

Yazister sevin ister bunalın
çocukların mevsimi. Açık pencerelerden
hele akşam ince uzun bir gölge gibi usulca inerken
sevinçten çıldırmış çocukların sesi dolduruyor eviçlerini.
Çatı altlarından kurtulmanın müjdesini haykırıyorlar. Durduk yerdenedensiz seviniyorlar. Kahkahalarla yuvarlanıyorlar sabahtan akşama. Bebek oğlum yoncaları yoluyor
ağaçlarla konuşuyor. Bir tespih böceğine sevdalanıyor. Deliliğe benzer bir şey var çocukla hayat arasında. Raoul Vaneigem
yanı başımda bitiyor: “Çocuğun günleri büyüklerin zamanından yakasını sıyırır; çocukların zamanı
düşsellikle
tutkuyla ve gerçeklik tarafından tutsak edilen düşlerle dopdoludur. Dışarıda ise
kolları saatli eğitimciler çocukları izlemekte ve onların gelip saatlerin devrine ayak uyduracakları anı beklemektedir.”
Ona susdiyorum. Bugün çokbilmişlik taslamayacağız. Uçucu
anlaşılması imkânsız
kimileyin usulca kimileyin bir darbede yitiriverdiğimiz bir şeyden bahsedeceğiz. Şeyler dünyasının en uzak akrabasından. Nedensiz sevinçten. İnsanın içinin bir an dar geliverdiği
göğüs çatısının zaptedemediği sevinç taşkınından. Hayatın apansız muhteşem bir hovardalıkla insanı kaptığı gibi kucağına alıp hoplatıvermesinden. Durduk yerde. Apansız topaç gibi fırlayıp bir ağaca tırmanıveren kedi yavrusunu
tam uyumanın eşiğindeyken fırlayıp kahkahalarla zıplamaya başlayan bebeği
anasıyla güreşe tutuşuveren köpeciği
bütün canlıların yavrularını sıkça dürten hayattan söz edebilmek için oturduk masaya. Çoğulmuşuz hissiyle.
.
Can sevincidiyebilir miyiz? Bir canlı yavrusunun hayatta olduğu için
sadece yaşıyor olduğu için; ağaçların
hayvanların
rüzgârların
kayaların
tan vaktinin ve daha neler nelerin varlığını hissederek
bu sonsuz kalabalığın içinde olma mutluluğunun altında kalıp sevinçle çırpınarak yaşadığı o ana?
O an banainsan olmanın bütün imkânlarını anlayabilmek için sunulan bir şifre gibi geliyor. O an
ne geçmiş ne gelecek duygusuyla zedelenmiş bir an.
O anı tetikleyenhatırlanan bir mutluluğun çimdiği ya da geleceğe yönelik bir umudun kışkırtması değil. O anı yaşayanla o an arasına giren hiçbir bilgi
hiçbir zaman yok.
Bütün canlıların yavrularını sıkça yoklayan o andünyanın henüz kaygılarla açıklanmadığı döneme takılı kalıyor. Dünyanın iktidar takvimiyle lehimlenmiş zamanına teslim olduğunuzda; size artık yetişkin dendiğinde
kolay halledebileceğiniz sevinçler
tevazuyla katlanacağınız mutlulukların ötesini hayal bile etmeyin. Vakit var daha.
Emekli olmaya. Size dayatılan üretim çemberinden çıkmaya. Gelecekbir gün gelecek
diyordu bir reklam. Gelecek yalanına yazılıp hayatı bekleyin. İfrattan da tefritten de kaçının. Ayakta kalabilmeniz için gereken hazlar paketi evinizin bacasından içeri atılacaktır. Paketi yırtmadan açın.
Sevinmiş sevinmiş sevinmiş gibi yapın.
.
İnsanlıkbinlerce yıllık kurban kültürü üstünde oturuyor. Geçmişle kelepçelenmiş
gelecekle zehirlenmiş bir kültün çocuklarıyız işte. Herkesin kendini bir başkasına
bir inanca kurban ederek var edebileceğine inandığı bir hayatın imlâsından kurtulmak çok güç. Kurbanlıkla saf sevinç asla kucaklaşmıyor. Hayatı usul ve meşakkatli bir inşaat olarak tarif eden
görüntüler dünyasının mimarı iktidar erbabı
uygarlık adında bir gelecekle şimdimizi askıya alıyor. Hiçbir şeyin tam olarak içinde olmadan
seyrederek
sessizce selamlayıp munisçe vedalaşarak yaşadığımız anlar
ölüme tapan bir kültün damgaları açıkça. Ardımızda nasıl olursa olsun geçmişin leşini sürüyerek gelecek adındaki hayalete koşarken
hayat saçımızı okşamayacak. Şimdi istemek
şimdiyi istemek
kendimizi eylediğimize bütünüyle teslim edebildiğimiz parçalanmaz
koskoca bir ana çalışmak
bir ışımayla totaliter dilin boyunduruğundan kurtulmakla başlayacak hayat. Bir yalancı yarına takılı
kendini kurban edecek sunaklar arayarak geçen ömürlere hayat denmeyecek. Hayat
şimdi’nin adı olacak.
O zamanbir yaz gecesi yıldızların altında apansız bir deli çığlığıyla patlayıverecek
o saf sevinç. Can sevinci. Emanet edilmemiş bir hayatın nefesiyle şişirdiği yelkenli yepyeni ufuklara yol alacak.
Vanegeimhâlâ yanımdaymış. Omzuma dokunuyor: “Istırap
zorunlulukların yarattığı hastalıktır. Ne kadar küçük olursa olsun
saf sevincin tek bir atomu bile onu uzak tutacaktır. Büyük bir neşeyle özgün bir şenlik için çalışmak
genel bir isyana hazırlanmaktan çok farklı değildir.”
Şu an 1 kişi bu konuyu görüntülüyor. (0 üye ve 1 misafir)
Bookmarks