunların acı veren sorumluluğunu üstlenemeyecek kadar güçsüzdür. Regresyon'da ego içinde bulunduğu gelişim düzeyinin yarattığı gerilim ve çatışmalardan kaçınmak için zevkin kendisi için mutlak olduğu daha geri bir gelişim düzeyine dönmeye çalışır.
    «Fobiye karşı mekanizmalar» ego'nun korku alanıyla ilgili aşırı aktivite göstererek fobik anksietelerinden kaçınmaya çalıştığı savunma mekanizmalarıdır.
    «Gerçeklikten kaçma» savunmaya hazırlık niteliğindedir. Kişi anksiete kaynağına karşı savunmalar kuracağı yerde bunlardan kaçarak ego'sunun gerilim yada çatışma yaratan durumlardan korur. Entrojeksiyon'da kişi başkalarına karşı duyduğu ve rahatça dışa vuramadığı duyguları kendisine yöneltir.
    Kompensasyon gerçek yahut hayali bir aşağılanmayla savaşımda başvurulan bir mekanizmadır. Histerik reaksiyonlarda tipik olan dissosiasyon ise emosyonel yönden dayanılmaz olan çatışmaların eylemden kopmadır; bu çatışmalar simgeleştirme mekanizması yoluyla kişideki çatışmayı simgeleyen bir fiziksel bozuklukta yansır.

    SCHILDER HASTALIĞI (Diffüz Skleroz - Serebral)

    Hızla ilerleyen ve serebral ak maddede geniş alanlarda demiyelinizasyona yol açan bir hastalıktır. Belirtiler lezyonların yerine göre değişirse de tipik olarak hızla gelişen homonim nitelikte bir hemianopia durumuna (yarım körlüğe) konfüzyon ve şaşkınlık eşlik eder. Bazan durumun gelişimi bir nöbetle başlar. Hastalık genellikle ilerleyicidir ve ölümle sonuçlanır.

    SEDATİFLER

    Eskiden bir ilacın hastada genellikle anksiolitik aktiviteyle ilgili olarak durgunluk ve uyku hali (uyku durumu dışında) yaratan özelliklerini tanımlarken sedatif terimi kullanılıyordu. Sedatif ve hipnotik etkiler arasındaki tek fark derece farkıdır ve bu da dozla ilgili bir fonksiyondur; sedatif bileşiklerin farmakolojide ayrı bir grup olarak ele alınması yapaydır ve birçok modern metinde iki terim arasında ayrım yapılmamaktadır. Ayrım dozajla yansıyan klinik kullanıma dayanmaktadır. Aynı biçimde sedatif ve anksiolitik bileşikler arasında da belirsiz bir sınır çizilebilir.

    SEMPTOMATOLOJİ

    Psikiyatrik semptomlar üç etkenden ileri gelir:
    1. Ortamsal faktörler.
    2. Kişilik faktörleri.
    3. Genetik faktörler ve santral sinir sistemindeki organik bozukluklar.
    1. Ortamsal faktörler. Bunlar genellikle bellidir. Böylece eşin ölümü gibi üzücü bir olayın presipite ettiği bir psikiyatrik bozukluk sevilen kişinin kaybıyla ilgili dépressif semptomlarla gölgelenebilir. Daha da ayrıntılı bir biçimde çocukları büyüyerek evden ayrılmış menopoz dönemindeki bir kadın kendisini bir kenara itilmiş ve gereksiz hissederek eşinin ilgisini kazanmak için aşırı isteklerde bulunabilir.
    2. Kişilik faktörleri. Bunlar genellikle psikiyatrik bozukluğun nasıl tezahür edeceğini belirleyen predominan faktörlerdir. Böylece anksieteli bir erkeğin şu ya da bu türlü yaşamın üstesinden gelememesi durumunda belirecek semptomlar anksiete semptomları olacak ve bunların alacağı biçim öteki kişilik faktörlerine bağlı olarak sonuçta serbest anksiete fobik anksiete ya da hipokondriak (HÎPOKONDRÎASÎS) tipte anksiete olacaktır. Aynı biçimde histerik kişilikli hastalar histerik semptom gelişimine yatkındırlar. Bu arada bazı kimselerde belli bir psikosomatik bozukluğa karşı yapısal predispozisyon vardır. Bu gibi kimselerde ve özellikle fizyojenik faktörlerin sözkonusu olduğu vakalarda otonom sinir sistemi yoluyla etkinlik gösteren psikojenik stress psikosomatik semptomların şiddetlenmesine yol açabilir.
    3. Genetik faktörler ve santral sinir istemindeki organik bozukluklar. Belli bir genetik predispozisyonun mani depresyon ya da şizofreni gibi spesifik bir hastalıkla sonuçlanması durumunda semptomlar esas olarak sözkonusu hastalığın semptomlarıdır. Aynı bilimde santral sinir sistemindeki orjanik bozukluklar da oryantasyon bozukluğu hafıza kaybı emosyonel denge kararsızlığı vb. gibi karakteristik «organik »semptomlarla sonuçlanır.
    gene de bu faktörlerden hiçbiri başlıbaşına etkinlik göstermez ve genellik bakımdan belirlenen bir hastalığın tezahür biçimi büyük ölçüde presipitan faktörlere ve hastanın temeldeki kişiliğine göre değişir. Böylece cocuğunun ölümüyle presipite olan bir depressif hastalıktan mustarip hasta ya kendini suçlar ya da kişiliğindeki paranoid eğilimlere göre komşuların kendisinden sözettiklerine ve onu ihmal yüzünden çocuğunun ölümüne neden olmakla suçladıklarına inanır.
    Son olarak genetik yapının belirlendiği hafif bir depressif hastalık yada erken bunama zaten uyumu salıntıda olan bir hastann yaşamın üstesinden gelememesiyle sonuçlanabilir ve bunun üzerine gelişen nörotik semptomlar ön plana çıkarak temeldeki depressif ya da organik bozukluğu maskeleyebilirler.

    SENİL DEMANS

    Kronik Beyin Sendromu - Senil tipte)
    Bu genellikle 70-75 yaşlarında başlayan ve yaşın ilerlemesiyle frekansı artan sinsi ve düzgün ilerleyen bir demans'dır. Seksen yaşın üzerindekilerden kabaca %10'u bu durumdan etkilenir. Kadınlarda daha sık görülmesinin nedeni en azından daha çok yaşamalarıdır ilk belirti genellikle yakın geçmişe ait olayları anımsayamamadır ve bunu bütün zihinsel yeteneklerde giderek düşmenin yanısıra alışkanlıkların kötüleşmesi izler. Bir akrabanın hastalanması yahut mevcut bir hastalık veya bir nöbetten ileri gelen bir konfüzyon episodu bilinç kaybı episodu enkontinans başgöstermesi ya da hastanın kendisini tehlikeli derecede ihmali üzerine teşhis açıkça belli olur. Bir süre özellikle daha genç hastalarda nispeten sınırlı parietal lob tipi bozukluklar görülebilirse de sonunda global nitelik kazanan demansa konuşmada anlaşılmazlık total oryantasyon bozukluğu ve en basit işleri başaramama durumları eşlik eder. Apati yahut hafif bir öfori olağandır ama bazı hastalarda kuşkuculuk saldırganlık yâ da hissizlik gelişir. Perseküsyon fikirleri genellikle geçici bazan dâ kalıcıdır. Vizüel hallüsinasyonlar bir derecede bilinç bulutlanmasına ya da bir görme bozukluğuna işaret eder.
    Yaşam süresi kesin değişimlerin başlangıcından sonra yaklaşık beş yıldır ölüm nedeni genellikle aynı zamanda mevcut enfeksiyon miyokard yetmezliği ya da besinsizlik (inanisyon) durumudur.
    Beyinde değişken derecede bir genel atrofinin yanısıra mikroskopik olarak özellikle kortekste diffüz nöron kaybı ve öbür hücrelerde küçülme gözlemlenir. Karakteristik değişimler kortekse yayılan senil (argentofil) plaklardan ve hippokampus alanındaki sinir hücrelerinde sayıca çok olan Alzheimer nörofibril ağlarından ibarettir. Granülovaküoler dejenerasyon son derece seyrek rastlanan bir sellüler değişimdir. Vasküler lezyonlar bulunabilirse de senil demansın karakteristiği değildirler öne sürülen sepsifik tedavi yöntemleri doğrulanmamıştır. Durumun kontrolü semptomatik tedavi denetim ve bakımdan ibarettir. Aynı zamanda mevcut idrar yolu yahut göğüs enfeksiyonu sessiz enfarktüsler beslenme bozukluğu anemi yahut kalp yetmezliği gibi hastalıkların iyileştirilmesi konfüzyon etkenini yok ederek davranışta belirgin düzelme sağlayabilir. Huzursuzluk konstipasyondan ileri gelebilir. Hastanın düzenli olarak tuvalete götürülmesinin işe yaramadığı durumlarda kadınlarda halka biçimli peser ve erkeklerde kondom biçimli ürinal enkontinansın etkilerini en aza düşürür. Anksiete depresyon yahut ajitasyonun giderilmesinde yararlı olan antidepressan veya fenotiazin grubu ilaçlar hipotansiyon nedeniyle düşük dozlarda başlatılmalıdır; örneğin günde üç kere 10-25 mg klorpromazin günde üç kere 25 mg tioridazirı günde üç kere sıvı halde 1.5 mg ya da akut heyecanda 10 mg prosiklidin ile karıştırılarak 10 mg haloperidol etkindir. Nonbarbitüratlardan 15-30 mg oksazepam yahut dikloralfenazon da yararlı olup aşırı sedasyondan kaçınılmalıdır.

