TÜRKİYE oldukça ilginç bir dönemden geçiyor.
“Küreselleşme” denilen illet her şeyi allak bullak etti.
Yaşadığım çevreyi ve insanları inanın artık tanıyamaz oldum.
Sanki toplum olarak enteresan bir şekilde kişilik değişikliği yaşamaya başladık!
Kimin eli kimin cebinde.
Kim kime dost kim kime düşman rast getire.
Akıl almaz cinayetler işleniyor.
Soygunlar markalaşıyor.
Ezber bozma adı altında sayısız ihanetler sergileniyor.
Örf ve anane gibi toplumsal değerler her gün biraz daha fazla aşındırılıyor.
İşin tuhaf olanı da yıllardır “bir Türk dünyaya bedel” diyerek gerine gerine övünen koca Türk Milleti tüm bu gelişmeleri büyük bir umursamazlık içinde seyrediyor.
Anlayamıyorum!
Bize ne oldu böyle?
Ruhumuzu mu kaybettik?
Dün savunduğumuz milli ve manevi değerleri bugün aynı şevkle savunmuyor dün “asla” dediğimiz şeylere bugün “bu kadar da olmaz ki” bile diyemiyoruz.
Ulusal sosyal eğitim kültür ekonomi alanlarında yaşadığımız yozlaşmalara toplumsal reaksiyon göstermeme sebebimiz yaşanan travmanın açık işareti değil midir?
Toplumun uzun zamandan bu yana “duyarsızlık” sendromu yaşadığını görmek doğrusu ürkütücü ve geleceğe ilişkin moral kırıcı bir durumdur.
Söyledim ya galiba her geçen gün biraz daha fazla “bana ne lazımcı” bir toplum haline dönüşüyoruz.
Millet refleksi kayboluyor!
Günler hızla geçiyor.
Ve görünen o ki; “millet olarak reflekslerimizi kaybettik.”
Daha ne kadar zillet esaret hakaret içinde sürünüp duracağız?
Ve bizler bu derin uykudan ne zaman uyanacağız?
İhanetin adına “ezber bozma” diyen sözde aydınlar Ermeni’den özür diliyor.
Ülkemizde “Kahrolsun PKK” diyerek “Türk Bayrağı” sallayan vatandaşımızı bölücü sempatizanı saldırganların elinden linç edilmekten polisler kurtarıyor.
Ve artık birileri “Türkiye’nin bölünüp federasyonlara ayrılması” tartışmalarının “fikir özgürlüğü” kapsamında sayılmasını öneriyor.
Emperyalizmle omuz omuza verip Ermenici Rumcu azınlıkçı mezhepçi etnikçi ve bölücü olarak sahte alemde cirit atan sözde aydınlar arabulucular ve müttefiklere gıkımızı çıkarmıyoruz.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye uydurulan özlü sözümüze atıfta bulunarak sokak ortasında eşini yere yatırıp elindeki bıçakla boynunu kesmeye çalışan adamın görüntülerine çok da aldırış etmiyoruz.
Onlarca kişinin gözü önünde bir kadını saçlarından sürükleyerek götüren şehir zorbalarına çıkıp da hiçbirimiz “Dur” diyemiyoruz!
Sokağa çöp döken yerlere tüküren havamızı ve suyumuzu kirleten ormanlarımızı yakan ve bozuk gıda satan ahlaksızların yakasına yapışamıyoruz.
Toplum duyarsızlaştırılıyor!
Ne kadar basit ne kadar acı ve ne kadar yazık.
En kötüsü de “burası Türkiye” diyor hiçbir şeye şaşırmıyoruz.
İsyan etmiyor hesap soramıyoruz.
Psikolojide “Duyarsızlaşma” diye bir kavram vardır.
Bir kişi bir durumun tekrarını yaşarsa zamanla alışır. Mesela çok pis kokan bir yere girdiğinizde burnunuza çok kötü kokular gelir. Zamanla kokuya alışırsınız. Siz pis kokan mekândakiler gibi olur ve kokuyu hissetmezsiniz.
Sanırım ülkemizde de buna benzer bir durum var. Her yerde pis kokular var ama içinde kala kala toplum duyarsızlaşmış.
Ancak unutmayın ki; nasıl hava kirlendikçe insanlar nefes alamazsa toplum kirlendiği zaman da ülke nefes alamaz.
Gelin Türkiye’yi yeniden formatlamaya çalışanların ekmeğine yağ sürmeyelim ve ülke değerlerimize sahip çıkalım.
Atalarımızdan miras kalan “Büyük millet” olmanın gereği de bu değil midir?

Türkiye’ye yeni format atılıyor / Metin Özkan / TERCÜMAN