    SERBEST ANKSİETE

    Beklenen yakın bir tehlikeye karşı kaynağı genellikle bilinmeksizin duyulan ürkütücü gerilim yahut anksietedir. Bilinçli olarak bilinen ve genellikle dıştan gelen bir tehlikeye karşı emosyonel bir tepki olan korkunun tersine öncelikle entrapsişik kökenlidir. Fobik durumların da tersine olarak korkuyu yaratan bir dış durum yahut nesne yoktur. Anksiete nevrozlarında hemen hemen evrensel olarak görülür ve bazan panik durumuna yol açabilir. Bu hastalarda çok kere bağımlı olgunlaşmamış bir kişiliğin yanısıra histerik mekanizmalar mevcuttur. Psikoterapi ve klordiazepoksid gibi bir anksiolitik medikasyon endikedir. Hastanın desensitizasyon yoluyla korkusunu yeneceği bir durum ya da nesne sözkonusu olmadığından tedavide davranış terapisi henüz hiçbir rol oynamamaktadır. Dépressif episodlar görülebilir ve başlı başına tedavileri gereklidir. Çok kere birçok hafif fobi mevcuttur. Hemen hemen bütün yaşam durumlarında sözkonusu olan serbest anksiete (pan anksiete) psödo-nörotik şizofreninin esas özelliklerinden biridir.

    SERBEST ÇAĞRIŞIM

    Serbest çağrışım mantıklı düşünce üzerindeki sınırlama ve sansürlerin kaldırılması üzerine birtakım düşünce eğilimleri ve zincirleme bağlı fikirlerin kendiliğinden bilince ulaşmasına yol açar ve hasta aklından geçen herşeyi sözlü yoldan dile getirir. Modern psikanalizin temel bir tekniği olan bu yöntemi ilk olarak Freud esas psişik materyeli yüzeye çıkararak analitik yoruma kavuşturmada Charcot'nun hipnotik tekniklerinin sakıncalarım farkettiği zaman kullanmaya başlamıştır. Çağrışımları belirleyen ve represyon yoluyla bilinçdışına itilen psişik materyel bu teknikle serbest bırakılır.

    SEREBRAL ANJİOGRAFİ

    Lobotomiyi bulan Moniz belki de daha önce bulduğu anjiografi sayesinde daha uzun bir süre hatırlanacaktır. Anjiografi intraarteryel radyoopak madde enjeksiyonundan sonra yapılan radyografi tekniğidir. Diatrizoat ve meglumin iotalamat gibi iyot bileşikleri karotid veya vertebral damarlara zerkedilir. Bu teknikle
    anevrizma veya angioma gibi vasküler anomaliler vaskülarize tümörler veya herhangi bir neoplazi dolayısıyla yerleri değişen damarlar gözlemlenir.

    SEREBRAL DİPLEJİ

    Zekâları normalin altında (NORMAL ALTI ZEKA) olan birçok hastada en çok bacaklarda olmak üzere simetrik organlarda spastisite görülür. Bu çeşit serebral felç bir tek nedene bağlı değildir ama etyolojide doğuma yakın zamanlarda veya doğum sırasında anoksi önemli bir neden olabilir. Bazı durumlarda normalin altında bir zekâyla birlikte beliren serebral dipleji otosomal resessif bir kalıtım sonucudur. Spastik dipleji iktiyoz ve normal altı zekâ gibi bozukluklardan oluşan spesifik bir resessif sendrom bulunduğu kanıtlanmıştır.

    SEROTONİN

    ( 5-hidroksi-triptamin-5HT)
    Serotonin periferal ve santral sinir sistemlerindeki nöron ileticisidir. Beyinde serotonin'in algılama ruhsal durum uyku düşünce ve davranışın kontrolunda rol oynadığına inanılmaktadır. LSD ve meskalin gibi hallüsinojenik ilaçlar santral serotonin sinapslarının spesifik blokörleridir ve bunlardan birçoğu kimyasal bakımdan serotonine yakın bileşiklerdir. Rauwolfia alkaloidleri beyindeki serotonin depolarını tüketirler. Serotonin migrende de rol oynayabilir ; çünkü terapötik bir madde olan metiserjid 5HT'nin güçlü bir blokörüdür. Beyindeki serotonin mekanizmaları ayrıca oestrus ovülasyon ve ACTH salgılanmasıyla ilgili pitüiter fonksiyonu düzenleyen hipotalamus mekanizmalarında da rol oynamaktadır.

    SEZGİ

    Sezgi terimi birçok değişik anlamda kullanılmaktadır. Psikiatrik muayenede hastanın kendisini ve sorunlarını anlama derecesi hesaba katılmalıdır. Sezgi kaybına bir sürü psikolojik ve nörolojik bozukluklarda rast-lanabilmektedir: Delüzyon durumları ruhsal durum bozuklukları genel paraliz yaygın skleroz vb. Sezgi ve yargı en yüksek düzeydeki sinirsel aktivitenin iki ayrı yönü olduklarından aralarında bağlantı vardır. Psikoterapötik durum altındaysa sezginin anlamı oldukça farklıdır. Bu durumda hem emosyonel ve entellektüel sezgi hem de terapisti hoşnut kılma arzusundan ileri gelen yapay bir sezgi ayırdedilmelidir. Entellektüel sezgi emosyonel sezgiye göre daha az terapötik değer taşır; emosyonel sezgi hastanın çeşitli emosyonel bozuklukların nedenlerini ansızın anlaması ve derinden duymasıdır. Birçok hasta psikoterapi süresince hiç sezgi kazanmaksızın da düzelme göstermektedir. Bazı vakalarda da sezgiyi harekete geçiren işlemlerden kaçınmak daha akıllıca bir davranış olur.

    SKOPTOFİLİ (Vuayörizm )

    Aynı veya genellikle karşı cinsten kişilerin genital organlarını yahut ikincil cinsel karakteristiklerini görme arzusudur. Bu durum bir çeşit doğal merak sonucu birbirlerinin genital organlarını görmek isteyen çocuklarda normaldir. Yetişkinlerdeyse bir sapıklık olarak yerleşebilir; «röntgenci» ya da sevişen çiftleri izlemek için dürbün kullanan kişi bu gibi sapıklardandır. Çıplaklığa duyulan yaygın görsel ilgi de bir bakıma skoptofili aktivitesi olarak düşünülebilir.

    SODOMİ

    Sodomi bir erkek kadın yada hayvanla yapılan anal temas için kullanılan bir terimdir.

    SOLUK TUTMA

    Soluk tutma nöbetleri çoğunlukla altı ay ile üç yaş arasındaki bebeklerde görülür. Çocuk früstrasyona karşı bir tepki olarak huysuzlaşır ve birdenbire soluk almamaya başlar. Siyanoz görülür ve sonra çocuk derin bir soluk alıp haykırarak gene normale döner. Ender olarak beyinde anoksi bir epilepsi durumuna yol açar.
    Tedavi anneye bu nöbeti görmezlikten gelmesini ve bu durumda çocuğa özel bir ilgi göstererek onu ödüllendirmemesini öğütlemekten ibarettir. Ancak nöbet geçer geçmez çocuğa özel bir ilgi gösterilmeli ve sekonder bir güvensizlik duygusunun gelişmesi tehlikesi önlenmelidir.

    SOMIMAIMBÜLİZM (UYURGEZERLİK)

    Bazı çocuklar özellikle gece korkuları geçirenler görünüşte uyanmaksızin yataktan kalkarak adımlarla dolaşırlar. Uyurgezer çocuk önüne çıkan nesne ve tehlikelerden kaçınabilmektedir: bu da onun uykudan çok bir dissosiyasyon durumunda olduğuna işaret eder. Ancak bu durum elektrofizyolojik kanıtların yokluğunda belirlenemez. Hekime başvurmayı gerektiren bir belirti olarak
    uyurgezerlik mutsuzluğa gerilime ya da aile uyuşmazlığına işaret eder Çocuğun merdivenden düşmesi gibi tehlikelere karşı alınacak akıllıca önlemler dışında somnanbülizm genellikle önemli sayılmamaktadır öte yandan bazı cinayetlerin somnanbülistik bir durum sırasında işlendiğinin ileri sürüldüğü de olmuştur ve bu tür bir savunma bazan mahkemede yeterli bile sayılabilmektedir.

    SOMNOLANS

    Somnolans açıkça rejim dengesizlikleriyle (aşın yemek alkol ilaçlar) ilgili bulunmadığı narkolepsi ve seyrek görülen Kleine-Levin sendromunun (peryodik aşırı yeme ve uyku) sözkonusu olmadığı durumlarda ciddi bir sorun olarak ele alınmalıdır. Intrakranial basıncı artıran birçok serebral tümör hipersomni'ye yol açar ve hipotalamusa yakın lokasyonlarda oluşan tümörler bu eğilimi daha da artırır. Hipersomni ile başlı başına nedensel bir ilişki kurulabilen iştah susama ve davranış bozuklukları da çok kere somnolansa eşlik eden semptomlardır. Ansefalit ve metabolizma bozukluklarına (üremik hepatik) ilişkin ansefaopatiler araştırılmalıdır. Bunların yanısıra havasız bir odada kalmaktan ileri gelen sıkıntı ve karbon dioksit retansiyonu da göz önünde tutulmalıdır.

    SOSYAL FOBİ

    Başka kimselerin yanında hissedilen anksietedir. Hasta öznel olarak başkalarının kendisiyle ilgili olarak ne düşüneceklerinden korkar; onların kendisini sıkıcı veya patavatsız bulmalarından ya da örneğin kalabalık bir topluluğa söylev vereceği zaman gülünç bir duruma düşeceğinden korktuğunu söyler. Bu korkular anksieteye. karşı somatik tepkilerle de (örneğin kızarma kekeleme kusma) belirginleşebilir.
    Sosyal fobiler birçok bakımdan agorafobi ve spesifik fobiler arasında yer alır. Bunlara genel anksiete yahut depresyon ve birçok sosyal duruma ilişkin çok yönlü korkular eşlik edebilir; ya da sosyal fobi yalnızca spesifik bir aktiviteyle sınırlı tek bir sorun olabilir. Korku yalnızca yabancılar (KSENO-FOBÎ) ya da otoritelerin bulunduğu bir aktivite sırasında da belirebilir; veya gözlemcilerin sayı ve uzaklıklarıyla ilgili olarak (antrofobi) daha yaygın bir biçimde de görülebilir. Sosyal fobilerde ortak olan bir özellik öncelikle cinselliğe ilişkin tutumlar bakımından yetişme sırasında ebeveynin uyguladığı baskıdır. Başlama yaşı genel cinsel anksietelerle yaradan ilgili agorafobilerde olduğu gibidir.Hastalar desensitizasyon lodel biçimleme zorlama tedavileri ve assertif terapiyi kapsayan davranış terapisi yöntemlerine olumlu cevap verirler.

    SOSYALİZASYON

    Sosyalizasyon kişi ve grup ilişkileri kurma yoluyla daha geniş bir topluma katılma sürecidir. Bebeklik döneminde başlar ve çocuğun sosyal grubun birtakım kurallarına uymayı öğrenmesini kapsayan gelişiminin önemli bir yanıdır. Zihinsel yaşamın bu yönünün gelişmesi veya yanlış gelişmesi şiddetli emosyonel bozukluğun bir ifadesi ya da etkeni olabilir.







    Hemen Paylaş!
    Share


  3. #22
    AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka

    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    Burdan Kime Sorsan Soyler ..
    Mesajlar
    21,802
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    14149

    Standart

    SPESİFİK FOBİLER

    Belli bir nesne ya da durumla ilgili korkulardır. Spesifik fobiler arasına hayvan korkuları özellikle kedi (ailurofobi) örümcek (araknofobi) köpek (sinofobi) fare (murofobi) ve yılan korkuları ayrıca yükseklik (akrofobi) gökgürültüsü/şimşek ve karanlık korkuları vardır. Bu gibi korkular büluğ çağından önce her iki cinste de yaygın olarak görülülürse de ender olarak yaşantıyı aksatacak niteliktedir. Korkunun kökeni bazan yaşamının erken dönemlerinde belli nesneyle ilgili travmatik bir anı olmakla birlikte başlangıç çok kere anımsanamaz. Bu hastaların birçoğu erken çocukluk döneminden beri spesifik korku duyan ama genellikle başka bakımlardan hiçbir nörotik semptom göstermeyen uyumlu yetişkin kadınlardır. Yetişkin hastalardaki spesifik fobilerin davranış terapisi tekniklerine olumlu cevap vermesinin nedeni de budur. Desensitizasyon rahat ve kanıtlanmış bir yöntemdir; zorlama tedavisiyse hasta için daha rahatsız olmakla birlikte daha etkindir ve desensitizasyonun başarısız kaldığı vakalarda işe yarayabilir.

    SPİRİTÜEL TEDAVİ

    Non-medikal tipte bir psikoterapidir. Başlıca özelliği insanüstü bir güce îman gücüne duyulan inançtır. Bu tekniğin uygulayıcıları zihinsel ve fiziksel hastalık arasında ayrım yapmaksızın lökemi tedavisini bile üstlenmektedirler. Hastalık diye birşey yoktur yalnızca hasta kişiler vardır. Tedavide dua inanç kutsal yağ ve tütsülerden yararlanılır.

    STATUS EPİLEPTICUS

    Hastanın bilinçsiz kaldığı bir dizi epileptik nöbettir. Ciddi bir bozukluk ve tıbbi bakımdan acil durum sayılır. On beş dakikayı aşarak dinmeksizin süren nöbet aktivitesi status epilepticus olarak tedavi edilmelidir. Açık bir nöbetten sonra görülen hareketsizlik ve derin bilinçsizlik nöbetin devam ettiğini gösterir. Serebral anoksi kalb veya böbrek yetmezliği ölüme yol açabilir.Hastaya i.m. 10 ml paraldehid verilebilir ve gerekirse dört saat sonra aynı doz tekrarlanabilir. I.m. 10 mg diazepam da kullanılabilir; bu doz kontrol sağlanıncaya kadar her 15 dakikada bir (1-2 saat içinde maksimum 50-60 mg olmak üzere) tekrarlanabilir. Petit mal status'da her dört saatte bir ağızdan 250 mg etosüksimid verilebilir. Petit mal durumunun geçmesinden sonra günde 3 kere 50 mg hidantoin sod. verilmesi tavsiye edilmektedir.

    STEREOTAKTİK AMELİYATLAR

    Stereotaktik cerrahi sinir sisteminde nukleus yapıları ve sinir kanallarının yoğun olduğu alanlarda lezyonlar oluşturma yöntemidir. Talamotomi yoluyla Parkinsonizm tedavisinde ve stereotaktik servikal traktotomi yoluyla entraktabl ağrılarda parlak sonuçlar elde edilmiştir.

    STEREOTİP (KALIPLAŞMIŞ) DAVRANIŞLAR

    Bu terim şizofrenide özellikle katatonik tip şizofrenide rastlanan tekrarlı sabit davranış silsileleri için kullanılmaktadır. Bu davranışlar heykelsi pozlar ve basit ritmik hareketlerden bir uğraşı (dikiş dikme yahut tüfekle ateş etme) ya da özel bir ritüeli yansıtan daha ayrıntılı hareketlere kadar değişir.

    STREFASEMBOLİ

    Çocuklarda okumayı öğrenme güçlüğü anlamına gelen bir terimdir. Bazı çocuklar «n» ve «u» gibi benzer harfleri ayırdedemezler. Bu durum sağ ve sol hemisfer motor dominasının karışmasından ileri gelmektedir.

    STRESS

    Emosyonel bir tepki yaratacak derecede yoğun herhangi bir stimulus psikolojik stress'dir. Neden olarak kişinin ya kendine güveni veya iç huzurunun tehdidi ya da özel bir çaba gösterme gereği duyması sözkonusudur. Zararlı bir stimulusa karşı kişinin gösterdiği tepki olan «stress reaksiyonu» psikolojik fizyolojik veya biokimyasal bir tepki yahut bunların bir kombinasyonu biçimini alır. Travmatik savaş nevrozlarında belirgin biçimde görülen «dövüşme» veya «kaçma» durumları bu çeşit bir davranış tepkisidir: Aşırı stress yükü kişide fonksiyon kaybı örneğin histerik körlük veya paraliz gibi savunma tutumlarına yol açabilir. Stress değişik kişilik yapılarında karakteristik etkiler gösterir: Kalabalık bir dükkâna giren anksieteye yatkın bir hasta oradan kaçma tepkisi gösterir; oysa klaustrofobik historionik bir kişiliği olan kimse amnezi geçirebilir; ya da bir obsesyon hastası ritüelistik davranışa sapabilir. Bu reaksiyonların hepsi de anksieteye karşı savunma tepkileridir. Stress'e karşı oluşan psikolojik ve biokimyasal tepkiler bilinç kontrolü altında değildir ve psikosomatik bozukluklara örneğin astma hastalarında bronş daralmasına yahut mide asiditiesini yükselterek peptik ülsere yol açabilirler.

    STUPOR

    Stupor'un karakteristikleri bilinç kaybı olmaksızın hareketsizlik ve stimuluslara tepki yoksunluğudur. Hasta konuşamaz hiç kımıldanamaz idrar ve dışkısını tutar. Daha hafif vakalardaysa konuşma ve hareketleri azalan ve yavaşlayan hastanın ilgisini çekmek güçleşir. Görünüşteki çevreden kopmaya rağmen stupor geçiren hastalar normale döndüklerinde olan bitenin farkında olduklarını belli ederler.
    Stupor katatonik şizofreninin bir aşamasıdır; derin derecede retarde depresyonda da görülür Modern fizik tedaviler sayesinde bunların her ikisi de seyrekleşmiştir.
    Organik durumları da (kafa travması yahut üçüncü vantrikül tümörleri) izleyen stupor vakaları da mevcuttur. Fonksiyonel psikozda görülen stupor ile akinetik dilsizlik kolayca birbirine karıştırılabilir.

    SUBDURAL HEMATOMA

    Bir subdural hematoma dura ve arasındagenellikle frontal veya parietal ve sık sık bilateral alanlarda oluşankapsülleşmiş kan topağıdır. En sık görülen etkeni travmadır ama travmaya en çok uğrayan kişiler (senil ve alkolikler) bunu çok kere anımsayamazlar. Başağrısı uyku hali ve konfüzyonun derecesi son derece değişkendir. Arteriografi ve vantrikülografiyle damar veya vantriküllerde yer değiştirme belirlenir. EEG'de hızlı aktivite amplitudunda azalma ve yavaş dalga aktivitesi saptanır. Lomber ponksiyon çelişkili olarak düşük sıvı basıncı ve ksantokromi gösterebilir. Kesin teşhise araştırmayla varılır. Tedavi cerrahi müdahaledir.

    SÜBLİMASYON (YÜCELTME)

    Süblimasyon terimi başka birçok psikanaliz terimi gibi günlük konuşmaya geçerek genellikle gerçekleşemeyen bir emosyonu toplumca kabul edilebilecek bir davranış biçiminde yüceltme anlamında kullanılmaktadır. Rakibini öldüreceği yerde tüfekle hayvan avına çıkan aldatılmış aşık bunun en basmakalıp bir örneğidir. Oysa teknik bir terim olarak süblimasyon bir bebeklik (genellikle cinsel) impulsunun yerine kullanılan bilinçdışının belirlediği bir davranış türüdür.

    SUBSTİTÜSYON

    İstenmeyen yahut erişilemeyecek bir amacın yerine daha istenir ve erişilir nitelikte bir amacın seçildiği bilinç dışı bir savunma mekanizmasıdır.

    SUÇLULUK DUYGUSU

    Kişisel yahut toplumsal ahlâk standardlanı çiğnemiş olma düşüncesinden ileri gelen acı veren bir emosyonel durumdur. Psikotik (endojen) depresyonların karakteristik ve çok kere belirgin bir özelliğidir. Aslında suçluluk duygusunun mutlaka patolojik olması gerekmez ama genellikle patolojiktir: örneğin bazan aşırıdır (yıllarca önce bindiği bir otobüste bilet almadığı için suçluluk duyguları içinde kıvranan kadın) bazande hayalidir (yaşlı annesinin ölümünden kendisinin sorumlu olduğuna inanan genç kız).

    SÜPEREGO

    Zihnin yaşamın ilk dönemlerindeki önemli ve saygın kişilerle özellikle ebeveynle bilinçdışı yollardan özdeşleşen bölümüdür. Birey bu önemli kişilerin gerçek yahut varsayılan isteklerini kendi kişisel standartları olarak benimser ve bu yoldan «vicdan» oluşur özellikle obsesyonel tipte nörotik hastalarda bu standardlar çok katı olabilir. Süperego ve dış gerçeklik id'den kökenlenen ahlakdışı içgüdüsel dürtülere karşı baskı uygular.

    SÜREKLİ NARKOZ

    Akıl bozukluklarının uzun süre uyutma yoluyla tedavisi belki de psikiyatride bilinen en eski tedavi yoludur. Ancak bu yüzyılın başlarında barbitüratların bulunmasıyla yaygın kullanılan bir yöntem olmuştur. Eski uygulamada günde yirmi saatlik uyku yaratmaya yeterli derin ve sürekli sedasyon birkaç hafta sürdürülüyordu. Oysa titiz tıp ve bakım yöntemlerinin yokluğunda bronkopnömoni kardiovasküler kollaps idrar retansiyonu vb. nedenlerden %5'e varan mortalite kaçınılmaz oluyordu. Bu gibi yoğun rejimlerin endike olduğu envolüsyonel melankoli ve ajite şizofreni gibi durumlar bugün başka yollardan daha iyi tedavi edilebildiğinden artık sürekli narkozdan vazgeçilmelidir.
    Akut anksiete ve gerilim durumlarında özellikle sürekli ve şiddetli stress'ten ileri gelen durumlarda tedavinin başlangıç aşamasında 5-7 günlük sürekli narkoz son derece yararlı olabilir. Bu tedavi hemen her zaman geçici de olsa belirgin bir düzelme sağlar. Böylece rutin terapiye geçilebilir. Amaç gündüzleri bir uyku hali ve fasılalı uyku geceleri de sürekli uyku yaratmaktır. Teknik doktordan doktora değişmektedir ama genellikle iki ilaç kullanılır: Biri sürekli uyku hali sağlayan bir trankilizan öbürü de geceleri on saatlik uykuya ek olarak sabahları ve öğleden soraları üçer saatlik uyku sağlayan kısa sürede etkili bir hipnotiktir. Hastanın yemeğini yiyecek ve tuvalet gereksinimlerini giderecek derecede uyanık olması için ilaçlar kahvaltıdan ve öğle yemeğinden sonra verilmelidir. Belirgin anksiete durumlarındaysa çok daha yüksek dozlar gerekir. Klorpromazin (günde 3 kere 100-200 mg) ve sodium amilobarbiton (saat 8.00 ve 13.00'de 200 mg) yararlı bir kombinasyondur. İlaç dozajı hastaya göre değiştirilmeli ve ikinci yahut üçüncü günden sonra yükseltilmelidir.

    SYDENHAM KORE'Sİ

    Hızı iradesiz amaçsız ve tekrarlı olmayan hareketlerle beliren bir bozukluktur. Etyolojik olarak muhtemelen kollagen bozukluklarıyla ilgilidir çünkü vakalardan yaklaşık %75'inde anamnez ateşli romatizma göstermektedir. Çoğunlukla birkaç hafta önce bir hemolitik streptokok enfeksiyonu geçiren 10-15 yaşlarındaki kız çocuklarda görülmektedir. Tedavi semptomatiktir ve klorpromazin gibi bir trankilizanın geçici olarak kullanılmasından ibarettir. Tam iyileşme sağlanabilir. Bu bozukluğun psikiatrik açıdan önemi gerilimli ve anksieteli kız çocuklarında çok sık görüldüğünün ileri sürülmesi dolayısıyladır. Bunun yanısıra ayırıcı teşhiste Sydenham Kore'sinin Huntington kore'si ve organik yahut psikojenik kökenli tiklerden ayırdedilmesi önemlidir.

    SİKLOTİMİK

    Bazı kişiler özellikle piknik beden yapısında olanlar yaşantılarını aksatacak hattâ patolojik olarak tanımlanabilecek derecede şiddetli olmasa bile haftalarca veya aylarca süren ve tüm ortamsal etkilerden bağımsız görünen belirgin ruhsal durum değişimleri geçirirler. Bir dönem enerji ve gayret dolu iyimser sokulgan ve neşeliyken bir dönem karamsar içine kapanık enerji ve inisiyatifken yoksun olurlar ve çok kere hazımsızlık ve başağrısı gibi belirsiz somatik belirtilerden yakınırlar. Bu çelişik ruhsal durumlar yetişkinlik yaşamı süresince bazan normal dönemlerle noktalanarak ve seyrek olarak önceden kestirilebilen bir düzen izleyerek dönüşümlü olarak birbirlerini izlerler. Manik dönemlerin ağır bastığı kişiler politika serbest ticaret ve gazetecilik gibi enerji özgüven ve topluma uyum gerektiren meslek dallarında basan göstererek sivrilebilirler. Birçok siklotimik kişide açık manik dépressif hastalık episodları görülür; birçoğunun da yakın akrabaları arasında manik dépressif kişiler vardır. Siklotimi ve manik dépressif hastalık arasında yakın bir ilişki bulunduğu bellidir ve bu iki durumun ortak bir genetik ya da yapısal temelden gelmeleri olasılığı vardır. Siklotimi teşhisi koyulmadan önce ruhsal durum değişimlerinin yalnızca düşkınkhklarına talihli olaylara ve günlük yaşamdaki dalgalanmalara bir tepki olarak belirip belirmedikleri saptanmalıdır. Latent manik dépressif hastalık tezahürü olması dışında bu durumun klinik önemi bazan episodik ve hiçbir nedenle açıklanamayan davranış değişimlerine yol açmasıdır. Bazı siklotimikler ruhsal durum siklusunun yalnızca bir döneminde aşın içki içerler bazıları aylarca birlikte yaşanması olanaksız bir kişiliğe bürünüp başka zamanlarda normal olurlar.

    SİMGELEŞTİRME

    Psişik bozukluğun temeldeki bozukluktan farklı ama onu simgeleyen bir biçimde dile getirilmesi sürecidir. Kullanılan simge ideasyonel affektif yahut somatik olabilir. Simgeleştirme çağrışım ve benzetme yoluyla bir nesnenin başka bir nesneyi her ikisindeki ortak bir nitelik dolayısıyla temsil ettiği bilinçdışı bir süreçtir. Benzerlik genellikle çok az olduğundan bilinçli zihince farkedilmez. Böylelikle bilinçli zihnin istenmeyen impulsların veya fikirlerin yerine bunlarla bağlantılı olmakla birlikte Örtülü bir fikri benimsemesini sağlayan zihinsel bir savunma mekanizması olarak kullanılabilir. Simgeleştirme bakımından zengin olduğuna inanılan düşlerin içerdiği anlamlar analiz sırasında fikir ve simge arasındaki serbest çağrışım yoluyla yorumlanabilir.
    Simgeleştirme şizofrenik davranış ideasyon ve konuşmanın karakteristik bir özelliğidir. Şizofrenik kişi hep «uyanıkken düş görür» gibidir ve bu hastalığın tuhaf niteliği çok kere simgeleştirme yüzündendir.









  4. #23
    AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka

    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    Burdan Kime Sorsan Soyler ..
    Mesajlar
    21,802
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    14149

    Standart

    SİNAPS - SİNAPTİK İLETİM

    Sinaps terimi iki nöron arasında sinir impulsunun iletildiği alan anlamına gelmektedir. Presinaptik yapı genellikle akson dallarının ucundaki bir şişkinliktir («buton terminal»). Sinapslar postsinaptik nöron üzerindeki yerlerine bağlı olarak aksosomatik aksodandritik yahut aksoaksonik olabilirler. Sinaps boşluğunda gerçekleşen iletim her zaman tek yönlüdür ve bu süreçte spesifik bir kimyasal madde (nöro-iletici) aracılık eder. Bu madde terminal butonlarda presinaptik vesiküllerde depolanır. Bir nöronun zar potansiyeli belli bir kritik düzeye düştüğü zaman harekete geçen sinir aksiyon potansiyeli sodyum ve potasyum iyonlarına geçirgenlik (permeabilite) değişimleri sayesinde akson boyunca ilerler.
    Impuls akson terminaline ulaştığında presinaptik vesiküllerdeki nöroiletici serbest kalarak sinaps boşluğuna dolar ve post-sinaptik nöron üzerindeki spesifik reseptör yerlerine doğru yayılır. Postsinaptik nöronda da hem iletici madde hem de belli reseptörün karakteristiği olan bir iyonik geçirgenlik değişimini başlatır. Bazı sinapslarda eksitatör depolarizasyon yaratan bir etki oluşur; bazılarında da inhibitör membranstabilizör etki ya da hiperpolarizasyon etkisi gerçekleşir.
    Bu koşullarda o sinirde başka impulsların geçişi inhibe olur. Bir sinir hücresi bütün sinapslarında aynı ileticinin aracılığıyla etkinlik gösterir. Periferal sinir sisteminde bilinen iki iletici vardır. Asetilkolin sentezini sinirdeki kolin asetilaz enzimi gerçekleştirir. Sinaps boşluğunda serbest kalma işleminden sonra asetilkolin asetilkolinesterazın yıkımına uğrar öteki periferal iletici de sentezi dopa ve dopamin yoluyla fenilalanin ve tirosinden gerçekleşen noradrenalindir.

    SİNESTEZİ

    (Sekonder Duyum) Bunlar başka bir modalitedeki duyumlara eşlik eden duyumlardır: örneğin bazı kişiler belli bir müzik sesi duyduklarında bir renk duyumu algılarlar.

    SİNİR İLETİMİ

    Sinir hücreleri elektrokimyasal impulslar halinde mesajlar iletirler. Bu impulslar hücrenin dış zarı özellikle esas uzun fibrili (yani akson) boyunca ilerlerler. Bir sinir fibriline yakın yerleştirilen bir elektrodla bu impulsların elektriksel kaydını elde etmek olanaklıdır. Bu gibi ölçümler sonunda impulsların sinirler boyunca saniyede 0.5-100 m hızla ilerledikleri kanıtlanmıştır.
    İlerleme hızı sinir fibrilinin çapına ve miyelinle kaplı olup olmamasına göre değişir. Sinir impulsunun esasını oluşturan elektrokimyasal değişimmler sinir fibrilini çevreleyen zardan geçen ( sodyum ve potasyum) iyonlarının hareketlerine bağlıdır.
    Miyelinle kaplı fibrilerde bu değişimler yalnızca miyelin kılıfındaki boşluklarda ( Ranvier nodlarında) gerçekleşir. Böylece impuls bir noddan öbürüne sıçrayarak hız kazanır.

    SİSTATİONİNÜRİ

    Sistationinüri bazan akıl geriliği veya başka psikiatrik etkilerin de eşlik ettiği çok seyrek görülen doğuştan bir metabolizma bozukluğudur. Sistationinaz enzimindeki bozukluktan dolayı sistationin yıkımı gerçekleşemez ve bu madde büyük miktarlarda idrarla ıtrah edilir.

    SİSTEMATİK DESENSİTİZASYON

    Sistematik desensitizasyon (ya da yalnızca desensitizasyon) bir davranış terapisi tekniğidir ve özellikle belli nesne ya da durumların anksieteye yol açtığı fobik durumlarda yararlıdır. Teorik olarak psikolojik bakımdan hastanın belli stimulusa karşı uyumsuz bir tepkiyi «öğrendiği» varsayılabilir. Fizyolojik bakımdansa bunun bir «şartlanma» sonucu olduğu düşünülebilir. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın desensitizasyonun amacı örneğin gevşeme gibi anksieteye karşıt (karşılıklı inhibisyon) bir tepkiyi öğrenilen veya şartlanan fobinin yerine geçirmektir. Desensitizasyonda fobik stimulusun hastada uyandırdığı anksietenin yoğunluğunu etkileyen karakteristiklerine ilişkin ayrıntılı bir bilgi elde edilir; örneğin bir örümcek fobisinde hissedilen fobik anksiete örümceklerin hareketine yakınlığına ve sayısına göre değişebilmektedir. Hastayla terapist birlikte on veya yirmi problemli durumu yarattıkları anksietenin yoğunluğuna göre en hafifinden en şiddetlisine doğru sıralarlar. Terapist bu sıralamadaki birinci durumdan başlayarak hastanın elinden geldiğince canlı bir biçimde kendisinde hafif bir anksiete yaratan durumu zihninde canlandırmasına yardım eder ve bu sırada hastanın gevşemesini sağlar; böylece hasta durumu zihninde canlandırırken semptomlar belirmez. Gevşeme de hastaya derin kas gevşemesi tekniği öğretilerek ya da hızla başlayıp hızla kaybolan bir gevşeme etkisi yaratan %25 metoheksiton sodyum çözeltisinden yaklaşık 1 ml dozunda intravenöz enjeksiyon yoluyla sağlanır. Bu işlem hasta en çok anksiete uyandıran durumları zihninde canlandırırken biç anksiete duymayıncaya kadar 15-30 dakikalık seanslar halinde tekrarlanır. «Hayalgücüyle desensitizasyon» adı verilen bu işlem on seanstan daha kısa sürede seyrek olarak tamamlanabilmektedir. Başarılı bir «hayalgücüyle desensitizasyon» işleminden sonra başka tedavi gerektirmeksizin sözkonusu gerçek yaşam durumlarında da davranış değişimi sağlandığı öne sürülmektedir öte yandan desensitizasyon gerçek durumlara da uyarlanabilmektedir. Denek gevşemiş durumda olarak tekrar tekrar problemli duruma yaklaştırılmakta ve her seferinde anksiete başgösterdiğinde deneme durdurulmaktadır. Desensitizasyonun uygulanması sırasında hastaya daha önceki anksietesiyle bağdaşmayan bir davranışta bulunması öğretilmektedir; bu da hastanın bekleme odasına dönecek kadar kendisini toparlaması için gerekli 5-10 dakika içinde yapılabilmektedir. Böylece eğer hasta anksietesi kişisel ilişkilerle ilgiliyse ve toplumsal parasal fiziksel durum ya da zekâ bakımından kendisinden üstün kimselerin yanında özgüvenini yitiriyor ya da utanıyorsa o zaman spsertif tepkiler kullanılır ve hastada duygularını bastıracağı yerde toplumsal bakımdan kabul edilebicek bir biçimde) dışa vurması öğretilir. Bu da gene basit psikoterapi ve semptomun temelinde neyin yatığını açıklamaktan ibarettir. Tedaviyi aceleye getirmemek çok önemlidir; tekrarlı başarılar düzelmeyi pekiştirir ama başarısızlık durumu geriletir.
    Öte yandan başarılı tekniklerin hepsindeki ortak özellik herhalde hastanın ürktuğu nesne veya durumlardan kaçmasından çok bunlara yaklaşsına olanak verilmesidir esensitizasyon özelikle tek yahut esifik fobilerde etkindir. Sosyal fobilere ve agorafobi/klaustrofobi adromu vakalarına sık sık kişilik bozuklukları eşlik eder ve bu gibi stalarda desensitizasyonun ilaç terapisi ya da yorumlu psikoterapiye kombine edilmesi gerekebilir.

    SİSTEMLEŞTİRME

    Bu terim tek bir hastanın delüzyonlarının ne derecede tutarlı bir tablo oluşturduğu anlamına gelmektedir. Hastanın dile getirdiği delüzyonlar birbirleri ile hiçbir bağlantı göstermezse bunlar sistemleşmemiştir. Öte yandan delüzyonlar arasında mantıklı ve anlaşılabilir bir bağlantı da bulunabilir. Hafif bir şizofrenik düşünce bozukluğu gösteren ve çevreleriyle olumlu bir ilişki durumunda olan zeki kültürlü kişilerde gelişen paranoid hastalıklar büyük bir olasılıkla iyi sistemleştirilmiş delüzyonlara yol açacaktır.

    SİTRÜLLİNÜRİ

    Zeka geriliğinin eşlik ettiği ender rastlanan bir metabolizma bozukluğudur. Beden sıvılarında büyük miktarlarda amino asit sitrüllin mevcuttur. Bu durumdaki enzim yetersizliğinde arjininosüksinik asit entetaz'ın sözkonusu olduğu düşünülmektedir.

    T

    TAKLİT

    Başka birisinin davranışının tekrarlanmasıdır. Psikolojik terimlerle başka birisinin eyleminden oluşan bir stimulus bu stimulusu aynen tekrarlama çabası olan bir tepkiye yol açar. Buna benzer bir süreç olan model almada aynen tekrarlama değil de başka birisinin genel davranış tarzını benimseme sözkonusudur. Sosyal «öğrenme» de genellikle ve özellikle erken karekter ve kişilik gelişiminde aynı cinsiyetten ebeveynin model fonksiyonu gördüğü taklit ve model alma önemlidir.

    TALAMUS

    Talamus serebral kortekse giden afferent sinir sistemlerinde son nöbet değiştirme istasyonudur. Üç nukleus grubunu içerir: Anterior medial ve lateral. Bunlar birbirlerinden internal medüller lamina ile ayrılır. Fonksiyonel olarak talamus ikiye ayrılabilir: (a)somatik sensör sistemlerden serebellum ve hipotalamus'dan impulslar alan ve belirli korteks alanlarına uzanan spesifik bölgeler;(b) her iki hemisferin geniş korteks alanlarında aktivite yaratan medial doğrultuda uzanan nonspesifik nukleuslar. Kontralateral sensör fonksiyonlarda özellikle ayırıcı ve derin duyumda hasara yol açan talamus lezyonlarına çok kere yaygın şiddetli ve entraktabl nitelikte spontan ağrı eşlik eder.

    TANIMLAYICI PSİKİYATRİ

    Semptomların ayrıntılı olarak incelenmesine ve fenomonolojiye dayanan bir psikiyatri sistemidir. Dinamik psikiyatriyse tersine davranışı belirlediği varsayılan bilinçdışı dürtü ve çatışmalarla ilgilidir. Tanımlayıcı psikiyatrinin en parlak çağı ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısıydı. Emil Kraepelin tanımlayıcı psikiyatrinin en çok tanınan savunucusudur ve yazdığı kitap kuşaklar boyu psikiyatristleri etkilemiştir.

    TEDAVİ-PSİKİYATRİK

    Sir Aubrey Lewis'e göre hekimin amaçları şunlar olmalıdır:
    1. Semptomların giderilmesini olumlu ama normal sosyal uyumun sürdürülmesini daha da olumlu saymak.
    2.Hastadaki hastalığın psikolojik etkenini yalnızca hastanın sağlığının gerektirdiği ölçüde araştırmak.
    3.Hastanın uğradığı herhangi bir şokun veya hastalığın seyrindeki herhangi bir şiddetlenmenin kötü tedaviden ileri gelip gelmediğini dikkatle araştırmak.
    4.Hastanın iyileşmesini yeterli bulmak ve ideal bir akıl sağlığına kavuşması için uzun zaman harcamamak.
    5.Hastalığın gelişimini anlamak ve bunu varsayımlarla değil de gerçek yaşantı açısından yorumlamak.
    6.Fiziksel hastalıklarda olduğu gibi tedavi sırasında salt tedavinin seyri ve sonucuyla ilgilenmemek.
    7.Hastaya enerjisini kullanacağı uygun materyel vererek zihinsel yaşamında uyum sağlamak.
    Tedavi planı ancak doğru değerlendirilen bir etyoloji ve teşhisle formüle edilebilir. Bu da üç doğrultuda yürütülmelidir:
    1.Stress faktörlerini gidermek.
    2.Psikoterapi yoluyla hastanın uyum sağlamasına yardımcı olmak.
    3.Endojen bir faktör yahut semptomlara yönelik fiziksel tedavi.
    Psikoterapi mevcut semptom veya davranış bozukluklarını gidermeye yönelir. Tedaviye girişmeden önce her vakaya göre bir hedef belirlenmesi önemlidir. Fiziksel tedavi yöntemleriyse spesifik yahut non-spesifik olabilir. Birinci gruba endojen depresyon vakalarında ECT yada antidepressanlar veya şizofreni vakalarında fenotiazinler girer. Hipnotikler ve trankilizanlar yahut insülin terapisi gibi nonspesifik tedavilerdede semptomların giderilmesi amaçlanır.


    TEKRAR TERAPİSİ (VEYA NEGATİF TERAPİ)

    Bu terimin kapsamına öğrenilen tepkinin hiç stimulus verilmeksizin yoğun bir biçimde uygulanmasını (tekrarlı iradeli performansın) bu tepkiyi yok ettiğine ilişkin öğrenme teorisi ilkelerinden kökenlenen çeşitli tedavi yöntemleri girer. Bu yöntemler zaman zaman kekeleme ve tik vakalarında başarılı olmuştur. Tedavi hastanın problemli davranışının yoruluncaya kadar tekrarlamasından ibarettir. Bu tedavi günde en az bir kere uygulanır. Hasta yoğunluk noktasına her gün daha çabuk vararak sonunda tepki kaybolur.

    TEKRARLAMA KOMPÜLSİYONU

    İnsanlarda sık sık hiçbir yarar ya da zevk amacı taşımayan davranış tekrarlamaları görülür. Bazı kimselerde bu amaçsız aktiviteyi yaratan içgüdüsel kökenli güçlü kompülsiyonlar vardır. Bu duruma bir çok nevroz ve karakter bozukluğu tipinde rastlanmaktadır.

    TELKİN

    Telkin bir kimseyi belli bir fikir yahut inancı kayıtsız şartsız kabul edinceye kadar etkileme sürecidir. Bu süreç hipnozda ve terapistin hastaya yönelttiği ikna amaçlı sözlerinden elde edeceği başarıda büyük bir rol oynar. Psikanaliz yöntemi hipnotik telkinlerden doğmuş ve gelişmiştir. Bilinçdışı davranış motivasyonunu irdelemeyi değil hastanın terapiste boyun eğmesini ve kendisini onun özdeşleştirmesini amaçlar. Hasta hekime boyun eğerek semptomlarından «vazgeçer».
    Histeriye yatkınlığı olan kişiler çok kere telkine olağanüstü yatkınlık gösterirler. Bir deneğe gözleri kapalıyken iki yana sallandığı telkin edilerek telkine yatkınlığı belirlenebilir.

    TEMATİK APPERSEPSİYON TESTİ (TAT)

    TAT kişilik değerlendirilmesinde yaygın olarak kulanılan projektif bir tekniktir. Test insan karakterlerinin yer aldığı çeşitli resimleri gösteren 20 karttan ibarettir. Denekten herbir kartla ilgili olarak resimdeki durumda ne olduğu bu duruma neyin yol açtığı ve sonuçta ne olacağına ilişkin bir öykü kurması istenir. Bu testin hazırlayıcısı olan Murray. deneğin kendi kişiliğini öykülerindeki kahramanda yansıtacağı ve öykülerde tekrarlanan temalarında o deneğe özgü başlıca ortamsal baskıları belirteceği kanısındaydı. Daha başka yorum ve puanlama yöntemleri geliştirmişlerdi. Öbür projektif kişilik testlerinde olduğu gibi nesnel bir geçerliliğe varma çabaları verimli olmakla birlikte bu testin dar çerçeveli bir kullanımını destekler niteliktedir. Böylece TAT «başarı motivasyonu» üzerindeki araştırmalarda yararı bulunmuş ve zekâ testi sayılmıştır. Bunun yanısıra özellikle şizofreniyle ilgili olarak değerli birtakım psikiyatrik teşhis endikasyonları sağlayabilir.

    TERATOJENİK MADDELER

    Teratojenik maddeler embriyon yahut fetüs üzerinde etkinlik gösteren fiziksel kimyasal ve biyolojik maddelerdir. Genel olarak gebelik sırasında bir teratojenik maddenin etkinliği ne kadar erken bir döneme rastlarsa etkileri de o kadar şiddetli olur. Konseptus'un bu etkilere karşı en çok duyarlı olduğu dönem embriyonik (yani döllenmeden sekizinci haftaya kadar) dönemdir. Teratojenik maddelerin yol açtığı embriyopati çok kere birçok bozukluğa birden neden olur çünkü zararlı etki sırasında aynı zamanda birçok organ oluşmaktadır. Teratojenik maddelerin santral sinir sisteminde yarattığı hasar şiddetli nörolojik harabiyet ve zekâ geriliğiyle sonuçlanabilir.
    Teratojeneze ilişkin bilginin çoğu hayvanlarda yapılan deneysel çalışmalara dayanmaktadır. Hayvanlarda vitamin bakımından yetersiz maternel dietler anormalliklere yol açmıştır. Bu deneylerde aşırı A vitaminin de teratojenik olduğu kanıtlanmıştır. Teratojenik maddelerin öbür örnekleri arasında radyasyon bazı ilaçlar (örneğin talidomid) ve ağır metaller vardır.

    TOKSOPLAZMOZ

    Gebelikte protozoer mikro organizma Toxoplasma gondii enfeksiyonu erken dönemde rahimde ölüme yol açan tipte bir embriyopati etkenidir. Gebeliğin sürmesi durumundaysa yeni doğan bebekte koroidoretinit sarılık hepotosplenomegali ve ansefalit dahil olmak üzere ağır semptomlar görülebilir. Sağ kalabilen çocuklarda da yaygın nörolojik harabiyet körlük ve epilepsinin eşlik ettiği şiddetli zekâ geriliği başgösterebilir.

    TORTİKOLLİS

    Normal boyun postüründeki değişim karşılığı kullanılan bir terimdir. Tonik yahut spazmodik tipte belirebilir. En yaygın görülen biçimde boyun lateral olarak dönüktür sternokleidomastoid kas spazmı belirgindir ve boynu dik tutma çabası acı verir. Çok kere fonksiyonel bir durum sayılırsa da aslında inatçı spazmodik tortikollis serebral bozukluktan ileri gelir.

    TRANKİLİZANLAR

    Klorpromazin'in geliştirilmesiyle ortaya çıkan trankilizan kavramı hastaları bilince zarar vermeksizin teskin etme özelliğini içerir. Böylece trankilizan etki ve sedatif yahut hipnotik etkiler arasında bir ayrım yapılabilmiştir. Uygulamada bu ayrım o kadar kesin değildir trankilizan sınıfına giren birkaç ilaç sedatif özellikler de göstermektedir. Trankilizan karşılığı olarak nöroleptik ve ataraktik terimleri de öne sürülmüşse de yalnızca nöroleptik terimi kullanım bulmuştur. Trankilizan özellikleri değişken birçok maddenin geliştirilmesi sonucunda majör ve minör trankilizanlar olarak sınıflandırılan bu maddelerin etkinlikleri de farklıdır. Majör trankilizanlar ya da nöroleptik ilaçlar santral antipsikotik etkinlik gösterirler ve psikotik hastalıktaki semptom ve davranış bozukluklarının giderilmesinde kullanılır. Bu gruptaki ilaçlar arasında fenotiazinler rauwolfia alkaloidleri bütirofenonlar ve tioksantinler vardır. Kimyasal çeşitliliklerine karşın ekstrapiramidal tezahürlere yol açabilirler.
    Minör trankilizanlar ya da anksiolitik ilaçlarsa tersine anksiete giderici ve hafif sedatif tesir gösterirler. Bunların başlıca kullanım alanları psikonörotik bozukluk ve gerilim durumlarının tedavisidir. Bu gruptaki bileşikler arasında da benzodiazepinler ve glikol türevleri vardır. Bunlar ekstrapiramidal tezahürlere yol açmazlar.

    TRANS

    Bilinçliliğin kısmen ya da tamamen kaybolduğu uykuyu andıran bir durumdur. EEG karakteristik olarak uyanıklık durumu bulguları verir. Trans durumları hipnotik telkin altında histerik bilinçlilik bozukluluğu olarak katalepside ve aşırı heyacan durumlarının sonunda başgösterebilir.

    TRANSFERANS

    Psikanalitik tedavide hastanın düşüncelerini duygularını ve dileklerini projeksiyon yoluyla analiste aktardığı ve ona kendi geçmişindeki birisine duyduğu tepkiyi gösterdiği bir fenomendir. Transferans hastanın terapiste gerçekdışı bir aşırı değer yüklediği durumlarda «pozitif» gerçek hiçbir nedeni olmaksızın terapistten hoşlandığı durumlarda da «negatif» olabilir. Transferans son derece önemli bir terapötik fenomendir. Geçmişteki ilişkilerin yorumlanması yoluyla kurulan bağlar hastanın daha önceleri nörotik fiksasyon gösterdiği çatışmaları kavramasını ve çözümlemesini sağlayabilir.

    TREMOR

    Tremor organik psikiyatrik ya da iatrojenik bir nedenden ileri gelebilir. Organik tremorlar arasında serebellum lezyonundan ileri gelen entansiyon tremoru ve Parkinsonizm'de hareketsizlik sırasında görülen kaba tremor vardır; en çok ellerde belirginleşen senil tremor ise hareketsizlik sırasında mevcuttur ve hareketle artar. Portalsistemik ansefalopatili hastalarda görülen hızlı fleksiyonekstansiyon hareketiyse bilinç bulutlanmasıyla ilgilidir. (Buna genellikle sarılık ve assit eşlik eder). Psikiyatrik tremorlar arasında da histerik tremor (dikkatin değişmesiyle kaybolan kaba tremor) ve anksiete tremoru (genellikle hafif ve tirotoksit hastalardakini andıran bir tremor ) vardır.
    Psikotrop ilaçlar da sık sık tremora yol açabilir; bunlar arasında fenotiazinlerden ileri gelen ekstrapiramidal tremor trisiklik anti-depressanlar ve amfetaminlerden ileri gelen ve anksiete ya da tirotoksikozdakini andıran hafif bir tremor vardır. Litium sık sık hafif bir tremora yol açarsa da bu genellikle geçicidir. Masadan bir fincan tutup kaldırma sırasında güçlüğe yol açan kaba tremor litium entoksikasyonunun bir belirtisidir.

    TRİSOMİ

    Normal insan somatik hücresi 23 çift (22 çift otosom bir çift cinsiyet) kromozom içerir. Trisomi fazla bir kromozomun mevcut olduğu anormal bir durumdur; böylece normal koromozom çiftlerinden birinin yerinde üç kromozom vardır. Spesifik kromozomlardaki trisomiye eşlik eden sendromlar arasında mongolizm yahut Down Sendromu (G gurubundan bir otosomal kromozom trisomisi) Edward sendromu (E grubu kromozom trisomisi) ve Patau sendromu (D grubu kromozom trisomisi) vardır. Bu sendromların hepsine şiddetli akıl geriliği eşlik eder. Cinsiyet kromozomları trisomisiyle ilgili sendromlar arasındaysa Klinefelter sendromu (XXY) ve XYY sendromu vardır. Cinsiyet kromozomu anomalilerine çok kere kişilik bozuklukları eşlik eder; normal altı düzeyde zekâ da görülebilirse de genellikle otosom trisomilerinde olduğundan daha az şiddetlidir.

    TRİSİKLİK ANTİ-DEPRESSANLAR

    Trisiklik teriminin kökeni üç-halkalı nukleus yapısıdır ve dibenzazepin terimiyle eş anlamlıdır. Bu bileşikler yapısal bakımdan fenotiazin grubu trankilizanlara yakındır.İmipramin bunların prototipidir ve son on yıl içinde başka birçok trisiklik bileşik klinik kullanımında yaygınlaşmıştır. Bu ilaçlar her tip depresyonun tedavisinde kullanılmaktadır. Etkinliklerini santral sinir sistemindeki sinaptik bağlantılarda bulunan iletici aminlerin reabsorpsiyonunu engelleyerek reseptörlerdeki amin kullanımını artırma yoluyla gösterdikleri düşünülmektedir. Trisiklik bileşikler başlıca iki alt gruba ayrılır: İminodibenzil bileşikleri. Bunların yanısıra son zamanlarda geliştirilen birçok ilaç da genel kategoriye girmektedir (iprindol protiaden doksepin dibenzepin ve opipramol).
    Trisiklik bileşikler hızla absorbe olarak serbestçe dokulara geçerler; beyindeki düzeyleri daha da yüksektir. Metabolizmaları da yaygın ve hızlıdır çok düşük bir miktarda değişmeden ıtrah olurlar.
    Depresyonda ortalama %60 başarı oranı gösterirler ve tam dozda 3-21 gün (genellikle bir hafta) içinde iyileşme sağlarlar. Fenotiazinlerde olduğu gibi trisiklik anti-depressanlar da başka farmakolojik etkinlikler de gösterirler:Anti-kolinerjik adrenolitik anti-serotonin ve antihistaminik etkiler. Yan etkilerinden birçoğunun nedeni de bu etkinliklerdir. En sık görülen yan etkiler son derece önemsiz ve tolere edilebilir niteliktedir: Uyku hali ağız kuruması dilde siyahlaşma bulanık görme ellerde hafif hızlı tremor terleme taşikardi konstipasyon ve empotans. Daha seyrek rastlanan yan etkiler de hipotansiyon cilt kızartıları hipomani sarılık ve grand mal konvülsiyonlardır.









  5. #24
    AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka

    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    Burdan Kime Sorsan Soyler ..
    Mesajlar
    21,802
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    14149

    Standart

    TURNER SENDROMU

    Turner sendromu bir over jenez bozukluğu tezahürüdür; överin yerinde yanlızca bir parça halinde fonksiyon görmeyen doku oluşmuştur. Primer amenore ve kısırlık mutlaka mevcut bulgulardır ve fiziksel özellikleri arasında sekonder cinsiyet gelişimi yoksunluğu ile kafa eller ve iç organlarda anomaliler vardır. Bu sendrom bir X0 kramozomu anomalisiyle ilgilidir. Kişilik özellikleri arasındaysa pasiflik ve anormal sosyal tepkiler vardır. Birçok vakada zekâ normal düzeyde olmakla birlikte bazılarında hafif bir zekâ geriliği görülebilir.

    TİAMİN YETERSİZLİĞİ

    Tiamin (BI vitamini) yetersizliği doğal olarak zayıf bir dietten dengesiz karbonhidrat alımında yahut kronik alkolizmden ileri gelebilir. Avrupa'da şiddetli tiamin yetersizliği alkolizm dışında seyrek görülürse de yaşlılarda sık rastlanan hafif yetersizlik bozuklukları zihinsel gerileme nedeni olabilmektedir. Şiddetli yetersizlik durumuysa Wernicke ansefalopatisindeki derin zihinsel değişimleri gösterir.

    TİMOLEPTİKLER

    Başlıca klinik etkileri ruhsal durumu canlandırmak olan ilaçlar anti-depressanlar olarak etkileri ruhsal durumu bozukluğunu düzeltici etkinliklerinin önemini vurgulamak üzere timoleptik terimi de kullanılmaktadır Ancak son zamanlarda bu terimin trisiklik anti-depressanlarla eş anlamda kullanılagelmesi bu ilaçların monoamin oksidaz inhibitörlerinden ayırdedilmesi içindir.

    TİOKSANTİNLER

    Tioksantinler yapısal bakımdan fenotiazinlerle benzer bir dizi bileşik olmakla birlikte birçoğu klinik alanda kullanılmaktadır. Klorpromazine benzeyen kloroprotiksen ilk kullanılan bileşiktir; bu arada son zamanlarda tiotiksel de ticari olarak hazırlanmıştır. Absorpsiyon metabolizma ve etkileri fenotiazinlere benzer ama yan etkileri çok azdır. Ekstrapiramidal reaksiyonlar görülebilir. Klinik spektrumu fenotiazinlerle aynı olmakla birlikte başlıca kullanım alanları şizofreni tedavisidir. Depressif özelliklerin mevcut olduğu vakalarda klorprotiksen özellikle yararlı olabilir; uyandırıcı etkisi olan tiotiksen ise kronik şizofreni tedavisinde özel bir yere sahiptir.

    TİRAMİN

    Bu sempatomimetik monoamin peynir kırmızı şarap ve salyangoz gibi yiyeceklerde büyük miktarlarda bulunur ve monoamin oksidaz inhibitörleriyle (MAOI) tedavi altındaki hastalarda görülen hipertansif reaksiyona yol açar. Bu etkiyi kısmen pressör aminleri depolarından serbest bırakarak gösterdikleri düşünülmektedir.

    TİROİD BEZİ

    Tiroid bezi tiroksit salgılayarak beyin dahil bütün dokulardaki metabolizmayı etkiler. Tiroid bezi anormallikleri zihinsel bozukluklara neden olabilir. Hipotiroidizm konjenital tipte (kretinizm) olursa normal altı düzeyde olmak üzere zekâ geriliğine yol açar. Yetişkin dönemde ortaya çıktığı zamansa (miksödem) delüzyonlar ve hallüsinasyonlar baş gösterebilir. Hipertiroidizm ise sık sık anksiete durumlarından çok güç ayırdedilebilen bir tablo gösterebilir.

    U

    UNKUS NÖBETLERİ

    Tad ve koku duyularıyla ilgili aura'lar ve uykulu bir durum gibi karakteristikler gösteren bir epilepsi tipidir. Uykulu durumun öncesi veya sonrasında başgösteren hallüsinasyonlar son derece rahatsız edici niteliktedir. Bu nöbetler bir temporal lob lezyonuna işaret eder.

    V

    VERBİGERASYON

    Verbigerasyon uzun süreli şizofrenide öbür davranış bozukluklarına eşlik eden anlamsız söz tekrarı anlamına gelir. Konuşma düşünceden ayrı ve hemen hemen raslantısaldır.

    VON HIPPEL-LINDAU HASTALIĞI

    Retinal angioma ve bazan karaciğer pankreas yahut böbrek kistlerinin eşlik ettiği angioma türü serebellum lezyonlarıdır. Serebellum lezyonu genellikle kist olup kistin çeperinde ufak bir angioma mevcuttur.

    VİTAMİNLER

    Beyin metabolizmasının esası glukozun oksidatif yıkımıdır. Böylece glikolizde ve Krebs sitrik asit siklusunda rol oynayan ko-faktörler beyin metabolizmasını etkiler. Bu gibi kofaktörler arasında B-komleks vitaminleri yer alır ve bu vitaminlerin yetersizliği psikolojik bozukluklara yol açar.
    Yetersiz bir beslenme ve absorpsiyon da vitamin yetersizliğine yol açabilir. Böyle bir yetersizliğin mevcut hastalıkta önemli bir etken olabileceği vakalar arasında gastrointestinal hastalık (post-gastrektomi hastaları dahil) yaşlılar alkolikler kronik enfeksiyonlar ve şiddetli depresyon vakaları vardır. Akıl semptomlarına eşlik eden vitamin yetersizlikleriyse şunlardır: Tiamin (Wernicke ansefalopatisinde ve delirium tremens'de önemli bir faktör); nikotinamid (PELLAGRA); kobalamin (Bl2 VÎTAMlNÎ); ve folik asit.



    Z

    ZANGWILL TESTİ

    Akıl gerilemesinde yeni çağrışımlar oluşturma yeteneği kaybolur. Bu durum için hazırlanan testler arasında Zangwill'in uyarladığı bir hafıza testi vardır.

    ZEN PSİKOTERAPİSİ

    Çin'de gelişen Mahayana Budizm'inin bir mezhebi olan Zen'de bireye kendisini yeni bir «boyutta» algılaması için yol gösteren çeşitli eğitim teknikleri vardır. Ana dönüm noktasına («satori») yıllar süren meditasyon çalışmalarından sonra ulaşılır. Satori'ye ulaşmış bir kişinin etkin ve doyumlu bir yaşantı sürdüğü anlatılırsa da bu kavramlar ve sözkonusu teknik Batıda terapi bakımından pek değer taşımamaktadır. Bunun nedeni belki de yöntemin bilimsel yaklaşımdan yoksun oluşudur.









  6. #25
    Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka

    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Konya/Selçuklu
    Mesajlar
    4,123
    ilişki durumu
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Ruh Halim
    Arizali
    Tecrübe Puanı
    4270

    Standart

    paylaşım uzun vede çok anlamlı olmuş Saol.










    Sensin gökten gelen oklara hedef
    Oyası ateşle işlenen gergef
    Çekme üç beş günlük dünyaya esef
    Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!


  7. #26
    Banlı
    la crise Evreka la crise Evreka la crise Evreka la crise Evreka la crise Evreka la crise Evreka la crise Evreka la crise Evreka la crise Evreka la crise Evreka la crise Evreka

    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    4,277
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Psikiyatri Literatüründe Sendromlar...

    Sendromlar

    Sendrom kökeni ve durumu tam olarak belli olmayan psikolojik bozukluk olarak adlandırılabilir.Bu haftaki bölümümüzde toplumda pek fazla bilinmeyen ve bulan kişiden adını alan sendromları inceleyeceğiz.

    Capgras sendromu: Kişinin kendisinineşininyakınlarının ve önemli kişilerin eşlerinin yaratılarakgerçeklerinin yerlerini aldığı şeklindeki bir sanrı (hezeyan)dır. Sanrısal bozukluk (paranoya) hallerinde görülür.

    Cotard sendromu (yadsıma sanrısı): Kişi yoğun bir şekilde ölüm herşeyin mahvolduğu (ailesinin yok edildiği parasız ortalıkta bırakıldığı gibi) vücudunun çalışmadığı (hatta organlarının çürüdüğü) düşünceleri içindedir. Ağır depresyonlar ve psikoz durumlarında gözlenir.

    Ganser sendromu (saçmalık sendromu): Kişi sorulan sorulara tam değil ama yakın yanıtlar verir. Belirtiler bir süre sonra kaybolabilir bilinçteki dalgalanma ile birlikte. Örneğin 3 kere 4 kaç eder sorusun13 yanıtını verebilir. Kafa travmaları sonrası aşırı yorgunluklar bazen de şizofrenilerde gözlenir.

    Munchausen sendromu: Kişi kendi sağlık durumu ve sosyal koşulları ile ilgili olarak sürekli olarak gerçekdışı bilgiler verir. Ancak bunu bir maddi çıkar sağlamak için yapmaz. Çeşitli hastalıkları taklit ederek ameliyatlar olabilir. Bunun genel olarak dinleyicileri inandıracak şekilde olmayan şeyleri anlatmasürekli olarak bir yalan üretiminin olduğu durumuna pseudologia fantastica adı verilir.

    Porto-Rikolu sendromu(dövüşme hastalığı): Kişinin bir sıkıntı ya da bir ruhsal yakınmasının (olasılıkla paranoid sanrılar etkisi ile çevreye zarar verme isteği) olması ile başlayan karşısına çıkana vurması dövmesi ile beliren bir durumdur. Dürtü kontrol bozuklukları sanrısal bozukluk ve bazı kişilik bozukluklarında gözlenir.

    Pseudocyesis: Kişi hamile olmamasına karşın gebeliğin belirtilerini hissedip ( karın ve göğüslerde ağrıkarında büyüme aşerme gibi) hamile olduğuna inanır.

    Don Juanizm: Karşısına çıkan kişilerle devamlı olarak cinsel ilişkide bulunarak o kişileri adeta bir eşya yerine koyan bu cinsel girişimlerden gene de sıkıntı duyan sık bir şekilde eş değiştiren kişiler anlatılmak istenir. Kadınlarda görülen şekline nymphomania denir.

    De-clerembault sendromu (Erotomani): Kadınlarda gözlenen genellikle kendisinden daha yüksek sosyokültürel düzey ve kendinden daha yaşca büyük hatta şöhretli meşhur kimselerin kendisine aşık olduğu şeklinde bir düşünce içeriğinin olduğu durum. Sanrısal bozukluğun erotomanik tipinde gözlenir.

    Cain (kabil)/kardeş kompleksi: Kardeşe karşı rekabet saldırı hatta öldürme hisleri ile giden durum. Kabil ve Habil Adem ile Havvanın oğulları olupoğullarından biri diğerini öldürmüştür.

    Herakles kompleksi: Babanın çocuklarından nefret etmesi ile seyreden duygusal karmaşası olarak tanımlanmıştır.

    Jocasta kompleksi: Annenin oğluna hastalık derecesinde ve tüm ruhsal doyuma erişildiği aşırı bağlılığı.

    Medea kompleksi: Eşinden nefret eden annenin bunun acısını çıkarmak ve kocasından hıncını almak için çocuklarını öldürmek istemesi ya da nefret etmesi.

    Orestes kompleksi: Kişinin annesini öldürme isteği olarak tanımlanmıştır









  8. #27
    eskibidost Evreka eskibidost Evreka eskibidost Evreka eskibidost Evreka eskibidost Evreka eskibidost Evreka eskibidost Evreka eskibidost Evreka eskibidost Evreka eskibidost Evreka eskibidost Evreka

    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    9,720
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    "de-clerembault sendromu (Erotomani): Kadınlarda gözlenen genellikle kendisinden daha yüksek sosyokültürel düzey ve kendinden daha yaşca büyük hatta şöhretli meşhur kimselerin kendisine aşık olduğu şeklinde bir düşünce içeriğinin olduğu durum. Sanrısal bozukluğun erotomanik tipinde gözlenir."

    demek böyle insanlarda varbirde stokholm sedromu var. kız kendini kaçıran adama aşık olur.hikaye uzayıp gider









  9. #28
    AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka AleyZa Evreka

    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    Burdan Kime Sorsan Soyler ..
    Mesajlar
    21,802
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Tecrübe Puanı
    14149

    Standart

    Birleştirilmiştir.









  10. #29
    Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka Angel_931 Evreka

    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Konya/Selçuklu
    Mesajlar
    4,123
    ilişki durumu
    Cinsiyet
    Burcunuz
    Takımı
    Ruh Halim
    Arizali
    Tecrübe Puanı
    4270

    Standart

    Şu yazılan saçmalık sednromu çok hoşuam gitti teşekkürler










    Sensin gökten gelen oklara hedef
    Oyası ateşle işlenen gergef
    Çekme üç beş günlük dünyaya esef
    Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!



 

Forum Bilgileri

Bu Konuyu Görüntüleyenler

Şu an 1 kişi bu konuyu görüntülüyor. (0 üye ve 1 misafir)

     

Konu Etiketleri

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542